Gelişimsel Disleksinin Nörolojik Temeli

Konu sahibi son olarak 1828 gün önce görüldü
Bu alandaki ilk çalışmalar disleksik bireylerin beyinlerinde nöropatolojik incelemelerle olmuştur. Bu çalışmalarda dikkat, serebral korteksin doğum öncesi maturasyonunun spesifik basamaklarındaki muhtemel anormalliklere yöneltilmiş ve beynin normal asimetrisinden sapmalar olabileceği üzerinde durulmuştur.
Giriş
İlk kez 1891’de Fransız nörolog Jules Dejerine disleksik bir yetişkinin beyninde angüler girus olarak adlandırılan sol alt paryeto – oksipital bölgesinde hasar olduğunu rapor etmiştir. Drake 1968’de vasküler malformasyon nedeniyle beyin kanamasından ölen disleksik bir çocukta sol inferior paryetal bölgenin korteksinin dış tabakalarında ektopileri gösterdi.
Nörolojik spekülasyonların diğer bir yanı da disleksik çocuklardaki zayıf veya yetersiz lateralleşmeye sahip oldukları şeklindeki gözlemleri takip etmiştir. Orton ve Geschwind disleksiklerde dil fonksiyonlarının sol hemisfere lateralizasyonunda gecikme olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu çocuklarda solaklığın daha sık olması ve ayna görüntüsü şeklinde yazma lateralizasyonun olmamasına bağlanabilir. Bu teoriyi destekleyen kanıtlar ikili (dichotic) dinleme gibi lateralleşmiş beyin stimulasyonlarında elde edilmiştir ( Obzurt 1988, Harel ve Nachson 1997).
Disleksik çocukların önemli bir kesiminde sözel anlatımda, konuşmanın kazanılmasında ve artikülasyonunda ve/veya algılanmasında sorun vardır. Disleksik bireylerin hızlı adlandırmalarında sorun vardır. Klinik olarak gizli kalmış artikülatuar defisitler disleksik bireylerde testler aracılığıyla ortaya çıkarılabilir. (Heilman 1996). Bununla birlikte sözel anlatım bozukluğu ( oral language deficits) ile disleksi arasındaki ilişki açık değildir. ,
Grafemi foneme çevirme disleksiklerde çekirdek defisittir (Frith 1995). Bu basamak disleksik çocuklarda kanıtlanmış nörolojik disfonksiyonun iki ana yönünü buluşturur. Bunlar görsel algısal işleme ve fonolojik işlemedir.
Casles ve Cotheart 1993’te kelime olmayan harf dizilimlerindeki hata oranına göre disleksi yüzeyel ve fonolojik olmak üzere iki alt gruba ayırmışlardır.
Etyolojik Faktörler
Genetik: Aynı aile bireyleri içinde daha sık görülür. Ancak genetik geçiş karmaşıktır. Aynı aile içinde farklı disleksi tipleri görülebilir. Oysa kromozom 15’in tek kelime okuma performansı ile ve kromozom 6’nın ise fonolojik farkındalık ile ilişkili olduğu gösterilmiştir.
Öğrenme bozukluğu olan bireylerde sözel ve yazılı dil kusurlarının yaygın olması, dil ile ilişkili olduğu bilinen sol kortekste sorun olduğunu düşündürmektedir (Greshwind ve Galaburda 1985). Etyolojide suçlanan diğer faktörler; sağ el dominansının olmaması, immünolojik faktörler, sözel öğrenme bozukluğu ve sex hormonlarıdır.
Disleksiklerin Beyni
Anatomik çalışmalar mikroskopik ve makroskopik olmak üzere ikiye ayrılabilir. Kaufmann ve Galaburda (1989) disleksik beyinlerin her iki frontal korteksinde ve sol planum temporalede ektopiler ( anormal bir yüzeyel tabakada küçük nöronal kümelenmeler), displazi ( kortikal nöronların mimari organizasyonlarının kaybı) ve nadiren de damarsal bozukluklar gözlemlemişlerdir. Bazı örneklerde bu malformasyonlar polimikrogirus şeklinde bir görünüm sergilemişlerdir. Beyindeki nöron göçü altıncı gebelik ayında olduğuna göre bu patolojiler altıncı ayda veya daha öncesinde meydana gelmektedir.
Makroskopik olarak ise normalde görülmesi gereken sol planum temporale sağ planum temporaleden daha büyük olması disleksik beyinlerde görülmemektedir. Planum temporale, temporal lobun üst yüzünde üçgensel bir bölümdür.
Bunun yanında anlamlı planum temporale asimetrisinde bir azalmanın gösterilemediği çalışmalar da vardır. Bu sonuç iki şeyden kaynaklanabilir. Birincisi seçilen örneklem grubuyla alakalı olabilir. İkinci olarak da düzeltici girişimlerden kaynaklanabilir. Örneğin işitsel modalitede uğraşı yöntemi sonucunda sol planumun hacminin artması sonucu posterior işitme bölgesinde asimetrinin derecesinin değiştirilebildiği gösterilmiştir.
Habib ve Robicson’un (1996) yaptığı bir çalışmada mühendislik bölümünde okuyan disleksik ve normal grubun karşılaştırılması sonucu planum temporale asimetrisinde bir değişiklik görülmezken, silvian fissürün diğer kenarındaki paryetal bölgede disleksiklerde asimetrinin azaldığı, hatta asimetrinin derecesi ile fonolojik görevlerdeki başarı arasında ters orantı olduğu bulunmuştur. Bu bulgular disleksi ile paryetal lobun, temporal lobdan daha fazla ilişkili olduğunu düşündürebilir. Son fonksiyonel görüntüleme çalışmaları (Karbe 1995) sol planum temporalenin anatomik üstünlüğü ile işitsel sözel testler sırasındaki temporal korteksin fonksiyonel asimetrisi arasında paralellik olmadığı görülmüştür. Dahası planum temporalenin sözel işitsel uyaranlarla spesifik olarak aktive edilmiyor gibi gözükmektedir. Planum temporale tonlara, pasif dinleme görevindeki kelimelere ve aktif dinleme sırasındaki tonlara eşit yanıt verir.
İnferior frontal girusun posterior bölgesi dilin çıktısıyla ilgilidir. Ancak bu bölge ile ilgili çalışmalar seyrektir. Galaburda (1985) yetişkin disleksiklerde inferior frontal girusta bilateral ektopiler ve displaziler rapor ederken Hynd (1980) nörogörüntüleme ile disleksik çocuklarda makroskopik olarak anterior konuşma bölgesinin simetrik olduğunu göstermişlerdir. Bununla birlikte Jernigan (1991) dil bozukluğu olan yetişkin bireylerle normal kontroller arasında inferior frontal bölge arasında asimetri yönünden farklılık olduğunu göstermişlerdir. Clark ve Plante (1998) gelişimsel dil bozukluğu için aile öyküsü ve inferior posterior frontal girusta ekstra sulkus bulunması arasında ilişki olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Daha önce adı geçen mühendis popülasyonunda Broca alanlarının asimetrisi ölçülmüş ve disleksiklerin 44 ve 45 nolu alanlarında daha fazla simetrik patern görülmüştür (Robicson 2000). Ayrıca simetrik patern ile kelime olmayan harf dizilimlerinin okunması performansı arasında bir parelellik görülmüştür. Bu sonuçlar Fiez (1995), Fiez ve Peterson (1998), ve Price (1998)’ın yaptığı fonksiyonel nöro görüntüleme çalışmalarının sonuçlarıyla tutarlılık göstermektedir. Bu çalışmalarda sol inferior frontal girusun okumanın fonolojik yönünde olduğu kadar konuşmanın algılanması ve hızlı işitsel işlemlemede de rolünün olduğunu göstermektedir.
 
Geri