'Garip Bir Dünyalı' Chapter 6 (*-*) Gök Kubbe Yağmurları

Konu sahibi son olarak 1215 gün önce görüldü
Nedir nefeslerimizdeki bitmek bilmeyen kudretin çaresizliği, nedir Gök Kubbeden yağan yağmurun vücutlara harap olmuş halleri, neydi bizim kaderimizdeki salkım,salkım yağan okların kıyameti... Tarih 1365, mevsim kış, yağmur adeta bardaktan boşalırcasına değil, semadan boşalırcasına yeryüzündeki Nevfele yağarken, gözlerimi alamadım 'Osmanlı' diyarındaki,gizli yağmurların şefkatinden.. Gaip olan dünyalının hikmeti, Garip Bir Dünyalının hikayesi yöneliyor...



'Vallahi cihan toprağına hükmetsem, şu tohumdan gelen kokuların mucizesinden daha kudretli olmam,olamam' diyen I. Murad, Murad Hüdavendigâr diğer bir mecazla 'Gazi Hünkar' ismine hak eyleyen,29 Haziran 1326, Bursa makamında, rüzgara rağmen 'Nilüfer Hatunun' duası,anası,tek varlığının,dermanıyla gaip alemine göç etmişti. Osmanlı hükmünün, naif kılıçların arasından sıyrılarak gelmişti sanki bu dünya alemine... Melekler haberdar ediyordu, tarifsiz emsalini ve yeryüzü hikayelerinden bir haberle, toprağa yazılıyordu 'Garip Bir Dünyalının' tarihinde gizli sardunyalar...



Yıl 2014, şimdilerde yolumuz düşerse kütüphane raflarındaki,tozlu tarihin, saklı mizahenlerine ve ilgilimizi çekerse bir başka yaşanmış hikayeler o vakit yeniden yaşatıyor...Tarih 1365 ve ilklerin sahibi olan ilklerin gâibine 'Hoş geldin' diyen '1.Murat'

*****************************************************************

Sayfaları ardına,ardın çevirince nede tuhaf geliyor, toprağından bahsedilen 'Osmanlı' mülkün 5 katına çıkardığını ve Devlet-i Aliyye'ye nede çok kasidelerin, nağmelerin kattığını söyleyen kalem çizgileri... Dönemin ilklerine şahit olan ve sakallarını elleriyle doğrultan 'Dünyalı' gâibinden bir haber olan 'Gazi Murat' sabahı sessizce izlerken şahit oldu,güneşin rengindeki şüpheye ve o gün sonbaharın yaprakları kızıl,kızıl olup yaşının 36 olduğunu! Asrın ilk 'Sultan' ifadesine laik görülen, 'Gazi Murat' ise verilen sorumlulukların kibrine kapılmamak adına, en çok sevdiği 'Nil' olarak adlandırdığı atıyla gaip diyarına yola koyuldu...



Sarayın kapıları sonuna kadar açılır, askerlerin merakla bakışları, toprağa düşünce gür bir sesle'Ey kılıcı nimet hakkı gören yiğitlerim, yüreğimdeki bu gaip mağlup düşüne kadar,Rabbim seslerinizi gönlümden eksik etmesin. Ey toprağa düşen yüzlerin hakkı,kibir bu Devlet-i Aliyye'ye yüzünü hiç göstermesin' Nefesindeki gürlük ise yüreğindeki acıyı bir o kadar közleştirircesine, selam eyledi cihanın yiğitlerine ve 'Nilüfer Hatundan' gelme mahirin tez tozuyla yoluna 'Deh' diyerek, nil eteklerinden gelen mis kokulu yolcu,yola revan oldu...

*****************************************************************

Kitaplarımızda nice hikayelere kulak verdik,nice destanların aykırı zaferlerine tanık olduk, yörenin en etkili, en marifetli, en güçlü, en sade, en masum dallarından bir tutam tattık. Lakin rafların arasında duyulmasını bekleyen bu yolcunun hikayesi, saklanmaya değer,duyulması için bahaneler gerekli miydi! Bahaneleri raflarımız dan çıkarmanın vakti geldi de,geçiyor... Sabır tazminatları,güllerin kokusuyla süslenince bir kez daha hatırlamama sebep veriyor 'Vallahi cihan toprağına hükmetsem, Şu tohumdan gelen kokuların mucizesinden daha kudretli olmam,olamam' diyen bu gaip yolcu 'Gazi Muradın' sözleri...



Sabah serinliğindeki, Ezan sesiyle yola koyulan 'Gazi Murad' saraydan ilk kez bu kadar savunulmaz,bu kadar yalnız yola çıkıyordu. Güneşi arkasına alırcasına, mistik bir ney semaya sırtını yaslarcasına 'Gaipteki' düşleri yenmeye gidiyordu 'Gazi Murad'
'Nil' yolun derdine yenik düşmüştü ve zaman onu epey yormuştu. Bunu fark eden 'Gazi Murat' yakınlarda bulunan 'Kafkasör kardelenlerin' yamacına yaklaşarak ilk durağı olan 'Kudret' sayfalarına erişmişti. 'Nil' tüm hızıyla bu durağa koşarken, nereden bilebilirdi son limanın olacağını ve böylesine muazzam kokuyla son bulacağını... 'Gazi Murat'a' hediye olarak lütfu görülen ve hocası olan 'Sidmin' diğer bir ismi ise 'Kudret' bir sabah kuşlarından birinin kanadının kanadığını fark edince, yola revan olmuş, yol ise o dönemin iktidarı olan 'Orhan Gazinin' sarayıymış. Orhan Gazi dönemin heybetlisi,yanında kuşlar dahi ses etmezken, 'Sidmin' şöyle bir süzerek, 'Ey adem oğlu,kuşlarımın kanatlarındaki yaralara deva olmadıktan sonra, sen niye durursun bu tahtın miğferinde' bu sözlerin karşısında heybetinden sual olunmayan 'Orhan Gazi' sakinliğini koruyarak, 'Efendi yaklaş' dedi! 'Sidmin' bu sözün üzerine, yavaşça adımlarını silerek Orhan Gazinin sağ hakikatine erişti.. Orhan Gazi 'Biraz daha yaklaş' deyince, 'Sidmin' söyleyeceklerini unutmama gafletiyle yaklaştı! O gün bulutların rengi bulanık, çiçeklerin tohumları karartılıydı! Fakat hiç bir söz, bu ifadeyi bastıramadı.. 'Ey ademden gelme 'Sidmin' rüyamda seni gördüm. Rüyamda oğlumun canının acıttığını görünce,irkildim. Daha sonra, mecalim kalmayana kadar oğlumun üzüntüsünü izledim. Ey ademden gelme 'Sidmin' oğlumun canı için mi geldin? Ey ademden gelme oğlumun yarasına nasıl deva olacağım!' Bu kudretli gücün, acizliğine şahit olan 'Sidmin' şimdi daha iyi anlıyordu hakikatteki gerçeği ve cevap verdi 'Ey adem oğlu yaklaş dediğinde sağ hakikatine yaklaştım. Şimdi senden bu hakikatli gaibi duyunca izninle sol hakikatine yaklaşmak isterim.' dedi. 'Orhan Gazi' gözlerindeki heyecanlı cevabı beklerken, sakalındaki buyruğunu eğerek 'Olur' dedi. 'Sidmin' bu sefer sol yanındaki hakikate yaklaşırken, sildiği ayak izlerini toprağa kazıyarak erişti Orhan Gazinin sol hakikatine! 'Sidmin' rüzgarın dahi duyamayacağı bir fısıltıyla 'Ey adem oğlu, ey 77 iklimin sahibi olan kuşların dermanı, rüyanda ki hakikatten kaçman faydasız, ben garip bir kölemen, garip bir dünyanın ayak izleri! ' Orhan Gazi gözlerinden bir damla yaşla 'Ey ademden gelme, söyle niye geldin o halde!' Sidmin yüzündeki tebessümle, 'Ey adem oğlu yaklaş sol yanımdaki hakikate' ifadesini söyleyerek, Orhan Gazinin hiddetine bir dem daha vurarak, 'Ey ademden gelme Orhan Gazi, gözüm gibi koruduğum,nehirlerle beslediğim, kuşlarla sohbetine doyum olmayan canımda bir derman getirmek için geldim.' sözü üzerine, Orhan Gaziye yine küçük bir fısıltıyla, 'Bütün askerlerini bırak, yola revan olacağız!' Yola gizlice koyulan Orhan Gazi, Sidminin götüreceği yere gelince 'Güneş' kedini al,al yanarcasına gösterirken, tüylerinden serpilen kokusunu hissetti Orhan Gazi... 'Sidmin' renkleri mor olan 'Kafkasör kardelenlerin'yamacına yaklaşarak 'Ey adem oğlu, oğlunun yaralarına, gördüğün güzellik derman olacaktır.' ifadesi üzerine, 'Orhan Gazi' şaşırarak sol yanındaki hakikate dem gelmişcesine 'İsmi nedir bu güzelliğin!' cevap ise denizlerin kokusundan daha tez geldi... 'Sidmin' cevap verir. 'Ey ademden gelme Orhan Gazi! Gördüğün şefkat,gördüğün sakinlik,görüpte erişmekte olan dağlar,içli bir ah çekerek, toprağa bir damla asır dökerek söyledi İsminin 'Nil' olduğunu.' ve o gün inmişti aslında yeryüzüne nida yağmurları ve kudretindeki çaresizlik... Üzerinden zaman tılsımları,kağıtlara destanlar yazıldı,lakin geçmedi koca cihanın gölgesi olan Orhan Gazinin çaresizliğindeki Gam! O gün lutfu görülen bu güzel tüylü dünyalı, ismini yaprakların kırıntısından alan huzur tanesi, yıllar önceki 'Kafkasör kardelenlerin' yanı başında huzura bıraktı nefes diyarındaki ruhunu... Bir damlada Gazi Muradın gözünden toprağa emsallerin yağmuru düştü...



Gaip ilminden, ilk kaybını veren Gazi Murat 3 gece 'Kafkasör kardelenlerin'yanında renklerin başka bir nehre akmasını bekledi..Yol artık dertli değildi, çünkü yol artık koşmuyordu. Yavaş adımlarla seyrek düşüncelerin girdabıyla, sarıldı Gök Kubbeden yağan umut yağmurlarına ve yola devam etti. Gazi Murat yüreğindeki kederiyle savaşmaya mecali kalmazken, birde kalbindeki kibrin aslını aramaktan bitap düşmüştü.3 gecedir bir lokma dahi almadan geçen günlerin hesabını ise vücut sorarcasına,yerle bir oldu toprağın kaderindeki aralıklara ve yağmur hızla indiriyordu salkımlarına! Gözlerini açtığında közle yanan ateşin sıcaklığı ve birde hatun görünce epey şaşırmıştı Gazi Murad... Aldığı ahlak ve eğitimler sonucu üzerindeki sultan kibrinin de verdiği gür bir ses alışkanlığıyla 'Hatun ben kaç gündür uyuyorum' dedi. Hatunun dilindeki dermanı ise doğum sonrası rahmetle alındığı için konuşamıyordu. Garibimin sesi de,gönlüde, alemlerde dolaşırken bu gür sesle yankı yapan Sultanın haykırışı neden duyulmuyordu... İçeriye hatunun babası girerek, 'Efendi, epey süredir rahatsızdınız. 7 mevsim geçti sizi bulduğumuzdan bu yana' ifadesini duyunca Gazi Murad şaşkınlıkla o halde 'Ben kimim' çaresizliğiyle cevap verdi...



Hangi yol,diğer bir yolu ağlatır. Hangi söz kaybı gösterir.Yahut kaç yaprak saraya tebessüm ederek sokuldu rüzgarına... 7 mevsimin yokluğu nasıl anlatılmalı,Kışın dallarından yaptığımız kızakları,kaç güneş maverası söndürür. Sahi sön emrini veren kul ise hakikatteki söz kim!

*****************************************************************

7 mevsim geçmiş olmasına rağmen Gazi Murat dün gibi hatırlıyordu 'Nil' yapraklarının 'Kafkasör kardelenlerinin' yanında renklerini verdiğini...Hızlı adımlarla dışarıya çıkan Gazi Murad pusulayı saraya çevirerek,tez zamanda yola koyuldu.. Nefesi o kadar hızlı alıp veriyordu ki, ölürcesine değil, yaşamayı özlercesine! 36 yaşında hayal diyarından bir miğfer yapılmışcasına, uyanmaya gidiyordu ve uyanan garip bir dünyalıydı..

*****************************************************************

7 mevsim geçmesine rağmen dün gibi hatırladıkları,kalbine adeta can veriyordu.Tüylerini ürperten sona doğru yaklaşan dünyalı ise adımlarını kaderin toprağına iklim,iklim vuruyordu.Sağ yanında gerçeğe doğrul diyen acıları, sol yanında hayretle koş diyen muradıydı onu saraya böylesine rüzgardan hızlı esmesi!
Saraya varınca ve bayrağın yıldızla dost olduğunu görünce 'Şükür' ifadesi semanın 7 tepesine tırmandı.
İçeriye girdiğinde ise hiç kimsenin olmadığını fark edince,korkuyla kapıları tek,tek savurdu.



Sonunda Gazi Murad kibriyle yalnız kaldı!Tahtının başında 'Kafkasör kardelenlerini' görünce yaklaşarak 'Ben öldüm mü!' Tüm sarayda korkunun sesi yankılandı! 'Kafkasör kardelenleri' dile gelerek, 'Ey ademden gelme oğul,söyle bu toprak kime ait!' Gazi Murad 'Ben yaptım,bu sarayın her karışındaki,her makamını!' bu sözün üzerine 'Kafkasör kardelenlerini' bir kez daha dile gelir, 'Ey ademden gelme oğul,söyle kaç yiğit öldü senin için!' Gazi Murad artık öldüğüne dahada inanarak cevap verir, 'Yiğitlerim ölmedi,onları sol hakikatim de taşıyorum' ifadesi bayrağın,bulutun,yağmurun dile gelmesine sebep verircesine 'O vakit dinle Gazi Murad, nefesin olmadığında olacakları dinle,nefesindeki kudret olmayınca olacakları dinle,çünkü gördüklerin yalan olursa,sen duyduklarına inan! Daima sol hakikatin yaşatır ve yağdırır oluklarda ki,masalları' Bu sözler zamanın geri gelmesine sebepti adeta...

*****************************************************************

Bir nefesle gaip aleminde kaybolan Gazi Murad şimdilerde tozlu rafların,dertlerinde gam kederinde,açılmayı bekleyen,faslın uyanmasını beklemektedir.Gözleri önünde bir nefesle, bir yılı,bir asrı yaşayan Gazi Murad uyandığında 'Kafkasör kardelenlerini' yanı başında tüylerini toprağa bırakan 'Nil' ile beraber buldu.

Dinlemenizi tavsiye ederim. Yorumlarınız bizler için önemlidir!


Ney - Istanbulda Sabah Morning in Istanbul - YouTube

Mevsim sanki yıllarını küçük bir parça kareye sığdırmışcasına teselli ediyordu.Tesellide aradıklarımız ise zamanla gaip diyarında konuk oyuncuyu oynuyordu.Oynadıklarımız dan bir haber olurken,haber olduklarımız bizi mutlu etmiyordu. Mutluluk çaresizliğin çözümüne derman olmazken,dermanlar dertlerimize sohbet oluyordu.O vakit tekrar Gök Kubbeden yağmur, bardaktan boşalırcasına değil, semadan boşalırcasına yeryüzündeki Nevfele yağarsa, gözlerimizi ayrılmayalım 'Osmanlı' diyarındaki,gizli yağmurların şefkatinden.. Gaip olan dünyalının hikmeti, Garip Bir Dünyalının hikayesi hiç bitmesin diye...
 
Geri