-Griz

Konu sahibi son olarak 160 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
-dün.

sanki..
yeryüzüne inşa edilmiş mutsuz bir yapıyım.
aşkla, nefretle, bir başınalıkla ayakta kalmaya çalışan..
 
- bugün sarışınım.

uzak kalamamak diye bir şey
şuramda, dokun
acırsa anlatırım.
acıtma.
belki güler geçeriz
biz; paylaşırız mutluluğu
acırsa benim, yekim.
yapma——————
uyanmak istemiyorum bir daha sana.
vedaların hasını bıraktım koynuna
nasıl diyordun “asilce”
falanca filanca..
literatürde s*kilmedik kelime kalmadı sayende.
yapma——————
dokunma daha fazla
ellerin yıldırıcı bir coğrafya
haykırıyorum ama
tutunamıyorum artık..
 
-hurrrr.

ah kıyamam..
dilersen giydireyim seni, ciddi imgelerin altına.
yine senin anlayacağın şehvetli ve pişmanlık dolu bir gecenin ardında
babası belli olmayan piçin yazgısından.
kısa ve kindar bir versiyon hafızamdan.
anlatırsın eşine dostuna.
kabarırsın kokarca sürtüğü gibi,
dökersin adımı dilden dile..
hatta dayanamazlar, gelir sorarlar bana.
bağışlarım adını, çocuk yanımla.
boynuma altın madalyon takarsın kansızlığınla.
ah ne drama.
gel de ağlama(!)
eh soğuk oralar
başkent değil de taşkent..
yüzler aymaz, yağa düşse kızarmaz.
kalpler küf yutar.
nefesler buhara döner
sana eriyeceğin
delireceğin kirli——
bin kasık gerek.
-
on yıl önce gibi
çingene yüzün dolaşıyor odamda
kimseler yok
her şeyi tükettim
herkesi yedim.
artık koşamam yaşlı bir keçiyim
ot-lansam deliririm
kuyu görsem inerim.
bir damla atıklı suya
canını verir balıklar
hafıza, cehaletten mesuliyet kabul etmez!
güzellik, kahpe bedeni giyince çıkmaz!
dert etme bunları
yeni kurumuş ağdalı dudaklardan akıtıyorum sana.
kalbimin girişindeki levha nasa’dan kalma
burada çürük kalpler için su bulunmaz.
bu bir dikiş atma töreni değil
yüzde bir ihtimal bile olsa,
et ete kaynamaz!
hüzün eşittir yalnızlık oluyor buralarda
ağır işkencelerin uğradığı
b’elalı bir İstanbul gününden aktarıyorum bunları
aramızdan geçmeyenler ithafen
içimizden kalanlar için.
kimselere söyleme.
en iyisi kendine de söyleme.
tüm bunlar benim.
sahiplenen olursa,
hiddetimden derim!
 
-1an.

