"Gıcık Olmak" Deyimi Neden Çok Tehlikelidir?

Konu sahibi son olarak 2622 gün önce görüldü
"Gıcık Olmak" Deyimi Neden Çok Tehlikelidir?

Cahiliye toplumlarında insanlar pek çok sebepten birbirlerinden rahatsızlık duyabilirler. Kimi zaman bir kişinin yüzü, ağzı, burnu, sesi, gülme şekli, aksanı, boyunun kısalığı ya da uzunluğu, saç şekli, saç rengi, vücut şekli, kilosu; kimi zaman oturduğu semt, yaptığı iş, kimi zaman arabası, evi, kimi zaman bir mimiği, cümle kuruş tarzı, kısacası herşey bu duruma neden olabilir.

Ancak bu kişilerin sayılan bu özelliklerinin gerçekten de rahatsız edici bir yönü olması da gerekmez. Bazen sırf kusursuz ve mükemmel olduğu, bazen kendisinden daha iyi olduğu, bazen kendisine rakip gördüğü, bazen de kendi kültürüne, zevklerine ya da alışkanlıklarına uymadığı için o kişiden rahatsız olabilirler.

Hatta kimi zaman o kişiye karşı duydukları bu rahatsızlık ve öfkenin hiçbir sebebi de olmayabilir. Kendi kullandıkları sözlerle ifade edilecek olunursa, “neden bilmiyorum ama bu kişiye gıcık oluyorum” gibi ifadelerle bu bakış açılarını dile getirirler. Gerçekten de sorulduğunda bu kişiye karşı koydukları olumsuz tavrın nedenini bulamazlar.

Sebepli de olsa sebepsiz de olsa, bir kişiye karşı olan ve kendi ifadeleriyle “gıcık oluyorum” sözleriyle belirttikleri bu tavırlarının tek sebebi “şeytanın oyununa düşmüş olmaları”dır.

Bazen şeytan aynı telkinleri müminlere de vermeye çalışır.

Müminin bir insanı sevme ya da sevmemedeki ölçüsü yalnızca Kuran’dır. Kuran ahlakı dışında, bir kişinin ne fiziksel yapısının ne işinin, ne evinin, ne oturduğu semtin, ne aksanının ne de buna benzer özelliklerinin bir kişiyi sevmede hiçbir değeri yoktur.

Önemli olan ruhu, imanı, Kuran ahlakını yaşamasıdır. Bu insan, hataları, kusurları, eksikleri olsa da, temelde mümin olduğu için kesin olarak sevilir.

Hataları ve kusurları da diğer bir yandan kendisine gösterilerek düzeltilmeye çalışılır.

Ancak müminlerin de birbirlerinin hatalarından, eksiklerinden rahatsız olmaları mümkündür. Bir kişinin yanlış bir tavrı gerçekten de bazen etrafa maddi manevi zarar verebilir. Ya da bir kişinin bir konuda Kuran ahlakını tam olarak yaşayamaması, o kişiye karşı duyulan güveni, yakınlığı olumsuz yönde etkileyebilir.

Ancak müminin sevgisi gibi, duyduğu bu rahatsızlıkta da tek ölçüsü yine yalnızca Kuran'dır. Mümin, Allah'ın Kuran'da yanlış olduğunu bildirdiği ahlakta eksiklik gösterildiğinde, cahiliye ahlakına benzer tavırlar söz konusu olduğunda rahatsız olur. Yoksa bir kişinin gülme şekli, boyunun uzunluğu ya da kültür seviyesi gibi konulardan dolayı bir huzursuzluk duymaz.

İman eden bir kimsenin bir başka mümine karşı duyduğu, Kuran'a uygun olan bu hissin adı “buğz”dur. Karşısındaki kişinin Kuran'a uygun olmayan bir tavrına, -düzeltmediği sürece- buğz edebilir. Ancak “buğz etmesi” demek, “tümüyle o kişiden yüz çevirmesi” demek de değildir.

Buğz ettiği süre içerisinde de yine ona şefkatle doğruyu anlatıp göstermek, destek olmak, onun o eksiğini gidermek için gönülden çaba harcar. Ayrıca duyduğu bu buğz onun, o kişiye karşı, mümin olmasından kaynaklanan sevgisini de hiçbir şekilde etkilemez. Çünkü dünyada hata yapmayacak hiçbir insan yoktur. Allah, adetullahının bir gereği olarak, bu eksikliği tüm insanlarda yaratmıştır.

Allah, hataları, insanların aczlerini görüp Allah'a sığınmaları, tevbe etmeleri, daha iyi olmak için çaba harcamaları, insanların birbirlerine iyiliği emredip kötülükten sakındırabilmeleri, birbirlerine tebliği yapıp öğüt verebilmeleri için yaratmıştır. Dolayısıyla müminler de birbirlerinden “hatasız olabilmelerini” beklemezler. Hata gördüklerinde birbirlerine bunun doğrusunu gösterirler.

İşte bu konuda müminlerin dikkatli olmaları gereken konu, şeytanın oyununa gelerek, cahiliyenin “gıcık olma” olarak adlandırılan tavır bozukluğuyla, müminlerin “buğz etme” ahlakını birbirine karıştırmamalarıdır. Çünkü bazen insan nefsi, Kuran ahlakını yaşamayan insanlarda olduğu gibi, bir kişiden sebepsiz yere bir rahatsızlık duyulması için müminleri de teşvik edebilir.

Ya da Kuran'a dayalı hiçbir geçerli gerekçe olmadığı halde, bir müminin meşru, samimi, içten ve doğal tavırlarına karşı da bir rahatsız hissi duyurtmaya çalışabilir. Müminin böyle bir telkin karşısında Allah'tan korkarak hareket etmesi, şeytandan Allah'a sığınması ve o mümin kardeşine şefkat ve merhametle yaklaşarak şeytanın bu oyununu bozması çok önemlidir.

Şeytanın müminlerin arasını açıp bozmak isteyeceği Kuran'da bildirilmiştir (İsra Suresi, 53). Mümin bu tuzağa karşı, hemen o kardeşinin güzel yönlerini, imandaki kararlılığı, ahlakındaki güzel incelikleri, Allah'ın rızasını kazanabilmek için ne kadar samimi çaba harcadığı gibi özelliklerini düşünerek ona olan sevgisini tazelemelidir.

Bu konuda niyet ettiği ve küçük de olsa bir girişimde bulunduğu anda, Allah'ın izniyle Allah şeytanın oyununu bozacak, bu mümin, kardeşine çok daha coşkulu bir sevgiyle yaklaşabilme imkanı bulacaktır. Allah Kuran'da bu adetullahının kesin olarak sonuç vereceğini şöyle bildirmiştir:

Allah'a çağıran, salih amelde bulunan ve: "Gerçekten ben Müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kimdir?

İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir.

Buna da, sabredenlerden başkası kavuşturulamaz. Ve buna, büyük bir pay sahibi olanlardan başkası da kavuşturulamaz.

Şayet sana şeytandan bir kışkırtma gelecek olursa, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Fussilet Suresi, 33-36)

 
Yazı o kadar büyük ki okurken harfler beni bıçaklıcak diye korkup kapattım sayfayı.
 
Sebepli de olsa sebepsiz de olsa, bir kişiye karşı olan ve kendi ifadeleriyle “gıcık oluyorum” sözleriyle belirttikleri bu tavırlarının tek sebebi “şeytanın oyununa düşmüş olmaları”dır.


Aslında yazının şu kısmının üstündeki sebeplerden biri yada kişinin fark edemediği psikolojik bir sebeptir bu tek sebep. Geçmişinde yaşadığı kötü bir olayda karşısındakine benzer bir kişi vardır ve zihin bu benzerliği kişiden önce tespit edip basit bir eşleştirme yapmış olabilir yada kendi karakteristik özelliklerinden kaynaklı fark etmediği bir şekilde karşıdakini tehdit olarak algılıyor da olabilir. Aslında bunun milyonlarca sebebi olabilir ama bu milyonlarca sebebin içinde şeytan, unicornlar yada leprechaunlar yok.

Kuran'da bilgiye ve öğrenmeye verilen değere dair onlarca belki de yüzlerce ifade varken neden her şeyin sebebini dini bir motifle eşleştiriyorsunuz anlamış değilim. Özellikle bu kötü davranışlar konusunda hep bir suçlu arama eğiliminde insanlar, ne şanslılar ki ellerinde Şeytan diye bir figür var. İyi bir şey yapılırsa hür irade, kötü bir şey yapılırsa "Şeytana uydum". Yok yani eğer Şeytan bu kadar efektif bir karakterse özgür irade, cüzi irade diye bir şey yok demektir. Eğer cüzi irade varsa o zaman şeytan bu kadar efektif olamaz. Burada olaylara din açısından bakılmamalı demiyorum, baştan söyleyeyim de yanlışlık olmasın. Sadece her şeyi (mesela bunun gibi alakasız şeyleri) dini figürlere bağlamak sadece acizliktir.

Adam öldürdüm, niye? Şeytana uydum. Yetim besliyorum, niye? Çünkü iyi bir insanım. Şimdi birileri ikinci diyaloğun gerçek dışı olduğunu, iyi bir insanın alçak gönüllü olup böyle konuşmayacağını falan söyleyebilir. Tabii ki, ama şöyle düşünün şu ikinci diyalog dışarı yansımasa da her insanın iç sesi olabilir. Yani burada bir çocuğa yardım ettiğimde yada sadaka verdiğimde bir yardımda bulunduğumda içimden "iyi bir insan olduğumu" hissetmiyorum diyorsa kusura bakmasın kötü bir yalancıdır kendisi.

İslam açısından şöyle toparlayabiliriz. İyilik ve kötülük var ve bu hayat bir sınavsa seçim yapmak da sizin elinizde, yani iyilik yaptığınız zaman bunun kaynağı sizsiniz ve kusura bakmayın ama size kötü bir haberim var kötülük yaptığınızda da bunun kaynağı ve sorumlusu sizsiniz. Boşuna suç ortağı yada "asıl" suçlu aramaya kalkışmayın. Şeytan yada herhangi bir şey sizin duygularınızı düşüncelerinizi değiştiremez, İslam inancına göre buna gücü yetecek tek varlık Allah'tır. Eğer Şeytan'ın buna muktedir olduğunu düşünüyorsanız, dine karşı gelme derecesinde bir durumda olduğunuzu söylemem gerekir.

Psikolojik açıdan ise şöyle bir durum söz konusu. Suçu başkasına yüklemek vicdanı rahatlatmanın yollarından sadece biridir.

Neyse fazla uzatmayayım, biraz dağınık oldu ama açıklamamı isteyen yada görüş bildirecek arkadaşlar varsa zaten üstüne konuşuruz.

Not: Bu aralar internete fazla giremediğim için eğer cevap yazarsanız alıntı veya etiketi kullanın lütfen.
 
Geri