Gece ve Gece

  • Kullanıcı aRMiNa
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Roman ve Hikayeler
Konu sahibi son olarak 2615 gün önce görüldü
Gece ve Gece

Bilinmeyene

11628d1234659625t-gizemli.jpg


Kadın, önceden biliyordu, çok önceden... Ateşsiz bir cehenneme düşeceğini; korkusuz dizelerle boğuşacağını.

Gizlendiği mağaradan zaman zaman çıkardı. Göz alıcı bir ışık yalayıp geçerdi yüreğini, tenini... Baştan çıkaran ışığa yüzünü döndürdüğü an, bütün büyü bozulurdu ansızın. Karanlıklara gömülürdü ortalık. Kadın da mağarasının daha aydınlık olduğunu düşünüp geri dönerdi dehlizlere. Bu kez farklıydı. Basma gelecekleri önceden biliyordu. Mağaradan çıkmıştı.

..................................................

Gece mavisi pelerine bürünen adamın ardına düşüyor kadın. Ay ışığında, yapraklan kızıllaşan çınar ağaçlarıyla kaplı ormanda yürüyorlar... Gecenin şairi önde, kadın ardında. Adam, arada bir arkasına dönüp gizlice adeta belli belirsiz, "Gel, gel" diyor. Ansızın uzaklaşıyor, kayboluyor ortadan. Kadın neredeyse yerlerde sürünecek, bu kaçıştan, bu kovalamacadan. İşaret arıyor, yelin oynattığı dallardan küçük bir fısıltı bekliyor, kızarıp tutuşan yaprakların hışırtısından. Ortaya çıkıyor adam, "Gel, gel," diye sesleniyor, aynı belirsizlikle, korkarcasına. Sonra yine yok oluyor gecenin şairi. Kadın düşlere sığınıyor onu ararken. Adam dudaklarına Shaskespeare'den soneler konduruyor, sanki bir hayaletin dudaklarına yerleştirir gibi... Onun sesinden dinliyor görkemle süzülen dizeleri. Sonra gülüyor, yalnızca kendine gülüyor; yokluk aşkına, hayalet adamın aşkına...

Adamın gözleri önünden kadınlar, kızlar geçiyor, hepsi uzaklaşıp yitiyor. Kadın bekliyor, neyi, nedenini bilmeden.

"Lanet olsun! Lanet olsun!"

Artık kahkahaları donmuş... Gecenin sisi iniyor yüzüne. Gümüş mavisi tül gizliyor gözyaşlarını... Canı yanıyor, avuçlarını sıkıyor. Gene de gecenin şairi bilmemeli, asla bilmemeli aslında bilmeli. Aslında bilmeli, her şeyi bilmeli ne olacaksa olmalı...

Sıkılıyor kadın. Korsuz dizeler istemiyor... Ay ışığında kumsalda dolaşıyor. Dalgaların kıyısında görüyor adamın kumdan yontusunu. Ellerini uzatıyor, tutmak istiyor. Dokunduğu an parmakların arasından kayıp süzülüyor kum tanecikleri. Yitip gidiyor yontu... Yine duyuyor aynı şarkıyı... o yakarışı... o İçtenliği, o tükenmişliği...bir türlü kabullenemediği o yitirişi...
Neden bu kaçış?

Neden bu kovalamaca? Peki, öyle olsun, artık o da kaçıyor.

Sabah ayazı gibi titreten büyük tutkusu geçmiş. Batıyor tutkunun güneşi yavaşça... Oysa nasıl bir görkemle, nasıl olağanüstü bir coşkuyla doğmuş, doğayı yerinden oynatmıştı. Ormanlar sallanmış, dağlar yürümüş, denizler taşmıştı Şimdiyse batışı duyumsuyor kadın... Giderek eksilen, küllenen ince bir acıyla...Tutkunun kükreyen depremini duymuyor artık... Kedi ve düş uzakta kalıyor, çok uzakta... Gecenin şairinden ne ekmek, ne şarap ne de su istemişti. Yalnızca kedi gibi okşanılmak... Yoksa çok şey mi istemişti bu yüz kızartan acımasız çağımızda? Aslında kadın biliyordu, çok önceden... Gecenin şairinin oyun yazmadığını, yalnızca oyun oynadığını...

Ve onu kimin yarattığını...

Yazan
Nevra Bucak
 
Geri