-Griz

Konu sahibi son olarak 160 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
-n*


soyunmanın aşka ve sanata düştüğü bu yerkürede
elbette seni kendime boyamam mümkün değil.
bu haksızlık ve aşağılık çağın hangi yanına tükürsem
bilhassa; hangi yanına çığlık bassam
ağzımı kapatacak herhangi bir el yok.
ve yalnızım
gecenin bu saatinde gebe bir kadının sancısını taşıyorum içimde.
sen böyle süslü sözler sevmezsin de, ağzım hoş.
ağzım çok hoş!
yüzgeçlerimi deniz kenarında unutmuş olmalıyım ki,
bu çırpınışlarımı yüzeydekilerin fark etmesine epey vakit var
bilirim, düşmem gerek
taaa ayak uçlarına hiç yüzüm yokmuşcasına..
ama vuramam..
ama vuramam..
kaskatı, gözlerimin önünde boğuldum.
bir daha karaya vuramam.
bir daha sana vurulamam.
 
-y*

dedim ya;
ölümle aşk arasında bir bağlaç gibisin.
hangisini tutsam, kaskatı kalıyorum.
 
-h*

ama ben,
geçmiş yılların ağırlığını;
bu yeni yıla mutluluk dileyecek kadar unutamıyorum.
ne bu yeni yılı
ne de sizin her şeyin düzeleceğini ima eden sözlerinizi
hiç hoş karşılamıyorum.
 
-y*

doğru küçük hanım ben kimim ki?
bu hayal dünyasında aşk pazarlayan bir piçten başka..
ama dur, dur.
-pardon-
evet beni sevmek zorunda değilsin.
ama beni seveceksin.
 
-t*


hiçbir zaman ilk tercihiniz olmadım.
asla o ağlanan ilk omuz değildim.
muhtemelen rehberinizde isimsiz biriydim.
her şey olabilirdim bu hiçbir şeyin içinde.
belki de;
hayatınızda gereksizce yer kaplayan bir eşyayla eşdeğerdim.
hayır, yargılamıyorum ama merak ediyorum;
beni neden sevmediniz?
 
-bir not daha bırakıp gidebilirim.

Kafka’nın mektuplarını okurken, insanların günlük yaşamlarından kesitler sunması, bu kesitlerin bir şekilde karşılık bulması ve sonrasında da konu konuyu açar misali; bir yığın hastalık, böcekler, hava durumu vs. diye uzayan listeye dönüşmesi hatta bir yandan aşkın, sevginin, yalnızlığın girdabından söz edilmemesi veya en sona saklanması beni bayağı şaşırtmıştı. Aslında, özünde herkesin bir şeylerden bahsetmeye, bir şekilde hayatının olağan akışındaki akustikten, yalnızlığın aslında öldürücü olmayışından söz etmek istiyor olmasından yahut gerçekten de sadece anlaşılmak ve konuşmaktan başka isteği yoktu.
Evet, teknolojinin hayatın ta kendisi olan bu çağda elbette mektup yazmaktan söz etmiyorum -aslında isterdim- ama bu bayağılığımız içimize o kadar sinmiş ki, o kadar benliğimizi kaybetmişiz ki, herhangi bir mektubun elimize geçmesi bile şaşırtıcı gelebilir, bunu da anlayışla karşılayabilirim. Sadece şunun biraz daha farkına varmış gibi hissettim. Evet, gerçekten de tüm derdimiz anlaşılmak veya anlaşılmanın da ötesinde dinleyen belki de ara sıra söylediklerimize başını sallayacak birinin olması.
Tabii ki Kafka değilim.
Tabii ki Milena değilsin.
Ama inan ben sana mektup yazardım.
Hem de o adrese hiç ulaşılamayacağını bile bile, yazardım.
Çağdışı kalmışlığımla, yazardım.
 
-seni ekiyorum, seni biçiyorum.

-

Bugün uzun zaman sonra seni gördüğümde, aslında konuşmayı başlatan ilk kişinin benim olmam gerektiğini düşündüm. Kendimi bir anlığına sanki geçmiş hiç yaşanmamış ve ben tüm kırgınlıklarımı, sensiz yapamayacağımı -yahut yapıyor gibi görüneceğimi- unutmuş oldum. Aslında, gerçekten de unutmak isteğim anılarım var bize dair.
Biliyor musun..
bir aptallık ya da çocukluk -senin gibi bir kadın en iyi tanımı yapar elbet- yaparak, “sarılalım mı?” demeyi çok isterdim. Evet galiba yine çocukluk ediyorum, hayır bu bir aptallık değil; bunu düşünceme sığdırdığım ama ağır gelen bu hazzı, tutkuyu veya bütün olarak sana dokunmayı -belki fiziksel olarak düşünebilirsin ama asla değil- içimden, kalbimin derinliklerinden geçirirken zaten yapmıştım.
Evet, duygularım masum bir çocuk.
Ama tutkularım ve pişmanlıklarım hırçın bir yanardağ..
Şimdi bu satırların yan yana yazılmasınının belki benim için, sana dair olduğundan ötürü veya öfke nöbetlerime denk geldiği için bir mahsuru yok.. ama öteki aynadan baktığım zaman gerçekten herhangi bir satırı bile hak ettiğini düşünmüyorum.
Evet, bunları yazmamalıydım. Ama kabul ettiğim gerçekler arasında “kendimce yanılabilirim” var.
Seni her gördüğümde, bizzat-i kaçtıktan sonra kaderin ince çizgisi mi yoksa, bir şekilde birbirimize ait olduğumuzu göstermek istemesi mi bilemiyorum -senin veremediğin gayret- doğrudan, belki de tüm hata ve suçları üzerime alarak evet evet, inanılmaz; karşı koyamadığım bir hazla (doğru olan kelime bu değildi) tekrar uyuyan hücrelerimin uyandığını hissediyorum.
Ama biliyor musun, kader bile olsa oyunlardan hoşlanmam ve artık hoşlanmadığım şeyleri yapmayacak kadar büyüdüm. (Sahi hâlâ senin için küçük müyüm?)

Biliyor musun..
Bu satırları yazarken, olması gerekenden daha yalın, daha zarif ve gösterişsiz olduklarını fark ettim. Eğer gerçekten de böyleyse ya ben artık büyüdüm ya da bu omuzlarımdaki yüklerin altında küçüldükçe küçüldüm her iki durumda da yazdıklarımın ve bundan sonra yazacaklarımın eğer bir imkan olur da eline geçerse bilmeni isterim ki seni suçlayıcı bir dil yahut üslupta konuşmuyorum aksine, beni büyüttüğün için sana minnettarım.
Bazı kadınların seni büyütmesi için göğüsüne tutunmana gerek yok, ben; beni kişiliksiz yanınla büyüttüğün, olmayan kadınlığına giydirdiğin o muhteşem karakterin için minnettarım.
Evet, bizim toprakların mizacı geniş ve serttir. Ama bir erkeğin milli olmasını sadece bir kadınla yatmasına indirgemek doğrusu epeyce saçma geliyor bana.. Ama ben sana, beni verdiğin acı hatta veremediğin sevgiyle milli ettiğin için teşekkür ederim.
Aslında, seni terk etmeyi istemek sana gelmeyi, seni istemekten daha kolaydı.

Biliyor musun..
Bazı radikal kararları etrafımdaki insanların gözüne sokarak, onların aslında erişilmez olmadıklarını, gerektiğinde aniden vazgeçebileceğimi göstermek için doğrudan canlarını acıtarak alırım. Bu tutumum, beni vahşi bir hayvan gibi gösterse de inan, sana karşı olan duygularımın sanki gece birlikte yattığın o hayat kadınının sabah uyandığında “dün gece çok mutluydum” demesine benziyor.
Yani yalan söylüyorum.
Başından beri.
Neden bilmiyorum ama kalbimin içinde sürekli seni düşünerek ve bu düşünceleri dizginleyerek beni yakan bir magma olduğunu hissediyorum.
Yanıyorum, yanıyorum, yanıyorum…
Tüm bu yangın bile sana olan kırgınlığımı, öfkemi unutturmaya yetmiyor. Düşünsene tüm zamanımı, sadece beklentisiz olarak sana adamış ve karşında sanki ikinci el olarak pazarlanan bir eşyaya dönüşmüştüm, yani hiç kimsenin işine yaramayan ama bir şekilde etiketi, fiyatı olan.
Anlamakta güçlük çektiğim bir husus daha var ki; bunu seninle konuşmayı isterdim. Eğer etrafındaki kalabalık müsade etseydi, belki de yolda geçerken bile çarpışabilirdik ama o kadar yoğun ve o kadar insanla dolusun ki, benim çıplaklığımı örtecek yanın var mı veya kaldı mı hiç bilmiyorum. Üst üste içtiğim sigaraların, boğazımı tahriş etmesinden ziyade, adının düğümlenmesi öksürtüyor beni, bakma.
Geçecek, birazdan, çok yakında…
Mizacıma baktığında çok sert, kuralcı belki de çizgileri çok net bir insan olarak görüyordun değil mi? (Bunları çok önceden, yüzüne karşı söylemeliydim)
Aslında sana güldüğümde yahut herhangi bir sözüne karşılık verdiğimde içimde karşı koyamadığım heyecan, kafesine sığmayan kuşlar, rotasını şaşırmış gemiler, raydan çıkmış trenler geçiyordu.. Senin için, her ne olmamam gerekiyorsa tam olarak o şey olmak için kendimde ve ellerimde olmadan sanki bile isteye, sanki buna ihtiyacım varmış gibi sanki yaralı bir hayvandım ve tüm yaralarımı ellerinle dikmen -s*kmen daha uygun- gerekiyormuş gibi..
İnsan, değişmek istediği zaman, değişmemek için direnir aslında zamana yayar ve bunu kendi içinde unutmaya başlar en azından öyle kabullenir. Benim noksan, köhneleşmiş ve küf tutmuş hayatımın üzerindeki tüm bu açılımı zor ama basit kelimelerin üzerinden silkelenmesi için gerçekten de ağzından çıkacak herhangi bir söze ihtiyacım varmış -hâlâ kırmızı mı dudakların?- ve tüm ömrümü bu sözü duymak için ertelemişim gibi.
Evet, o aralar benim duymak istediğim sözlerin kaç adamın kulağını deldiğini yahut kaç kasıkta inlediğini bilmiyordum. Aslında şimdi de bilmek istemiyorum. Ama insan bilmediği şeyleri içine dert olunca yazmakta geri kalmaz, bu benim derdim değil elbette, fahişeler de yalan söyleyebilir hatta gerçekten seven birine denk geldikleri zaman onları anlık olarak -yatmak dışında- kulağına süslü sözler söyleyebilir yalnızlıktan veya hayatındaki diğer kadından görmediği heyecanı tatmak isteyen adamları kandırabilir.
Hangi yönüyle olursa olsun, sana saygı duyduğumu bilmeni istiyorum.
Biriyle yatarken de..
Bana yalan söylerken de..
Aslında biliyor musun, beni sevmiştin. Ama sevgini hissetmek ruhumu okşamak yerine öyle tarifsiz bir sıkıntı yaratıyordu ki, kendimi ya sana olan sevgimden ya da aklımdan şüphe ederken buluyordum.
Şimdi ise, bir şeyi çok iyi biliyorum.
Aşkta şüpheye yer yok, olmamalı da..
Ama saatin bu kadar geç olması, hâlâ boğazımdaki tahrişin devam etmesi ve kanaması son olarak ta benim sana olan sözlerimin bir şekilde beni üzmeye başlaması üzerine bu bölümü bitiriyorum. Belki bir gün yazmak istersem lütfen, seninle karşılaşmış, özlediğimi hissetmiş veya o an ki duygularımın bana, hücrelerime, duygularıma tecavüz etmediği bir anda olsun, lütfen..
Aklıma imkansız, uzak, dipsiz kuyuya hapsolan bir aşk hikayesi olarak gel ve lütfen, bir daha karşılaşırsak eğer; seni tekrar sevmeye başlarsam -şu anda sevdiğim gibi- lütfen bana izin verme…

Not: Yazım yanlışı olduysa eğer -ki olmuştur o denli boğucu geldi ki yazmak, en baştan okuyup düzeltmek inanılmaz güçsüz kılacaktı beni.. belki de korktum, eğer düzelteceğim yerlerde canının fazla acıdığını düşünürsem, kesinlikle o kelimeyi söküp atacaktım ama yapmak istemedim.
Neden düzeltmek istiyorum ki?
Neden dikkat ediyorum ki?
Neden senin canın acımasın istiyorum ki?
Kimsin ki?
Böyle kalsın, böyle giy.

-ilk bölüm-
 
Son düzenleme:
-n*


sevdiğinizi söylediğiniz her şeyi hapsediyorsunuz.
balıkları akvaryuma,
kuşları kafese.
korkarım, birazdan birbirinizi de sevdiğinizi söyleyeceksiniz.
buna tahammül edemem.
 
-n*

bu gidilmesi mümkün değil denilen tüm yolların, aslında gidilmesinin mümkün olduğunu sadece biraz deli cesareti gerektirdiğini biliyorum.
ama yolların uzunluğu veya çetrefilli olmasından ziyade, kendime olan güvensizliğim daha yolun başında vazgeçmeye itiyor beni.
şayet, başarırsam ve o yolun sonuna varmış olursam o zaman korkmaya başlarım.
beni öldüren şeyin karşıma çıkacağını değil de kendini gizleyip, en olmadık anda beni sobeleyeceğinden korkuyorum.
bu korku, belirsizlik korkusu, bir amaca hizmet etse bile insanın aklı ve kalbi arasında kalmasına sebep oluyor.
eğer yolun sonunda, ölmüyorsam bir sorun olmayacaktır ama öldüğümü düşündüğüm bir senaryoda karşılaştığım şey-ler-e karşı hiç güçlü olamayacağım.
cesaretimin bu dünya ve içindekilere karşı olması mutlu edici.
yine bu cesaretin tünelin sonundaki ışıktan sürekli nefes nefese kaçması de yine bu dünyadaki esaretim olsa gerek.
yine de biliyorum.
bir güç; elleri ayakları olsun olmasın, beni oraya, o tünele gönderecek ve yaşamam gereken ne varsa, ertelemek için uğraştığım hatta kendisini sürekli düşündüğüm için kendimi, bana düşman eden o şey ile karşılaşacağım.
cesaretim, benimle gelip arkamda duracak ise eğer, herhangi bir zorluk karşısında bükülmediği gibi yine dimdik duracaksa eğer ben bu savaşı kazanabilirim.
ertelemeli bile olsa, kazanırım.
bir doz korku ve belirsizlik olsa bile, kazanarım.
kazanacağım.
 
-ç*

gözlerin çok güzel
ve
bir şey var bakışlarında..
bir mana bir derya.
ama lütfen
karanlığımı bakışlarınla aydınlatmaya kalkma.
katlanamam..
 
-ç*

boş ver..
sen dünyanın en güzel şiirisin.
onların ağızları bozuk..
 
-p*


ben dünyanızdan değilim.
herhangi bir yere ait olamayacak kadar bağnazım.
herhangi bir şeyiniz olamayacak kadar yabancıyım.
herhangi bir şey olamayacak kadar ıssızım.
hiçbir şey olamayacak kadar her şeyim.
 
-kad*n.

biliyorsun.
adını dudaklarımda taşıyan bir hamalım..
akvaryumum tenin
çırpınıyor yüzgeçlerim;
varmak adına -sana-
harlıyorum seni içimde.
ateşle, kendimle.
çıplağım ama giyinik karşılıyorum seni.
çocuksul, yalın.
büyüt beni, göğüslerin kopmadan.
arındır beni, günahına soyunmadan.
 
-d*

yalnızlığın yoğurduğu hamurum.
hiçbir kalbin şeklini alamam..
 
-kesik nefes.

vatanı savunur gibi savunuyorlar yanlışlarını. yandaş veya candaş; adı menfaatine göre şekillleniyor bu topraklarda. kahpeliğin en ucuzu burada, yok pahasına.. seç, tepe tepe kullan. bu yangında, tarafsızlık namussuzluktur amenna.. ama namussuzluğu savunanlar yine bildiğimiz o namussuzlar, olmadı böyle. yenilik; acıya katlanabildiğin kadar yeni ve senindir, sonrası? onlar gibi.. tıpkı yaptıkları söğüşlemenin sadece partisel olarak değişmesi gibi.
isimler ayrı, kafalar ayrı, milletin anasını ağlatmak aynı..
boş ver, derdimiz iki-üç fatura şu aralar. uyan, konuş, çaresizlik hisset, uyu ya da çalış, dal..
uyan, durmadan tekrarla.
değişen bir şey yok buralarda, olmaz da. umudunu, kendini kaybetmeyi göze alarak büyüten insanlar mı belirleyecek kaderimizi? öyle olacak sanırım. bu işte bir yanlışlık var ama yanlışlık buraya kadar getirilmemiz değil mi? kandırmışlar bizi.. 3 yanlış 1 doğruyu götürür diyerek.. kanmışız.. hiç doğrumuz yokmuş meğer.
herkes patronun elini maaşı yatınca öper, gecikince söylenir. para, güç, farklı olma, bağımsız olma (söylemde) hepsi birer uydurmaca.. birer kılıf. para tanrısıdır onların, tapınaktır rakamlar, bu kadar basittir.
gel bi’ kahve içelim, bu geçmez ne üzülmekle ne konuşmakla.
hatırlarsın, 12’sindeydik. gider gibi yapıp, bir telefonla kalmıştık.
severim bu memleketi benim çünkü.. vilayet vilayet gezmesem de bilir, sahiplenirim. ama bu kadar arsızla dolacağını bilseydim o telefona dönmezdim, giderdim kalmaların canı cehenneme der; dibine kadar giderdim.
boş ver, yazık değil hem kimim ki? kimse olmasam daha iyi. mühim insanlar, büyük dertlere sahip olurlar. bizler ise dilimize pelesenk olmuş kaypak sözlerin delikanlılığını yaparız, işte bu kadarız.
onlar inanıyorlar, belki haklılar üzen çoğalırsa düzen değişir bunu bilirim. ama bu düzen bir başka düzensizlikle düzelmez! yok bir dinleyenim.
aldım mikrofonu, horozluğuma veryansın eder halde ötüyorum.
o acılar-z benim
o çaresizlik-z benim
o yalnızlık-z benim
o sessizlik-z benim
o bıçak benim
alın doğrayın beni..
 
-uyumsuz.

bir yanardağ olur göğe yükselir ölüm
irisin, son kez olsun büyütsün beni bu dev aynada
uzanmak; sonsuzluğun törpülenmiş tırnakları arasında sana.
dokun ve kutsasın ellerin.
şimdi seninim.
asıyorum kendimi
göz kapaklarının raks ettiği kirpiklerin-de
çaresizlik bu, yalınım, çıplağım.
kapatma gözlerini;
baktığın kadar varım.
 
-sentez.

geliyor eve yine gece yarısı. aldattı onu, daha öncekiler gibi sayısız kez.. hak etmediğine eminim ama lafı bana düşmez. uçkuruna düşkün, onurundan uzak, kendini yokuş aşağı sallamaya mahkum. soru çöküyor kafaya, önceki onca cevapsız sorular gibi..
-nereye kadar?
ölmeliydi, yaşamaya hakkı olmadığına eminim ama avcısı kim olmalıydı? aldatılan mı? yalan söyledikleri mi? koynuna girdiği onurlu olup yapabilir miydi? ya ben, hazmetmekten, küçülmekten vazgeçtim katil olabilir miydim?
bilmiyorum. yaşamaya, nefes almaya hakkı olmadığı halde ve bu hakkı kendim vermediğime göre onu öldüremezdim. belki de cesaretsizliğimin alıkoymasına razı ve nihayetinde korkaklığım..
yaşamak, sonsuza dek kusursuz şekilde yaşamak.. ciğerlerin patlayana dek nefes almaya devam etmek.. tüm bunları yaparken, dünyadaki en şanslı insan olduğunu düşünmek. acınası, küçüldükçe küçülen, ihmalkarlığın, yetinmeyi bilmemenin vücut bulmuş haliyle sürekli rast gelmek vahim bir durum.
kimse ölmeyebilir, kimse ölmemeli de.. lakin, ahlak bu denli dibe vuruyorsa, gözünü kapatmakta ortak olmaktır.
şimdi biri ölmeli, biri kendi ipini çekmeli ya da bir başkası o ipi onun boynuna dolamalı.
bir cesaret ha gayret!
yaşama tutunan ellere
bu kez öldürmek için
bir inanç ha gayret!
 
-g*

geldi, durdu.
bakındı, arandı.
aramakla kalmadı, yakındı.
hiçbir şey bulamadı.
kalamadı..
çekti gitti.
giden düşündüğün şey değil
sadece zaman..
 
-nefes kadar.

yaşandı bir şey
yaşanmamışların kalbinde neşter
yaşanacakların boğazında ilmik.
yaşandı işte.
gözlerinin ay’dan daha kederli olduğu bu gecede
yaşanmaması gereken ne varsa
yaşandı…
 
-siyah.

o bakışlar tekrar saydamlaşır
kör olur gelin daha üzerini değişmeden
“ne işim var bu cehennemde?”
diye söylenir
ama çok geç.
artık onları ölüm kutsar
namluyu tutacak faşizan bir el
soğuk kanlılıkla çekilmiş tetik
onu gördün mü?
henüz öldü.
az önce
bebek gibiydi biliyor musun?
ama ben öldürmedim.
kim öldürdüyse öldürdü
ben katil değilim.
ama gördüm (sakın kimselere söyleme)
papatya uzatmıştı katile
aldı, “ayağımın altında açar bu nasılsa” dedi ve
çiğnedi..
sanki o güzel kızın yüreğini eziyordu
şevkle, hırçınlıkla..
o öldü, papatya’yı kimse almadı, unuttular
görmezden geldiler belki de.
ama açacak, büyüyecek tekrar
ölen kadınlar gibi tekrar can bulacak
ben inanıyorum buna
eğer inanmasam ölürüm değil mi?
o papatya gibi
bir katilin ayağının altında..
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri