Garip bir keşif; Meşe Adası'ndaki para çukuru

Konu sahibi son olarak 4387 gün önce görüldü
Meşe Adası´nda olanlar
Para Çukuru aşılamıyor
Ünlü korsan Kaptan William Kidd´in gizli hazinesi, Shakespeare
´in Bacon tarafından saklanan el yazması gerçek oyunları,
İngilizler´le savaşan Fransızlar´ın ya da İngilizlerin Amerika´ya
sakladığı hazineler, Vikingler´in gizli üssü, korsanların bankası,
Avrupalılar´dan kaçan İnka veya Mayalar´ın altın stokları ve
daha birçok uçuk kaçık iddia. Bütün bunlar Meşe Adası´ındaki
garip Para Çukuru´nun sırrını açıklayamıyorlar. Ama Çukur
orada duruyor ve 203 yıldan beri sürdürülen tüm çabalara
rağmen içine girilemiyor. Para Çukuru öylesine aşılmaz ki, 2000
´lerin eşiğindeki güçlü teknoloji bile yeterli olamıyor
1795 yılının bir yaz gününde, genç bir delikanlı olan Daniel
McGinnis, Nova Scotia´daki Meşe Adası´nda dolaşırken yerde
garip yuvarlak bir çukur gördü.Üzerinde sanki bir makarayla
çekilerek yerleştirilmiş gibi duran dallar vardı. Ginnes´in
aklına yörede çok konuşulan korsan öyküleri geldi ve eve
dönerek arkadaşlarına buluşunu anlatmaya ve daha sonra da
çukuru araştırmaya karar verdi. Sonraki günlerde McGinnis,
yanına John Smith ve Anthony Vaughan adlı arkadaşlarını
alarak çukura geri döndü. Ama daha ilk çalışma saatlerinde
şaşkınlığa düştüler, yüzeyin 60 cm kadar altında taşlarla
örtülü bir delik vardı. Üç metre aşağıda ise giriş, meşe
kütükleriyle boydan boya kapatılmıştı. Gençler çalışmaya
devam ettiler, 6 m. ile m. arasında aynı kütüklere rasladılar.
Daha fazla devam edemediler, tekrar geri dönüp araştırmaya
kararlıydılar ve plan yapmak için eve döndüler. Ama aradan
sekiz yıl geçecek ve üç kaşif geri dönmeyeceklerdi. Olay bu
arada duyuldu ve The Onslow Company adlı bir şirket
araştırmayı üslenerek, çukuru kazmaya başladı. Sekiz yıl önce
9 metre derinliğe inilmişti, ilk aşamada 27 metreye ulaşıldı ve
her üç metrede bir aynı meşe kütüklerinin bulunduğu anlaşıldı.
12 metreden sonra kütüklerin üstünde bir kömür tabakası
vardı, 15 metrede bir kat camcı macunu, 18 metrede ise bir
kat hindistan cevizi lifi bulundu. Ve 27 metreye gelindiğinde
en garip şey keşfedildi, burada üzerinde bilinmeyen garip bir
yazının bulunduğu bir taş vardı.
Görüntü
Ve işte Para Çukuru Taş ve üzerinde bulunduğu meşe katmanı
kaldırıldıktan sonra çalışmaya devam edildi ve o aşamada
kuyuya su sızmaya başladığı görüldü. Ertesi gün kuyu yaklaşık
16-17 metreye kadar suyla dolmuştu, pompalama çabaları
yetersiz kalınca çalışmalar gelecek yıla ertelendi. Bir yıl sonra
ise, kuyuya paralel olarak derinliği 100 metreye uzanan yeni
bir kuyu açıldı. Kuyuya ise artık "The Money Pit" yani "Para
Çukuru" adı verilmişti. Bu yeni tünelden Para Çukuru´ndaki su
boşaltılacaktı ama olmadı su gelip bu kuyuyu da doldurarak
çalışmaları 45 yıl boyunca durdurdu. Bu bir Bubi Tuzağı idi.
Şirket bu arada yaklaşık 150 metrelik bir su yolunu da
keşfetmişti ve bu kanal Para Çukuru´ndan başlayıp Smith´s
Cove denen yere bağlanmıştı, su ne kadar çabuk boşaltılsa
da, deniz suyu gelip yine boşluğu dolduruyordu. Çünkü su
yakındaki plajdan yani denizden geliyordu. Keşif daha
karmaşık ve kusursuz planlar gerektiriyordu, çünkü Para
Çukuru´nun bilinmeyen mimarları öylesine ustaydılar ki, aşmak
mümkün olmuyordu.
Sonu gelmeyen derinlik
1849´da bir başka şirket ortaya çıktı ve Para Çukuru yine
hatırlandı. The Truro Company adlı şirket bu amaçla
kurulmuştu. Şirket yeni teknolojler kullanarak suyu yan
kanallara akıtmayı başardı ve bunun için de özel matkaplar
kullanıldı. 30 metre aşıldığında çok düzgün bir platformla
karşılaşıldı. Burada üstte 10 cm kalınlığında meşe katmanı,
altında da 55 cm kalınlığında metal parçacıklarından oluşmuş
bir diğer katman vardı. Bunları 20 cm.´lik yeni bir meşe
katmanı, ardından yine 55 cm.´lik yeni bir metal katman ve
en altta da 10 cm.´lik yeni bir meşe katmanı izliyordu.
Ardından tüm bunların tekrarlandığı yeni bir katmanlar grubu
geliyordu. İşte tam burada içi para dolu olan iki fıçı veya
sandık bulundu. Matkap geri çekilirken ucunda meşe kıymıkları
ve hindistan cevizinden yapılmış halat parçacıklarına raslandı.
Daha da ilginci bu aşamada üç küçük altın zincir baklasına da
raslanmasıydı. Ama bu altın halkalar ortadan kayboldular ve
kimse ne olduklarını bulamadı. Sonuçta her kat aşıldıkça Para
Çukuru´nun daha derinlere indiği anlaşılıyordu. Bir grup
araştırmacı derinliğin önceden belirlenmesi fikrindeydiler.
Çukur şirketleri batırıyor
The Truro Company bir yıl sonra, 1850´de yeni bir paralel
tünel açtı ama yine su baskını başlamıştı tüm pompalama
çabaları boşa çıkarken su akışının gelgite bağlı olduğu
anlaşıldı. Ve o zaman farkedildi ki plaj sanılan kumsal da özel
yapılmıştı yani yapaydı. Çukurun yapımcıları 45 metre
uzunluğundaki plajı aşan bir kanal sistemi yaratmışlardı,
sistem bir elin parmaklarına benziyordu. Her parmak bir
kanaldı altı kil olan plajın altına kazılmış ve kayalarla
şekillendirilmişti. Üzerlerine kıyılarda bulunan kayalar
konulmuş, yılan otları ekilmiş ve metrelerce hindistan cevizi
lifiyle kaplanmıştı. Aynı lifler aynı zamanda filtre görevi
görüyorlar ve suyun getirdiği maddelerin kanalları kapaması
engelleniyordu. Parmak kanallar iç karada deniz suyu ile dolu
olarak eğimli başka bir kanala bağlanıyorlar ve yeraltından
giderek 150 metre kadar ötede Para Çukuru ile birleşiyordu.
Sonraki araştırmalarda yeraltı kanalının 120 cm. eninde, 60
cm. yüksekliğinde olduğu anlaşıldı. Kanal taşlarla
desteklenmişti ve Para Çukuru ile 29 ile 35 metre arasında
buluşuyordu. Truro Şirketi artık cevabı biliyordu, yapılacak tek
şey kanalı kapatmaktan ibaretti. İlk olarak bir baraj inşa
edildi, su akıtıldı ve kanallar söküldü ama o aşamada patlayan
bir fırtınada baraj çökünce çalışmalar yine aksadı. Sonraki
plan kazıyı sürdürmek ve çukurun su kanalıyla buluştuğu
noktayı geçmekti ama bundan sonrası yapılamadı ve o tarih
Truro Şirketi´nin Meşe Adası´ndaki sırrı aydınlatma
çabalarının son günü oldu.
Ve yıkım
Hazine avı çabaları 1861´de kurulan Meşe Adası Birliği
tarafından sürdülülecekti. Bu yeni şirket 30 metreye kadar
çukuru iyice temizledi. İki yeni paralel tünel açma çabalarına
girişildi, 40 metreye ulaşıldı ve sular tekrar içeri doldu. Tüm
gayretle su durdurulmaya çalışılırken, bir felaket oldu ve
çukurun tabanı çöküverdi. Su korkunç bir hızla gelerek,
kuyuyu ağzına beş metre kalana kadar doldurdu. Herşey
kuyunun içine düşmüştü. Sonraki yıllarda çeşitli şirketler
gizemi çözmeye çalıştılar ama başarılı olunamadı. Yeni
kanallar kazıldı, plaj doldurulmaya çalışıldı, yeni bir baraj
yapıldı ama onu da bir fırtına yıktı. 1893´de Fred Blair isimli
bir adam "The Oak Island Treasure Company" adlı bir şirket
kurarak işe girişti. İlk olarak 1878´de keşfedilen ve Para
Çukuru´nun yaklaşık 100 m. doğsunda bulunan mağara
araştırıldı ve buranın da Para Çukuru ile ilişkili olduğu
anlaşıldı. Belki Para Çukuru´nun gizemli yapımcıları bu kanalı,
su kanallarını kazarken havalandırma amacıyla inşa
etmişlerdi, iki kanal ya kesişiyorlar ya da birbirlerine çok
yakındılar, buradan yani yeni tünelden yola çıkıldı ama
olmadı. 18 metre aşıldığında sular içeri doldu ve çalışmalar bir
kez daha durdu. İki yıl boyunca yeni tüneller kazıldı, daha çok
pompa kullanıldı ama biryere ulaşılamadı. 1897´de Para Çukuru
40 metreye kadar temizlendi ve suyun aktığı giriş görülünce
kayalarla giriş kapatılmaya çalışıldı ama suları hiçbirşey
durduramıyordu, bir kez daha kuyuyu su bastı.
 
Yeni bir plan yapılarak, mağaradaki tüneldeki suların
boşaltılması için dinamit kullanılacaktı. Beş ayrı yerde
patlamalar gerçekleştirildi ama işe yaramayacaktı ve su Para
Çukuru´nu eskisinden daha çabuk doldurdu. Bu arada matkap
aracılığı ile yeni örnekler elde edilmişti ve yeni bir sürpriz
yaşandı.
Sürpriz bir su kanalı daha...
39 metreden sonra tahta ve ardında demir örnekleri gelmişti.
Bir ihtimal çokme sırasında bu tür materyalin biriktiği
düşünüldü. Ağaç katmanın delinmesi için uğraşıldı ve demir
parçalarının rasgele yayılmış oldukları anlaşıldı. Yani bunlar
çökme sırasında yukardan düşmüşlerdi. 46-48 ve 52.
metrelerde mavi kil vardı ve su ve kum içeriyordu, bir macun
gibiydi ve daha önce raslandığı söylenen madde bu olmalıydı.
Derken kil katmanlarının arasında önemli birşey bulundu, bu
bir çimento katıydı. İki metre kalınlığındaydı, çevresinde 17
cm. yüksekliğinde ince duvarlar vardı. Bir kısmı ahşaptı, sonra
boşluklar vardı ve arada da ne olduğu anlaşılamayan başka
bir madde yer almıştı. Bundan sonra matkap yumuşak bir
metal katmana ulaştı, altında 90 cm kalınlığında metal
parçacıkları ve ardından yine yumuşak metal katmana ulaşıldı.
Matkabın her geri dönüşünde gizeme yenileri ekleniyordu. Bir
defasında matkabın ucunda koyun derisinden yapılma
parşömen parçalarına raslandı; üzerinde "vi", "ui" ve "wi"
harfleri görülüyordu, bunun ne olduğu hala bilinmiyor. Bütün
bu olanlardan sonra adanın çok büyük bir hazineyi
sakladığına artık daha çok inanılıyordu. The Treasure
Company yeni bir gayretle yeni tüneller açmaya başladı ama
su ne yapılırsa yapılsın yine geliyor ve çukuru dolduruyordu.
Mayıs 1899´da yapılan keşif herkesi şoka soktu; ikinci bir su
kanalı daha vardı. Güney yönünden geliyordu. Para Çukuru
´nun dahi yaratıcıları çok daha öteleri öngörmüşlerdi. Bu yeni
keşif sonunda aşağıda çok daha değerli birşeyin olduğuna
iyice inanıldı, sadece bulunması değil bir daha asla ele
geçmemesi düşünülmü olmalıydı. Blair ve The Oak Island
Treasure Company yeni tüneller açmaya, örnekler çıkarmaya
ve sulara gömülmeye devam ettiler ama artık yeni bir bulgu
elde edilemiyordu. 1900 ile 1936 arasında sayısız çaba
gösterildiama sonuç daima başarısızdı.
Görüntü
Yine yazılı taşlar ama ne yazıyor?
1936´da Fred Blair´e katılan Gilbert Hadden adada yeni bir
soruşturma başlattı. Hadden çukurun yakınında daha eski
başka kanallar keşfetti ve gelecek yaz aylarında yeni bir
boşaltma projesinin planlarını yapmaya başladı. Bu araştırma
sırasında da iki ilginç keşif yaptı. Birincisi daha önce bulunan
üzeri yazılı kırık taş parçalarının benzerlerini 27 metrede yine
ele geçirdi, ikincisi ise mağarada çok eski bazı kereste
parçaları buldu. Bunların Para Çukuru´nun yapımcılarından
kaldığı anlaşılıyordu ve keresteleri birleştirmek için metal
yerine ağaç pimler kullanmışlardı. Daha sonra bu kerestelerin
çok daha büyük bir yapının küçük parçaları olduğu düşüncesi
ortaya atıldı. Bir sonraki hazine avcısının adı Erwin Hamilton
´du, 1938´de işe başladı öncelikle eski tünelleri temizletti, yeni
bir boşaltma sistemini geliştirdi. 1939´da boşaltma çalışmaları
yaparken önce 58 metre derinlikte kaya ve çakılların
bulunduğunu keşfetti, bunların dışardan geldiklerine yani
oraya konulduklarına inandı. 54 metre derinlikte çalışırken
ikinci bir keşif daha yaptı, burada bir kireç taşı katmanı
vardı. Matkap yukarıya çıkarken yine meşe kıymıkları
getirince kireçtaşlarının meşeyle beraber olduğu sonucuna
varıldı.
Trajedi ve ağır iş makinaları adada
1959´a gelindiğinde Para Çukuru´nun başında bu kez Bob
Restall ve ailesi vardı. Restall plajdaki kanal sistemini
durdurmaya öncelikle kararlıydı, bu arada üzerinde 1704
yazan bir kaya parçası buldu. Arkadaşları bunun önceki
ekipler tarafından yapılmış kötü bir şaka olduğunu söylediler
ama Restall inanmadı, kayanın yapımcılar tarafından
bırakıldığına inanıyordu. 1965´de olanlar oldu, Restall bir
tüneli kazmaya çalışırken tünel çöktü ve içeri sular doldu, oğlu
ve iki işçi onu kurtarmak için tünele daldılar ama dördü de
dışarı sağ olarak çıkamadı. Boğularak ölmüşlerdi. 1965´de
adada Bob Dunfield vardı ve buldozer veya maçuna gibi ağır
iş makineleri kullanarak gizemi çözmeye kararlıydı. Önce
mağaradaki tünele gelen suyu bloke etmek için işe girişti ve
bunu başardı. Sonra adanın güney kıyısına bir hendek kazdı,
umudu öteki su kanalına buradan ulaşıp durdurmaktı ama su
kanalını bulamadı fakat doldurulmuş başka bir tünele rasladı,
büyük olasılıkla yapımcılar tarafından yapılmıştı. 45 metre
sürüyor ve sonra bitiyordu, neden yapıldığı belirsizdi. Daha
sonra Dunfield çalışmaları matkaba yoğunlaştırdı, 43 metrede
60 cm kalınlığında kireç taşı katmanı vardı sonrası ise 1.2
metre kadar boştu. Boşluğun altı kayaydı. Bu bilgi 1955´deki
matkap çalışmalarını anımsattı. Göründüğü kadarıyla burada
büyük bir yeraltı mağarası vardı ve kireçtaşıyla kaplıydı.
Son keşifler
Dunfield´in ardından gelen Daniel Blankenship, 1966´da işe 14
metrelik yeni bir tünel açarak başladı ve elyapımı dövme
demirden yapılmış bir çivi ve bir rondela buldu. 27 metredeki
kaya katmanında durgun su birikimi oluşmuştu, bunun
güneydeki su kanalından geldiğini varsaydı ama tüneli fazla
ilerletemedi. 1967´de yine el yapımı bir çift makas mağarada
bulundu ve makasların İspanyol-Amerikan yapımı oldukları,
büyük bir olasılıkla Meksika´da yapıldıkları ve 300 yıllık
oldukları belirlendi. Aynı yerde kalp biçiminde bir de taş vardı.
Blankenship´in 1970´deki Triton Birliği´ne kadar süren
araştırmaları sırasında mağarada daha birkaç ilginç şey daha
bulundu. Triton grubu sıkı bir araştırmadan sonra ilk yapılan
barajın yerini bularak, aynı yere yeni bir baraj inşa etti. Bu
arada 60 cm. kalınlığında, 19 metre uzunluğunda kütükler
keşfettiler, üzerlerinde Roma rakamları vardı ve bazılarında
ağaç pimler veya çiviler bulunuyordu. Kütüklere karbon deneyi
yapıldığında 250 yıllık oldukları anlaşıldı, adanın batı uçunda
iki ahşap yapı bulundu, batı plajında dövme demirden çivilere
ve metal kayışlara raslandı ve plajda iki metre derinlikte hiç
kullanılmamış bir çift deri ayakkabı ele geçirildi.
Borehole 10-X ve bugün
Sonraki önemli keşif 1976´da Triton tarafından kullanılan
Borehole 10-X ile yapıldı. Bu aygıt 72 metre uzunluğunda çelik
bir tüptü ve Para Çukuru´nun kuzeydoğusunda 55 metre
derinliğe çakılarak indirildi sonuç olumlu olunca Para Çukuru
´nda işe devam edildi ve bu çalışmada 70 metrede yapay
boşlukların bulunduğu belirlendi. Aynı derinliğe yollanan bir
kamera çarpıcı görüntülerle geri döndü. Zemin kayaydı, üç
sandık görünüyordu, çevrede çeşitli aletler vardı ve en
inanılmazı ise bir yerde yatan bir insan bedeniydi. Bu
görüntüler üzerine aşağıya balık adamların indirilmesi
kararlaştırıldı ama çok şiddetli akıntı ve görüş alanının sıfır
olması nedenleriyle bu da başarılamadı. Balıkadamlar
kameranın indiği yere inemiyorlardı. Bu arada kameranın
gidip geldiği yerin çöktüğü anlaşıldı ve bir daha aynı
görüntülere ulaşılamadı. Ve bugün Blankenship ve Triton hala
aramaları sürdürüyorlar. Gizem McGinnes´in çukuru
bulmasından bu yana geçen 203 yıldan beri çözülmüş değil.
Günümüzün üstün teknolojisi karşısında bile Para Çukuru
umursamadan direniyor. Pek fazla duyulmuş olmamasına
rağmen Para Çukuru, şu anda bile dünyanın en ilginç
olaylarından birisi olma özelliğini sürdürüyor. Kimbilir, belki de
gelecekte sır çözülecek ve belki de böylesine karmaşık ve
neredeyse insanüstü bir yapının sadece hazine saklamak için
yapılmadığı anlaşılacak ya da Para Çukuru´ndan bir başka
yere, bilinmeyen bir yere geçilecek...
 
Geri