bana söyleyecek bir şeyin kaldı mı? hâlâ temiz bir yalnızlığa sahip olduğunu mu söylüyorsun?
yapma.
buralar çok karışık, gel diyemem. gel demem için bir sebep yok, tıpkı bu sözlerin yan yana gelmesi kadar amaçsız, saçma bir döngüde olduğumu hissediyorum.
ama yapamıyorum, ama olamıyorum demek için bile çok geç değil mi?
neyden bahsetmem gerektiğini bilmiyorum, sıkılacağım çünkü..
söz konusu kendim olduğunda lekeli, dibine kadar çamura batmış hissedeceğim, her zaman böyle olmaz mıydı zaten?
bu boşluk hissi, hangi kelimelerin birleşmesi sonucu açıklanabilir, bir anlama kavuşabilir ki?
hiç bilmiyorum inan.
bilmesem de olur artık galiba.
yine de o kadar karamsar olduğumu düşünme. gırtlağım yırtılana kadar şarkı söylemeyi seviyorum hâlâ.
bir de parmak uçlarımı sigarayla yakmayı.
acının olmadığı bir yere ait olamıyorum, büsbütün dünyadan soyutlanmış hissediyorum kendim-i.
yanmaktan ürken odunum ben. gövdem toprak ile bütün olduğunda bile, sımsıkı sarılmamıştım kendime.
hatırlıyorum, faşist bir çizmesi vardı elinde üzerini öfkesiyle keskinleştidiği baltasıyla, ne için olduğunu bilmediğim halde, yaşamdan koparılışıma şahit olmuştum.
şimdi ise, tinerin bir başka gezegenin bana bahşettiği, büsbütün mükafat olduğunu düşündüğüm yağmur edasında pakladığını görüyorum beni.
huzur belki de bu.
bu kötü kokuya ve korkuya rağmen.
birazdan yine o bilinmez el, kendi içinde gizlediği tüm öfkesini iki parmağının arasına taşıyacak ve beni, son kez acının demine ulaştıracak.
bu bir yangın.
bu bir kaygı.
bu bir aldatmaca..
belki de susmak gerek tüm bunlara. hayatın olağan akışına uygun şekilde, kendin özüne ulaşması için yanması gerek insanın.
sana tüm olanlardan bahsetmeyeceğim. eksi sıfırın altındaki derinliğe indim demeyeceğim. sana hiçbir şey söylemeyeceğim, kimseyi suçlamayacak kadar; artniyetsizim şu an.
kimsenin peşinde değilim, kimsenin peşimde olmasını da istemiyorum.
her on yıl, biriyle ölümün soğuk duşunun altına girmek istemiyorum.
bir sır gibi saklayacağım her şeyi. kendime bile anlatmayacağım, misafir edeceğim bu magmanın tam ortasında yanmasına izin vermeden.
şimdi sessizce gitmeliyim.
önümüzdeki levhalar yavaşlamamızı söylüyor, bariyerlere tosladıktan sürücü koltuğunda kimin oturduğunun ne önemi var?
 
köprüler bela olur şu altından geçen suyun hoyratlığında.
aşağısı uçurum, aşağısı ölüm derdim
eğer balıklar hayat bulmazsa.
 
-yarıda bırakılmış.

çok fazla yazmak istiyorum aslında, son birkaç gündür özellikle. şuna inanıyorum ki, hiçbir söz, sözün ulaşılması gereken yere gitmeyecek ve hiçbir anlam taşımayacak. bu zahmete girmeyelim dedim kendimce.
-olmaz.
eklendi.
olmaz çünkü sevgi, saygı, değer gibi kavramların içini, kendi boş yaşantılarından bir yansımaymış gibi önüme serilmesine tahammül edemiyorum.
hissettiremediğiniz, göstermediğiniz, anlatmadığınız hiçbir şeyin varlığına kendinizi inandırmayın.
kendi iç dünyanızda yarattığınız hayalleri, bir başkasına altın tepside sunarak mutluluk verdiğinizi düşünmeyin.
yanılgı çünkü.
saçma çünkü.
ben bu filmi biliyorum, daha öncede izledim, her anı ezberledim.
başa dönüp, tekrar aynı yerden aynı doğum sancılarını çekmeye gerek var mı?
zamana yazık.
bize kazık.
 
önce;


-iç.

-

yara-bere içinde bir geçmiş
yara-bandı tutmayı unutmuş bugün.
dul kalan yarınlarınla selamlıyor beni
çocukluğum…
 
-tan.

varlığı korkunç
kaçıp kurtaramazsın kendini
n…’ler gibi yıllar önce
tüm dünyayı istila etmek istercesine
tutukluyorlar gece yarısı
sabahı gaz odaları seansı
birler, ikiler, yüzler, binler..
bu gece yok, gelmeyecek
ama tasasını bıraktı ardına.
üzülecek, şafak sökene kadar
sonrasına giyecek ölü bebeğin bedenini
bir yanı saf
diğer yanı biçimsiz.
inzivaya çekilecek akşama dek.
akrep yelkovanın kuyruğunda
kaçmaması için yalvarıp duracak.
o zaman gelmemeli, o saat doğruyu
göstermemeli
bir kez olsun, yaşamalıyım demeli.
Allah tanrılarınızın belasının versin
O’na şans ver Kronos.
cehennemde yakarım seni yoksa.
-
aç gözlerini
aldatılıyorsun yine
affetme bu kez o adiyi
alma şefkatinin kollarına
bırak
kızgın yağlı urganına.
almazlar seni aralarına
fazla iyi kaçıyorsun dudaklarına
loş ışıkların altındaki günahına
düşmez meleğin elleri
kırılır, incinir kanatları.
almazlar seni aralarına
onlarla yaşaman için ölmen gerek
bunu bir kez olsun anla!
 
eski mektupları yakıyorum
kapağına sinen ellerinin kokusundan, cümlelerin tiksinç gevezeliğinden
kaçabilmek için.
-yetmeeez.
yine de yaşıyorum demeyi lüks kılıyor.
mükafat.-
 
-pasaj.

