Garip Ama Gerçek.

  • Kullanıcı xLee
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
Konu sahibi son olarak 4869 gün önce görüldü
Ne kadar özlesek de değişen bir şey yok.


Güzel ama olması gerekenden çok daha kısa süren bir ilişkim oldu. Diğer ilişkilerimden farklıydı. Bazen “Bu sefer oldu!” dersiniz ama olmaz ya, aynen öyle oldu. Olmadı.. Olsun.. Ayrılık, ne kadar severseniz o kadar canınızı acıtır. Benim çok acımıştı canım, geçti sonra. İyiyim yani şu an, aşk acısı çeken biri değil; deli gibi özleyen biriyim sadece. Gerçekten özledim ama. Sadece “özledim” değil, ihtiyaç haline geldi, öyle çok özledim.

Sevmedim sonra hiç. Çok uzun bir süre de olmadı aslında biteli. Hem başkasını sevmeye vakit bile bulamadım özlemekten. Ruh halim öyle bir hale geldi ki, mutlu olduğum anlarda bile mutluluğa inanmıyorum, geçeceğini bilmek canımı sıkıyor. Özellikle de dünyada mutlu sonlanan bir ilişki olmayacakmış gibi iddialı bir düşünce yapısı işledi beynime.

Mutlu çiftler gördüğümde tebessüm ediyorum; ihtiyar, saçı sakalı birbirine karışmış, salaş giyinen, insanlardan uzak yaşayan bir ‘bilge’ gibi hissediyorum kendimi. Biliyorum sanki sonlarını.. Onlar o an mutlular fakat bir süre sonra birbirlerini deli gibi özleyecekler, nefret edecekler, sonra yine özleyecekler ve yine…

Umursamadığınız kadar mutlu olursunuz dostlarım. Ben takıntılı bir adamım. Umursamadan edemiyorum. Siz umursamayın. Değmiyor.

Ve bu söylediklerimi okurken mutlu bir birlikteliğe sahipseniz bana inanın ve kendinizi hazırlayın: Bir gün bir şekilde bitecek ve birbirinizi deli gibi özleyeceksiniz. Üzgünüm, işler böyle ilerliyor…​
 
Az önce kafamı geriye yatırdım ve farkettim ki 11 Eylül’de geçirdiğim trafik kazasında aldığım yara geçmemiş. Boynumu geriye yatırdığımda hâlâ ağrıyor. Aynı zamanda uzun zamandır böyle düşünmediğimi de farkettim. İşler içinden çıkılmayacak hale gelmedikçe kafamı geriye yatırıp düşünmem ben.

Evet işler biraz karış..biraz değil çok karışık. Şu __ olayların üst üste gelmesine alışkın değilim demiyorum, sadece yoruldum. Güçlü gözükmekten yoruldum. İçime atmaktan yoruldum. Kendimi eğlendirmeye çalışmaktan, kendimi kandırmaktan yoruldum.

Sahiller bile sıkıldı sanki benden. Eskiden huzur verirdi deniz sesi. Şimdi öfkeli gibi.. Yüzüme vuruyor yanlışlarımı, hatalarımı.. Rahatlardım eskiden onun yanında ama artık hiç rahat değilim. O da canımı sıkmaya başladı her şey gibi.

Böyle anlarda çocukluğumu özlüyorum.. Çocukken bir şeye üzüldüğümde ya da sinirlendiğimde ağlardım hüngür hüngür. Ağlayınca geçerdi çünkü. İçimi hıçkırıklarla dışa vurur ve kendime gelirdim. Hem ağlayınca istediğim her şeye sahip de olurdum. Ama artık eskisi gibi değil hiç bir şey. Ne hayallerim geri gelir ağlasam, ne de ben kendime gelirim..​
 
Bu hayatta göreceğiniz en değerli şeylerden biri, bir erkeğin göz yaşlarıdır. Çünkü bir erkek kadın gibi değildir, kolay kolay ağlayamaz. Hayat buna izin vermez. Ağlayınca açılacağını bilir ama ağlayamaz, biraz daha içine kapanır. Bu yüzden kendine sinirlenir. Kadını ağlar karşısında ama o yine de ağlayamaz. Kadın onun da ağlamasını bekler, erkek ağlamak ister ama ağlamak erkeğin elinde olan bir şey değildir. Bunu anlayamaz kadın. Ve durumda erkek duygusuzlukla, kalpsizlikle suçlanır hep.
Ağladığı zamanlar da olur erkeğin ama herkesin içinde ağlamaz. Kendini paralayarak ağlamaz. Ağladığını göstermek istemez. Gider gizli gizli bir köşede ağlar. Ağlarken de utanır. Sanki utanılacak bir şey yapıyormuş sanır kendisini.
Ve erkek en çok yenildiği zaman ağlar. Söylemek istedikleri içinde kaldığı zaman. Terk edildiği zaman. Adam yerine konulmadığı zaman. Kimseye güveni kalmadığı zaman. Hayatta kimsesiz hissettiği zaman kendini.
Bir erkeğin ağlaması, bir kadının duyamayacağı kadar sessiz, anlayamayacağı kadar kısadır.​
 
tumblr_m5cag3en3u1r2b4v9o1_500.jpg

_______________

Biraz durup kendi halimize şükretmenin ne kadar da gerekli bir şey olduğunu bir kez daha anladım bu sabah. Trene binerken uykusuzdum, işimden gücümden yakınıyordum, cumartesi günü de çalışılır mı diye içimden geçiyordum. İş yerine varana kadar, ne zamana dek böyle gidecek diye düşünüyordum. Bu saatte uyanmak zor geliyor. Sabahın 6 buçuğunda… İşimin ağırlığından yakınıyordum, paranın bana yetmemesinden de… Ta ki bu kareyi görene kadar. O an anladım ki benim yakındığım bunlar değil, rahatlıkmış. Ben bu kareden bunu anlıyorum. Şükretmeliyiz. Hayatın bize sunduğu her türlü nimete.
Son olarak şunları iletmek isterim size. Bana göre, şükretmek kabullenmek değil; Daha iyi bir hayatı, en iyi ve en doğru bir şekilde istemektir.
 
Bir kadın size;

Şu filmi izlemelisin, şu şarkıyı dinlemelisin, şu yazıyı okumalısın.” diyorsa, o dediklerini kesinlikle yapın. Çünkü bu söylediklerinin içinde, size anlatmak istedikleri saklıdırve her biri, size söylemek istediği cümlelerdir.
 
Bazı Çiftler Görüyorum :

Yemin ederim birbirlerine o kadar çok benziyorlar ki, şaşırıyorum. Sonra etrafta bana benzeyen birini arıyorum ama bulamıyorum. Bana benzeyen birini göremiyorum. Sonra içimden şöyle diyorum ” Ben eşi benzeri bulunmaz bir insanım. Çünkü hala eşimi bulamadım.”

-Böylede teselli ediyorum kendimi.
 
Bazı İnsanlar Nasılsın diye sorar özledim diyemedikleri için.​
 
Eskiden eve gelip yatağıma yattığımda üstümü değiştirmezdim. Sen kokardım çünkü. Kokunla uyurdum yastığıma sarılıp, hayalinle uyurdum. Artık ne ben eskisi kadar masumum ne de sen. Farklı kadınların alışık olmadığım ve tanımadığım mide bulandırıcı kokuları karışıyor üstüme. Ve ben kokuları her farkedişimde en ağır bedduaları armağan ediyorum sana.
 
Teraziler

İnsanlar üzülür… İnsanlar mutlu olur… Benim teorimde insan mutlu olduğu kadar acı çeker. Eşit olmalıdır mutluluk ve acı.

Hayatınızı terazi gibi düşünün; işlerin yolunda gitmesi için terazinin her iki kolunun eşit olması gerektiğini varsayalım. Bir taraf hüzün, diğer taraf mutluluk olsun. Sürekli mutluluk sizi aptal eder, körleşirsiniz. Acı ise hayata küstürür, donuklaşırsınız. İkisini eşitlemek için birilerini sokarsınız hayatınıza.

Birileri… Dost, sevgili, tanıdık… Terazinin kollarındaki dengeyi onlar sağlar ama bunun farkında değildir bir çoğu. Ben farkındayım. Bu yüzdendir ki kurbanlarımı özenle seçip terazilerinin dengesiyle oynarım.

Bir kadın düşünün; acı dolu bir hayatı var. Aile, iş, sevgili, arkadaş; tüm hayatı hayal kırıklıkları ve acılarla dolu. Mutluluğu hakeden bir kadın.. İlacı aşktır bunun. Kendime aşık edip ve ona aşık bir kılığa bürünüp uzun bir süre mutlu ederim onu. Küçük sürprizler en sevdikleri şeydir. Ve mutluluğu fazlasıyla yaşatıp terazinin dengelerini terse çevirdikten sonra çıkarım hayatından bir anda.

Gaddarca değil mi? Bence değil.. Boş tarafından bakmayın bardağa; ben o kadını hayatında hiç olmadığı kadar mutlu ettim. Ve mutluluğa doyurduktan sonra acılarıyla başbaşa bıraktım.

Bunu anlattığım iğin kötü biri gibi gözükebilirim. Bu yine bakış açınızla ilgilidir. Oysa ki farkında olmadan herkes yapar bunu. Kimi gelişiyle, kimi gidişiyle oynar terazilerimizle. Asıl önemli olan dengeleri eşitleyebilmektir. Ve bir çoğumuz genellikle denge yerine gelmeden çıkarız hayatlardan.

İnsanlar mı adil olmayan, yoksa hayat mı?…
 
Aslında olurmuş

Olmaz derdim hep.
Yapamam derdim ben.
Ama aslında olurmuş.
Çok zormuş ama olurmuş.
İlk başlarda kafaya takmazmış insan
Sonra çok özlermiş.
Hatta kendinden geçermiş.
Çünkü bazen çok severmiş.
Ama yine de olurmuş.
Olmaz diye bir şey yokmuş.
Sen yokken de olurmuş.​
 
Sizin hiç düşünmekten uyuyamadığınız geceleriniz ve önem verdiğiniz şeyler için büyük endişeleriniz oldu mu?

Olmuştur belki.. Benim de oldu. Ama geçti.
Aniden gelişen olayların istemediğim şekilde sonuçlanması ve kendimi saçma sapan durumların içinde bulmam yanlış kararlar almamı sağlıyordu az kalsın. Örneğin daha 2 senesi olan tecilimi bozdurup ilk celp döneminde askere gitmeyi düşündüm. Bu sadece kaçış planıydı, bir plan daha yapmıştım ama bunu size anlatamam. Neyse ki geçti bu sikimsonik durumlar ve sıradanlığına geri döndü herşey.

Başlangıçta çok canımı sıkıyordu bu hâl. Uyuyamıyordum, endişelerim ve korkularım vardı; ama aslında çok iyi olmuş. Göte gelince daha iyi anlıyor insan bazı şeyleri. Hakettiğinden fazla değer verdiğim insanlar varmış. Çok yanlış şeyleri önemseyip çok yanlış tercihler yapmışım. Ama artık Metin Şentürk’ün de dediği gibi; Maymun gözünü açtı.

İyi oldu yani bu istenmeyen şeyler. Hatta çok iyi de oldu çok güzel iyi oldu. Sonuç olarak bir Facebook apaçisinin dediği gibi; déq€r véRdiq yéteRi kaDar, aRtıq h£rkeZZZ edéRi qaDar!!1 ;)9;9);))9

Söyleyeceklerim bu kadar.
 
Düşündüğün kişinin şu anda yapabileceği şeylerin ihtimallerini sıralıyorum sana, kabullenmek zorundasın.

Yastığına sarılmış uyuyordur, bu en olası ihtimal.
Yanında biri vardır sevişiyordur.
Yanında biri vardır sevişmiştir ve yorgun bir şekilde uyuyordur.
Yatağında elinde telefonla sevgilisiyle mesajlaşıyordur.
Bilgisayar başındadır ve nette birileriyle makara yapıyordur
-belki de sevgilisiyle konuşuyordur-
Cam önünde ya da balkonda sigarasını içip düşünüyordur.
-seni değil olum umutlanma hemen-
Dışardadır eğleniyordur.
Televizyon izliyordur.




İhtimalleri istemediğiniz kadar çoğaltabilirdim, gerek duymadım.
Diyeceğim o ki; seni düşünmüyordur. Aptal aptal triplere girme yani “acaba o da beni…” diye. Düşünseydi beraber olurdunuz zaten .
Hiç kızma bana bunları söyledim diye, hayat hiç adil değil, bilmiyor muydun?..​
 
Yalnızlık kaç dilde okunuyor bilmiyorum ama her insanın canına ayrı ayrı okuduğu kesin.​
 
Ağlarken sigara içmekten daha kötü birşey varsa o da gülerken sigara içmeye çalışmaktır.

Ya gözüme kaçıyor, ya öksürüyorum ya da acı veriyor…​
 
İçimi dökemiyorum artık. Sığmıyor kelimelere. Oysa sadece ne kadar çok özlediğimi yazmak istiyorum ama birleştiremiyorum harfleri. Yetersiz kalıyor “çok özledim”ler. İyi misin onu bile bilmiyorum. Belki sesini duysam geçerdi bu içimdeki anlamsız hüzün..

Olması gerekenden kısa mı sürer en güzel şeyler? Mutluluk ne kadar fazlaysa o kadar kısa mıdır? Mutluydum eskiden hatırlıyorum.. Kısa süren çok güzel bir mutluluğum vardı. Rüya mıydı, yoksa gerçek mi bilmiyorum. Ama mutluydum eskiden.

Aslında çok zor olmuyor artık. Kalabalıklarda unutuyorum özlediğimi. Kafamı sürekli meşgul ediyorum özlememek için. Saçmalıyorum çoğu zaman. Gereksiz ve boş insanların saçma eylemlerine ortak oluyorum. Yine de etraf sessizleşince seninle doluyor içim. Çıldırıyorum. Gecenin hüznüyle birleşince yokluğun, baş edilemez bir özlem çekiyorum.

Özleyip özlemediğini bilmiyor olmak o kadar acıtıyor ki canımı tahmin bile edemezsin. Keşke bununla sınırlı kalsaydı. Kim olduğunu bile bilmiyorum senin. Hatırlayamıyorum..

Kim olduğunu unuttum ama sevmekten vazgeçemedim sanırım. Özlemek istemiyorum artık seni. Canımı yakıyorsun.

Tanımadığım bir kadın yüzünden acı çekiyorum ve delirircesine özlüyorum. İçince geçiyor oysa. Anlaşılan bu gece fazla çekmemişim. Gidiyorum. Biraz içip unutacağım seni tekrar.

Ve tekrar ayılacağım ve tekrar gece olacak ve özleyeceğim. Ve bu hep böyle gitmeyecek. Bir gün seni özlediğimi bile unutacağım.​
 
Geçmişte yaşadıklarım bana şunu öğretti: Hepimiz bu dünyaya,hayatımızı en iyi şekilde yaşamak için geliyoruz ve inanın bana, hayat saklanarak, umutsuzluklarla, pişmanlıklarla harcanamayacak kadar kısa. Dertler ve sıkıntılarla boğuşurken her gün, bir öncekinin aynısı gibi görünmeye başlıyor. Oysaki her yeni gün kendi mucizelerini de beraberinde getiriyor. Hem de en beklenmedik anlarda…

Doğduğumuz andan itibaren hepimize birer yumak iplik veriliyor; bundan mutluluğun desenlerini örmek ise bizim elimizde.​
 
Göğsümde uyumanı özledim. Birlikte dinlediğimiz şarkıları.. Oysa sen hiç gösümde uyumadın ve biz hiç birlikte şarkı dinlemedik. Tanıştığımız gün boynuma sarılışın kadar yalan herşey. Üstelik biz henüz tanışmamışken.
 
Forumda kendi halindeki sayfaların ayrı bi güzelliği var tabi.​
 
Geri