-Griz

Konu sahibi son olarak 160 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Önceden de oldu yüce anlarım.
Bir kez geceleyin parkta yürürken,
yağmur altında, güzün.
Bir kez çöl ortasında, yıldızlar altında,
ekseni üzerinde dönen
yeryuvarına döndüğüm gün.
Kimileyın düşünürken,
sadece düşünüp tartarken olan biteni.
Ama hep yalnız.
Kendi başıma.
Bu kez yalnız değildim.
Yüce dağ başında bir arkadaş vardı
yanımda.
Natalie.
Birşey yok “hiçbirşey“ yok bundan üstün.
Ömrümce görmezsem de bir daha,
eh diyebilirim yine de,
Bir kez orada bulundum.

Dahası da var elbet, ama bu konuda
anlatmak istediklerimin hepsi bu kadar
sanırım. “Dahası“ dediğim, bundan
sonra olup bitenler, olup duranlar...

Her Yerden Çok Uzakta - Ursula K. Le Guin
 
Peki ama bu karanlık korkutmayacak mı seni? Hem de öyle bir karanlık ki, karanlığın sıcaklığından yoksun bir karanlık. Korkmayacak mısın, neden soruyorum, biliyor musun? Çünkü sözünü ettiğin adam yok artık, olmadı da.


Milena'ya Mektuplar - Franz Kafka
 
Geçmiş günler cazibelerini hiç yitirmemişti; hiçbir şeyi unutmamıştı, unutmak da istemiyordu; benim unutup unutmadığımı görmek için yazamasa da, telefon açamasa da, yine de biliyordu ki birbirimizi hiç aramamamızın sebebi aslında hiçbir zaman tam ayrılmamış olmamızdı; nerede olursak olalım, kiminle olursak olalım, karşımıza hangi engeller çıkarsa çıksın vakti geldiğinde tek yapması gereken gelip beni bulmaktı.

Bul beni - Andre Aciman
 
Ben yeterince iyi değilim,
tamamen kötü de değilim.
Güven vermiyorum ama
umursamaz da değilim.
Kaçmıyorum, durmuyorum da.
Sarhoş gezmiyorum, ama
her an ayık da değilim.
Bağımlı değilim, kaçabilecek
kadar da özgür değilim.
Politik değilim ama tarafsız da değilim. Umutsuz da değilim, sonsuz da değilim. Camus gibi yaşamın bir adım uzağında, ölümün bir koşu yakınındayım.
"

Yaşamın ucuna yolculuk - Tezer Özlü
 
“Ve gözlerim, kirpiklerim, ellerim, düşlerim, dizlerim, yüreğim..
Düşüyoruz biz..”
 
Kaygılarımızda, bu kaygılara sebep olan kişinin minnacık bir yer kaplaması, içinde bir gerçeklik, bir simge barındırır belki de. Gerçekte, o kişinin şahsı pek önemli değildir; asıl önemli olan, bir zamanlar tesadüfen onunla ilgili olarak yaşadığımız ve alışkanlığın ona bağladığı duygu ve yürek daralmaları sürecidir. Söz konusu kişiyi görmek ya da görmemek, onun bize değer verip vermemesi, emrimize amade olup olmaması, meseleyi, o kişiden bağımsız olarak düşünmek zorunda kalmayacağımız zaman (mesele aklımıza gelmeyecek kadar anlamsızlaştığında) ilgimizi bile çekmeyecektir; bu da, o kişinin kendisinin önemli olmadığını açıkça (mutluyken yaşadığımız sıkıntıdan da çok) kanıtlar, çünkü duygu ve yürek daralmaları süreci unutulmuştur, en azından o kişiyle bağlantılı değildir, aynı süreç tekrar gelişebilir, ama bir başkasına devredilmiştir.

Albertine kayıp - Marcel Proust
 
ben bu eve, çatıya, binalara, sokaklara, caddelere, kaldırımlara, kentlere, şehirlere, ülkelere, dünyaya, sınırlara sığmazken, sen nasıl sığıyorsun o daracık yere? nefes almak çok güç olmalı, inanmıyorsan, gel yanımdan kendine bak..

-2010..
 
Ve bir İstanbul çaresizliğine, gecesine çöküyor yokluğun.
Dilim lal, kalbim küf.
Yutkunuyorum.
Yutuyorum.
Utanıyorum.
Unutamıyorum..
 
unutma-tekrarla..

Ey nefsim! Deme: "Zaman değişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder. Derd-i maişetle sarhoştur." Çünki ölüm değişmiyor.


İman ve Küfür Muvazeneleri - Bediüzzaman Said Nursî
 
Ben kendime ihanet eder cümlenin öğelerine sadık kalırdım. Ömrüm düzgün cümleler halinde geçti. Bilmeden bazı hatalar yapmışımdır tabii. Bilsem... Bilsem anlamı öldürür yine de cümleyi kurtarırdım. Oysa şimdiki halime bak. Kelimeler kifayetsiz kalıyor, dilbilgisi sırnaşık. Saçmasapan cümleler kuruyorum ve duyduğum mutluluk bana kaygı ile karışık bir utanç veriyor!

Oğullar ve rencide ruhlar - Alper Canıgüz
 
  • Beğen
Tepkiler: glu
Tezer Özlü’nün hiçbir yerde olmak istemiyorum dediği yerdeyim galiba. Burada olmak istemiyorum, kendimi burada hayal edemiyorum fakat kaçamıyorum da.
Anlamıyorum, niye?
 
Zamanın büyük çoğunluğunda yalnız olmanın sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Birileriyle beraber olmak, en iyileri bile olsa, kısa bir süre sonra yorucu ve tüketici bir hal alır. Yalnız olmayı seviyorum. Yalnızlıktan daha arkadaş canlısı bir arkadaş görmedim. Çoğu zaman, dışarı çıkıp insanların arasında karıştığımızda, evimizde olduğumuzdan daha yalnız oluruz. Düşünen veya çalışan bir insan her zaman yalnızdır, bırakın istediği yerde kalsın.


Yalnızlık - Henry David Thoreau
 
Anladığım kadarı ile Milena ikimiz de çok çekingen ve ürkek kişileriz. Birbirimize gönderdiğimiz mektuplar o kadar çekingen o kadar korku dolu ki. Cevaplar dersen onlar ayrı bir korku kaynağı ikimize de doğuştan gelmemiş bu özellikler ama ben de huy edinmiş artık.

Bir odadayız Milena. Birbirine bakan iki kapının ardındayız ama ayrı ayrı. Biri açacak olsa diğeri hemen ürküp kapıyor kapıyı. Halbuki bu iki kişi ürkeklik olarak bu kadar benzemeseler, biri diğerine hiç aldırış etmese açsa kapıyı çıksa dışarı odayı düzenlese. Ama hayır o da en az diğeri kadar ürküyor ve saklanıyor kapısının ardına ve o güzelim oda bomboş kalıyor ortada.

Ve bu yüzden hep ikimizi üzen yanlış anlamalar oluyor. Aslında senin anlamadığını söylediğin o mektuplar sana en yakın olduğum zamanlar yazmış olduklarım oluyor.

Geç geldi mektupların. Sana "yavrucuğum" dediğim için kızıyorsun yine bana haklısın.

Şakayı severim ama hepsinin altında bir şeyler ararım. Dünkü mektubunda ne kadar çok kullanmışsın "ve" kelimesini. Belki de bir aşağılama vardır bunda kim bilir?

Milena’ya mektuplar - Frantz Kafka
 
Bu ani ayrılık, kusursuz, geleceği öngörülemeyen bu ayrılık bizi, şimdi günlerimizi dolduran, hâlâ bu denli yakın ve bu denli uzak, bu varlığın anısına karşı tepki gösteremeyecek, sarsılmış bir halde bırakıyordu. Gerçekte, iki kez acı çekiyorduk; öncelikle kendi acımızı, sonra da burada olmayanların, oğul, eş ya da sevgilinin çektiğini düşündüğümüz acıyı.


Veba - Albert Camus
 
Sen sanki bir bedende yaşayan iki adamsın: Biri sıcakkanlı hayatı hafife alan, oyun ve maceradan haz alan bir adam, diğeri ise sanatını acımasız bir ciddiyetle icra eden, sorumluluk bilincine ulaşmış, son derece iyi okumuş ve yüksek tahsilli bir adam. Yine tıpkı herkesin sende hissettiği şeyi, iki hayatı birlikte sürdürdüğünü ben de hissettim istemsizce; bir taraf aydınlık ve dünyayı kucaklayan, diğeri ise çok karanlık, sadece seni içinde barındıran bir hayat.

Bilinmeyen bir kadının mektubu - Stefan Zweig
 
Nedir bu gurur ve nedir bu gaflet? Nedir bu haşmet, nedir bu istiğna, nedir bu azamet? Elindeki ihtiyar bir kıl kadardır ve iktidarın bir zerre kadardır. Ve hayatın söndü, ancak bir şu'le kaldı. Ömrün geçti, şuurun söndü, bir lem'a kaldı. Şöhretin gitti, ancak bir an kaldı...