“Bir insan ne kadar bilge olursa olsun," dedi, "gençliğinin bir döneminde, mutlaka, hatırlamaktan hoşlanmadığı, yok olmasını isteyeceği sözler söylemiş, hatta bir yaşam tarzı benimsemiştir. Ama bundan ötürü kesinlikle pişmanlık duymamalıdır; çünkü (bilgeliğin mümkün olduğu ölçüde) bilgeliğe ulaştığından emin olabilmesi için, bu son safhadan önceki bütün gülünç veya iğrenç aşamalardan geçmiş olması gerekir. Ortaokul çağından itibaren öğretmenlerinden zihin soyluluğunu, manevi zarafeti öğrenen bazı gençler var, seçkin kimselerin çocukları ve torunları var, biliyorum. Onların, belki hayatlarından kesip atacakları hiçbir şey yoktur; her söylediklerini yayınlayabilir, altına imza atabilirler; ne var ki bunlar yoksul zihinlerdir, liberal muhafazakârların güçsüz torunlarıdırlar, bilgelikleri olumsuz ve kısırdır. Bilgelik dışarıdan alınmaz; onu, bizim adımıza kimsenin katedemeyeceği bir mesafeyi aştıktan sonra, kendimiz bulmak zorundayızdır; çünkü bilgelik, olaylara, dünyaya bir bakış açısıdır. Hayran olduğunuz hayatlar, soylu bulduğunuz tavırlar, ailenin babası veya öğretmen tarafından tanzim edilmemiştir; çok farklı başlangıçları olmuştur; etraflarında hüküm süren kötülük ve bayağılıktan etkilenmişlerdir. Bir mücadeleyi ve zaferi temsil ederler. Gençlik dönemindeki bir halimizin suretinin tanınmaz olmasını, ne olursa olsun, hoşa gitmemesini anlıyorum. Bununla birlikte, inkâr edilmemesi gerekir; çünkü gerçekten yaşadığımıza, hayatın ve zihnin yasalarına uygun şekilde, hayatın, eğer ressamsak atölye hayatının ve sanatçı çevrelerinin sıradan unsurlarından, onları aşan bir şey çıkardığımıza dair bir kanıttır.”
 
bu yüzden ulaşmıyor o sözler, o adreslere.
ve değmiyor; o gözler, o sözlere..

-

“bizi çok sevdiklerini iddia eden, ama bizim için en ufak bir zahmete katlanamayan insanların, sözümona bize odaklanmış olan zihinleri, kendilerine emanet ettiğimiz, geleceğimizi belirleyecek mektubu postalamayı unutacak kadar dalgın olan insanların duyarlılığı benim hoşuma gitmiyor."

Mahpus - Marcel Proust
 
çünkü insan boş bir kalıba batırılıp, ‘hiç’ şeklini almıştır.

-

“Falanca budalaymış, filanca aşağılıkmış, bilmem kim hırsızmış, bilmem kim gülünçmüş. Bu düpedüz insanları arkasından vurmak. Bütün bunlar söylenirken birbirlerine sanki bakışlarıyla, "Hele sen de bir dışarı çık, senin hakkında da neler söyleyeceğiz, görürsün!.." diyorlar. Mademki böyle, niçin buluşuyorlar? Bir temiz gülüş yok, candan bir sevgi yok. İsim için, şöhret için birbirlerine gidiyorlar. Böbürlene böbürlene, "Falanca bana geldi; filancayı gördüm..." diyorlar. Ne biçim hayat bu? İstemem, eksik olsun. Benim oradan alacağım bir şey yok.

- Oblomov - İvan Gonçarov
 
evet tanıdık, tanıştık, tanışıyoruz.

-

O akşam odasına döndüğünde aynaya bakıp, kimsin sen Martin Eden diye sordu kendine. Kimsin sen? Nesin? Nereye aitsin? İşin aslı, sen Lizzie Connolly gibi kızlara aitsin. Çalışanlar ordusuna, tüm o aşağı, kaba, çirkin pis muhitlere aitsin.İşte bayatlamış sebzeler. Patatesler çürüyor. Onları kokla lanet olası, kokla onları. Ama sen kalkmış kitap okumaya ,güzel müzik dinlemeye, güzel resimlerden hoşlanmayı öğrenmeye, kibar İngilizce konuşmaya, senin gibilerin hiçbirinin aklına gelmeyen şeyler düşünmeye, sığırlardan ve Lizzie Connolly’lerden kendini koparmaya ve senden bir milyon kilometre uzakta duran, yıldızlarda yaşayan solgun ruhlu bir kızı sevmeye cüret ediyorsun! Kimsin sen? Nesin sen? Lanet olsun sana!

Martin Eden - Jack London
 
LA.

karanlık sızdırıyor insanın içindeki yalnızlığı.
İnan bana.
birini öldürmüş gibiyim -bu gece-
içimden birini.
bu kan, ellerimden tüm giysilerime kadar uzanan
ve ne kadar yıkanırsa yıkansın, paçalarımdan damlamaya devam eden.
beşeri kanunlarında suç sayılmayan,
soğukkanlılıkla işlenen bir cinayet.
aranızdan ayrılıyor şimdi bedenim.
kötü olanlarınızın tamamına yeni bir hayat bahşederek.
bu onur benim.
galiba bu konuda bayağı iyiyim.
 
-iki tanık.

-

kucaklıyorum ölüm meleğini
hiç acıtmadığını söylemeliyim.
tabii siz iyi bilirsiniz bunu
acıyı değil hayır, öldürmeyi.
burası soğuk, size sıcak diyenler yalan söylemiş.
ben üşüyorum
ama güneşi de görüyorum.
uzanıyor ellerim
dokunuyorum
yanıyorum
erimiyorum.
içimdeki sisi dağıtmaya yetmiyor
umudum var hâlâ.
aşağıda bulutlar var diyebiliyorum
yağmur yağacak, şemsiye en olmadık anda takılacak
eğer aşağılanma değil ise
her damlada;
iliklerime kadar ıslanacağım
bu benim gerçeğim.
kalacağım.
günler, getirdiklerini alıp giderken
en biçimsiz yanımla kalacağım.
bir başına, aylak akbabalar gibi
bulduğum ilk leşe konacağım
keş değilim.
yine de kurtçuklara dolanacağım.
sindirimim demiri eritir
bana bir mükafattır bu.
ben böyleyim.
inkarı boylar kaderden kaçarım
kederimi uyutur, kedersizliğimle övünürüm.
gümüşüm, en saf olanından.
kalıplar evim.
ön yargılar dilim.
ölüm eşiğim.
hayat beşiğim.
herkese ve her şeye tek başıma yeterim.
 
-mümkünse içinde tut havayı.

-

düşmüşsün bu yerküreye
zamanın kendisinden habersiz
takvimler dökülmüş saçlarından
yine de dün veya bugün
rakamlarla aram iyi değil bilemem, ilgisizim tüm bunlara.
detayların içine saklanan sen-i aramak istemiyorum.
yorucu ve yıpratıcı bir zahmet
üşengeçim bu konuda
ölüm olsa’n neyse de..
bir şekilde bulurdum bilirsin.
türümüz çoğalıyor biz ise yalnız
kadere inanmayan biri için
“Allah mutlu bir ömür versin” diyecek kadar safız.
iyi niyetimizden yüz bulacak kadar aptalız.
bağışla ilgisi yok bunların seninle.
işte dediğim gibi doğmuşsun, benim sana taktığım ad ile.
farkında olmadan okumuşlar kulağına
oysa ana rahminden belliydi yazgında.
-ki kötülük büsbütün ben olmama rağmen
ilişmediğim tek dudak seninki olsa gerek
büyük bir haz
tıpkı emeğin karşılığını aldıktan sonraki gururlu kükreyiş gibi.
ama burası savana değil, kral aramıyoruz.
biraz övünme yeterli gelir bilirsin.
habersizsin tüm bunlardan -ne değişirdi ki aksi olsa?-
bilinmezlik..
tabiatın en çekici yanı
içine girmekten korktuğun fakat bir ayağını -bilerek veya bilmeyerek- daldırdığın sığ su.
ya da sığ gibi görülen..
sonra?
aşağıda ne olduğunu bilmiyorum.
dibine inmeden ne kadar derin olduğunu bilemem.
eksi sıfırın altındayım daha da derine inemem
-bunları da diyemem.
bilmiyorum.
ne suyu, ne de orada olup olmadığını
bizler aptalız
bizler aşağılığız
bizler çıplağız
bizler aşığız.
bu biz iki kişilik.
tümüyle bana ait olanlar
seninle ilgisi yok, kelime olsan şiir’de fahişe doğurursun.
bize rağmen
ayaklarım kapıda
gitmeler sancılı olur bilirim
fakat kalmalar da kaygıya sevk ediyor beni.
işte
her kucakta inleyen
her dudakta kemirilen
her kulakta deliren
her nefeste eksilen
her aşkta yitirilen
mirasımsın tüm dünyaya.
iyi ki doğdun.
 
Son düzenleme:
-davulların kırdığı siyah taşlar.

-

dünya bir buz kütlesi olsa ve bi’ anda kırılıp lanetini üzerimize yağdırsa
ve biz seninle;
ilk kez kendi içimizdeki sevişgenliği yüzümüzdeki korku ve endişenin ardına bıraksak
ve yine altında kaldığımız bu kütlenin ağırlığını hissetmesek
ve yine
o taşlar, sopalar üzerimize fırlatılsa
fahişeler gibi teşhir edilsek
utanmazlığımız kalmamış gibi gülüp geçebilsek.
-sevgilim;
dul kalan yanına sesleniyorum.
üzerimizdeki ağırlığı ölçmeyi bırak
karanlığı deliyor ellerimdeki cinnet sözleri
kifayetsiz kıyametler gürlüyor içimde
ölümü saklıyorum bakışımda.
gözlerinden başka dirileceği-m yer yok.
çıplaklığı saklıyorum yak’ışında.
teninden başka giyebileceğim bir elbise yok.
ve yine;
bilemiyorum bu kadar ve yine’ eklemeye gerek var mıydı?
 
-neşter dudağına sarılır.

-

bedenin aranızda gezinmesini hayatta olmaya yoruyorsunuz.
nefesin yaşam kaynağı olduğu saplantısına kapılıyorsunuz .
suskunluğu saflıktan,
hoyratlığı acıdan,
bağnazlığı kurallardan,
utangaçlığı çocukluktan,
asiliği çaresizlikten,
şiirleri yalnızlıktan..
şarkıların nakaratı olmadan dinlenmeyeceği gerçeğini kim değiştirebilir?
ya şiirlerin, acıyla yoğrulmuş hamur olmadığını kim söyleyebilir?
anlamıyorsunuz.
herkes birbirini öldürüyor ve kalanlar, ölenlerin dul yanlarına sahip oluyor.
yine o kalanlar kendi aralarında bir ölüm kalım savaşında ve hiç kimse
anlamak istemiyor
bu döngüyü inşa eden ahmağın hiç mi suçu yok?
bu kuyuya itilenlerin günahı ne?
beşeri kanunlarınızda yeni bir dünya yarattınız.
hepiniz tanrılar gibi geziyorsunuz.
yiyorsunuz, içiyorsunuz, işgal ediyorsunuz, sömürüyorsunuz, kol kola geziyorsunuz, öldürüyor, ölmüyorsunuz!
-
iki mezarlık var onlar;
çiçeklerle süslenmeyecekler
hatırlanmayacak, mutlu anılmayacaklar.
kim olduklarını hatırlamak bile güç gelecek, unutmak sizin, geçmek zamanın en iyi yaptığı şey olacak.
anlıyor musunuz?
bedenin gömülmesi için bir mezar yeter de, siz, içimdekini asla bilemediniz.
dokundunuz, kirlettiniz.
içip, küfür ettiniz.
sevip, s*ktiniz.
bu yüzden beni çiçeklerle süslemeyin..
onları hayatta tutacak bir su bulamayacaksınız.
bir ağaca tecavüz eden kurtçuklar gibi içimizi kemirip, kuruttunuz.
bu işte iyisiniz, biliyorsunuz.
 
-d-üşüyor muyuz?

-

ben o tarihi atardım
üst üste üç gün uğramasaydın eğer
yüzün eskisi gibi değil-idi ama dudaklarına mıh gibi yapışmıştım.
güneş suçlu sayılabilir bu kez
o vakitsiz öten alarm’da.
uyanmamak için her şeyimi feda edebilirdim
eğer kendimden başka bir şey kalmışsa..
bilemiyorum, kimdi-n?
aynanın kırılması gerekli miydi?
yorganın kaçması?
yastığın patlaması?
kıyafetlerin neredeydi senin?
böyle de güzeldin ama.
burası cennet değil melek; yuvana dön!
korkuyorum ama biçimsiz.
anlamlandırmakta güçlük çekiyor, şarapnel parçalarını cımbızla alıyorum tenimden.
kan olduğuna bakma bu bir rüya
biliyorum, hâlâ uyuyorum sen-de burada değilsin.
hiçbir şey olmamış gibi ama kesinlikle bir şey olmuşa benziyor.
heyecanımı mazur gör ama korkun tavan.
titrediğimiz ilk sahne değil bu yine de utanç duyuyorum.
tamam dedim sonra tamam kabul.
her şey tersine dönmüş gibi bir karamsarlık
ışıkların yerine karanlık
bakışların yerine alev
aradığın o huzur yetişmez sözlerimin içinde.
senin için nasılsa öyle olmaz benden.
uyandığımda gitmiş olacaksın.
tüm bunlar eski bir cümlenin açıklamasına maruz kalacak
bütün yaşanmışlık
bütün varoluş
bütün yakınlık
“eski de kaldı” diyecek kadar eskimiş olacak.
bu ilk değil muhtemelen son hiç değil.
yine de içimi rahatlatmak için iki söz söylemeliyim.
lütfen!
yanlış adreslerin onur konuğu olup, daha sonra ikinci el eşya muamelesi görme!
içinde bir yerlerde acıyacağıma eminim.
başka bir kasıkta erisen bile; o pişmanlıkta seni bulunacağıma eminim.
bunun hesabını sorarım, yemin ederim!
-gelme, uygun değil bu gece gözlerim
sabahlayamaz, ağlarız birlikte
 
-010

cesedim yürür bu hiçlikte
kim bilir adım yazılır bir kimlikte
içimde bir ben, bir sen, bir de birikenler
geçmişin dramatik filminden bir ahenk
güz dönemine denk gelen bu hicran
hiç okunmamış senaryo
“kestik!” diye bitirilen sessizlik
bak bu yazgı benim
olmamış yanımızın içine edeyim
halbüki
ne dudaklar kemirdik karanlıkta
ne karanfiller bıraktım ardında.
ve kaçamadığım onca yüzsüz şiir.
ölmüş olamazsın diyecek kadar gerçeksin şu an.
karşımda, dokunsam kaybolacaksın
buradasın yine de
bir mezar;
ve içinde sen
ve içimde sen
içimde bir mezar
üzerimde karanfiller
altında yatan sen
içinde ölen ben
ben de yaşayamayan sen
sen de kendini unutan ben.
bir gün
iki gün
üç gün
40 gün
7 ay
7 yıl
12 yıl
zaman, aceleci bir fahişeydi
üzerini giyip gitmekte epeyce hünerliydi
ağır geliyor işte.
adamlık felan lafta
çocuklar gibi ağlıyorum ardından.
içimi deşmek istiyorum
içimi leş etmek istiyorum
içimden seni atmak istiyorum
içimden hiçbir şey geçmesin istiyorum
içimi yanına gömsünler istiyorum
içimden gelen hiçbir şeyi yapamıyorum.
bu da benim kusurum.
sadece senin bildiğin
ve benim bir daha kimseye vermeyeceğim sırrım.

-şarkı sona.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri