G20 nedir?

Konu sahibi son olarak 3065 gün önce görüldü
İlk G20 toplantısı 15-16 Aralık 1999’da Berlin’de gerçekleşti. G20, siyasi bir yaptırımı olmayan, daha çok ekonomik meselelere odaklanmış gayri resmi bir yapı.
G20 üyeleri, 19 ülke ve Avrupa Birliği temsilciliğini kapsıyor. Üye ülkeler ABD, Almanya, Arjantin, Avustralya, Brezilya, Britanya, Çin, Endonezya, Fransa, Güney Afrika, Hindistan, İtalya, Japonya, Kanada, Meksika, Rusya, Suudi Arabistan ve Türkiye’den oluşuyor. Bu ülkelerin yanı sıra, Avrupa Birliği ve Avrupa Merkez Bankası; Uluslar arası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası başkanları da bu toplantılara katılmaktadır.
G20, dünya toplam ekonomik üretiminin %85’ini ve dünya ticaretinin %80’ini denetliyor.
G20 toplantılarında resmi oylama söz konusu olmayıp, tüm kararlar “uzlaşı” yoluyla alınmaktadır. G20 üyesi olmak için resmi bir kriter yok. Ülkelerin seçiminde bölgesel etkileri ve dünya ölçeğinde ekonomik ağırlıkları göz önüne alınıyor.

G20 küresel kapitalizm için giderek daha fazla merkezi bir örgütlenme özelliği taşıyor. Buradan çıkan kararlar tüm dünyada hükümetler tarafından uygulanacak. Ortaya çıkan eğilimler kriz içerisindeki yeni-liberal partilere yön verecek. Onlar 6 milyar insanın hayatı hakkında karar verecek.
Eskiden bu işi G8 yani en gelişmiş sekiz ülke yapardı. Ancak Çin ve Hindistan gibi iki büyüyen dev ekonomi öne çıktı. Küreselleşme ile ABD ve Avrupa ekonomileriyle dünyanın geri kalanı arasındaki ekonomik entegrasyon doruğa çıktı. Dünya ekonomisi bugüne dek görülmedik bir düzeyde bütün bir hale geldi. G20, asıl olarak Çin ve Hindistan'ın karar süreçlerine katılımı için örgütlendi. Bunların yanısıra dört kıtada merkezi rol oynayan, bölgelerinde bugüne kadar yeni-liberalizmi kararlılıkla uygulayan Arjantin, Brezilya, Endonezya, Güney Afrika, Meksika, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi ülkelerde G20 üyesi. Ancak onların karar süreçlerinde herhangi bir belirleyicilikleri yok, en büyüklerin dediklerini dinlemek ve dönüp ülkelerinde uygulamak için oradalar.

Sayısal veriler karbondioksit salınımından en çok hangi ülkelerin sorumlu olduğunu gösteriyor. G8 ülkeleri en başta, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu G20 ülkeleri de hemen onları izleyerek karbondioksit salınımının ve dolayısıyla küresel ısınmanın başlıca sorumluları. O vakit küresel ısınmaya karşı ilk tedbir alması gereken ülkeler G8 ve G20 ülkeleri.
Milyonlarca insanın işini, evini, ekmeğini kaybetmesine yol açacak politikaları gündemine alan G20 6 milyar insanın ve tüm canlıların hayatını belirleyecek kararlarda da kendisini söz sahibi olarak görüyor. Onlar ne de olsa paranın sahipleri. Tek dertleri çıkarları için varoldukları küresel şirketlerin kazançlarının nasıl korunup artırılacağı.
G20 gittikçe önem kazanan bir kapitalist örgütlenmeye dönüşüyor ve onların karşısına çıkmak zorundayız.

2 Nisan 2009’da yapılan zirvede G20’nin alabildiği tek somut karar beklendiği gibi şirketlerin vergi oranlarının düşürülmesi oldu. Kârların böylelikle yükselmesini ve yeni yatırımlar yapılmasını umuyorlar. Ancak dünya ekonomisinin %85’ini kontrol eden G20 liderleri asıl olarak ne kadar bölünmüş olduklarını bir kez daha kanıtladılar.

Zirve, kapitalizmin en gelişkin ekonomilerinin siyasi temsilcilerinin krize karşı herhangi bir çözümlerinin olmadığını gösterdi. Çözüm olarak öne sürülen bazı adımlar ise hiçbir yenilik taşımıyor. Daha da kötüsü, bizzat krizi tetikleyen, yoksul ülkelerin krizlerini derinleştiren küresel kuruluşlar, mevcut krizin çözüm araçları olarak sunuluyor.
Çok sayıda fakir ülkeyi çaresizce borç batağının girdabına çeken ve “kemer sıkma politikaları” adı verilen ekonomi politikaların uygulayıcısı olan IMF G 20 zirvesinde adı en sık anılan ve krizden çıkış için itibarı bir kez daha iade edilen kuruluş oldu.
G 20 zirvesi IMF’ye 750 milyar dolara ulaşabilecek ek kaynak aktarma kararını aldı. İngiltere başbakanı bu kararla övünüyor. Bu kaynakların 250 milyar dolarlık bölümünden fakir ülkeler yararlanabilecek. IMF ve G20 zirvesinin belirlediği her zaman olduğu gibi, küresel finans lordlarının borç sarmalına daha fazla yoksul halkı hapsetmek için kullanacak bu kaynakları.
Sadece IMF değil. Dünya Bankası gibi küresel kalkınma bankaları da 100 milyar dolarlık kaynak aktaracaklar fakir ülkelere.
Bu kuruluşların fakirleri sevdiğini ve yoksulluğun ortadan kalkması için çalışan hayırsever kurumlar olduğunu düşünmüyorsak, fakir ülkelere verilen bu kaynakların daha önceden de olduğu gibi misliyle geri alınacağından eminsek, G 20 zirvesinden kapitalizmin bildiğimiz tedbirlerinden başka bir tedbirin çıkmadığından emin olabiliriz. Bu tedbirler, içinde olduğumuz krizin tetikleyicisi olan uygulamalar.

Zirve, kapitalizmin krizine ve bu krizin üzerinde yükselen bloklar arası çatlaklara merhem olmadı. Olmadı çünkü krize karşı alınmaya çalışılan tedbirler yüzeysel. Oysa yaşadığımız kriz kapitalizmin çeşitli kurumlarının ve borç sarmalının çalışmamasından değil, sistemin yapısından kaynaklanıyor.


2 Nisan’da yapılan G20 zirvesine karşı dünyanın dört bir yanında insanlar yine sokağa çıktı. Londra’da zirveden 4 gün önce kriz başladığından beri krize karşı Londra'da yapılan en büyük yürüyüş gerçekleşti. Katılımcıların ana talepleri iş, sosyal hizmetlerin iyileştirilmesi ve dünyayı felakete sürükleyen iklim değişikliğine karşı önlem alınması oldu. Taleplerini G20 zirvesinde toplanacak olan liderlere yönelttiler.

Krizin yükünü zenginler ödesin
G20 zirvesi sırasında yeni rakamlar da açıklandı. Her bir rakam işçiler açısından krizin ulaştığı boyutları gösteriyor. ABD’de işsiz sayısı 13,2 milyona ulaşırken, bu rakam son 26 yılın en yüksek oranı oldu.
ABD’de sadece 2007 yılı Aralık ayından bugüne kadar 5 milyondan fazla işçi işini kaybetti.
İspanya’da işsizlik patlama yapıyor. İspanya’da işsizlik oranının 2010 yılında %20’ye çıkması bekleniyor.
Euro bölgesi adı verilen Avrupa ülkelerinde ise işsizlik rekor kırdı. Şubat ayı verileriyle işsiz sayısı bu ülkelerde 13,5 milyona yaklaştı.
G20 zirvesi işsizliğe çözüm üretmedi, üretemezdi zaten.
G20 zirvesinin yapıldığı günlerde ABD’de yoksullar Wal Street’te “Şirketlere değil yoksullara yardım” sloganları atarak yürüdü.
G20 zirvesini Londra’da protesto eden on binlerce aktivist de aynı sloganlara sahipti.
Çözüm, sorunu çıkartan, yeni liberal politikaları uygulayan, şirketlerin sözcülüğünü yapan ve kapitalizmin bu yapısal krizine hiçbir yanıtı olmayan, kendi dışındaki dünyayı, geri kalan ülkeleri ve yoksul hakları görmezden gelen G 20’lerin toplantısında değil.
Çözüm, krize karşı küresel dayanışmanın güçlenmesinde.
Çözüm, kapitalizmin daha fazla sorgulandığı, tüm iki yüzlülüğünün teşhir edildiği bugün, işçilerin birleşik mücadelesinin kapitalizme karşı bir alternatifin gücünü göstermesinde.
 
Tosttur.

Bayağı bu ada sahip tostlar var. İlk hangi tostçu akıl etti acaba?​
 
Geri