Mesnevi-i Nuriye, Bediüzzaman Said Nursî
 
Amma benim susmam ise; madem âdi bir keşif yolunda ve ehemmiyetsiz bir fikr-i siyasî peşinde ve dünyevî bir haysiyet yüzünden çok ehl-i izzetin başları feda edilse; elbette koca Cennet'in fiatı olacak bir servet ve hayat-ı ebediyeyi kazandıracak bir âb-ı hayat ve bütün feylesofları hayrette bırakacak bir keşfiyat yolunda, vücudum zerreleri adedince başlarım bulunsa ve feda edilmesi lâzım gelse, bilâ-tereddüd feda edilir.
Hem beni tehdid veya imha suretiyle susturmak, bir dil yerine bin dil konuşturacak.
Yirmi seneden beri ruhlara yerleşen Risale-i Nur; susmuş bir dilime bedel, binler dilleri söylettirmesini Rahîm-i Zülcelal'den ümidvarım.





Tarihçe-i hayat - Bediüzzaman Said Nursî
 
Zaman zaman sıfatlarını dahi hatırlamadığım insanları özlüyorum. Bilmediğim, gitmediğim şehirlerin, sokakların isimlerini sayıklıyorum. Kendimi, kendi içimden kaçırıp gidiyorum çok kısa sürede olsa.
Ve uyandığım zaman olmak istemediğim bir yerde, göğüs kafesi sıkışmış, gözler nemli halde buluyorum kendimi. Anlıyorum daha sonra... Olmak istemediğin bir yerde uyanmak, nasıl mutlu edebilirdi ki insanı?
Ben de değildim haliyle...
 
Kaygılarımızda, bu kaygılara sebep olan kişinin minnacık bir yer kaplaması, içinde bir gerçeklik, bir simge barındırır belki de. Gerçekte, o kişinin şahsı pek önemli değildir; asıl önemli olan, bir zamanlar tesadüfen onunla ilgili olarak yaşadığımız ve alışkanlığın ona bağladığı duygu ve yürek daralmaları sürecidir. Söz konusu kişiyi görmek ya da görmemek, onun bize değer verip vermemesi, emrimize amade olup olmaması, meseleyi, o kişiden bağımsız olarak düşünmek zorunda kalmayacağımız zaman (mesele aklımıza gelmeyecek kadar anlamsızlaştığında) ilgimizi bile çekmeyecektir; bu da, o kişinin kendisinin önemli olmadığını açıkça (mutluyken yaşadığımız sıkıntıdan da çok) kanıtlar, çünkü duygu ve yürek daralmaları süreci unutulmuştur, en azından o kişiyle bağlantılı değildir, aynı süreç tekrar gelişebilir, ama bir başkasına devredilmiştir.

Albertine kayıp - Marcel Proust

Duygu düşüncelerimizde sandığımız kadar irade sahibi değiliz ve herbiri kendi benligimizin uzantısında sembolik davalardir. Dava bitince duygular/iliskiler de tukeniyor.
Proustun anildigina gece gece sahit olmak hos geldi.
 
İmasından imlasına kadar.

Filistin'e gitmek hayatı boyunca Benjamin'in kafasını meşgul edecektir, ama gitme kararını bir türlü veremez. Herşeyden önce İbranice öğrenmesi gerekmektedir. Ama kararsızlığının daha temel nedenleri de vardır. Hannah Arendt yalnızca Benjamin'de değil Kafka ve Karl Kraus gibi Yahudi yazarlarda da gördüğü bu kararsızlığı şöyle açıklar: "... bu adamlar Yahudi halkının ya da Yahudiliğin saflarına 'geri dönmek' istemiyorlardı, zaten bunu isteyemezlerdi. İlerlemeye ve Yahudi düşmanlığının kendiliğinden ortadan kalkacağına inandıkları ya da çok fazla 'asimile' oldukları ve Yahudi mirasına yabancılaştıkları için değil, bütün gelenek ve kültürler kadar bütün 'aidiyet'ler de onlar için aynı ölçüde sorgulanabilir olduğu için. Siyonistlerin önerdiği Yahudi cemaatine 'dönüş'te onlara ters gelen buydu.

Hepsi Kafka'nın bir zamanlar Yahudi olmaya dair söylediği şu sözleri söyleyebilirdi:

Halkım benim, tabii bir halkım varsa...


Son bakışta aşk - Walter Benjamin
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri