Gizli Dede Korkut
James Joyce, Nevzat Erkmen tarafından Türkçeye de çevrilen Ulysses romanında bilindiği gibi Homeros'un Odisseia destanının planını aynen uygulamıştır. Mit'ler özellikle sanatçıları cezbeden ve etkilerini modern çağlara kadar devam ettiren derin beşeri sezişlerdir. Bazı mit'ler ilmi ve felsefi teorilerin çıkış noktası bile olmuştur. Mesela Nietzsche 'trajik' hadisesini Apollon ve Dionysos mitlerini kullanarak açıklar ve estetiğini bu iki temel üzerine kurar. Sisyphos, Albert Camus'un saçma (absürd) felsefesinin leitmotifidir. Pygmalion, Bernard Shaw'ın bir oyuna konu olur. Kendi güzelliğine aşık olan Narkissos ile Sophokles'in bir trajedisine de konu olan Oidipus, psikolojide iki ayrı kompleksin teknik adları olarak günlük hayatımıza kadar girmişlerdir. Gökten ateşi çalarak insanlara armağan eden Prometheus, Rönesans'tan sonra hümanizmacı kültürün sembolü olmuştur.
Bütün bunlar gösteriyor ki, mit'ler eski Yunan'da ve Rönesans'tan sonra Avrupa'da bir bakıma hazır düşünce kalıpları olarak kullanılmış; trajedi şairleri, ressamlar, heykeltraşlar, hatta romancılar tarafından işlenerek sürekli yeniden keşfedilmişlerdir. Tanzimat'tan sonra yavaş yavaş Batılı şair ve yazarların eserlerini okumaya başlayan Türk aydınları, bir bakıma Batı kültürünün sembolleri haline gelen mit'lerle karşılaşır ve bunları büyük bir hevesle kullanmaya başlarlar. Mesela Tevfik Fikret, Batı'dan ışık (ilim ve teknoloji) getirmesini istediği Türk gençliğine Prometheus'u örnek gösterir.
Peki Yunan mitolojisi gerçekten Yunan mitolojisi miydi? Yunanca ve Latince yazıldığı için eski Yunan'ın malı zannedilen mitolojinin aslında Akdeniz çevresinde, özellikle eski Mezopotamya ve Mısır'da doğmuş efsaneler topluluğu olduğunu biliyoruz. Bu efsaneler belki de çok daha geniş bir alana yayılmıştı; çünkü çoğunun muhtelif varyantlarıyla değişik kültür çevrelerinde karşılaşıyoruz. Tasavvufi sembolizme de mal olan kozmolojik sistemde güneşten sonraki feleğin yıldızı olan Merih (Mirrih) Yunan mitolojisinde Ares, Roma mitolojisinde Mars adı verilen ve insan biçimli olarak tasavvur edilen savaş tanrısı, İslami bir kılığa sokulmuş kozmoloji sisteminde ise savaş yıldızıdır. Minyatürlerde daima elinde kılıç taşıyan bir savaşçı olarak tasvir edilmiştir. Sadece Merih'in değil, eski kozmolojideki bütün yıldızların Yunan ve Roma mitolojilerinde karşılıkları vardır.
Durup dururken mitolojiden niye mi bahsediyorum? Sözü yeni çıkan bir kitaba, Azerbaycanlı yazar Kemal Abdullah'ın Gizli Dede Korkut'una getirmek için. Geriye doğru gittikçe, insanlar arasındaki akrabalıkların daha belirgin hale geldiğini, bu akrabalığın farklı toplumların maşeri hafızalarında varlıklarını devam ettiren mit'lere bakarak rahatça tespit edilebileceğini düşünen Kemal Abdullah, Yunan mitolojisinde Odisse'nin tek başına yerine getirdiği fonksiyonu, Oğuz'da iki kişinin, Beyrek'e Basat'ın hayata geçirdiğini, Odisse ile Polifem arasındaki ilişkinin Basat'la Tepegöz arasındaki ilişkiye benzediğini, Odisse'nin doğduğu adaya döndükten sonra başına gelenlerle Beyrek'in nişanlısı Banı Çiçek'in düğününe son anda yetişmesi, Yalançıoğlu Yalta-çuk'u yenip Banı Çiçek'e kendini tanıtması arasında şaşırtıcı benzerlikler bulunduğunu söylüyor. Dahası var: Deli Dumrul hikayesinin Yunan mitolojisinde neredeyse bire bir mukabili vardır ve Euripides'in Alkestis adlı tragedyasına da konu olmuştur.
"Dede Korkut dünyası, diyor Kemal Abdullah, bugün bile bizi kendine hayran bırakmaktan usanmıyor. O bize, bugün de kendimizi daha yakından tanımamız için yeni yeni anahtarlar veriyor. Sadece bu anahtarlara uygun kilitleri bulmak gerekiyor. Bir de bu kilitler açıldığında o kapılar arkasında yatan güzel değerleri özenle toplayıp bir yere yığarak asırların uykusundan uyandırmamız, onları bugünkü gururumuza veya tevazukarlığımıza, bugünkü arzumuza veya gerçekliğimize, iddiamıza veya imkanlarımıza düzgün biçimde ekleyebilmemiz gerekiyor."
Dede Korkut Kitabı'nı sözden yazıya, mitolojiden edebiyata geçiş döneminin bir ürünü olarak değerlendiren Kemal Abdullah, anahtarları ve uygun kilitleri bularak eserin ilk bakışta fark edilmeyen derinliklerine dalarak mitolojik yapısını ortaya çıkarmaya çalışıyor; bunu başarıyor da. Kitabı okuyup bitirdiğinizde anlıyorsunuz ki, özellikle Dede Korkut gibi eserler, içinde doğdukları toplumun hafızası gibidir; tarihin derinliklerinden alıp bugüne taşıdıkları nice zenginlikleri gizlerler. Höyükler gibi kat kat... Kazdıkça yeni medeniyet tabakalarıya karşılaşırsınız.
alıntı