Günah işlemeyen insan olur mu?

Konu sahibi son olarak 2797 gün önce görüldü
Rahmet deryası


Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Kurban bayramı kıymetlidir. Çok da kıymetli bir ayın içindedir. Zilhicce, af ve mağfiret ayıdır, Arefe günü daha kıymetlidir. Arafat’takilere, Arefe günü bin İhlâs suresi okuyanlara ve o gün çok istigfar edenlere, genel af var. Anadan yeni doğmuş gibi bütün günahları sıfırlanır. Cenab-ı Hak arada bir böyle af günleri ilan ediyor, kandil geceleri, bayram geceleri, cuma günleri, Arefe günü, Arefe gecesi gibi. Bütün bunların kıymetini bilmeli ve bayramı bayram gibi değerlendirmeli. Bayramda elden geldiği kadar, dua almaya çalışmalı. Sadaka, kazayı belayı önler, ama dua kaza ve kaderi de değiştirir.
Bir gün Musa aleyhisselama bir derviş der ki:
– Ya Musa, Allahü teâlâya arz et, benden razı mı değil mi?
Musa aleyhisselam arz eder, (Ya Rabbi, sana malum, dervişin sualine ne cevap vereyim?) Cenab-ı Hak, (Ne yaparsa yapsın, bu hâliyle onun gideceği yer Cehennemdir) buyurur. Dönüşte o kişi yolunu keser, fakat Musa aleyhisselam bir şey söyleyemez. Bu işin içinden nasıl çıkacağım diye düşünürken, zaman kazanmak için, (İnşallah bu sefer soracağım) der. Elbette duruma çok üzülür. Başka bir gün Tur Dağına giderken, derviş, (Aman ya Musa Nebi, unutma sualimi!) diye rica eder.
Musa aleyhisselam, çaresizlik içinde tekrar arz eder:
– Ya Rabbi dervişe bir türlü söyleyemedim. Ne şekilde söylesem uygun olur?
– Dervişe müjde ver, cennetlik oldu.
– Nasıl oldu ya Rabbi?
– Torunu ona bir sual sordu, ona öyle bir cevap verdi ki, o cevaptan dolayı ondan razı oldum ve onu affettim. O ki bana böyle hüsnüzan etti, ben de onu rahmet deryama gark ederim.
Musa aleyhisselam gelip dervişe der ki:
– Sana müjdeler olsun. Ama torununa dua et! O sana ne sordu, sen ne cevap verdin?
Onların evleri deniz kenarındaymış. Derviş der ki:
– Torunum (Dede bak ne kadar büyük deryalar var. Bundan daha büyük derya var mı?) dedi. (Tabiî var) dedim. (Cenab-ı Hakkın rahmeti var. Bu deryalar Cenab-ı Hakk’ın rahmet deryası yanında hiç kalır) dedim.
Onun için Allahü teâlâya daima hüsnüzan etmeli. Onun kullarına hüsnüzan edip de, Allahü teâlâya suizan etmek çok çirkin olur
 
Büyüklerin en çok sevinecekleri şey
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Hakiki bayram, âhirette Peygamber efendimiz, Eshab-ı kiram ve diğer büyüklerle beraber olduğumuz zaman olacaktır. Bu da, ancak onların yoluna, eserlerine sahip çıkıp, bu nimetlerin kıymetini bilmekle olur. Kıymet bilmek de, okumak ve okutmakla olur. Onların bıraktıkları emanet, kitaplarıdır, nasihatleridir.

Bunların hepsi, bir anda elden gidebilir!

Eden kendine eder. Herkes ettiğinin karşılığını bu dünyada da, âhirette de bulur. İşin başı değil, sonu muteberdir. Her şey çok güzel geçer, bir hatayla hepsi ters döner, tepetaklak olur. (Ben yokum onlar var) demek, bu işin çaresidir. Kurtulmanın çaresi budur. Buna çok dikkat etmeli. Çünkü hepimizin kurtuluşu bundan geçiyor. Bu, sen ben meselesi değildir.

Büyüklerin en çok sevinecekleri, onları en çok mutlu edecek şey, bir arada, birlik beraberlik içinde olmaktır. Cenab-ı Hakk’ın rızası da buradadır. Büyüklerin vasiyetlerinde en çok ısrarla söyledikleri şudur:
(Birlik ve beraberlikten ayrılmayın! Beraberlikte rahmet, ayrılıkta azab-ı ilahi vardır. Birbirinize karşı güler yüzlü tatlı dilli olun!)

Her işin başı, din gayretidir. Bu gayret varsa, kaya bile erir. Başarılı olmak için, her yaptığımızı Allah rızası için yapmalıyız. Birlik ve beraberlikten ayrılmayıp, yalan ve hileden sakınarak doğru olmalıyız.

Herkes pişman
Âhirete giden iyi kötü herkes, pişmanlık duyacaktır. İyiler, daha çok iyilik etmedikleri için, kötüler de, kötülük edip iyilik etmedikleri için pişman olacaklar. Dünya için kanaat olur, âhiret için kanaat olmaz. Dünya için tevekkül olur, âhiret için tevekkül olmaz. Dünyada pişmanlık nimettir, fakat âhirette pişmanlık, felakettir.

Kabirden biri çıkıp dünyaya gelse, nasıl yaşar? Elbette bir anını boş geçirmez, hep âhireti için çalışır, günah işlemez, kalb kırmaz… Peki, biz oraya gitmeyecek miyiz? Gidince başımıza neler geleceğini, nelerle karşılaşacağımızı dinimiz bildiriyor. Allah’a iman etmeyenler, Peygamber efendimizin getirdiklerine inanmayanlar, beğenmeyenler, din-i İslam’ı kabul etmeyenler, Cehennemde feryat edecek. (Yâ Rabbî, bizi tekrar dünyaya gönder, hiç günah işlemeyeceğiz, hep ibadet edeceğiz) diyecekler. Onlara, (Zaten oradan gelmediniz mi?) denilecektir. Şimdi dünyada olduğumuza göre bu fırsatı değerlendirmeliyiz. Oradaki pişmanlık fayda vermez.
 
Günah işlemeyen insan olur mu?

m.ali.demirbas@2x.jpg

M. Ali Demirbaş
<A id=contentOrta_lnkEmail href="http://www.turkiyegazetesi.com.tr/#">[email protected]




Yalnız peygamberler günahsızdır. Peygamberlerin hepsi, küçük ve büyük günahlardan ve çirkin hâllerden uzaktır, fakat onlarda da sürçmeler, yani zelle vâki olmuştur.


Sual: İbni Sebeci biri diyor ki: (Allah, sizi [Ehl-i beyti] tertemiz kılmak istiyor) âyeti, peygamberler gibi, Ehl-i beytin de günahsız yani mâsum olduğunu göstermektedir. Onlar hata işlemez.” İsmet sıfatı, yalnız peygamberlere mahsus değil midir?
CEVAP: Elbette, ismet sıfatı yani günahtan mâsum olmak sadece peygamberlere mahsustur. Ehl-i sünnet âlimlerinin hiçbiri, (Ehl-i beyt, peygamberler gibi mâsumdur) dememiştir.
Hiçbir kitaptan nakil yapmadan âyet-i kerimeyi kendi görüşüne göre tefsir etmek çok tehlikelidir. Mektubat-ı Rabbânî’deki hadis-i şerifte, (Kur'anı kendi görüşüne göre tefsir eden kâfir olur) buyuruldu. (Deylemî)
İşte bundan dolayı, peygamberler hariç, insanların en üstünü olan Hazret-i Ebu Bekir Sıddık, (Kur'an-ı kerimi kendi görüşümle tefsire kalkarsam, beni hangi yer taşır, hangi gök gölgeler?) buyurmuştur. (Şir’a)
İmam-ı Beydâvî, İmam-ı Râzî ve İmam-ı Kurtubî gibi müfessirler, Ehl-i beytin mâsum olmadıklarını, fakat Allahü teâlânın onları günahlardan temizleyeceğini bildirmişlerdir. Eğer mâsum olsalardı, (Sizi günahlardan temizleyeceğim) buyurulmazdı. Demek ki, Allahü teâlâ, onların günahlarını affediyor.
İmam-ı a'zam hazretleri buyuruyor ki: Yalnız peygamberler günahsızdır. Peygamberlerin hepsi, küçük ve büyük günahlardan ve çirkin hâllerden uzaktır, fakat onlarda da sürçmeler, yani zelle vâki olmuştur. (Fıkh-ı ekber)
Peygamberler bile ictihadda yanılabilir. Eshab-ı kiram, Peygamber efendimizin Kur’an-ı kerim dışındaki mübarek sözlerini anlamak için, (Ya Resulallah, bu vahiy mi yani Allahü teâlânın kesin emri mi, yoksa kendi ictihadınız mı?) diye sorarlardı. Peygamberler ictihadlarında hata ederlerse, Allahü teâlâ, derhal Cebrail aleyhisselamı göndererek, hataları vahiy ile düzeltilirdi. Yani peygamberlerin ictihadları hatalı kalmazdı. Mesela, Bedir Gazası’nda alınan esirlere yapılacak muamele için, Resulullah “sallallahü aleyhi ve sellem” bazı Sahabe-i kiramla birlikte bir türlü, Hazret-i Ömer ve Hazret-i Sad bin Muaz ise, başka türlü ictihad etmişti. Sonra, âyet-i kerime gelerek, Allahü teâlâ, Hazret-i Ömer ve Hazret-i Sad bin Muaz’ın ictihadının doğru olduğunu bildirdi. Peygamber efendimiz bile ictihadında hata ederken, Ehl-i beyt için (Hata etmez) demek, bunu doğru gibi savunmak, İslâmiyet'i yani Ehl-i sünneti bozmaya çalışmaktan başka bir şey değildir.

28.8.2015

javascript:;
 
Şefkat ve merhamet
Sohbet-i salihîn;
Bu dinin iki kısmı vardır. Herkes bir kısmından bahseder. Halbuki din bir bütündür; parçalanamaz, bölünemez. Bir; Allahü tealaya iman etmek, O'nun emir ve yasaklarına uymak, hürmet etmek, saygı göstermek. İki; O'nun kullarına şefkat ve merhamet etmek.
NOT;
Nerde kaldı ki günümüzün insanına elini versen mazallah kolunu kurtaramazsın. Camiler doluyor ama, sağlam, dürüst, güvenilir adamı ara ki bulasın. Lafta kimse mangalda kül bırakmıyor. Sanki peyganber torunu mübarek. Ama işe gelince; Hafîz Allah... Allah korusun... Mutlaka dürüst insan vardır ama eskilerin tabiriyle ekalli kalîl, azın da azı...
Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde
 
Geri