Grealish
Gümüş Üye
-
- Katılım
- Şubat 9, 2011
-
- Mesajlar
- 5,411
-
- Tepkime puanı
- 1,178
-
- Puanları
- 348
-
- Konum
- Kapadokya
-
- Web sitesi
- rerererarara.net
GÖĞÜS DELEN AYRILIKLAR
I.
Ten gazabı bu yolculuk
Aramızda muşambadan yapılma emanet ayrılıklar
...Oysa ben iki sözcüğün dilde bıraktığı ıslaklık kadar yakınım sana
Dönme gurbetlerin tımarlanmış atlarına bakarken
Yüzümde maskeli bir gidiş !
Ve tam o anda kalbimi istila eden karınca yuvalarından
Ayrılığı sırtlanmış ağustos böceği geçer
Seni ikiye böler !
Yarısı bana / yarısı rüzgara
Cebimdeki revolver şaşkına çevirir akşamın şakaklarını
Sen ürkek bir çocuğu unutursun
Annesinin elini bıraktığı panayırda kaybolmuş umutlarınla.
Sonra şarkı değişir…
Motorsiklet kazasından fırlamış bir kask gibi saçılırım yollara.
Şarkı sürerken (…)
Nay ninini nayyyy nay !
Küfrün dini inkar eder yüzündeki kutsal tanrıçayı
Melekler bir yalana şahit !
Beni sevdiğini söylediğin günleri çetelesi hiçbir kağıda yazılmadı oysa sevgili.
Ve hiçbir kitapta bahsetmediler, sevgilerden neden bu kadar kolay vazgeçildiğini.
-Ama olsun – ortada bir numunesi var !
Kraterinden şehvet damlayan bir yanardağın çaresizliği ulur içimdeki acıda
Evin karanlığa bürünen mistik inleyişleri opera salonu suskunluğunda.
İzleyenler pür dikkat…
İzleyenler taraflı hakem !
Film şeridi geçiyor ritüelin içinden / izliyorum….
Anıları ilmek yapıp boğazıma düğümledin,
Tabureyi tekmeledin
Ve ritüel bitti !
İhanete tapanların dininde sadece bir kurban sunuldu ayrılığa o kadar.
Problem yok (…)
Problem öldü !
II.
Şimdi cansız vücutların utanmaz kalabalığında geziyorum
Çıplak suretler mühürlenmiş alnından kara bir yezit işaretle
Günah bu ya, tenini şeytanın sevmesine izin verenlere uygulanan yaptırım
Suç iştirakle vücut vücuda.
Terleri sersemleten bu zührevi karışım.
Ambargom oldu gidişlere (…)
İçime çöp kamyonlarını boşalt
İçime çift şeritli köprünün yanık biletlerini at
Yada ne bileyim, hayal gişesinin iki durak ötesinde sen öpüşürken ıslak bir şehvetle, bu kentin bacakarasına giren bütün tinerciler adına beni dezenfekte et !
Hayır/sever kurumların imkansız kalıpları içinde bağışla beni…
En yararsız hayat senin gitmen artık !
Usta öğreticim tanrı !
Saygıyla önünde diz çökülen bu giyotine mazeret.
Kulak ver müziğin sesine, 80’lerden pink floyt hayranı bir köpek tek ayak üzerinde aşka işerken (…)
Birileri barda kafa çekerken…
Kalabalığın omzuna basıp yükselt kendini…
İkimizden birini seç (…)
Tercih hakkı sana verildi,
Bu ayrılıktan sonra sadece birinin hayatı kesinlik kazanacak.
Düello gibi (…)
Gövdesi delik deşik bir zombi’ye dönüşecek öteki.
III.
İntihar mektupları ısmarladım sana
Sonra vazgeçtim..
Sonra tekrar kaleme aldım, çaresizliğin mürekkep tadındaki baş aşağı çakılışını.
Yanlış anne seçtin sen,
Doğru baba !
Oysa ben her hangi bir kadının çocuğu gibi sokak ortasında buldum isimsiz düşlerimi.
Yalanın faciaya dönüştüğü kaypak resimlerde
İki lisan ortası bir kelime gibi.
Hecelerim saçıldı sana adanmış onca gecenin izmarit birikintilerinde
Bütün tercümanlar beni sence’ye çevirmede yetersiz kaldı.
Neşteri derine vurdun güzelim (…)
Kesikten boşalan kan depresif suskunlukla bezenirken
Bütün ölüleri tahtalı köy’e tatile gönderdiler.
Bir tek benim dilim çıkartıldı
Soyunda gir koynuma / terim ilaçtır benim diyor o dilimdeki nakarat !
Oysa ben bedelsiz veren fahişelerden nasihat dinliyorum şimdi
Gönüllü geyşalar hamağına serip kasıklarımı.
Birileri yaşantımı piç etti bir zamanlar…
Bu kangren toplumsuz acıyor !
Kapıyı kapatınca evim sancıyor.
Narkotik öpüşlerin, can yakıcı gözlerin geliyor aklıma
Uyuşturucu bağımlısı düşler uğulduyor kulaklarımda.
Sen sadece vazifeni yaptın / meleğim !
Bir ayrılığın ritüelinde kalbini çaldığın isyanlara teşekkürü borç bilirim.
Artık aramızda gitmelerin vücutlarda yarattığı boşlukları dolduran kalabalıklar kadar geniş mesafeler var;
Bir ölünün boynuna asılı isimsiz kolye gibi tarif eder ayrılığı, ruhu rüzgarın küfrü ile ıslanmış vücutların şehvetidir, bu göğüs delen ayrılıklar…
I.
Ten gazabı bu yolculuk
Aramızda muşambadan yapılma emanet ayrılıklar
...Oysa ben iki sözcüğün dilde bıraktığı ıslaklık kadar yakınım sana
Dönme gurbetlerin tımarlanmış atlarına bakarken
Yüzümde maskeli bir gidiş !
Ve tam o anda kalbimi istila eden karınca yuvalarından
Ayrılığı sırtlanmış ağustos böceği geçer
Seni ikiye böler !
Yarısı bana / yarısı rüzgara
Cebimdeki revolver şaşkına çevirir akşamın şakaklarını
Sen ürkek bir çocuğu unutursun
Annesinin elini bıraktığı panayırda kaybolmuş umutlarınla.
Sonra şarkı değişir…
Motorsiklet kazasından fırlamış bir kask gibi saçılırım yollara.
Şarkı sürerken (…)
Nay ninini nayyyy nay !
Küfrün dini inkar eder yüzündeki kutsal tanrıçayı
Melekler bir yalana şahit !
Beni sevdiğini söylediğin günleri çetelesi hiçbir kağıda yazılmadı oysa sevgili.
Ve hiçbir kitapta bahsetmediler, sevgilerden neden bu kadar kolay vazgeçildiğini.
-Ama olsun – ortada bir numunesi var !
Kraterinden şehvet damlayan bir yanardağın çaresizliği ulur içimdeki acıda
Evin karanlığa bürünen mistik inleyişleri opera salonu suskunluğunda.
İzleyenler pür dikkat…
İzleyenler taraflı hakem !
Film şeridi geçiyor ritüelin içinden / izliyorum….
Anıları ilmek yapıp boğazıma düğümledin,
Tabureyi tekmeledin
Ve ritüel bitti !
İhanete tapanların dininde sadece bir kurban sunuldu ayrılığa o kadar.
Problem yok (…)
Problem öldü !
II.
Şimdi cansız vücutların utanmaz kalabalığında geziyorum
Çıplak suretler mühürlenmiş alnından kara bir yezit işaretle
Günah bu ya, tenini şeytanın sevmesine izin verenlere uygulanan yaptırım
Suç iştirakle vücut vücuda.
Terleri sersemleten bu zührevi karışım.
Ambargom oldu gidişlere (…)
İçime çöp kamyonlarını boşalt
İçime çift şeritli köprünün yanık biletlerini at
Yada ne bileyim, hayal gişesinin iki durak ötesinde sen öpüşürken ıslak bir şehvetle, bu kentin bacakarasına giren bütün tinerciler adına beni dezenfekte et !
Hayır/sever kurumların imkansız kalıpları içinde bağışla beni…
En yararsız hayat senin gitmen artık !
Usta öğreticim tanrı !
Saygıyla önünde diz çökülen bu giyotine mazeret.
Kulak ver müziğin sesine, 80’lerden pink floyt hayranı bir köpek tek ayak üzerinde aşka işerken (…)
Birileri barda kafa çekerken…
Kalabalığın omzuna basıp yükselt kendini…
İkimizden birini seç (…)
Tercih hakkı sana verildi,
Bu ayrılıktan sonra sadece birinin hayatı kesinlik kazanacak.
Düello gibi (…)
Gövdesi delik deşik bir zombi’ye dönüşecek öteki.
III.
İntihar mektupları ısmarladım sana
Sonra vazgeçtim..
Sonra tekrar kaleme aldım, çaresizliğin mürekkep tadındaki baş aşağı çakılışını.
Yanlış anne seçtin sen,
Doğru baba !
Oysa ben her hangi bir kadının çocuğu gibi sokak ortasında buldum isimsiz düşlerimi.
Yalanın faciaya dönüştüğü kaypak resimlerde
İki lisan ortası bir kelime gibi.
Hecelerim saçıldı sana adanmış onca gecenin izmarit birikintilerinde
Bütün tercümanlar beni sence’ye çevirmede yetersiz kaldı.
Neşteri derine vurdun güzelim (…)
Kesikten boşalan kan depresif suskunlukla bezenirken
Bütün ölüleri tahtalı köy’e tatile gönderdiler.
Bir tek benim dilim çıkartıldı
Soyunda gir koynuma / terim ilaçtır benim diyor o dilimdeki nakarat !
Oysa ben bedelsiz veren fahişelerden nasihat dinliyorum şimdi
Gönüllü geyşalar hamağına serip kasıklarımı.
Birileri yaşantımı piç etti bir zamanlar…
Bu kangren toplumsuz acıyor !
Kapıyı kapatınca evim sancıyor.
Narkotik öpüşlerin, can yakıcı gözlerin geliyor aklıma
Uyuşturucu bağımlısı düşler uğulduyor kulaklarımda.
Sen sadece vazifeni yaptın / meleğim !
Bir ayrılığın ritüelinde kalbini çaldığın isyanlara teşekkürü borç bilirim.
Artık aramızda gitmelerin vücutlarda yarattığı boşlukları dolduran kalabalıklar kadar geniş mesafeler var;
Bir ölünün boynuna asılı isimsiz kolye gibi tarif eder ayrılığı, ruhu rüzgarın küfrü ile ıslanmış vücutların şehvetidir, bu göğüs delen ayrılıklar…