-Griz

Konu sahibi son olarak 160 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
-moe-

varsa bir şey eğer, ellerimle anlamlandıracağım
dikerim onu yeryüzüne
benden bir iz kalsın isterim.
günahkarım veya günahların tamamı benim
ya da günahım ben.
dillerindeki yeminlerde yaşarım
yalanlarında hayat bulurum
özüm sözüm bir, herkes tanır beni
veya bir çağ’ım.
ellerimle ölümü beslerim
başka başka yaşamlara açılan o kapı olmak için
başka insanlara yeni hayatlar verebilmek için
aşağılık bir çağ’ın sonrasında, yepyeni bir çağ için
öldürürüm tüm engelleri
kuklaları, tabuları, putları..
yıkar geçerim, hiddetim öfkeden beslenir
ruhum kan, ellerim pâk.
sıra aşka gelir de, bana doğrulur hançer
kör kesilir
etim deşilir
ama ölmem! ölemem.
yine de uzanırım o bıçağın sırtında
bana vakit yetmez
bana el verilmez
bana, bu çağ’da benden başka hiçbir şey iyi gelmez.
 
-zaman daralıyor, nefes yetmiyor.

zamanın büyüsüne kapılanlara inat, içimde kendime doğru cımbızla çektiğim bir yanım var. onların büyülü hayatlarının çok uzağında, bir sandalın içinde yaşasam bile hâlâ inandığım değerler var.
öfkeler, kinler, katliamlar, söylemler, işlevini yitiren betimlemeler..
her şeyin, bir şekilde bilinen ama fark edilmeyen, adı isterse sonsuzluk olsun ister başlangıç, oraya doğru çıktığına inanıyorum.
dün, gördüklerimin tamamını bugünü yaşayarak unutamam. dünü kendimle götürürüm bugün yaşanacak olan her şeye ve yarına, bir gün sonrasına hazırım diyecek kadar yaşanmışlık, ustalık barındırırım içimde.
yetmez, yetmeyecek bunun bilincinde olmak bile farkındalığın en büyük göstergesi değil mi?
hâlâ kaybolmadığının, başkalaşmamışlığın, hiç olmayışının.
yine de sesi çıkmıyor umudun. birkaç lakayit söze sığınabilir belki, ne kadar açıklayıcı olacağını bilemem belki de bunca zahmete boşuna katlanıyoruz.
belki de, bitkisel hayata bağlı yaşadığımızı fark etmiş ama o makineden kurtulacak iradeye sahip değilmişiz gibi.
çaresizlik, yalnızlık, unutulmuşluk.
tüm kavramlar, açılımları yapılmadan daha iyi olamaz mıydı? sadece bir karşılığı olsaydı ve insanın ellerinde kirlenmemiş olsaydı.
bize, ellerimize, tüm kararların cinayet izlerini bırakmak hiçbir şey kazandırmadı aslında.
sadece azaldık, azaltıldık.
bilerek iğne batırıyorlar poşetlere her birimizi hayata bağlayan o suyu akıtıyorlar yere.
amaçları çabuk ölmemiz değil, onlara hizmet ederek ölmemiz, acı değil mi? çok acı..
acının da ötesinde, insanın kendi iç dünyasında anlamdırmakta güçlük çektiği her şeyin sonucu tek bir kapıya çıkıyor: çaresizlik.
ölümün de, yaşamın da bir hak olduğunu düşünmekten ziyade, bir yapının taşlarından ibaret ya da daha yükseğe çıkmak isteyenler için basamaktan öte olmadığımıza inanıyorum.
kendi iç dünyamda, bunca karanlığın ortasında, şifasız bir hastalık gibi her gün dirhem dirhem azalmaya tahammül edemiyorum ama biz az’ız, az olanlar iyi bilir ki; güçlüler hep kazanır.
ne olacağız? ne olmalıyız? ne olabiliriz?
artık bütün soruların cevapsız bırakılmasına tahammül etmekten bıkmadık mı?
gerçek şu ki:
insanı makineye bağlı olmak korkutmaz.
insanı ölüm korkutmaz.
insanı korkutan tek şey umudunun çalınması, kırılması, çatlatılması..
son kavşağımız bu bizim, geriye dönmek, daha ağır kazaları önlemek için son frene asılma şansı.
önümüz kaza değil hayır
önümüz ölüm değil hayır
önümüz kabullenmek.
bizim duamızla ayakta kalanların putlarını kırmak için son fırsat.
ya onlara benzeyeceğiz
ya da onlardan kurtulacağız.
beni sorarsanız;
bir fare gibi tutsak olduğum kapanda, ağzımdaki peynrküflense bile hâlâ umudumu koruyorum. ama ilk kez bir şey itiraf etmeliyim ki; çok acıtıyor.
 
-köşesiz sokak.

iki elin var, ikisi de dolu.
bir kalbin var, geçmişten yaralı.
bir geleceğin var, içinde kaygıların.
bir nefesin kaldı, onlar için harcayacağın.

-

iki elim var, ikisi de boş.
bir kalbim var, ağır kanamalı.
bir geleceğim yok, içinde kendimi bulabildiğim.
bir nefesim daha kalmadı, senin için harcayacağım.
-ölüyorum.
yaşıyorsun-
 
-paranoyak.

-

bu oyunu oynamak istiyor musun gerçekten? haydi ama çocuk değilsin. akıllı olabilirsin ama zayıfsın. insanı ele geçiren şeylerin başında hisleri gelir.
hiç tanışmadığımızı kim söyledi? gece uyumadan önce tekrar ettiğini biliyorum, o hengamenin içinde kaybolduğunu da. hatta yeri geldi çığlık bile atmak istedin ama engel oldular.
bu hayattaki temel önceliklerin onlar. sen, kendin için bile birinci sırada değilsin. aldığın nefesin, attığın adımın, verdiğin kararların tamamı onlara endeksli. bu kadar sıkışmak yorucu değil mi? yeni bir şeylerin kazanımlarını bile bilmiyorsun zaten ilgilendiğin şey de bu değil. amaç dışarı çıkabilmek, kabuğunu kırabilmek için kendine inanç aşılamak.
ama yol bu değil işte, diyorum sana.
biz şairler beş para etmeyiz, aksini iddia edenler ruhunu satmış kişilerdir. şimdi yaza yaza sonunu getirebileceğimiz bir hikaye var mı?
soru düzeltildi: bizden bir hikaye çıkar mı?
aldanma. o güzel sözlerin, sabah uyandığında üzerinde hiçbir etkisi olmayacak.
İki dudağını ısırman, hafiften ağlaman, kendinden nefret etmene engel olmayacak.
bunu yapma.
yaşadım diyemem ama biliyorum. o minimini kalbinin kırılmasını isteyecek kadar aptal olamazsın. üstelik, bunu benim elimle yaparak, kendimden nefret etmeme sebep olmak istediğini düşünmüyorum.
o kağıtlar senin
yaz
o şiirler senin
haykır
o duygular senin
sakla.
duygular savaş alanı değildir.
ve sen kazanamayacak kadar zayıfsın.
oynama.

-mola*
 
-bağış.

o sözleri kaç kişiye satıyorsun?
kaç yalan içiyorsun durmaksızın?
kaç takvim yırtıyorsun eskittiklerin için?
kaç gülü dalından koparıp, dikenlerini pazarlıyorsun
yüzsüz çingene.
 
-inci gözlü yangınım.

-

hissederim..
hiç yanıltmaz içimi kemiren, kafamı tartaklayan düşünceler
bir yansımadır bu benim için.
duvarın iki yanını aydınlatan
tek bir çıkış noktası olmasına rağmen
iki farklı renk veren ışık gibi.
anlıyor musun bu karmaşık yapıyı?
gidiyor, geliyorum
depremlere eşlik ediyorum
sellere uğruyorum
düşüyor, çalkalanıyor, kanıyorum.
yönümü değil
yüzsüzlüğümü dönüyorum sana.
kurtulamıyorum.
sanki kendi şeytanım olmuş
ve yine kendi ellerimle cehenneme atmışım gibi -kendimi-
yine orada
yine geliyorsun
yine kaçamıyorum ateşin içindeki yüzünden**
—————
ellerin - onları tutuyor
gözlerin - onları süzüyor
sözlerin - onları söylüyor
kalbin - onları besliyor
içinde fazla ‘sen’ biriktirmişsin ey sevgili.
bütün bu senler, sana benzeyenler
sanki beni mutsuz etmek için bir araya gelen yapılar gibisiniz.
yaşatmıyorsunuz aranızda’aa.
yörüngeme girme daha fazla.
bozacağım bir pusula daha kalmadı bu sis’in ortasında.
bir kırmızı ışık daha kalmadı ihlal için.
bir nefes’ daha kalmadı -alınca yaşayacağım verince öleceğim-
belki de adını dilek ağacına asmak yerine, kendimi asmış olsaydım oyunu kazanabilirdim.
önemi yok değil mi?
tüm bu sözler gibi, yan yana yazılan bizler gibi.
bu gece ve çalan şarkı gibi.
tüm bu gibi’lerin hiç önemi yok aslında.
biliyorum bu gece;
ağzım çok çirkin.
hayır dudaklarım değil, ağzım.
ağzımdan çıkan sözler, evet.
elveda.

*saçmaladığım yerde ilham bitmişti (gülüyor…)
 
kavuşması gereken gözler var.

