Follow along with the video below to see how to install our site as a web app on your home screen.
Not: This feature may not be available in some browsers.
Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Naif ve sevdalı şarkıların usta kalemi: Günay Çoban
Serpil Kaya Yazdı
Dijital kirliliğin, hızlı tüketimin, gel-geç şarkıların duygusuz ve sığ denizinde , Günay Çoban gibi kalplere derinden işleyen, hayatı ve aşkı usta kalemi ile sentezleyen bir söz yazarına, sanat adamına rastlayabilmek ne büyük bir ayrıcalık.
O'nun ismine ilk kez Harun Kolçak'ın “Teslim Oldum” albümünde rastlamıştım.
1998 yılıydı. İnsanların, doğal olarak da müziğin dijital kirliliğe, ruhsuzluğa henüz yenik düşmediği, samimiyetin ve safiyetin yaşamın her alanında bizleri sarıp sarmaladığı yılllardı.
Bir Harun Kolçak hayranı olarak piyasaya çıkan her kasetini (o yıllarda cd bile çok yaygın değildi) koşa koşa almaya gider, heyecanla kasetçalarıma kaseti yerleştirir ve şarkıların büyülü dünyasına kaptırırdım kendimi.
Kaseti dinlerken ritüelimdi; albümün şarkı sözlerinin ve albümün diğer tüm detaylarının yer aldığı kartonetini adeta hece hece okur, özümserdim.
Hiç unutmuyorum, “Teslim Oldum” albümünün B yüzünün en son parçası ''Gece'' idi. Şarkıyı ilk dinlediğimde şarkıya adeta vurulmuştum. Zaten Harun Kolçak'ın eşsiz 'Lirik Tenor' sesine oldum olası hayrandım, bu defa şarkının sözleri çok farklı etkilemişti kalbimi.
''Gece en eski isyânımdır. Gece en eski sevdâlımdır. Beni usulca koynuna alır, gece...''
Bu şarkıyı kaç gece, kaç hece koynuma aldığımı inanın hatırlamıyorum.
Kartonet elimde, bu kadar etkileyici sözleri yazan kıymetli söz yazarı kimdir acaba ? diye derin derin düşüncelere dalmıştım.
''Günay Çoban'' dı söz yazarı satırında yazan isim. Günay Çoban... Düşündüm şöyle bir.. İsmini ilk kez duyuyordum. Ama bu kadar etkileyici sözler yazan birisinin daha başka sözleri de vardır, yoksa bile mutlaka yazmalı,başka şarkıları da olmalı diye geçirdim aklımdan.
Lise ders kitaplarımın boş sayfalarına yazardım en sevdiğim şarkıların sözlerini..
O yıllarda teknoloji pek de dahil değildi hayatımıza. İnternet, Youtube, Google... Merak ettiğimiz isimleri, albümleri ve daha pek çok bilgiyi ancak yayınlanan müzik dergilerinden, gazete röportajlarından edinebiliyorduk. Diyorum ya, müzik cd'si bile o kadar yaygın değildi.
Yine '' Yaşasın'' isimli albümde değerli sanatçımız Harun Kolçak'ın sesinden '' Uslandım Anne, Derbeder Sevdalı, Yeminliyim'' isimli şarkılarını dinleme imkânına kavuşmuştuk.
Doksanlı yıllardan günümüze geldiğimizde '' Günay Çoban Şarkıları''nın rengârenk skalası gittikçe büyüyor ve bizi etkisine almaya devam ediyordu.
Sanatçımız Hazal'ın sesinden ''Kalplerde son yangınız, iki yaralıyız şimdi ayrıyız biz seninle, masum günâhsız, başka tende sürgün aşkımız.'' dillere pelesenk olmuş bir Günay Çoban şarkısıdır. 'Sürgün Aşkımız' daha sonra sanatçı Işın Karaca tarafından da seslendirilmiştir.
Funda Arar - Camdan Kalp ,Niran Ünsal - Göçebe, Aşkın Nur Yengi - Meleklerin Duası, Ayrı Gayrı Sezen Aksu - Hükümsüz , Özcan Deniz - Nasip Değilmiş Tarkan - Kayıp ... Ve hayatımıza damgasını vuran onlarca şarkı sözü, hepsi Söz Yazarı / Edebiyat Öğretmeni Günay Çoban'ın eşsiz ve usta kaleminden çıkmış birer başucu şarkısıdır.
Yıllar evvel bir kaset kartonetinde ismine rastladığım ve hep '' Acaba kendisiyle bir gün karşılaşabilir miyim? Tanışabilir miyim ?'' diye kendi kendime sorduğum kıymetli söz yazarımızı bu gün internet sayesinde daha kolay takip edebiliyor, yeni çalışmalarını, hayata dair düşünce ve duygularını daha yakından okuyup gözlemleyebiliyorum.
Bir şarkının dinleyicisini kalbinden yakalayabilmesinin en önemli ölçütü sahiciliği, samimiyeti ve naifliğidir bence.
Kendisinin de sık sık dile getirdiği, günümüz şarkı sözlerinin derinlikten uzak , yapay ve sığ hallerinin aksine, Günay Çoban şarkı sözlerinde şiirsellik, nâiflik, samimiyet ve adetâ bir duygu şelâlesi karşılıyor bizi.
Dijital kirliliğin, hızlı tüketimin , gel-geç şarkıların duygusuz ve sığ denizinde , Günay Çoban gibi kalplere derinden işleyen, hayatı ve aşkı usta kalemi ile sentezleyen bir söz yazarına, sanat adamına rastlayabilmek ne büyük bir ayrıcalık.
Maneviyata, Mevlâ'ya ve Mevlâna'ya aşık, kendi deyimi ile '' Asıl kaynak yukarıda, ben yansıtmakla görevliyim sadece'' diyecek kadar da yüce gönüllü değerli söz yazarımıza aşkla, sevgiyle yoğrulmuş şarkılı, şiirli nice yıllar diliyoruz.
Şarkılara engin bir ruh katan kaleminiz iyi ki var sevgili '' Günay Çoban''
[YOUTUBE]IYnu4-69fTA[/YOUTUBE]
Bir kavga nasılda hoyrat
Savaşırken savrulurken büyüttü hayat
Ben sensiz yapayalnızdım
Suyum oldu, aşım oldu ama aşksızdım
Bir vurgundu geçtiğim yollar
Düşe kalka yaşanır mı öğretir yıllar
Ben sensiz her şeye sustum
Koca dünya dönüyordu içinde yoktum
Sevdanı bulmak yıllar sürdü
Hoş geldin gönlüme kaderim güldü
Tut elimden beni çok sev kimseye verme
Seveceksen ömürlük sev, bir günlük sevme
İyi günde kötü günde
Sakla göğsünde
Sen bu kalbe iyi geldin
Benden hiç gitme
Tut elimden beni çok sev
Kimseye verme
Seveceksen ömürlük sev
Bir günlük sevme
İyi günde kötü günde
Sakla göğsünde
Sen bu kalbe iyi geldin
Benden hiç gitme
Bir sabahsız geceydi gönlüm
Gün misali gözlerinde güneşi gördüm
Bir dertli rüzgardım estim
Umudum sen, huzurum sen yeniden doğdum
Sevdanı bulmak yıllar sürdü
Hoş geldin gönlüme kaderim güldü
Tut elimden beni çok sev kimseye verme
Seveceksen ömürlük sev, bir günlük sevme
Her hayal kırıklığımda, her yenilgimde, birlikte yürüme umudu ile çıktığım yollardan tek başıma her dönüşümde , isyan etmeden, küsmeden, sorgulamadan “Yok bir sitemim hayatta her şey kısmet” diyebilme olgunluğuna sahip olmak istemişimdir.
Belki bu yüzden Özcan Deniz’in yorumladığı “Nasip Değilmiş” isimli şarkıyı dinlerken hayata dair tüm yanlışlara, haksızlıklara daha dirençli durabilme gücü buluyorum kendimde. Beni büyüleyen bu enfes şarkının sözlerinin kime ait olduğunu merak ettim geçenlerde. Araştırmalarım beni Günay Çoban ismine götürdü. Sezen Aksu’nun “Hükümsüz”ü, Funda Arar’ın “Geçmez Yara”sı, Işın Karaca’nın “Gece”sinin de aralarında bulunduğu, pek çok popüler şarkının sözleri Günay Çoban’ın kaleminden çıkıyor. Aynı zamanda edebiyat öğretmeni de olan başarılı isim ile ilgili öylesi şaşırtıcı detaylar ve hoş yorumlar duydum ki, sonunda merakım beni Günay Çoban ile Nişantaşı Saros Balıkçısı’nda bir araya getirdi.
