Frigler

Konu sahibi son olarak 2615 gün önce görüldü
FRİGLER


Yazan Erhan Altunay


Anadolu Uygarlıkları içinde en ilginç olanlarından biri ve Yunan Uygarlığını en çok etkileyeni Frigler’dir diyebiliriz.
Frigler Anadolu’da Eskişehir, Kütahya, Afyonkarahisar arasında kalan bölgede yaşamışlardır. Bu bölgelerde Yunan toplulukları ile karşılaşan Frigler Yunanlılar tarafından bu coğrafyanın yerli halkı olarak görülmüşlerdir.
Aslında Yunan Uygarlığı Anadolu’dan aldığı her etkileşimi Frigler’e bağlamıştır, çünkü Yunanlılara göre en eski halk Frigler’dir. Herodotos bunu şöyle anlatır:
"Mısırlılar, Psammetikos zamanından önce, kendilerini dünyanın ilk insanları sayıyorlardı. Ama gün gelip de Psammetikos krallığı ele alınca ve ilk insanların kimler olduğu merakına düşünce, işte o günden sonra diyorum, kendilerini gene bütün öbürlerinin en eskisi saymakla birlikte, Phrygia’lıların kendilerinden de eski oldukları kanısına geldiler. Psammetikos, soruşturmalarına rağmen, dünyaya gelen ilk insanların kimler olduğunu öğrenemeyince şu çareye başvurdu: Bir çobana, rastgele iki tane yeni doğmuş çocuk verdi, bunlar ağıla konacak ve şöyle büyütülecekti; çoban, belli saatte keçileri alıp yanlarına götürecek, süt içirip iyice doyuracak, sonra da kendi işlerine bakacaktı. Psammetikos’un böyle yapmasının nedeni, çocukların viyaklamalar çağını aştıktan sonra ağızlarından çıkacak ilk sözü yakalamaktı; gerçekten de öyle oldu. Üzerinden iki yıl geçince, bir gün çoban, kapıyı açıp içeri girdi, önünde diz üstü oturan iki çocuk, ellerini uzatarak, «Bekos» diye bağırdılar. Çoban bu sözü ilk duyduğunda bir şey demedi, ama daha sonra da her gelişinde aynı sözü işitince efendisine haber verdi ve isteği üzerine çocukları kendi görsün diye aldı ona götürdü. Psammetikos kendi kulağı ile de duyduktan sonra, herhangi bir şeye bekos adını vermiş olan insanların kimler olduklarını aramaya koyuldu; araya taraya Phrygia’lıların ekmeğe bekos dediklerini öğrendi. Böylece ve bu ipucuna tutunarak Mısırlılar Phrygia’lıların kendilerinden daha eski olduklarını itiraf ettiler.” (II,2)
Zaten eski Yunan’a ait ezoterik öykülerde, çok eski zamanlarda geçtiğinin belirtilmesi için kahraman efsanevi Frig kralı Midas olmaktadır. Böylece Midas öyküleri eski masallar gibi kulaktan kulağa yayılmıştır.
Frig kültürü Yunan ve Roma uygarlığı içinde yaşamaya devam etmiştir.
Friglerin yaşadığı bölge İS beşinci yüzyıla kadar da Roma kaynakarında Phrygia olarak anılmıştır.


midas.gif


FRIGLER’İN TARİHİ

Akurgal’a göre Frigler "MÖ 1190 sıralarında Anadolu’ya gelen Balkan kökenli boylardan biridir. Ancak siyasal topluluk olarak MÖ 750’den sonra ortaya çıkmıştır. [...] Hint-Avrupa kökenli oldukları hale kısa bir sürede Anadolulaşmışlar, ve bir yandan Hellen öbür yandan Geç Hitit etkileri altında kalmış olmakla birlikte özgün ve Anadolulu bir kültür oluşturmuşlardır.
Umar’a göre ise "Frigler, bir çok kanıta göre, Hitit İmparatorluğunu yıkan Trak sürüleriyle hısımlığı olan bir halktı."
Frigler hakkında genel görüş bu yönde olmakla birlikte kökenleri tartışmalıdır. Ancak bizim de kabul edeceğimiz görüş Friglerin Trak kökenli oldukları yolundaki görüştür.
Trak kabileleri, bizim bugünkü Trakya’ya adını vermiş olan kabilelerdir. Bu halkın kökeni de tartışmalıdır.
Erzen’e göre “tarihte Traklar olarak bilinen halkın memlekete göç suretiyle gelmelerinden çok önce , çok daha seyrek de olsa , ülkenin yerli bir halk tarafından iskan edilmiş olduğu anlaşılmaktadır. En eski halkın ırk durumu hakkında fazla bilgimiz yoktur. Aynı zamanda eski yerli halkın ülkeye gelen göçmen Traklara karışması hakkında da bilgilerimiz az ve yetersizdir. Bize kadar gelen belgelere göre Traklar geç antik devre kadar Kuzey Avrupa ırk tipinin oldukça kuvvetli bir temsilcisidir."
Trakların Kuzey Avrupa ile dil alanında da ilgileri vardır. Trak dili ve Frig dili Hint-Avrupa dil ailesi içince Satem grubuna aittirler.
Daha kesin olmamakla birlikte Friglerin Keltlerle akraba oldukları ve ezoterik mirası ortak paylaştıkları akla gelmektedir.
Hitit İmparatorluğu yıkılışa geçtiği yıllarda Anadolu kuzeydoğudan Kafkaslar, batıdan da boğazlar üzerinden gelen birtakım göçmenlerin etkisine girmeye başlamıştı. Doğudan gelenlere Muşki deniliyordu ve Elazığ yöresine yerleşmişlerdi. Batıdan gelenler ise Brig adını taşıyorlardı.nbsp; Yavaş yavaş Orta Anadolu’ya geçen bu boylardan Frigler, Polatlı yöresine, daha doğrusu başkentleri olacak Gordion’a varmışlardı. Uzun bir karanlık dönemden sonra, MÖ sekizinci yüzyılda merkezi bir krallık durumuna gelen Friglerin bu kavimlerin kaynaşmasından oluştuğu düşünülmektedir.
Bunlardan Muşkiler daha MÖ On ikinci yüzyıldan itibaren Asur belgelerinde yer almışlardır. Hatta efsanevi Midas’a kaynaklık etmiş olduğu düşünülen Mita adına da Hitit belgelerinde rastlanmıştır.
Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta, ilk akınlarla Frig Krallığı kurulana kadar geçen süredir. Hitit İmparatorluğu yıkılırken Anadolu’da ilk varlık gösteren Muşkiler’dir. Ancak Frig devletinin ortaya çıkması daha çok zaman almıştır.

Sedat Alp, bunu şöyle açıklamaktadır :

“Asurlular Muški ülkesinin kralı Mita’dan haberdardı. Bunun Frig kralı Midas olduğu uzunca bir zamandan beri kabul edilmiştir. Bu eşitlikten ilk bakışta Frigya ile yalnız Asur kaynaklarından tanınan Muški ülkesinin aynı ülke oldukları akla gelse de, ilk kez Ekrem Akurgal’ın gösterdiği gibi Friglerin maddi kalıntılarına MÖ 8. yüzyıldan önce Anadolu’da rastlanmadığı ve ve Muški ülkesinin ise daha I. Tiglatpileser zamanında (tahminen MÖ 1112-1074) yukarı Dicle bölgesinde varlığını gösterdiği göz önünde tutulursa, Frigler ile Muškilerin aynı kavim olduklarını kabul etmek zordur. Olsa olsa Asurlular bunu yakıştırmış olabilirler. Asurlularon Friglerden söz etmemesi dikkat çekicidir. Belki de Friglerin siyasal açıdan Muškililer üzerinde etkili olmaları, onların Muškililer ile ilgilendirilmelerine neden olmuştur.“
Bu belirsizliğin nedeni kuşkusuz Anadolu’nun Hitit İmparatorluğunu da yıkan istilalardan sonra yaşadığı karanlık çağlardır. Bu devire “karanlık çağlar” adını vermemizin başlıca nedeni ise elimizde yeterli belge olmayışıdır. Bir başka nedeni ise siyasi birliğin kurulamamış olmasıdır.
Anadolu’da siyasi birlik ancak MÖ sekizinci yüzyılda kurulabilmiştir.
Bu dönem Asur kayıtlarında da Friglerele ilgili ifadelere rastlanmaktadır. MÖ 709 yılında II.Sargon’un bir yazıtında “benden önceki krallara boyun eğmeyen Mita” diye bir ifade vardır.
Asurlarla yapılan barış anlaşmasından sonra Asur kayıtlarında Muşki kralı Mita’nın adına rastlanmaz, ancak Frigya kralı Midas Yunan kaynaklarında görülmeye başlar. Bir başka deyişle MÖ yedinci yüzyıldan itibaren Friglerin Yunan halkları ile olan ilişkileri başlamış olur.
Daha öncede belirttiğimiz gibi Yunan kaynakları, kısıtlı tarih bilgileri bakımından yeterli olmayabilir, ancak şu an için en önemli detaylı kaynak oldukları için Frigler ile ilgili bilgilerimizin bir bölümünü bunlara dayandırmak zorundayız.
Yunan kaynakları Friglerin ilk kralının Gordios olduğunu ve Friglerin başkenti Gordion’un adını bu kraldan aldığını söyler. Bugün Polatlı yakınlarında kalıntıları bulunan bu şehrin adının kökeni daha önceki Anadolu dillerinden gelmesi ve bu ismin sonradan Hellenler tarafından uydurulmuş olması olasılığı yüksektir. Zaten Gordios ile ilgili Yunan Arrianos’un anlattıklarından başka da önemli bir kaynak yoktur.nbsp;
Friglerin efsanevi kralları ise Midas’tır. Midas’ın tek bir kişinin adı mı yoksa hükümdarlara verilen bir ad mı olduğu belli değildir, ancak Mita adının da hem Asur hem Hitit kaynaklarında varolması bu isimle en az bir kişinin hükümdarlık yaptığını doğrulamaktadır.
Daha önce de belirttiğimiz gibi, Midas adı pek çok efsaneye karışmıştır. Bu efsaneler çok eski dönemleri anlatan Yunannbsp; efsaneleri olduğu gibi, gerçekten Anadolu kökenli de olabilirler.
Bu dönemde Frigya’nın bölgede gerçekten büyük bir güç olduğuna kuşku yoktur. Midas’ın efsanede her tuttuğunu altın yapması her ne kadar ezoterik bir motif olsa da kökenini bu dönemdeki Frigler’in zenginlikleri için anlatılanlardan almıştır. Midas’ın tahtını Delfoi’deki tapına adaması da bu tahtı gören Yunanlıları Frigya’nın zenginliği karşısında şaşırtmıştır.
Bu dönemde Yunan halkları ve Frigya arasındaki ilişkiler de yoğunlaşmıştır. Yunanların Frigya’yı en eski halk olarak görmesi de bu dönemde Yunan halklarının Anadolu kültürü ile Frigler vasıtası ile ilk olarak karşılaşmasından gelmektedir.
Ancak Frgilerin bu parlak günleri fazla sürmemiş ve Kimmer istilaları altında Frig Devleti tarihe karışmıştır.
Ancak Frigler ve Frig kültürü Anadolu’da Roma dönemine kadar yaşamış, ve Phrygia diye adlandırılan bu bölgede eski inançlar yaşamıştır.


FRIG DİLİ

Frigce Orta Anadolu’dan Kütahya’ya , kuzeyde Kastamonu’ya kadar yayılmıştı. Frgice dil olarak daha çok Makedonların atalarının diline benzemektedir. Yunanca ile benzerlikleri olsa da Makedonların atalarının dili ile olan benzerlik kadar değildir. Bu dilin kökeni hakkında daha ortak bir görüş birliğine varılabilmiş değildir. Bu dilin Hint-Avrupa kökenli olduğunu söyleyenlerin yanında yerli bir dil olduğunu da söyleyenler vardır. Frig dili İmparatorluğun yıkılmasıyla tarihe gömülmemiş, Roma zamanına dek dağlık bölgelerde kullanılmıştır. Anadolu’da bir çok yerde rastlanan Frig yazısı ise daha tam olarak çözülebilmiş değildir.


yilantas.jpg


FRİG İNANÇLARI

Frig inançları içinde en çok tanınmışı kuşkusuz ana tanrıça kültüdür. Yunanlıların Kybele olarak adlandırdıkları Frig ana tanrıçası aslında Anadolu’nun en eski tanrıçalarından biri olan Kubaba’dır.
Frigler Anadolu’ya geldiklerinde, kuşkusuz karanlık çağlar boyunca, buranın yerli kavimleriyle ilşkiye geçmiş ve bu kültü almışlardır.
Bugün Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde bulunan bir çok Kybele yontusu da bu kültün yaygınlığı hakkında fikir vermektedir.
Frig ana tanrıça figürlerinde ana tanrıçanın başında kulebiçimli bir taç gözükmektedir. Bu onun egemenliğini simgesi olarak yorumlanmaktadır.
Friglerce Kubile diye de adlandırılan ana tanrıçanın Frigce bir başka ismi de Agdistis’tir.
Tanrıça’nın en önemli tapınma yerlerinden biri bugün Sivrihisar’da bulunan Pessinus idi. Burada , büyük olasılıkla, bir meteor olan , gökten inen tanrıça idolünün bulunduğu yerdi. Çok uzun yıllar ana tanrıça tapımının merkezi olan bu yer Roma döneminde dahi önemini kaybetmemiş, Romalılar, Kartaca’ya karşı olan savaşı kazanabilmek için bu taşı MÖ 204 yılında Roma’ya götürmüşler ve bunu Magna Mater (Ulu ana)nbsp; diye adlandırmışlardır. Strabon (MÖ 64- MÖ 21) burayı ve buradaki kültü şöyle anlatır:
“ Pessinos dünyanın o kısmındaki en büyük ticaret merkezi olup, büyük saygı gören Tanrılar Anasına ait tapınak buradadır. Ona Agdistis derler. Eski devirlerde rahipler aynı zamanda hükümdardı ve rahipliğin sağladığı nimetleri onlar biçiyorlardı. Fakat şimdi ticaret merkezi hâlâ ayakta durduğu halde rahiplerin yetkileri çok azalmıştır. Kutsal bölge, Attaloslar tarafından kutsal bir yere yakışacak şekilde, bir tapınak ve beyaz mermerlerden portikler ilave edilerek yapılmıştır. Romalılar […] Kybele’nin kehaneti doğrultusunda oradaki tanrıçanın heykelini almak üzere girişimde bulunarak tapınağı ünlü kılmışlardır. Kybele’nin ismini Kybeon dağından aldığı gibi, Dindimenê ülkesi de ismini üst tarafındaki Dindymon dağından almıştır. Yakınında Sangarios nehri akar; ve bu nehrin üzerinde eski Phrygialılara, Midas’a, hatta kendi devrinden önce yaşamış olan Gordias’a ve diğerlerine ait iskân kalıntılarına rastlanır, fakat bu izler kentlere ait olmayıp, büyükçe köyler niteliğindedir.”
Strabon tabii ki burayı kendi çağının görüş açısına göre anlatmıştır. Ancak daha sonra burada yapılan kazılar da Kybele tapınağını ve Roma kalıntılarını açığa çıkartmıştır.
Pessinus ana tanrıça için yapılmakta olan törenlere sahne olmakta, kendini ana tanrıçaya adayanların merkezi konumunda bulunmaktaydı. Erkekler burada kendilerini ana tanrıçaya adamak için erkeklik oraganlarını da kesmekteydiler.
Burada aynı zamanda Attis kültü törenleri de yapılmaktaydı. Anadolu’nun ana tanrıçası aynı zamanda toprak ana olduğundan bunu dölleyecek bir tanrıya ihtiyaç vardı. İşte Attis Kybele’yi dölleyen tanrı idi. Ancak bu tanrı yaz sonunda ölmekte ve böylece de doğa, tanrı ilkbaharda yeniden doğana dek uykuya yatmaktaydı. Mezopotamya inançlarında da görülen bu motif, Kybele kültü ile birlikte yaşamış ve Yunan mitolojisine de Adonis şeklinde geçmiştir. Bu kült aynı zamanda da bazı gizem kültlerine kaynaklık etmiştir. Bu kültler Anadolu’da Frig devletinin yıkılışından sonra da devam etmiştir.
Barnett, Attis efsanesinin çok ilginç bir yönüne dikkat çekmektedir:

“Bir uyarlamaya göre, Agdistis, Pessinus kralının damadı yakışıklı Attis’e aşık olan, onu ve onun kentini yıkıma götüren, kendini hadım edip böylece dişi olan iki cinsiyetli bir canavar idi. […] Öykünün çok kısaltılmış, daha yumuşak bir uyarlaması, gençliğinin ve güzelliğinin baharında bir yaban domuzu avında öldürülen Attis’e Agdistis’in duyduğu aşkı anlatmaktadır. Fakat her yıl ilkbaharda, kendi kendini sakatlamayı içine alan coşkulu yas ritüelinin uygulayan inananların vasıtasıyla, Attis her yıl yeniden diriltilir ve böylece doğanın ölmüş kuvvetleri canlandırılırdı. Ritüel esnasında, heyecan öyle yüksek bir noktaya varırdı ki, tanrıçanın en ateşli inananları kendilerini tanrıça ve Attis’in şerefine hadım ederlerdi […] Tanrıçanın bu vahşi tapımı – ki onun uğruna yakışıklı aşığı acı çekmiş ve ölmüştür- erkenden batıya doğru İonia’ya süzülmüş, fakat daha yumuşak ve gerçekten daha romantik bir biçimde, Anadolu ile bağlantılı çeşitli Hellen mitoslarında yansımıştır. Bu mitoslarda, bir tanrıçanın aşık olduğu fakat bu aşkıyla ona talihsizlik getirdiği bir gencin teması ortaya çıkmaktadır.“
Kybele ya da ana tanrıçaya ait kutsal yerlerin dağlarda ya da kayalıklarda olduğuna inanılmaktaydı. Anadolu’da bu amaçla yapılmış bir çok sunak yerine rastlanmıştır. Atrıca bu sunaklarda ve kayalarda Kybele heykelinin konulduğu nişlere de rastlanmaktadır.


yazilikaya.jpg


Bunlardan en önemlisi kuşkusuz Midas Şehri (Yazılıkaya) civarındaki sunaklardır. Buralarda kayalara oyulmuş sunaklar ve özellikle de basamaklarla çıkılan taht biçimindeki oymalar, buraların kült merkezleri olduğunu göstermektedir. Meşhur Midas anıtı da, içinde yazan “MATEP” (anne) yazısının gösterdiği gibi ana tanrıça kültünün önemli yerlerinden biridir.
Anadolu’nun başka yerlerinde de bu tip sunaklara rastlanmaktadır. Bunların bazılarında ise Frig yazısı da bulunmaktadır.
Frigler’de Ana Tanrıça tapımı dışında Güneş tanrısı Sabazios ve Ay tanrısı Men tapımları da vardı. Bunlardan Men’in özellikle eski Anadolu’nun Ay tanrısı ile ilişkisi olduğu düşünülebilir. Hatta bu tanrının omuzunda hilal ile gösterimleri de bu görüşü kuvvetlendirmektedir. Bu tanrıların Frigler tarafından daha sonradan benimsendiği de düşünülebilir.
Frigler’de bunların dışında da eski Anadolu inançlarının izlerine rastlamak olasıdır. Eski Anadolu inançlarında geçen hayvan motiflerine Frigler de de rastlanmaktadır. Pazarlı kazılarında ele geçen boğa ve arslan mücadelesini anlatan kaplama plakalar da bu konuda çok anlamlıdırlar.

tumulus.jpg


FRİGLER’DE ÖLÜ GÖMME ADETLERİ

Frigler’de başlıca iki farklı ölü gömme adeti vardır. Soylular ve zenginler için uygulandığı düşünülen bu tür ölü gömmelerin Frigya’da uzun süre uygulandığı anlaşılmaktadır. Yoksul halkın ise gömüldüğü ya da yakıldığı düşünülmektedir. Ancak yoksul halka ait mezarlar daha yeterli sayıda bulunamadığı için bu konuda bir şey söylemek için erkendir.
Ölü gömme adetlerinin biri kaya mezarlarına gömme idi. Frig döneminden kalma bir çok kaya mezarlarına rastlanmıştır. Midas şehri yakınlarında ve Frig topraklarının büyük bölümünde kaya mezarlarına rastlanmıştır. Bazıları anıt-mezar şeklinde olan bu kaya mezarları ne yazık ki defineciler (hatta Romalıları da katarsak yüzyıllar boyu) ağır tahribata uğramışlardır.
Frigler’in en tanınmış ölü gömme adetleri ise tümülüsler yani tepe şeklinde yığma mezarlardır. Gordion’da ve Ankara’da sık olmak üzere diğer Frig şehirlerinde de rastlanılan tümülüs adetinin Frigler’e Trakya’dan geldiği düşünülmektedir. Ahşap mezar odasının üzerine toprak yığarak oluşturulan tümülüslerde çeşitli şekillerde yapılmışlardır.
Tümülüsler hakkında Sevin , şöyle yazmaktadır:
“Frygia tümülüslerindeki mezar odalarının ahşap konstrüksiyonu ileri bir tekniğin eseridir. Ölüler önceleri yakılmadan ahşap sedirler üzerinde uzatılmış, MÖ 7. yüzyılın sonlarından itibaren de , büyük bir olasılıkla batıdan, Yunanistan üzerinden gelen etkilerle yakılmaya başlanmıştır. Ahşap mezar odasına ölü ve ölü armağanlarının bırakılmasından ve ahşap çatının kapatılmasından sonra, odanın üzeri büyük bir yığma tepeyle örtülürdü. Mezar odasının üzerine yığılan tepenin yapımında bazı kurallara uyulması zorunluydu; aksi takdirde binlerce ton ağırlığındaki toprak yığınının ahşap mezar odasının üzerine yapacağı baskıyı önlemek olanaksızdı. […]Mezar odasının çatısı çatılıp, bunun üzerine taş ve toprak yığıldıktan sonra bir daha açılması olanaksızdı. Ancak tek tehlike mezar soyguncuları idi. Bu nedenle mezar odasının yer seçiminde dikkatli olmak gerekiyordu. Toprak yığını altında kalan mezar odalarının yeri büyük tümülüslerde tam ortada, zirvenin tam altına gelen bölümdeydi. […] Alçak tümülüslerde, mezar odasının yerini gizleyebilmek esastı ve bu nedenle mezar odaları merkezden uzak yerlere yerleştirilirdi.”
En meşhur tümülüs kuşkusuz Midas Tümülüsü ya da diğer adıyla Büyük Tümülüs’tür. Burada yapılan kazılarda bronz ölü eşyaları, ahşap eserler ve bir çok arkeolojik eser bulunmuştur.
 
Frigyalılar

M.Ö. 12-7. yüzyıllar arasında Anadolu’nun batısında hakimiyet kuran topluluk. Frigler M.Ö. 1200 yılından sonra Trakya’dan Anadolu’ya dalgalar halinde gelmişlerdir. Bunların yerleştikleri bölgeye Frigya denmektedir. Bu bölge Tuz Gölünün kuzeybatısında kalan mıntıka ile bunun kuzeybatısında kalan yerlerdir. Hitit İmparatorluğunun parçalanması üzerine Orta Anadolu yaylalarına yayılarak başkent Gordion’u ve önemli bir dini merkez olan Midas (Yazılıkaya) şehirlerini kurdular.

M .Ö. 800 yıllarında Asurluların konfederasyonu doğu bölümlerini hakimiyetlerine almalarıyla batıdaki hakimiyet Frigya’nın oldu. Frigya Krallığının kurucusu

Birinci Gordios’tur. Kral Gordios’un ölümünden sonra, yerine oğlu ve halefi olan Birinci Midas kral oldu. Bu kral zamanında devletin toprakları en geniş seviyeye erişti. Birinci Midas, Asur imparatoru İkinci Sargon’la savaştı. Midas’ın ölümünde Frigya Krallığı, Kızılırmak’ın batısında kalan

Anadolu’nun büyük parçasının en mühim kısmında yayılıyordu. Midas’tan sonra Frigya Krallığının başına beş kral daha geçti. M.Ö. 650 yıllarında krallık, Kimmer ve İskit devletlerinin istilalalarına uğradı. Yedinci kral Adraste’nin bilgisiz ve idaresizliği yüzünden devlet büyük ölçüde zayıfladı. Neticede M.Ö. 620 yılında Lidyalılar, Friglere büyük bir darbe indirdiler. Yıkılan devletin toprakları üzerinde kendileri yerleştiler. Frigyalıların medeniyeti üzerinde Hitit ve İyonyalıların tesirleri görülmüştür. Frigler ziraatçı bir kavimdi. Bu itibarla inandıkları ilahlara ait putlar, daha çok ziraat ve bereketle ilgilidir. En büyük mabutları

Kibel ismini verdikleri toprak ve bereket tanrıçasıydı. Onun şerefine mabetler ve ayinler yapılırdı. Romalılarda görülen Bakus ayinlerinin bu Kibel ayinlerinden kaynaklandığı sanılmaktadır. Frigyalılar çanak, çömlek ve dokumacılık sahalarında çok ilerlemişlerdi. M.Ö hüküm sürmüş diğer Ön Asya ülkelerinde görüldüğü üzere, Friglerde de kayaların içine oyulmuş kral mezarları mevcuttur. Çok büyük olan bu mezarların içine kralın ölüsüyle birlikte onun hayatta en çok sevdiği eşyalar da konulmaktaydı.

Güçlü bir uygarlık kuran Friglerin tarihi ve sosyal yaşamı ile ilgili bilgilerimiz ne yazık ki yeterli değildir. Bu konudaki ilk bilgileri antik yazarlardan öğreniyoruz. Tarihçi Herodot ile coğrafyacı

Strabon''a göre Frigler,

Avrupalı bir kavimdi ve


Anadoluya gelmelerinden önce “Brigler” olarak anılıyorlardı. Friglerle ilgili bu yazılı kaynakları ve bölgedeki kazı sonuçlarını değerlendiren bilim adamları Friglerin, büyük olasılıkla MÖ 1200lerde

Trakya ve Boğazlar üstünden Anadoluya geldikleri, ilk yıllarda Trakya ve Güney

Marmara Bölgesinde geçici yerleşim merkezleri kurduktan sonra Batı Anadolunun iç kesimlerine yayıldıklarını ileri sürmektedirler. Friglerin Anadolu topraklarında ilk siyasal birliği kurmaları MÖ 750 yıllarına rastlar.

Friglerin bilinen ilk kralı ülkenin başkenti

Gordiona adını veren Gordiastır. Dağınık Frig topluluklarını siyasal bir birlik altına toplamayı başaran bu kral ve yaşadığı dönemin siyasal olaylarıyla ilgili bilgilerimiz yok denecek kadar azdır. Tarihçi Arianosa göre Gordias Thelmessoslu (Fethiye) bir kadınla evlenmiş ve

Midas adını verdiği bir oğlu olmuştur. Midas Friglerin bilinen tek kralıdır (Araştırmacılar Frig krallarının hepsine Midas denildiğini belirtmektedirler). Midasın ünü kendi ülkesinin sınırlarını aşıp, Batı Anadolu kıyılarındaki Yunan kentlerine, hatta Kıta Yunanistanına dek yayılmıştır.

Başlangıçta

Eskişehir,

Afyon,

Ankara ve

Sakarya vadilerini içine alan bir bölgede yerleşen Frigler, sonraları

Kütahyadan

Kızılırmaka, Ankaradan Denizliye dek olan bölgede güçlü bir uygarlık oluşturmuşlardır. Midasın Frig tahtına geçtiği ilk yıllarda ülkenin en önemli düşmanı Asurlardır. Midas,

Asurlarla barış yaparak Güneydoğu sınırlarını güvenceye aldıktan sonra batı ülkeleriyle dostça ilişkiler kurmaya yönelir (Batı Anadolu kentlerinden Kyme kralının kızıyla evlenir). Öte yandan fildişi tahtını Yunanistandaki

Delphoi Apollon Tapınağına armağan ederek Kıta Yunanistanı ile ilişkileri güçlendirir. Gordionda yapılan kazılarda ele geçen Yunan çanak-çömlekleri bu ilişkilere ait diğer örneklerdir.

MÖ 700 yıllarına doğru, Kafkaslar üzerinden Doğu Anadoluya giren Kimmerler, önce bölgedeki

Urartuları güçsüzleştirdikten sonra Kızılırmaka kadar uzanırlar. Frig-Kimmer savaşı sonunuda Frigya tamamen tahrip olur. Kral Midas ise öküz kanı içerek yaşamına son verir (MÖ 676). Batıya kaçan Frigler, küçük beylikler halinde bir süre daha varlıklarını sürdürürlerse de Lidyalıların egemenliğine boyun eğerler. Frigler, başlıca Gordion (Yassıhöyük), Pessinus (Ballıhisar), Dorylaion (Eskişehir) ve Midasda (Yazılıkaya) yerleşmişlerdir.
Kökenleri
Frigler, Ege Göçleri ileAnadolu’ya gelen Balkan kökenli boylardan biridir. Ancak siyasi bir topluluk olarak ilk defa MÖ 750’den sonra ortaya çıkmışlardır, Midas döneminde ise (MÖ 725-695/675) bütün Orta ve Güneydoğu Anadolu’ya egemen, güçlü bir krallık düzeyine ulaşmışlardır.

Hint-Avrupa kökenli oldukları halde kısa bir süre içinde Anadolululaşmışlar ve bir yandan Helen, öbür yandan Geç Hitit etkileri altında kalmış olamakla birlikte özgün ve Anadolulu bir kültür oluşturmuşlardır. Friglerin maden ve ağaç işçiliğinde, dokumacılıkta üretikleri eserler Helen piyasasında beğeni kazanmış ve Helenli ustalar tarafından taklit edilmişlerdir. Makara kulplu bronz tabaklar ve bronz kazanlar; dönemin “teknolojik” bir başarısı olan altın, gümüş ve bronzlardan yaylı çengelli iğneler (fibulalar); değerli madenlerden giysi kemerleri, tokalar ve zengin bezemeli tekstil ürünleri; geometrik desenlerle süslü mobilya eşyası bunlar arasındadır. Frigler, Helenlere ayrıca müzik alanında da esinlenme kaynağı olmuşlardır.


Frigyalılar Resimleri



  • Frig Krallığı'nın MÖ 671'de durumu


  • Küçük Frigya ve Frigya Krallığı'nın genişleme sınırları


  • İsmini ilk kralından alan ülkenin başkenti: Gordion


  • Friglerin giyim tarzları


 
FRİGYA UYGARLIĞI

(MÖ 750 - MÖ 300)

GİRİŞ

image001.gif


Frigler, Ege Göçleri ileAnadolu’ya gelen Balkan kökenli boylardan biridir. Ancak siyasi bir topluluk olarak ilk defa MÖ 750’den sonra ortaya çıkmışlardır, Midas döneminde ise (MÖ 725-695/675) bütün Orta ve Güneydoğu Anadolu’ya egemen, güçlü bir krallık düzeyine ulaşmışlardır. Hint-Avrupa kökenli oldukları halde kısa bir süre içinde Anadolululaşmışlar ve bir yandan Helen, öbür yandan Geç Hitit etkileri altında kalmış olamakla birlikte özgün ve Anadolulu bir kültür oluşturmuşlardır. Friglerin maden ve ağaç işçiliğinde, dokumacılıkta üretikleri eserler Helen piyasasında beğeni kazanmış ve Helenli ustalar tarafından taklit edilmişlerdir. Makara kulplu bronz tabaklar ve bronz kazanlar; dönemin “teknolojik” bir başarısı olan altın, gümüş ve bronzlardan yaylı çengelli iğneler (fibulalar); değerli madenlerden giysi kemerleri, tokalar ve zengin bezemeli tekstil ürünleri; geometrik desenlerle süslü mobilya eşyası bunlar arasındadır. Frigler, Helenlere ayrıca müzik alanında da esinlenme kaynağı olmuşlardır.

FRİGLERİN TARİHİ

Güçlü bir uygarlık kuran Friglerin tarihi ve sosyal yaşamı ile ilgili bilgilerimiz ne yazık ki yeterli değildir. Bu konudaki ilk bilgileri antik yazarlardan öğreniyoruz. Tarihçi Herodot ile coğrafyacı Strabon’a göre Frigler, Avrupalı bir kavimdi ve Anadolu’ya gelmelerinden önce “Brigler” olarak anılıyorlardı. Friglerle ilgili bu yazılı kaynakları ve bölgedeki kazı sonuçlarını değerlendiren bilim adamları Friglerin, büyük olasılıkla MÖ 1200’lerde Trakya ve Boğazlar üstünden Anadolu’ya geldikleri, ilk yıllarda Trakya ve Güney Marmara Bölgesi’nde geçici yerleşim merkezleri kurduktan sonra Batı Anadolu’nun iç kesimlerine yayıldıklarını ileri sürmektedirler. Friglerin Anadolu topraklarında ilk siyasal birliği kurmaları MÖ 750 yıllarına rastlar.

image002.gif


Friglerin bilinen ilk kralı ülkenin başkenti Gordion’a adını veren Gordias’tır. Dağınık Frig topluluklarını siyasal bir birlik altına toplamayı başaran bu kral ve yaşadığı dönemin siyasal olaylarıyla ilgili bilgilerimiz yok denecek kadar azdır. Tarihçi Arianos’a göre Gordias Thelmessos’lu (Fethiye) bir kadınla evlenmiş ve Midas adını verdiği bir oğlu olmuştur. Midas Friglerin bilinen tek kralıdır (Araştırmacılar Frig krallarının hepsine Midas denildiğini belirtmektedirler). Midas’ın ünü kendi ülkesinin sınırlarını aşıp, Batı Anadolu kıyılarındaki Yunan kentlerine, hatta Kıta Yunanistanı’na dek yayılmıştır.
Başlangıçta Eskişehir, Afyon, Ankara ve Sakarya vadilerini içine alan bir bölgede yerleşen Frigler, sonraları Kütahya’dan Kızılırmak’a, Ankara’dan Denizli’ye dek olan bölgede güçlü bir uygarlık oluşturmuşlardır. Midas’ın Frig tahtına geçtiği ilk yıllarda ülkenin en önemli düşmanı Asurlar’dır. Midas, Asurlar’la barış yaparak Güneydoğu sınırlarını güvenceye aldıktan sonra batı ülkeleriyle dostça ilişkiler kurmaya yönelir (Batı Anadolu kentlerinden Kyme kralının kızıyla evlenir). Öte yandan fildişi tahtını Yunanistan’daki Delfoi Apollon Tapınağı’na armağan ederek Kıta Yunanistanı ile ilişkileri güçlendirir. Gordion’da yapılan kazılarda ele geçen Yunan çanak-çömlekleri bu ilişkilere ait diğer örneklerdir.
MÖ 700 yıllarına doğru, Kafkaslar üzerinden Doğu Anadolu’ya giren Kimmerler, önce bölgedeki Urartular’ı güçsüzleştirdikten sonra Kızılırmak’a kadar uzanırlar. Frig-Kimmer savaşı sonunuda Frigya tamamen tahrip olur. Kral Midas ise öküz kanı içerek yaşamına son verir (MÖ 676). Batıya kaçan Frigler, küçük beylikler halinde bir süre daha varlıklarını sürdürürlerse de Lidyalıların egemenliğine boyun eğerler.
Frigler, başlıca Gordion (Yassıhöyük), Pessinus (Ballıhisar), Dorylaion (Eskişehir) ve
Midas’da (Yazılıkaya) yerleşmişlerdir.