-

bu hayatın bize borçlu olduğu tek şey; seninle yaşanması gereken bir hikaye. ister başlangıçta ister sonsuzlukta..
 
Son düzenleme:
-kazı çalışması.

zor olmuyor mu öyle uzaktan uzağa?
iki gözünün canını çıkarmaktan bıkmadın mı?
ya aklının?
kalbinin ellerinde oyuncak olması utandırmıyor mu?
üşüyorum artık.
ne bekliyorsun, tanışsana benimle.

——————-

Aslında bunu üzerine bir şeyler yazmak istiyordum ama o kadar güzel ki bozmak istemedim.
utanıyorum şu aralar yazarken, aklım kötü ağzım leş..

-
"Biraz gençliğim kaldı canım, tanrı beni senin göğsünde idam ediyor, ne yazık; bir cesetle nasıl yaşayacaksın? Bir gençliğim kaldı canım, bir de kar taneleri, çok üşüyorum canım ama sen yanıyorsun"
 
koskocaman giriş:

-aslında doğrudan söylemek zorluyor insanı. konunun bir önemi yok, ben konuşunca kelimeler aşk sayılıyor zaten, bozmayacağım şu an çünkü çok yorgunum.
sakalımı düzgün kestim mi bilmiyorum, o aynaya bakmak içimden gelmedi şimdilik.
saçlarım gözümü kapatıyor, hoş. sanki güneşi engelleyen kanatlarım var ama başımda.
şeytan boynuzu değil elbette.
boş ver a canım.
içimi açmak için ne özenli kelimeler kullanacağımı bilmiyorum.
neden dudaklarımı iğneliyorsun?
konuşacağım işte.
isteksiz bir şiir gibi her şey
sanki insan vücuduna istila eden bakteriler gibi
ya cerrahi müdahale olacak ya da..
biliyorsun işte.
ellerin neşterin tutmaz, zaten seni kan tutar beni de kirpiklerin.
önümüzde uçurum var
önümüzde son var
aşağısı sırtlan sürüsü
aşağısı ölüm kalıntıları.
elimi tut özgürlük buysa diyorsun da
tenini kesmiş rüzgâr, sen kanadığını bile bilmiyorsun a canım.


-


leyla seni dün ışıksız bir sokakta gördüm özlemişim güzel bakan çehreni -güzel insansın vesselam- seni gördüm, bir cebinde elin, diğerinde sigaran seni gördüm. boşluğa bakıyordun boşluğa yürüyordun sağlam, güzel adımlarla boşluğa koşuyordun hep yaptığın gibi. seni gördüm, omuzunda yağmur omuzunda eski bir yağmurluk omuzunda dünya, ve dünyada güzel olan ne vardıysa omuzunda -güzel insansın vesselam-. leyla tutturmuşuz bir güzel insan olmaktır sen, güzel insanlığınla ışıksız bir sokakta ben, bütün insanlığımla peşinde tutturmuşuz bir güzel insan olmaktır, gidemiyor. ne hayrını gördün bugüne dek? a güzel kızım omuzunda eski bir yağmurluk var ayağında evin olmayan toprak yüzünde solmamış bir tebessüm umudu hala çıra gibi yanan bir meczup a leyla a güzel kızım sen kendine ne yaptın? hangi sokakta bıraktın sana verdiğim atkıyı boynuna hangi rüzgarı aldın sen beni hangi bozuk bahçeden çağırdın leyla bu ne yaman iştir! burası hangi güzel ülke olmalıdır leyla? tutturmuşuz bir güzel insan olmaktır bu nasıl güzel insan olmaktır leyla sen, bütün gaddarlığınla asfaltsız bir yolda ben, bütün acziyetimle peşinde tutturmuşuz bir insan olmaktır, gidemiyor bu diyarda asfalt olmalı leyla bu diyarda toprak olmalı bu diyarda, senin omuzunda adım adım dolaşan bir bulut olmalı bu diyarda, senin omuzunda olmalı omuzunda yağmur omuzunda yoksul bir yağmurluk umudu hala çıra gibi yanan bir meczup. leyla korkuyorum boşluğa bakıyordun boşluğa yürüyordun yarım, umutsuz adımlarla / boşluğa yürüyordun a güzel kızım a benim çıra gibi yanan meczubum sen beni hangi bozuk bahçeden çağırdın? bu ne yaman iştir bu nasıl bir yağmurdur leyla çek şunları üstümden al şunları üstümden atkımı tak dolu bir çukurda buldum umudu çıra gibi sönen bir meczubum beni bırak takıntılarım var git buradan leyla, git! kalbini kıracağım dedim omuzların düşecek yağmurun düşecek dedim yağmurluğun düşecek umudum çıra gibi sönüyor
leyla seni dün ışıksız bir sokakta gördüm özlemişim güzel bakan çehreni -güzel insansın vesselam- seni gördüm, bir cebinde elin, diğerinde sigaran seni gördüm. boşluğa bakıyordun boşluğa yürüyordun sağlam, güzel adımlarla boşluğa koşuyordun hep yaptığın gibi. seni gördüm, omuzunda yağmur omuzunda eski bir yağmurluk omuzunda dünya, ve dünyada güzel olan ne vardıysa omuzunda -güzel insansın vesselam-. leyla tutturmuşuz bir güzel insan olmaktır sen, güzel insanlığınla ışıksız bir sokakta ben, bütün insanlığımla peşinde tutturmuşuz bir güzel insan olmaktır, gidemiyor. ne hayrını gördün bugüne dek? a güzel kızım omuzunda eski bir yağmurluk var ayağında evin olmayan toprak yüzünde solmamış bir tebessüm umudu hala çıra gibi yanan bir meczup a leyla a güzel kızım sen kendine ne yaptın? hangi sokakta bıraktın sana verdiğim atkıyı boynuna hangi rüzgarı aldın sen beni hangi bozuk bahçeden çağırdın leyla bu ne yaman iştir! burası hangi güzel ülke olmalıdır leyla? tutturmuşuz bir güzel insan olmaktır bu nasıl güzel insan olmaktır leyla sen, bütün gaddarlığınla asfaltsız bir yolda ben, bütün acziyetimle peşinde tutturmuşuz bir insan olmaktır, gidemiyor bu diyarda asfalt olmalı leyla bu diyarda toprak olmalı bu diyarda, senin omuzunda adım adım dolaşan bir bulut olmalı bu diyarda, senin omuzunda olmalı omuzunda yağmur omuzunda yoksul bir yağmurluk umudu hala çıra gibi yanan bir meczup. leyla korkuyorum boşluğa bakıyordun boşluğa yürüyordun yarım, umutsuz adımlarla / boşluğa yürüyordun a güzel kızım a benim çıra gibi yanan meczubum sen beni hangi bozuk bahçeden çağırdın? bu ne yaman iştir bu nasıl bir yağmurdur leyla çek şunları üstümden al şunları üstümden atkımı tak dolu bir çukurda buldum umudu çıra gibi sönen bir meczubum beni bırak takıntılarım var git buradan leyla, git! kalbini kıracağım dedim omuzların düşecek yağmurun düşecek dedim yağmurluğun düşecek umudum çıra gibi sönüyor
leyla
a leyla
a güzel kızım
sen kendine ne yaptın
a leyla
a güzel kızım
sen kendine ne yaptın?

-mola.
 
-degetlof.

neden bu kadar basitsiniz?
basitsiniz
bu kadar neden?
bu kadar
basitsiniz neden?
neden
bu
kadar
basitsiniz.
 
-yazmayı bıraktı.

onca yıl dedim, değmez.
vazgeç dedim, bırak dedim.
bitti canım bitti
öptüm, yarınlarını.
 
ne badireler atlatmışız, nelere göğüs germişiz, nasıl bu kadar delirmişiz, neler olmuş neler.
ve bu günlüğün hali ne? şunu kapatıp yenisini açmalıyız.
bir de kendi açtığımız konu başlığını değiştirmemek saçma bir şey, bak mesaj değil BAŞLIK.
 
“ne zor zamanlar geçirdik; şimdi her şey biraz daha kötü reyonlarda kararsız kaldığı için yoksul olduğunu anladığımız henüz büyük hileler yapmayı bilmeyenlerin biraz daha çekingen kalmasına çabalıyorum çabalıyorum ki insanlarla anlaşmak alçaklıktır sözlerime fazlasıyla düşman kazanmayayım çünkü düşmanlarımız artık bizi öldürmek yerine sadece yaralıyor sağ bırakan bir yara, aşktan sayılmazken üstelik”

Bülent Parlak

- konunun aşkla ilgisi yok. lakin kabalığım tutmadı.
 
bazen dans ederken ağlamak gerekir.
gözyaşı ciddi olmasa da olur.
dans hareketli olmasa da olur
alışılmışın dışını seviyorum.
kavalyem?
az önce düştü, gülmesem de olur.
bilmeseniz de olur.
 
beni görmeyişlerin
beni göremeyişlerin.
ve dilimi kurutan şarkıyı tek başıma dinliyor olmam.
 
böyle bakmayı deneyeceğim bir de, ne değişecekse artık.

6EA1DFA3-4A4D-475B-8E55-001FB752A783.jpeg
 
bunun molası yok zaten. bekledikçe gelinmez, zaman geçmez ve karanlık; sessizliğin kanayan tarafıdır.
9D55E3BF-C2E1-401F-A156-55BE3E77E246.jpeg
 
gitmeler pahalı, dönmeler yüzsüz
çarklar devam eder
dayanamayanlar yargılanır.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri