Gezi Direnişi.
AKP hükümeti sermayenin çıkarları doğrultusunda yasa üzerine yasa çıkarmada rekorlar kırdı. Neredeyse tüm kamu kuruluşları sermayeye ve iktidar yandaşlarına haksız kazanç sağlamak üzere özelleştirildi. Derelerimizden madenlerimize, kamuya ait fabrikalar ve işletmelerden ortak kamu çıkarlarını temsil eden yaşam alanlarımıza, parklarımıza, bahçelerimize kadar satılmadık şey kalmadı. Her bir özelleştirmeyle birlikte kıyıma uğrayan, işinden edilen emekçi sayısı çoğaldı, yoksulluk arttı.
Bankalar halkın küçük birikimlerini haraca bağlayan, geleceğini rehin alan yasal tefeciler gibi çalışmaya devam etti. Borsa sermaye ve rant çevrelerinin sömürü şehvetini tatmin için kurulmuş dev bir kumarhane gibi işlemeyi sürdürdü.
12 Eylül faşist darbesinin on yıllar önce büyük toplumsal muhalefeti bastırmak maksadıyla yolunu açtığı muhafazakâr gericiliği toplumun tüm hücrelerine yerleştirme politikası AKP hükümetinin elinde gerçek bir silaha dönüştü.
Bu anlayışın temelinde yer alan rıza üretme ve biat mekanizması toplumumuzun geniş kesimlerinin dinsel inançlarının sömürülerek yağmaya ve sömürüye karşı dirençsiz, yer yer de kayıtsız kalması yolunda kullanıldı.
AKP, iktidar yılları içinde dinsel hassasiyeti kuvvetli kesimlerin geçmişte sınırlandırılan veya ortadan kaldırılan kimi hak ve özgürlüklerini iade adı altında toplumsal özgürlükler ve laiklik alanını gün geçtikçe daralttı.
Eğitim sisteminde iktidarın dayandığı dinsel ideolojik referanslar lehinde ardı arkası gelmeyen değişikliklere gidildi. Bu değişikliklerin kazanılmış Cumhuriyet dönüşümlerinin karşısında duracak dindar ve kindar nesiller yetiştirmek için yapıldığı açıkça ifadeye büründürüldü.
Otoriter muhafazakârlığın kurum, özne ve simgeleri toplumsal hayat ve kamu alanında yeniden konumlandırıldı. Gerici siyasal, kültürel, ideolojik baskı akla gelmeyecek yönetmelik ve yönergelerin yürürlüğe konmasıyla tüm toplumu kuşatacak, farklı düşünenlerin yaşam alanlarını adım adım yutacak biçimde yoğunlaştırıldı. İktidar, toplumun geniş kesimlerinde yaşam tarzının tehdit altında olduğu fikrini yaygınlaştıracak kısıtlayıcı, engelleyici, yıldırıcı, caydırıcı düzenlemeleri meydan okurcasına yürürlüğe sokmaktan kaçınmayacağını ilan etti.
Alevi toplumunun ibadet, eğitim ve kültürel haklarının önündeki engeller sözde Açılım hamlelerine karşın muhafaza edildi. Her fırsatta Alevileri dışlayıcı siyasal üslupta ısrar edilerek toplumun önemli bir kesiminin haysiyeti ayaklar altına alındı. Büyük toplumsal patlamalara yol açabilecek keskin bir bölünme neredeyse bilinçli hamlelerle açık açık kışkırtıldı.
AKP, bu yöndeki kışkırtıcı siyasetini dış siyaset alanına da yansıttı. Suriye’de Ortadoğu’ya yönelik emperyalist yeni tasarıların kışkırttığı toplumsal altüst oluşta mezhepçilikten beslenen bir siyaset izledi. Bu siyasetin sonucu olarak, sayısı üç milyona ulaşan göçmen topluluğu bugün toplumsal yaşamın çözümlenmesi güç sorunlarından biri haline geldi.
Toplumda geleneksel olarak var olan birçok dışlayıcı, ayrımcı, yok sayıcı, kıyıcı davranış önceki dönemlere kıyasla çoğaldı, yoğunlaştı, ilgili toplumsal kesimleri gelişebilecek daha vahim sonuçlarla karşı karşıya bıraktı.
Kadının varlığına ve haklarına bu hükümet döneminde başka hiçbir dönemde görülmedik biçimde saldırıldı. Kadın Cinayetleri toplumsal gündemin ana maddelerinden biri haline geldi.
Ermeni, Rum, Yahudi, Süryaniler gibi dinsel azınlıklar ve diğer toplum paydaşlarımızla bilinçli siyasetler izlenerek zaten azaltılmış olan birlikte yaşama duygusu, bu kesimlere yönelik saldırı ve cinayetlerle ortadan kaldırılmak istendi.
Aynı dışlayıcılık ve saldırganlık, suçmuş algısı yaratılmaya çalışılan dinsizlik, ateizm gibi anlayışlara ve bunları sahiplenenlere de yöneltildi.
Çocuk işçiliğinde görülen artış bir neo-liberal ekonomi vahşeti olarak gündelik yaşamda yerini aldı.
Yüksek genç işsiz oranında kayda değer bir düşüş yaşanmadı. Gelecek umudu çalınan, toplumsal güvenceden yoksun genç nüfus içindeki uyuşturucu kullanma, çeteleşme, zorbalık ve şiddet eğilimindeki artış özellikle de sokağa yansıyan yıkıcı biçimleriyle görünür hale geldi.
Bu egemenliğin yarattığı olanakların da etkisiyle art arda kazandığı seçimleri hukuksuz, adaletsiz, dışlayıcı, baskıcı siyasetini kökleştirmek yolunda sonsuz ve sorgulanamaz bir meşruiyet aracı olarak gördü ve göstermeye çalıştı.
AKP iktidarı, söz konusu bu sorgulanamaz meşruiyet basıncını da hedefine koyarak sokaklara dökülen milyonların Gezi Direnişi ve ardından gelişen kitle hareketlerini otoriter muhafazakârlığın fıtratına uygun vahşi bir zorbalıkla, yaygın bir şiddet kampanyasıyla yanıtlamayı seçti.
O zamana dek dilinden düşürmediği adalet, hukuk ve özgürlükten gerçekte ne anladığı Gezi Direnişi ve 17 Aralık yolsuzluk operasyonları uygulamalarıyla apaçık ortaya çıktı. Hem ülke içinde hem dünya ölçeğinde farklı siyasal güçler, başbakanının siyasal refleksleri karşısında AKP iktidarıyla ilgili tutumlarını yeniden irdelemek zorunda kaldılar. İktidar bloğu içindeki çelişkiler giderek derinleşti, gerici muhafazakâr koalisyonun sarsılmaz görünen duvarları çatırdamaya başladı.
Gelinen nokta, tarihsel Gezi Direnişini gerçekleşebilir kılmış, Bu daha Başlangıç! diyerek iktidarın vahşi zorbalığı ve acımasız şiddetine göğüs germiş tüm toplumsal muhalefet bileşenlerinin önüne çok önemli bir görevi, sloganda belirtilen Mücadeleye Devam! görevini koymuştur.
Bu görev tüm demokratik muhalefet güçlerine, AKP ve Erdoğan’ın şahsında simgelenen bu gerici, baskıcı ve yağmacı sömürü düzenine son vermek, ülkemizi emperyalist kapitalist sistemin boyunduruğundan kurtarmak, halkın gerçek egemenliğini ifade eden bir demokrasiyi kurmak için güçlü biçimde yola çıkmayı işaret etmektedir.
Yeter ki biz, AKP’ye, AKP yedek güçlerine, ABD’ye teslim olmadan direnişimizi sürdürelim ve haklı mücadelemizi sonuna dek götürelim…
AKP hükümeti sermayenin çıkarları doğrultusunda yasa üzerine yasa çıkarmada rekorlar kırdı. Neredeyse tüm kamu kuruluşları sermayeye ve iktidar yandaşlarına haksız kazanç sağlamak üzere özelleştirildi. Derelerimizden madenlerimize, kamuya ait fabrikalar ve işletmelerden ortak kamu çıkarlarını temsil eden yaşam alanlarımıza, parklarımıza, bahçelerimize kadar satılmadık şey kalmadı. Her bir özelleştirmeyle birlikte kıyıma uğrayan, işinden edilen emekçi sayısı çoğaldı, yoksulluk arttı.
Bankalar halkın küçük birikimlerini haraca bağlayan, geleceğini rehin alan yasal tefeciler gibi çalışmaya devam etti. Borsa sermaye ve rant çevrelerinin sömürü şehvetini tatmin için kurulmuş dev bir kumarhane gibi işlemeyi sürdürdü.
12 Eylül faşist darbesinin on yıllar önce büyük toplumsal muhalefeti bastırmak maksadıyla yolunu açtığı muhafazakâr gericiliği toplumun tüm hücrelerine yerleştirme politikası AKP hükümetinin elinde gerçek bir silaha dönüştü.
Bu anlayışın temelinde yer alan rıza üretme ve biat mekanizması toplumumuzun geniş kesimlerinin dinsel inançlarının sömürülerek yağmaya ve sömürüye karşı dirençsiz, yer yer de kayıtsız kalması yolunda kullanıldı.
AKP, iktidar yılları içinde dinsel hassasiyeti kuvvetli kesimlerin geçmişte sınırlandırılan veya ortadan kaldırılan kimi hak ve özgürlüklerini iade adı altında toplumsal özgürlükler ve laiklik alanını gün geçtikçe daralttı.
Eğitim sisteminde iktidarın dayandığı dinsel ideolojik referanslar lehinde ardı arkası gelmeyen değişikliklere gidildi. Bu değişikliklerin kazanılmış Cumhuriyet dönüşümlerinin karşısında duracak dindar ve kindar nesiller yetiştirmek için yapıldığı açıkça ifadeye büründürüldü.
Otoriter muhafazakârlığın kurum, özne ve simgeleri toplumsal hayat ve kamu alanında yeniden konumlandırıldı. Gerici siyasal, kültürel, ideolojik baskı akla gelmeyecek yönetmelik ve yönergelerin yürürlüğe konmasıyla tüm toplumu kuşatacak, farklı düşünenlerin yaşam alanlarını adım adım yutacak biçimde yoğunlaştırıldı. İktidar, toplumun geniş kesimlerinde yaşam tarzının tehdit altında olduğu fikrini yaygınlaştıracak kısıtlayıcı, engelleyici, yıldırıcı, caydırıcı düzenlemeleri meydan okurcasına yürürlüğe sokmaktan kaçınmayacağını ilan etti.
Alevi toplumunun ibadet, eğitim ve kültürel haklarının önündeki engeller sözde Açılım hamlelerine karşın muhafaza edildi. Her fırsatta Alevileri dışlayıcı siyasal üslupta ısrar edilerek toplumun önemli bir kesiminin haysiyeti ayaklar altına alındı. Büyük toplumsal patlamalara yol açabilecek keskin bir bölünme neredeyse bilinçli hamlelerle açık açık kışkırtıldı.
AKP, bu yöndeki kışkırtıcı siyasetini dış siyaset alanına da yansıttı. Suriye’de Ortadoğu’ya yönelik emperyalist yeni tasarıların kışkırttığı toplumsal altüst oluşta mezhepçilikten beslenen bir siyaset izledi. Bu siyasetin sonucu olarak, sayısı üç milyona ulaşan göçmen topluluğu bugün toplumsal yaşamın çözümlenmesi güç sorunlarından biri haline geldi.
Toplumda geleneksel olarak var olan birçok dışlayıcı, ayrımcı, yok sayıcı, kıyıcı davranış önceki dönemlere kıyasla çoğaldı, yoğunlaştı, ilgili toplumsal kesimleri gelişebilecek daha vahim sonuçlarla karşı karşıya bıraktı.
Kadının varlığına ve haklarına bu hükümet döneminde başka hiçbir dönemde görülmedik biçimde saldırıldı. Kadın Cinayetleri toplumsal gündemin ana maddelerinden biri haline geldi.
Ermeni, Rum, Yahudi, Süryaniler gibi dinsel azınlıklar ve diğer toplum paydaşlarımızla bilinçli siyasetler izlenerek zaten azaltılmış olan birlikte yaşama duygusu, bu kesimlere yönelik saldırı ve cinayetlerle ortadan kaldırılmak istendi.
Aynı dışlayıcılık ve saldırganlık, suçmuş algısı yaratılmaya çalışılan dinsizlik, ateizm gibi anlayışlara ve bunları sahiplenenlere de yöneltildi.
Çocuk işçiliğinde görülen artış bir neo-liberal ekonomi vahşeti olarak gündelik yaşamda yerini aldı.
Yüksek genç işsiz oranında kayda değer bir düşüş yaşanmadı. Gelecek umudu çalınan, toplumsal güvenceden yoksun genç nüfus içindeki uyuşturucu kullanma, çeteleşme, zorbalık ve şiddet eğilimindeki artış özellikle de sokağa yansıyan yıkıcı biçimleriyle görünür hale geldi.
Bu egemenliğin yarattığı olanakların da etkisiyle art arda kazandığı seçimleri hukuksuz, adaletsiz, dışlayıcı, baskıcı siyasetini kökleştirmek yolunda sonsuz ve sorgulanamaz bir meşruiyet aracı olarak gördü ve göstermeye çalıştı.
AKP iktidarı, söz konusu bu sorgulanamaz meşruiyet basıncını da hedefine koyarak sokaklara dökülen milyonların Gezi Direnişi ve ardından gelişen kitle hareketlerini otoriter muhafazakârlığın fıtratına uygun vahşi bir zorbalıkla, yaygın bir şiddet kampanyasıyla yanıtlamayı seçti.
O zamana dek dilinden düşürmediği adalet, hukuk ve özgürlükten gerçekte ne anladığı Gezi Direnişi ve 17 Aralık yolsuzluk operasyonları uygulamalarıyla apaçık ortaya çıktı. Hem ülke içinde hem dünya ölçeğinde farklı siyasal güçler, başbakanının siyasal refleksleri karşısında AKP iktidarıyla ilgili tutumlarını yeniden irdelemek zorunda kaldılar. İktidar bloğu içindeki çelişkiler giderek derinleşti, gerici muhafazakâr koalisyonun sarsılmaz görünen duvarları çatırdamaya başladı.
Gelinen nokta, tarihsel Gezi Direnişini gerçekleşebilir kılmış, Bu daha Başlangıç! diyerek iktidarın vahşi zorbalığı ve acımasız şiddetine göğüs germiş tüm toplumsal muhalefet bileşenlerinin önüne çok önemli bir görevi, sloganda belirtilen Mücadeleye Devam! görevini koymuştur.
Bu görev tüm demokratik muhalefet güçlerine, AKP ve Erdoğan’ın şahsında simgelenen bu gerici, baskıcı ve yağmacı sömürü düzenine son vermek, ülkemizi emperyalist kapitalist sistemin boyunduruğundan kurtarmak, halkın gerçek egemenliğini ifade eden bir demokrasiyi kurmak için güçlü biçimde yola çıkmayı işaret etmektedir.
Yeter ki biz, AKP’ye, AKP yedek güçlerine, ABD’ye teslim olmadan direnişimizi sürdürelim ve haklı mücadelemizi sonuna dek götürelim…