Halk arasında buna şeytan tüyü deniyor
Bazı insanların tanrı vergisi bir iletişim güçleri oluyor. Halk arasında bunun açılımına şeytan tüyü deniyor ya, işte ondan var Günay da. İlk kez röportaj yaptığım muhatabıma, görüşmenin ilk dakikalarından itibaren adı ile hitap ediyorum, şaşkınım. Hiç de benim tarzıma uymayan bir yaklaşım bu! Dedim ya adam da şeytan tüyü var. Neşesi ve doğallığı da cabası…
Ağırlıklı olarak hüzünlü şarkıların sözlerinde imzasını görüyoruz Günay Çonban’ın niye diye soracak oluyorum, itiraz ediyor başarılı kalem ve gerekçesini bakın nasıl aktarıyor, “Sektörün dışında olanlar bizim yazdığımız şiirlere uygun beste yapıldığını sanıyorlar. Tabi ki böyle değil. Bana gelen müziği dinliyor ve onların üzerine söz yazıyorum. Funda Arar’ın ‘Camdan Kalp’ şarkısının sözleri bana ait. O şarkıya benden önce de söz yazanlar olmuş ama sözün ve müziğin büyüsü tutmamış. Funda Hanım, yazdığım sözlerin müziğe çok yakıştığını düşündüğü için o şarkıyı okudu. Ancak neşeli şarkılara da söz yazdığımı belirtmek isterim. Mesela Ebru Gündeş’in “İyi Şanslar”ı buna iyi bir örnek. Ancak haklısınız ağırlıklı olarak hüzünlü şarkılara söz yazıyorum. Bunu da seviyorum” Bu cümleden de anlaşılacağı üzere melankolik bir yönü var Günay Çoban’ın, “Doğrudur. Hüznü ve coşkuyu uçlarda yaşarım. Kimi zaman neşeli hayat dolu, kimi zaman içe dönük, kırılgan biriyim” diyerek destekliyor bu yargımı.
Müziğin yarattığı bir dil var
Çoban’ın yazdığı sözlerin büyük kısmında vefasız bir sevgiliye sesleniş var. Öyle dokunaklı ifadeler yer alıyor ki şarkılarda insanın aklına, ‘geçmişte yaşanan kırık bir aşk hikâyesi mi var tüm bu sözlerin gerisinde’ sorusu geliyor. Ama bu defa yanıldık, “Yaşamadığım, hissetmediğim bir şeyi de hayal gücümden yardım alarak yazabilirim” diyor Günay Çoban ve ekliyor, “Öte yandan müziğin de tetiklediği bir şey var tabi. Müziğin yarattığı gizli bir dil olduğuna inanıyorum ben o dili keşfetmek bizim görevimiz. Üniversitede Edebiyat bölümünde eğitim aldığım için, şarkıların içine şiir damıtmayı seviyorum”
Kimse o sözleri okumak istemiyor
Toplumu ilgilendiren ve kitlelerin duygu dünyalarını sarsan olayların kalemi üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu bilmek istiyorum. Ve fark ediyorum ki önemli bir noktaya dikkat çekmişiz. “Elbette toplumu etkileyen her türlü olay, durum, birey olarak beni de etkiliyor ve bu durum kalemime yansıyor. Hissettiklerimi yazıyorum yazmasına da, o sözleri okuyacak sanatçı bulamıyorum. Çünkü kimse o sözleri okumak istemiyor” şeklinde konuşan Çoban, “Bizi belli bir kalıba sokma diyorlar. Hem mesaj veren, hem düşündüren hem de eğlendiren sözler yazdım ama ne acıdır ki bu sözleri kimse okumuyor. Bu riski kim göze alır? Sezen Aksu gibi kendini kabul ettirmiş sanatçılar tabi ki! Ne yazık ki toplumsal mesajlar içeren sözleri değil aşk temalı sözleri okumak istiyor yorumcular” diyerek yanıtlıyor sorumuzu.
Hayat yolculuğunun belki de en özel durağı
Söz yazarı Günay Çoban’ın bir de öğretmen kimliği var. Edebiyat Fakültesi’nden mezun olur olmaz bu kutsal görevi üstlenebilmek için sınava giren ve Türkiye 6. olan Çoban’ın tayini Zonguldak’a çıkmış. Köy çocukları ile çalışmak onu öylesine mutlu kılmış ki 1 yıl için gittiği şehirde 3 yıl kalmış. Hayat yolculuğunun belki de en özel durağı olarak ifadelendirebileceği öğretmenlik yılları Günay Çoban’a pek çok artı katmış. Özellikle maddi olanaksızlıkları nedeniyle eğitim hayatından yoksun kalan dahi öğrencilere öğretmenlik yaptığı dönemi hiç unutamıyor. “İstanbul’da STFA Holding zeki ancak yoksul çocuklar için bir okul açtı, sınav ile giriliyordu bu okula” diyerek anlatmaya başlıyor o yılları ve devam ediyor, “Birçok öğretmenle görüşerek eğitmen kadrosunu oluşturmuşlar. Bir arkadaşıma teklif götürmüşler o da beni önerdi okul yöneticilerine. Burada geçen 8 yıllık zaman dilimi hayatımın en unutulmaz süreciydi. Orada eğitim alan öğrencilerimiz şimdi Amerika’da İngiltere’de ve Türkiye’de çok büyük kuruluşlarda yönetim kademesindeler. Bu bizler için büyük bir gurur”
O okuldan ayrılmayı hiç istemedim
“Ben hayatı onlardan öğrendim” dediği öğrencilerini anlatıyor uzun cümleler ile. Birçoğunun aileleri olmadığını ifade eden Günay Çoban, “ Kardeşliği, paylaşmayı, büyüğün de küçükten alabileceği çok şey olduğunu, mütevazı olmayı, hepimizin bir amacı olması gerektiğini onlar öğretti bana. Çok küçük yaşta kaybetmişlerdi ebeveynlerini. Size bir rol model biçiyor, sizi ağabeylerinin, babalarının yerine koyuyor, onlardan görmeyi istedikleri sevgiyi bekliyorlar sizden. Ailesi olanlar da çok yoksuldular. Hiçbir zaman iş olarak bakmadım onlarla geçirdiğim zamana. Eğer öyle değerlendirseydim çok daha cazip şartlarda sunulan işler vardı. Bu benim için bir görev, bir misyondu. O okuldan hiç ayrılmak istemedim ama 8 yılın sonunda STF’nın sahibi sayın Sezai Türkeş rahmetli oldu ve torunları bu okulu devam ettirmek istemediklerini söyleyerek okulu kapattılar. Aynı okulu 1 sene sonra Türk Eğitim Vakfı devraldı, onlar devam ediyorlar ama eski misyonu kalmadı tabi. Önceleri yoksul öğrencilere parasız eğitim veriliyordu. Okuma, barınma, beslenme her şeyi okul karşılıyordu. Türkiye’nin dört bir yanından IQ’su yüksek fakir öğrenciler eğitim alıyordu. Şimdi paralı bir okul oldu. Ben de ayrıldım ve Notre Dame De Sion’a geçtim.
Yale mezunu küçük çoban
Başarılı söz yazarı, kimi öğrencilerinin son derece dramatik hikayeleri olduğunu ifade ediyor, “Maddi olanaksızlıklar nedeniyle ilkokuldan sonra eğitim hayatını yarım bırakmak zorunda kalan bir öğrencim vardı. Ailesi olmadığı için, köyün ağası sahip çıkmıştı kendisine. Çobanlık yapıyor, ağanın sürüleri ile ilgileniyordu. Barınma ve beslenme karşılığında, yılda bir kere aldığı sembolik ücret ile hayata tutunmaya çalışıyordu. Bu okul faaliyete geçince, zekasının heba olmasını istemeyen ilkokul öğretmeni, küçük çobanı 3 yıl sonra bulup bize getirdi. Yale Üniversitesi’nde burslu olarak öğrenim gören ve oradan mezun olan küçük çobanımız şimdilerde Beyaz Saray’a danışmanlık yapıyor. Amerika’da harika bir yaşamı var. Yazları gelince arar buluşuruz, konuşuruz. Sağ olsun davet de eder ama bir türlü gidemedim yanına” diyerek bu hikayelerden birini paylaşıyor.
Bizim John Keating, öğrencilerin kalbini fethediyor
Öğrencileri hakkında konuşurken, hissettiği gururu bakışlarından ve sesinin tonundan anlamanız olası. Benim zamanımdaki işaret parmağı sürekli havada, çatık kaşlı, otoriter öğretmen profilinden o kadar uzak ki Günay Çoban, kıskanıyorum öğrencilerini. İçimden, “benim hiç sizin gibi öğretmenim olmadı, size öğretmenim diyebilir miyim” diye sorasım geliyor. “Ölü Ozanlar Derneği”nin John Keating’i vardı hani. Çizgi dışı, idealist, klasik eğitim anlayışını reddeden muhteşem kimlik. Bu benzetmem gülümsetiyor Çoban’ı “Evet öğrencilerim de sizinle aynı fikirde. Bende kendi çapımda bir Mr Keating’im ve tarzıma itiraz edenler ile de pek çok kez karşı karşıya kalmışımdır. Öğrenci kendisine sert çıkan, tehditkar bir üslupla bir şeyler öğretmeye çalışan bu model öğretmenleri sevmiyor. Az da olsa sevgisi varsa ona karşı hemen bloke ediyor. Ya da inatlaşma yolunu seçiyor. Ancak arkadaş olabilmeyi başardığınızda öğrenci sizi seviyor ve sayıyor. Fakat bu arkadaşlığında bir sınırı olmalı elbette. Bana sıkıntılarını, acılarını, sevinçlerini anlatırlardı. Hiç suiistimal etmediler. Öğretirken ben de öğreniyorum. Öğrencilerim mezun oldular ve artık kendi kanatları ile uçmayı öğrendiler. Yollarımız ayrıldı ancak buna rağmen doğum günlerimde, paylaşmak istedikleri bir şeyler olunca beni arıyor, aradan geçen zamana rağmen iletişimi canlı tutuyorlarsa, sanırım ben onlara bir şeyler öğretebilmişim” şeklinde konuşuyor.
Aynı ışıktan, aynı pınardan aktık geldik bu dünyaya
Sahip oldukları için şükretmeyi bilen, maneviyatı güçlü biri Günay Çoban, “Evet, şükür ki öyleyim! Ancak yeryüzüne de bağlıyım. İnsan ilişkilerine önem veririm. Çiçeği böceği severim. Bir yansımanın biçimi olduğumu biliyorum, hepimiz bir özden, aynı ışıktan, aynı pınardan aktık geldik bu dünyaya. Yollarımız ayrılıyorsa da, dünya telaşı, iş güç. Çok dua ederim. Sahip olduklarım için şükretmeyi hiç ihmal etmem. Hayat ile akan biriyim. İnsanları seviyorum ve herkese sunuyorum bu sevgiyi. Ege’de büyüdüm ben. Duygusal ve hayal dünyası geniş bir çocuktum. İçime dönük yaşadım, Beden dediğimiz maddi kalıbın ötesinde ruh denen özün varlığına ilişkin düşünürüm. Evet bir Günay Çoban kimliği var ama bir de onun özü var ki, zamanı gelinde bedenini toprağa bırakıp, o özünün başka bir aleme gideceğine inanırım. Bunu da ihmal etmemek gerektiğini düşünerek yaşadım hep” diyerek tespitimi onaylıyor.
Rüya aleminde yaşayan insanlar var
İnsanın kendini feth etmesi zaferlerin en büyüğüdür” der Eflatun. Görünen o ki Günay Çoban bu zaferi kazanmış bireylerden. Hepimizin bir görevi ve hayata geliş gerekçesi olduğunu ifade ederek, “Bir bedenlik rüya yaşıyoruz hepimiz. Bu rüyayı en faydalı yaşamak ve bu alemden en faydalı gitmek önemli. İyi olmak da kötü olmak da bizim seçimimiz. Çok şükür bu anlamda içim rahat. İddialı cümleler kurmak, büyük laflar etmek istemiyorum ama düşüncelerim bunlar. Hepimiz insanız, kusurlarımız, hatalarımız var, bunu törpüleyebiliyorsak bu büyük bir kazançtır. Ancak hatalarının ve eksiklerinin farkında olmayıp bir rüya aleminde yaşayan insanlar da var ki, üzücü olan da bu! Ben kendimle uğraşıyorum uzun yıllardır. Kendime dönük yaşadım, hayatı sorguladım. Yargılamadan, kabullenip sevebilmeyi öğrendim çok şükür. İnsan bir muamma, çözülebilmesi zor bir bilmece. Ancak yaratılanı severim yaratandan ötürü diyebiliyorsak, bence insanın kendi üzerine kazandığı en büyük zafer bu. Yazdığım bir şarkı insanlara kendini iyi hissettiriyorsa, bundan mutlu uluyorlarsa bu da bir görevdir bence. Eğer bu dünyaya gezmek eğlenmek için geldiğinizi düşünüyorsanız o şekilde yaşarsınız ama birilerinin hayatında olumlu bir değişiklik için geldiğinize inanıyorsanız, yaşam tarzınızı ona göre şekillendirirsiziniz. Bir ağaç dikmek de, kuruyan bir çiçeğe su verip onu yaşama döndürebilmek de bir görev bence” şeklinde konuşuyor.
Kötülüklere karşı bir kalkanım yok
Dehşet içinde dinliyorum anlattıklarını. Günümüz dünyasında iyi niyetin, olduğu gibi görünebilme başarısının, samimiyetin nasıl suiistimal edildiğini iyi bildiğim için “vah vah” diyorum başarılı söz yazarına. Yüreğinin Pollyanna kısmını yitirmemesi için de dua ediyorum. Öte yandan incinmeden, yara almadan nasıl devam ediyor hayatına merak ediyorum. Gülümsüyor Günay Çoban ve devam ediyor sözlerine, “Ne bir kalkanım var ne de bir fanus içinde yaşıyorum. Bir şey beklemiyorum insanlardan, sevgiye sevgi, saygıya saygı. Çok büyük haksızlıklar yaşanıyor hayatta, darbeler alıyorsunuz. Benim temel direğim hak. Kimseye haksızlık yapmamaya özen gösteriyorum. En hassas olduğum konu bu. Ancak ne yazık ki müzik piyasasında bile öyle büyük haksızlıklar var ki. Hepimiz yaşayarak öğreniyoruz ve öğrendiklerimiz ile yaşıyoruz”
Dizi ve yeni albümler
Çok sevdiği öğretmenlik mesleğine ara verdiğini ifade eden Çoban, “Bir süre farklı bir alana kanalize olmak istedim. Senaryo çalışmalarıma hız verdim ve söz yazarlığı ağırlık kazandı ama yeniden dönebilirim de öğretmenliğe, neden olmasın? Ancak şu anda mesleki tercihlerimde güzel gelişmeler yaşıyorum. Hanım’ın Çiftliği dizisinin yapımcı firması Gold Film ile çalışmaya başladım. Orhan Kemal’in “El Kızı” romanını ekranlara taşıyacaklar. Ege tarafında çekilecek olan bu yapımın senaryosunu yazan ekipte olacağım. Buna ek olarak Tarkan’ın, Aşkın Nur Yengi’nin ve Muazzez Ersoy’un albümleri çıkacak onların sözlerini yazıyorum” şeklinde konuşarak hayatına ilişkin güzel gelişmelerden söz ediyor.
Kargaların kalan ömrüne yazık olmasın!
Bir çok yarışmada birincilikleri olan, pek çok edebiyat dergisinde şiirleri yayınlanan Günay Çoban, hayallerinin peşinden koşma cesaretini gösterip mutlu sona ulaşanlardan. Başarının formülünü inanç, çaba ve emek olarak ifadelendiriyor. “Öğrencilerime de bunu öğütledim. Mücadele etmekten asla vazgeçmeyin. Çok istiyorsunuz, emek veriyorsunuz ama olmuyor. Burada kader faktörü devreye giriyor. Ancak bu olmayışta da bir hayır olduğuna inanırım. İsteyip yapamadığım bir şey olmadı. Bunu okuyan biri benim anlattıklarımdan dolayı kendinde bir güç hissederse bu beni mutlu kılar. Ancak olabilecek bir şey istemek lazım. Yani kendinizdeki kapasiteyi fark edip, hedefinizi ona göre belirleyin. Mesela ben şarkıcı olmak isteseydim, bakın bu imkânsız işte. O kadar kötü bir sesim var ki, şarkı söylesem kargaların kalan ömrünü yerim” şeklinde konuşan Çoban’ın cümlesi kahkahalarla bölünüyor. Benzetmesi beni epey bir süre güldürüyor.
Talih mi, talihsizlik mi?
Günay Çoban’a kendisi ile ilgili öğrendiğim ve beni şaşkına çeviren bir ayrıntıyı sormak istiyorum. Açıkçası birazda abartıldığına inandığım şu piyango talihsizliği ile ilgili ne söyleyeceğini merak ediyorum. “Ne duyduysanız doğrudur. Evet 7 sene üst üste yılbaşı ikramiyesini tek rakam ile kaçıran talihli mi dersiniz, talihsiz mi, işte o benim .Haber programlarına da çıktım. Önce çok üzüldüm. Hep teselli ikramiyesi çıktı. Büyük ikramiyenin binde birine tekabül ediyordu bu miktar. İlk 2 yıl şok yaşadım. 3 yıl deli oldum. Şaka mı bu dedim. Ama benim hep iyi bir niyetim vardı bu biletleri almakta. İkramiye bana çıksaydı o parayı yoksul çocuklar için burs, eğitim masrafı olarak kullanacaktım. Ama tüm bu gelişmelerden sonra bunun bir mesaj olduğuna inanmaya başladım” diyor başarılı söz yazarı.
Nisan 2010
Sergistanbul Dergisi
Röportaj: Sultan Sansarcı
[YOUTUBE]irJqhHlFtEk[/YOUTUBE]
İlmik, ilmik düğüm, düğüm ben hayatı zorla ördüm
Küçük bir kız sakladım hep içimde tek dostum o büyüdü benimle
Yaşadım her ne varsa alnımın yazısında
Acılar biriktirdim hep yarına dünden hatıra
Yaşadım her ne varsa alnımın yazısında
Acılar biriktirdim hep yarına dünden hatıra
Boynumu eğmem kimseye emanet bu can Allah'a
Savrulur durur biçare gönül hayatın peşinde göçebe
Boynumu eğmem kimseye emanet bu can Allah'a
Savrulur durur biçare gönül hayatın peşinde göçebe
Biz Çocukken
Ne Güzel Çiçekli Kırlardık
Biz Çocukken
Rengarenk Düş Kanatlı Kuşlardık
Bir Masalda Saklanan
Günahsız Melekler
Çok Uzakta, Kutuda
Sulan Berrak Pınardık
Biz Her Mevsim Yazdık
Hep Aşk, Hep Sevdaydık
Her Gün Döndü Dünya
Kimdik, Kim Olduk?
Biz Her Mevsim Yazdık
Hep Aşk, Hep Sevdaydık
Her Gün Döndü De Dünya
Kim, Kim, Kim Olduk?
Asla Bitmez Hayatta
Güneşli Yarınlar
Her Yürekte Yaşayan
Bir Çocuk Varsa Umut Var
Biz Her Mevsim Yazdık
Hep Aşk, Hep Sevdaydık
Her Gün Döndü Dünya
Kimdik, Kim Olduk?
Biz Her Mevsim Yazdık
Hep Aşk, Hep Sevdaydık
Her Gün Döndü De Dünya
Kim, Kim, Kim Olduk?
Bir Kırık Ayna Tuttu
Güldü Halime Zaman
Bak, Dedi
İşte Bu Senden Geriye Kalan
Bir Gölge Gördüm
Solgun Yılların Yorgun İzi
Ah, Dedim
Hayatın Elinde Bi Çare İnsan