Güllacın Hikayesi

Konu sahibi son olarak 1269 gün önce görüldü

Hikayesi de kendisi gibi zarif insanların ellerinde şekillenen güllacın tarihi yolculuğuna dair bilgiler de yok değil. Onca hayranına rağmen çekingenliğini bir türlü üzerinden atamayan, sadece bir ay görünüp sonra ortalardan kaybolan, rengiyle, kokusuyla, tadıyla damaklarda hep izi kalan güllacın uzun yıllar öncesine dayanan hikayesi;

Ozsut_-Klasik-G%C3%BClla%C3%A7.jpg


Öyle denir ki güllaç bundan yaklaşık 600 yıl önce Osmanlı zamanında yaşayan insanların mısır nişastasını saklama çabasıyla ortaya çıkmıştır ilk. Çuvallarla alınan nişasta bozulmasın, böceklenmesin, rutubetten zarar görmesin diye nasıl saklanacağı düşünülürken akıllara biraz un ve suyla karıştırıp yufka şekli vererek saklamak gelir. Bu sayede nişastanın uçuşup dağılmayacağı ve daha geç bozulacağı düşünülür.

İlk güllaç yaprakları böylece hazırlanır ve evlerde muhafaza edilmeye başlanır. Nişasta kullanılması gerektiğinde de bu sert yapraklardan arzuya göre koparılır, elde ufalanarak toz nişasta gibi kullanılırmış. Ancak gün olmuş, bu nişasta yapraklarını ıslatmak gelmiş akıllara. Burada da devreye hemen süt girmiş elbette. Sütü de gül suyu izleyivermiş ve artık yapraklar sadece nişastayı korumak amaçlı yapılan bir tasarruf malzemesi olmaktan çıkıp sofralara baş tacı olmaya başlamış. Ceviz ve nar gibi malzemelerle zenginleşmesi saray mutfağına girdikten sonra gerçekleşmiş.

İçindeki gül suyundan dolayı " güllü aş" konmuş adı, o da tıpkı "sütlü aş"ın sütlaç olması gibi güllaç olarak anılır olmuş zamanla.

Üzerinden çok zaman geçmeden, 1400'lü yılların sonunda da Kastamonulu Ali Usta sayesinde saray mutfağı tanımış onu. Saraylıların Kastamonu gezisi sırasında elinde kalan son nişasta yufkalarını sütle ıslatıp ikram eden Ali usta, güllacın büyülü güzelliği sayesinde kendini bir anda sarayın mutfağında buluvermiş, sarayın tatlıcıbaşı olmuş hatta.

Eskiden bugüne kadar güllaç yapraklarının bir tarafından bakınca diğer tarafını görebileceğimiz kadar incesi, pamuk gibi beyazı makbul. Tatlının yapımında ise has gül suyu kullanılması önemli. Süt ve şeker oranının da tatlıyı çok sulu ya da kupkuru yapmaması gerekiyor. İçine ya da üzerine eklenenlerse damak zevkine göre değişiyor.

Yani anlayacağınız on bir ay bekleyip kavuştuğumuz bu ramazan tatlısı, az malzemeyle yapılan bir yemeğin daha çok ustalık gerektirdiğinin lezzetli bir kanıtı.
 
Tek sevemeyen benim sanırım. Sevmediğimden mi nereye gitsem güllaç ikram ettiler. Bana uzak olsun da kime yakın oluyorsa olabilir. :p
 
Bende çok aramam ya güllacı yemesemde olur :benmi:
 
ben de sevmem. gül suyu koymasak da yapsak tadı nasıl olur acaba? muhakkak bir adı vardır dediğimin, merak ettim şimdi.
 
Geri