godot'yu beklerken

Konu sahibi son olarak 4399 gün önce görüldü
herkesin bir godot'su var. herkesin bir beklediği ve herkesin bir gelmeyeni.

godot'muz farklı olsa da bekleyişlerimizin sancısı aynı. bu yüzden her birimiz farklılığımızdan ve biricikliğimizden dem vursak da ötekinden bir parçayı taşırız içimizde, birbirimizin "ayn"ı oluruz.

zamanla şekillenir sayfa herhalde, alıntılar zaten kaynakla birlikte gelir; geri kalanlar bana ait.

***

Godot'yu Beklerken (En attendant Godot) Samuel Beckett'in absürd tiyatroya kazandırdığı oyunu.

Eserden;

Vladimir: Burada vaktimizi ziyan etmeyelim. (Bir an telaşla.) Fırsat çıkmışken bir şeyler yapalım! Her gün bize ihtiyaç duyan biri çıkmaz. Yo yo, şahsen bize ihtiyaç duyulduğunu söylüyor değilim. Başkaları belki çok daha fazla yarar işe. Kulaklarımızda hala çınlayan imdat çığlıkları bütün insanlığa dönük! Ama burada, zamanın bu noktasında insanlık biziz. Hoşumuza gitsin gitmesin. Bunun değerini bilelim, çok geç olmadan! Hadi gidip, bir kere olsun acımasız kaderin bize sunduğu bu görevi hakkıyla yerine getirelim. Ne dersin? (Estargon bir şey demez.) Kollarımızı kavuşturup durumun eğrisini doğrusunu ölçüp biçerken de türümüzü onurlandırdığımız doğrudur. Kaplan kaplanın yardımına hiç düşünmeden koşar ya da balta girmemiş ormanların derinliklerinde kaybolur. Ama mesele bu değil. Burada ne yapmaktayız, işte bütün mesele bu. Ne mutlu bize ki, yanıtını biliyoruz. Evet bu muazzam karşılığın içinde açık seçik olan bir şey var: Godot’yu bekliyoruz-
Ya da gecenin olmasını.(Bir an.) Biz randevumuza sadık kaldık, evet, bu kadar. Aziz değiliz, ama sözümüzde durduk. Kaç kişi bu olaya bizim gibi yaklaşabilir.
Estargon: Milyarlarca.
Vladimir: Öyle mi dersin?
Estargon: Bilmem.
Vladimir: Belki de haklısın.
Vladimir: Bütün bildiğim şu: saatler geçmek bilmez ve bu koşullarda bizi, vakit geçirmek için türlü türlü nasıl desem- ilk bakışta makul gözüken, ama zamanla monotonluğa dönüşecek oyunlara başvurmaya zorlar. Böylece aklımızı kaybetmekten kurtulduğumuzu söyleyebilirsin. Kuşkusuz doğru. Ama aklımız uzun süredir dipsiz derinliklerin bitimsiz gecelerinde dolanıp durmuyor mu zaten? Bazen bunu soruyorum kendime. Akıl yürütüşümü takip edebiliyor musun?
Estargon: (hikmet yumurtlarcasına) Hepimiz deli doğarız. Bazılarımız öyle kalır.
Godot’yu Beklerken - Samuel Beckett
 
Suskunluğun siyah okyanusundaki cam fanuslu bir dalgıç gibi yaşıyordu insan, kendisini dış dünyaya bağlayan halatın kopmuş olduğunu ve o sessiz derinlikten hiç bir zaman yukarı çekilmeyeceğini ayrımsayan bir dalgıç gibi hatta… Duracak, görecek, hiçbir şey yoktu, her yerde ve sürekli ve sürekli hiçlikle çevriliydi insan, boyuttan ve zamandan tümüyle yoksun boşlukla…

Satranç - Stefan Zweig
 
herkes gitmek istiyor… şehrin kalabalığından yakınanlar, kalp ağrısına çare bulamayanlar, yorulanlar, sıkılanlar, hayalleri bir bir yıkılanlar…herkes gitmek istiyor buralardan ama kimse de gitmiyor. gitmek, gitme fikri kadar cazip gelmiyor. biliyorlar ki gitmenin bir bedeli var. yerleşikliğinden kurtulmak, alışık olduğun düzenden sıyrılmak, kendinle başbaşa, yapayalnız kalmak, zincirlerinden kurtulmak demektir. kararlılık gerekir, eyleme geçmeyi gerektirir.
adım atamıyorlar, tüm hoşnutsuzluklarına,yakınmalarına rağmen geçmişin gölgesinde, geleceğin belirsizliğinde bulundukları noktadan ayrılamıyorlar…
gidebilmeyiz oysa, kök salmışlığımızdan kurtulup başka diyarlara göç edebilmeliyiz. biraz cesaret gösterebilmeliyiz. söylenmemiş sözleri söyleyebilmeli, ayak basılmadık yerlerde gezebilmeli, geçmişin yükünü atıp şimdinin tadına varabilmeli, ait olduğumuz yeri bulabilmeliyiz.
dünyayı belki değiştiremeyeceğiz ama gittiğimiz yerlerde belki de hayalini kurduğumuz dünyayı bulabileceğiz…
12/13
 
en sevdiğim eser lan bu, a.r.o. artık ben de vicdani reddi destekliyorum
 
[YOUTUBE]kGPP60NRJy0[/YOUTUBE]


küçük bir martı bu Jonathan
küçük bir martı,
o kadar...
uçmak istiyordu jonathan
uçmak istiyordu, ama farklı
 
bir insanı tanımanın çok uzun yıllar aldığını söylüyorlar ya, yanılıyorlar. çoğu durumda karşılaştığımız andaki his belirleyici oluyor…aradan çok uzun zaman da geçse, o his unutulsa ya da yerini tam aksi düşüncelere de bıraksa, ekseriyetle varılacak noktada başta hiç de önemsenmeyen o sezgi doğruluğunu kanıtlıyor. sonrası ruhumuzun kabullendiğini yaşatmaya izin verip vermeyeceğimize kalıyor…11/13
 
‘Kafesin biri bir kuş aramaya çıktı.’
Aforizmalar / Kafka​
 
[YOUTUBE]sdUUx5FdySs[/YOUTUBE]

Kiwi kuşunu bilir misiniz? Yeni Zelanda'ya özgü bir kuş türü, uçamaz.

Kiwi kısacık - 3 dakikalık- bir animasyon/ kısa film. süresi kısa ama düşündürdükleri fazla. izleyin efendim öneririm.


devamını izledikten - izlemeye değer görürseniz şayet- sonra okuyun lütfen

Kiwi’nin öyküsü; tutkuyla bir hayale bağlanışın, o hayali gerçekleştirmek uğruna gerekirse hayatına son vermeyi dahi göze alışın, idealist bir bakış açısıyla dayatılan değil de kendi anlam dünyasını yaratıp, hayatı üzerinde söz sahibi olmanın ve onu biçimlendirmenin kısacası bugünün insanına uzak gelen unutulmuş kimi değerlerin en naif anlatım biçimidir bana göre.​
Kiwi’nin tek bir hayali vardır, uçabilmek, ağaçların üzerinde süzülmek, rüzgarı hissedebilmek, bu uğurda ölümü bile göze almak…​

Kimi için başarısızlıkla sonuçlanan bir uçma deneyimi olarak izlediği anda unutulmaya yüz tutan bir kısa film sayılabilir, bazıları yaşama sıkı sıkıya sarılırmak dururken kendi sonunu hazırlayan bir maceraya atılmayı ahmaklığa varan bir cesaretle bir tutabilir bu sanırım yaşam dediğimiz olgunun içini nasıl doldurduğumuzla ilgilidir.​
Hayallerini ve tutkularını yitirmiş kaba kalabalık bir yana, Kiwi ile birlikte gözlerinden tek bir damla yaş akan herkesin Kiwi’den feyzalması umuduyla…​
 
Bağlantı ya da ilişki içinde olduğumuz birisi, bize hoş olmayan ya da kızgınlık uyandıran bir şey yaptığında; kendimize, sadece, onun bizim için, aynı şeyi daha güçlü bir biçimde, bir kez daha ve daha sık yapmasına izin vereceğimiz ölçüde değerli olup olmadığını sormalıyız.(…) Yanıtın hayır olduğu durumda ise, değerli arkadaşımızla ilişkimizi hemen ve sonsuza dek kesmeliyiz. Çünkü, şimdi içtenlikle tam tersi yönde büyük yeminler etse de, gerekirse aynı şeyi ya da bütünüyle benzerini kaçınılmaz bir biçimde yeniden yapacaktır. O, her şeyi, her şeyi unutabilir, sadece kendi özünü unutamaz. Çünkü karakter kesinlikle düzeltilemez; insanın tüm eylemleri içsel bir ilkeden kaynaklandıkları için, bu yüzden, aynı koşullarda sürekli aynı şeyi yapması gerekir ve başka türlü davranamaz.

Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar - Schopenhauer
 
bir insandan o kadar nefret etmek ve onun tarafından önemsenmeyi bu kadar istemek aynı anda nasıl mümkün olabiliyordu?
 
"öyle ki, yazar, sanki yüreğimi eline almış, tersine çevirmiş, en küçük ayrıntısına dek anlatıyor! üstelik pek yalın! ben bile yazabilirim! niçin yazamayayım ki? ben de böyle şeyler hissettim, buna benzer durumlara düştüm."
 
Iyi ki...
iyi ki dogmussun sonra birbirimizi bulmusuz seni seviyorum "kuzucuk"
Bi sürü ani mız olsun yeni yaşında da.
 
Mükemmel bir kitaptı.. Sahibine yeni teslim ettim, içim azıcık burkulmadı değil.:)
 
Geri