Gezi Direnişi.

Konu sahibi son olarak 3647 gün önce görüldü
Gezi Direnişi.

AKP hükümeti sermayenin çıkarları doğrultusunda yasa üzerine yasa çıkarmada rekorlar kırdı. Neredeyse tüm kamu kuruluşları sermayeye ve iktidar yandaşlarına haksız kazanç sağlamak üzere özelleştirildi. Derelerimizden madenlerimize, kamuya ait fabrikalar ve işletmelerden ortak kamu çıkarlarını temsil eden yaşam alanlarımıza, parklarımıza, bahçelerimize kadar satılmadık şey kalmadı. Her bir özelleştirmeyle birlikte kıyıma uğrayan, işinden edilen emekçi sayısı çoğaldı, yoksulluk arttı.

Bankalar halkın küçük birikimlerini haraca bağlayan, geleceğini rehin alan yasal tefeciler gibi çalışmaya devam etti. Borsa sermaye ve rant çevrelerinin sömürü şehvetini tatmin için kurulmuş dev bir kumarhane gibi işlemeyi sürdürdü.

12 Eylül faşist darbesinin on yıllar önce büyük toplumsal muhalefeti bastırmak maksadıyla yolunu açtığı muhafazakâr gericiliği toplumun tüm hücrelerine yerleştirme politikası AKP hükümetinin elinde gerçek bir silaha dönüştü.

Bu anlayışın temelinde yer alan rıza üretme ve biat mekanizması toplumumuzun geniş kesimlerinin dinsel inançlarının sömürülerek yağmaya ve sömürüye karşı dirençsiz, yer yer de kayıtsız kalması yolunda kullanıldı.

AKP, iktidar yılları içinde dinsel hassasiyeti kuvvetli kesimlerin geçmişte sınırlandırılan veya ortadan kaldırılan kimi hak ve özgürlüklerini iade adı altında toplumsal özgürlükler ve laiklik alanını gün geçtikçe daralttı.

Eğitim sisteminde iktidarın dayandığı dinsel ideolojik referanslar lehinde ardı arkası gelmeyen değişikliklere gidildi. Bu değişikliklerin kazanılmış Cumhuriyet dönüşümlerinin karşısında duracak dindar ve kindar nesiller yetiştirmek için yapıldığı açıkça ifadeye büründürüldü.

Otoriter muhafazakârlığın kurum, özne ve simgeleri toplumsal hayat ve kamu alanında yeniden konumlandırıldı. Gerici siyasal, kültürel, ideolojik baskı akla gelmeyecek yönetmelik ve yönergelerin yürürlüğe konmasıyla tüm toplumu kuşatacak, farklı düşünenlerin yaşam alanlarını adım adım yutacak biçimde yoğunlaştırıldı. İktidar, toplumun geniş kesimlerinde yaşam tarzının tehdit altında olduğu fikrini yaygınlaştıracak kısıtlayıcı, engelleyici, yıldırıcı, caydırıcı düzenlemeleri meydan okurcasına yürürlüğe sokmaktan kaçınmayacağını ilan etti.

Alevi toplumunun ibadet, eğitim ve kültürel haklarının önündeki engeller sözde Açılım hamlelerine karşın muhafaza edildi. Her fırsatta Alevileri dışlayıcı siyasal üslupta ısrar edilerek toplumun önemli bir kesiminin haysiyeti ayaklar altına alındı. Büyük toplumsal patlamalara yol açabilecek keskin bir bölünme neredeyse bilinçli hamlelerle açık açık kışkırtıldı.

AKP, bu yöndeki kışkırtıcı siyasetini dış siyaset alanına da yansıttı. Suriye’de Ortadoğu’ya yönelik emperyalist yeni tasarıların kışkırttığı toplumsal altüst oluşta mezhepçilikten beslenen bir siyaset izledi. Bu siyasetin sonucu olarak, sayısı üç milyona ulaşan göçmen topluluğu bugün toplumsal yaşamın çözümlenmesi güç sorunlarından biri haline geldi.

Toplumda geleneksel olarak var olan birçok dışlayıcı, ayrımcı, yok sayıcı, kıyıcı davranış önceki dönemlere kıyasla çoğaldı, yoğunlaştı, ilgili toplumsal kesimleri gelişebilecek daha vahim sonuçlarla karşı karşıya bıraktı.

Kadının varlığına ve haklarına bu hükümet döneminde başka hiçbir dönemde görülmedik biçimde saldırıldı. Kadın Cinayetleri toplumsal gündemin ana maddelerinden biri haline geldi.

Ermeni, Rum, Yahudi, Süryaniler gibi dinsel azınlıklar ve diğer toplum paydaşlarımızla bilinçli siyasetler izlenerek zaten azaltılmış olan birlikte yaşama duygusu, bu kesimlere yönelik saldırı ve cinayetlerle ortadan kaldırılmak istendi.

Aynı dışlayıcılık ve saldırganlık, suçmuş algısı yaratılmaya çalışılan dinsizlik, ateizm gibi anlayışlara ve bunları sahiplenenlere de yöneltildi.

Çocuk işçiliğinde görülen artış bir neo-liberal ekonomi vahşeti olarak gündelik yaşamda yerini aldı.

Yüksek genç işsiz oranında kayda değer bir düşüş yaşanmadı. Gelecek umudu çalınan, toplumsal güvenceden yoksun genç nüfus içindeki uyuşturucu kullanma, çeteleşme, zorbalık ve şiddet eğilimindeki artış özellikle de sokağa yansıyan yıkıcı biçimleriyle görünür hale geldi.

Bu egemenliğin yarattığı olanakların da etkisiyle art arda kazandığı seçimleri hukuksuz, adaletsiz, dışlayıcı, baskıcı siyasetini kökleştirmek yolunda sonsuz ve sorgulanamaz bir meşruiyet aracı olarak gördü ve göstermeye çalıştı.

AKP iktidarı, söz konusu bu sorgulanamaz meşruiyet basıncını da hedefine koyarak sokaklara dökülen milyonların Gezi Direnişi ve ardından gelişen kitle hareketlerini otoriter muhafazakârlığın fıtratına uygun vahşi bir zorbalıkla, yaygın bir şiddet kampanyasıyla yanıtlamayı seçti.

O zamana dek dilinden düşürmediği adalet, hukuk ve özgürlükten gerçekte ne anladığı Gezi Direnişi ve 17 Aralık yolsuzluk operasyonları uygulamalarıyla apaçık ortaya çıktı. Hem ülke içinde hem dünya ölçeğinde farklı siyasal güçler, başbakanının siyasal refleksleri karşısında AKP iktidarıyla ilgili tutumlarını yeniden irdelemek zorunda kaldılar. İktidar bloğu içindeki çelişkiler giderek derinleşti, gerici muhafazakâr koalisyonun sarsılmaz görünen duvarları çatırdamaya başladı.

Gelinen nokta, tarihsel Gezi Direnişini gerçekleşebilir kılmış, Bu daha Başlangıç! diyerek iktidarın vahşi zorbalığı ve acımasız şiddetine göğüs germiş tüm toplumsal muhalefet bileşenlerinin önüne çok önemli bir görevi, sloganda belirtilen Mücadeleye Devam! görevini koymuştur.

Bu görev tüm demokratik muhalefet güçlerine, AKP ve Erdoğan’ın şahsında simgelenen bu gerici, baskıcı ve yağmacı sömürü düzenine son vermek, ülkemizi emperyalist kapitalist sistemin boyunduruğundan kurtarmak, halkın gerçek egemenliğini ifade eden bir demokrasiyi kurmak için güçlü biçimde yola çıkmayı işaret etmektedir.

Yeter ki biz, AKP’ye, AKP yedek güçlerine, ABD’ye teslim olmadan direnişimizi sürdürelim ve haklı mücadelemizi sonuna dek götürelim…
 
Her zaman diyorum ve demeye devam edeceğim. Gezi, bu ülkenin görüp göremeyeceği en büyük demokrasi atılımıydı.Bir ülkenin adeta kendini aşan,medeni bir kırmızı kartıydı.Tahtının sallandığını düşüneneler, demokratik bir bilinç devrimini kazan kaldırmakla eş görenler bu "Dur!" deyişi adice provoke ettiler.Oysa tarihte hangi hak, kendiliğinden ülke vatandaşlarına sunulmuş ki ya da hangi yanlış toplu direniş olmaksızın bitmiş ki? Bu anlayış tek taraflı bir sözleşme olamaz ki olsa da bunun bağlayıcılığı da olmamalı ki.Birileri kalkıp doğayı keyfince katledemez ya da birileri özgürlüğü kendi anlayışı çerçevesi ile bir ülke vatandaşlarına dayatmamalı.Biz hiçbir zaman gıptayla baktığımız falancaları gibi olamayız.Çünkü onların sahip çıktığı şey,bizim bilmem kaç kuruş menfatlerimizden daha önemsiz.
 
Her zaman diyorum ve demeye devam edeceğim. Gezi, bu ülkenin görüp göremeyeceği en büyük demokrasi atılımıydı.Bir ülkenin adeta kendini aşan,medeni bir kırmızı kartıydı.Tahtının sallandığını düşüneneler, demokratik bir bilinç devrimini kazan kaldırmakla eş görenler bu "Dur!" deyişi adice provoke ettiler.Oysa tarihte hangi hak, kendiliğinden ülke vatandaşlarına sunulmuş ki ya da hangi yanlış toplu direniş olmaksızın bitmiş ki? Bu anlayış tek taraflı bir sözleşme olamaz ki olsa da bunun bağlayıcılığı da olmamalı ki.Birileri kalkıp doğayı keyfince katledemez ya da birileri özgürlüğü kendi anlayışı çerçevesi ile bir ülke vatandaşlarına dayatmamalı.Biz hiçbir zaman gıptayla baktığımız falancaları gibi olamayız.Çünkü onların sahip çıktığı şey,bizim bilmem kaç kuruş menfatlerimizden daha önemsiz.

Bu ülkenin görüp göremeyeceği en büyük demokrasi atılımı 1972 de yaşandı ve bitti...
Bu tarihten sonra hiç bir eylem demokrasi adına atılmadı.
Demokrasi adı altında atılan adımlar bunlara dahil değil.
 


Bu ülkenin görüp göremeyeceği en büyük demokrasi atılımı 1972 de yaşandı ve bitti...
Bu tarihten sonra hiç bir eylem demokrasi adına atılmadı.
Demokrasi adı altında atılan adımlar bunlara dahil değil.
Kardeşim demek istediğinizi anladım.O bahsettiğiniz sanırım Deniz Gezmiş'in direnişine karşı verilen haksız kararı idi.Evet o bir direnişti.Daha da geriye gidersek Mahir Çayan'a kadar gidebiliriz.Fakat Gezi olayını Deniz Gezmiş'in haklı direnişinden ayıran bir gerçek vardır: O da çatışmaya mehil vermeyen sesiz bir direniş arzusunda olması idi. Demokrasi, bilindiği gibi halkın yönetim anlayışında söz hakkıdır.Ve bu da kabul etsek ya da etmesek de hukuka uygun olmak zorundadır.Deniz Gezmiş direnişinde haklıydı.Fakat bu iki olayın gerçekleştirilme şekli biraz farklı.En azından burada bir kutuplaşma yoktu.Burda tek bir duruş vardı.Sadece çıkarlarına uymayan muhalefetler vardı.Diyebilirsiniz ki şeklini değil temelini baz alıyorum.Bende derim ki temelide farklı o günün siyasal konsepti çok farklıydı.O gün dünyada Rusya ve Amerika arasındaki çekişmenin şekillendirdiği bir siyasi atmosfer söz konusu idi.Bugünde elbet var. Ancak o günlerdeki siyasi olayları değerlendirirsek o biraz uluslar arası bir yankının bir direnişi idi.Ve orada malesef haklı direnişe karışan hukuksuzluklarda meydana geldi.Ne yazık ki bu sonu arzu edenlerin ekmeğine yağ sürülüp o gün haklılklarına gölge düşürüldü.Ama tarih Deniz Gezmişi anlamış ve onun dev yüreğini ve amacını sayfalarına iliştirmiştir. Gezide bir hukuksuzluk yoktu.Fakat belirtiğim gibi rahatsız olanların provokesi ile durum onların arzu ettiği düzleme çekildi.Neydi o düzlem? Hukuksuzluk düzlemi.Bu iki olayın Şekli, başlangıcı, ve siyasi atmosferi çok farklıydı.İkisinin ortak yanı Demokrasi idi.Ama dediğim gibi bu tarz bir direniş (Gezi Direnişi) bizim için ilkti.
 
Demokratik Muhalefet güçleri mi?

Demokrasi diye yola çıkanlar bilmelidir ki ; “28 Şubat’ta zayıf bir hükümet, güçlü bir yargı ve askeri bürokrasisi ve darbe eğilimi vardı. Ve darbe bu ağın doğru bir şekilde kanalize edilmesiyle gerçekleştirildi...Şimdi ise güçlü bir hükümet var. Bürokrasiden darbeciler de temizlenmiş durumda. Uygun bir ortam bulunca da sokağa taştılar. Malesef durumun hal.tesbiti bu. Bu kadar ortalığı karıştıran topluluk vardı ama seçim istemiyorlardı... Seçim istemeyen bir demokratik muhalefet mi olurmuş...???

Yanlış Muhalefetiniz Yanlış bir hükümeti yıkılmaz dev anası yaptı...
Kendinizle gurur duyun Demokratik Muhalefet bileşenleri...

Bilgi - İnanç - Eylem
 
Ermeni, Rum, Yahudi, Süryaniler gibi dinsel azınlıklar ve diğer toplum paydaşlarımızla bilinçli siyasetler izlenerek zaten azaltılmış olan birlikte yaşama duygusu, bu kesimlere yönelik saldırı ve cinayetlerle ortadan kaldırılmak istendi.

lan Avrupa ermeni soykirimini kabul etti ha......
 
başta tamamen çevresel bir direniş olup işin içine siyaset girdiği andan itibaren samimiyetini kaybeden ve ülkeye yüksek anlamda zarar veren bir direniştir, ağacın arkasına saklanıp devlet devirmeye çalışan samimiyetsizlerin asıl direnişi yerine getirenleri saf dışı edip onları da lekeledikleri bir oluşumdur. güzel bir şeydir, bok edilmiştir.
 
Demokratik Muhalefet güçleri mi?

Demokrasi diye yola çıkanlar bilmelidir ki ; “28 Şubat’ta zayıf bir hükümet, güçlü bir yargı ve askeri bürokrasisi ve darbe eğilimi vardı. Ve darbe bu ağın doğru bir şekilde kanalize edilmesiyle gerçekleştirildi...Şimdi ise güçlü bir hükümet var. Bürokrasiden darbeciler de temizlenmiş durumda. Uygun bir ortam bulunca da sokağa taştılar. Malesef durumun hal.tesbiti bu. Bu kadar ortalığı karıştıran topluluk vardı ama seçim istemiyorlardı... Seçim istemeyen bir demokratik muhalefet mi olurmuş...???

Yanlış Muhalefetiniz Yanlış bir hükümeti yıkılmaz dev anası yaptı...
Kendinizle gurur duyun Demokratik Muhalefet bileşenleri...

Bilgi - İnanç - Eylem

Sicillerinde kendileri gibi düşünmeyenleri imha edenlerden,kendi ırklarından milyonlarca insanı katledenlerden,kaşarlanmış liberal solçuklardan,solçuk diye geçinip kapitalizmin uşaklığını yapanlardan,hezimet üstüne hezimet yaşadıkları halde islam düşmanlığından milim sapmayanlardan doğru muhalefet veya doğru bir iktidar beklemek abes olur.

Hükümet çeşitli yanlışlara imza atsada genel anlamda yanlış bir hükümet diyemeyiz.


Suni teneffüsle yaşamlarını devam ettiren azgın İslam düşmanları iktidarda olsalardı, ülkeye hakim olsalardı şüphesiz ki yanlış hükümeti çok arardık.
 


Sicillerinde kendileri gibi düşünmeyenleri imha edenlerden,kendi ırklarından milyonlarca insanı katledenlerden,kaşarlanmış liberal solçuklardan,solçuk diye geçinip kapitalizmin uşaklığını yapanlardan,hezimet üstüne hezimet yaşadıkları halde islam düşmanlığından milim sapmayanlardan doğru muhalefet veya doğru bir iktidar beklemek abes olur.

Hükümet çeşitli yanlışlara imza atsada genel anlamda yanlış bir hükümet diyemeyiz.


Suni teneffüsle yaşamlarını devam ettiren azgın İslam düşmanları iktidarda olsalardı, ülkeye hakim olsalardı şüphesiz ki yanlış hükümeti çok arardık.
İslama dost olması yada islami kimlik ağırlık lı olması onu doğru Kılmaz. Kemalist çarkın kendini yenileyerek yola devam eden, kapitalist sermayenin uşaklığını yapan bir hükemet değil mi üstad.

İnsanların sorumluluklarını yerine getirmesi onları doğru kılmaz.bir çok arkadaşımız onların yanlış politikalarından dolayı ölmedimi? Onlar pkk ile masaya oturmak için hepimize kapıları kapatmadılar mı? Sırf bölgedeki gerçek durum anlatılmasın diye Akp liler sivil toplum kuruluşlarının istişaresine nezaman özgürder ve mustazafları çağırdı ki?

Yolsuzluğun kol gezdiği bir hükümet... Lideri Müslümanların maslahatını gözetebilir eyvallah lakin bu iş bir ekip işidir...

Öz eleştiri yapılacak yer burası değildir üstad bu yüzden sınırlı yazıyorum...

Bilgi - İnanç - Eylem
 
Emperyalizme karşı olduklarını sanan
emperyal Uşakları
Sermayenin emrinde olduklarının
farkında bile olmadılar
Çünkü gözlerini Erdoğan kini bürümüştü
 
Geri