image003.gif


FRİGYA UYGARLIĞI
a. Dil ve Yazı
Frig uygarlığını kuranların, bir türlü aydınlığa kavuşturulamayan yazı ve dilleri üstüne bilgilerimiz oldukca sınırlıdır. Friglerin başlı başına bir yazı sistemi vardı. Kaynağı ve gelişimi henüz aydınlatılmamış olan bu yazı bir taraftan Arami, diğer taraftan Ege yazı sistemlerinin etkisi altında meydana gelmişe benzemektedir. Frig yazısı henüz tümüyle çözülememiş olmasına karşın okunabilmektedir. Ancak bu okuma, “Midas” ya da “Ana Tanrıça” gibi çok bilinen sözcükler için geçerlidir.
Gordion’da bulunan bronz vazoların bazılarında Erken Yunan yazısının alfabesine benzeyen Frigçe yazılar görülmüştür. Kayalara yazılmış yazıtlarda da aynı yazıları görmek mümkündür. Bunların hepsi, tarih olarak MÖ VII. yüzyıla kadar çıkar. Frig ve Yunan alfabelerinin aynı Fenike kaynağından gelmesi olasıdır. Frig alfabesi MÖ V. yüzyıla kadar kullanılmıştır. Frig dili ise Yunanca ile karışarak MS II. ve III. yüzyıllara kadar yaşamıştır. Frig diline ait kalıntılarla Yunan yazarlarından gelme otuz kadar sözcük bu dili tam olarak açıklamaya yetmemektedir. Fakat genel olarak bu dilin Hint-Avrupa dilerinden olduğu ve içinde İslav, Arami ve hatta Frig öncesi Hitit dillerinden de sözcükler bulunduğu söylenebilir.
Onlardan kalan yazılı belgeler yok denecek kadar az olduğundan, edebiyatları hakkında da bir bilgimiz bulunmamaktatır; fakat Frigyalılar hayvan öykülerinin bulucuları olarak kabul edilir.

b. Mimari

image004.gif


Frigya sanat ve mimarisi konusunda bilgi edinebilmek için, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde, özellikle Gordion, Midas şehirleri ve Pazarlı’da tümülüs şeklindeki mezarlarda veya kayalar içine oyulmuş zengin cepheli binalarda yapılan kazılara başvuruyoruz. Frigler, özellikle maden işçiliğinde çok ileri gitmişlerdi. Kaya ve taş mimaride kullanılan malzemeyi işlemek için madenden çeşitli aletler yapıyorlardı. Frigler zamanında korunaklı kalelerin varlığı, Pazarlı kazılarından anlaşılmıştır. Yüksekçe bir tepenin üzerine yapılmış olan bu kalenin içinde muntazam dörtgen şeklinde küçük evler vardı. Evlerin temelleri taştan, üst kısımları tahta hatıllarla desteklenmiş kerpiçten yapılmıştı; damlar ise ahşaptı. Çatı ve dış cephelerin bazı kısımları boyalı kabartmalarla süslü toprak levhalarla kaplanmıştı. Bu türden toprak levhalara Pazarlı’dan başka Anadolu’nun çeşitli yerlerinde ve özellikle Gordion’da rastlandı. Bunlardaki resimler ve nakışlar Frigya sanatının, Anadolu’da eskiden beri köklenmiş geleneklerin, doğudan (özellikle Mezopotamya) ve batıdan (İonya ve Yunanistan) etkilerle geliştiğini göstermektedir. Bu mimarinin en iyi örnekleri Eskişehir ve Afyonkarahisar arasındaki eserlerde görülür. Bunlar zengin süslemeli tapınak kalıntılarıdır. Alınlıklarında bir pencere bulunmaktadır. Frig ahşap mimarisinin Likya’da da görülen bir çeşidi Eski Bronz Çağ prototiplerine kadar gider. Bu mimari aynı zamanda erken doğu mimarisini de etkilemiştir. Klasik geleneğe göre frizi ilk defa Frigler kullanmıştır.
Amerikalıların Gordion’da son yıllarda yaptıkları kazılarda MÖ. VIII. yy.’da Frig evlerinin bazen taştan, bazen de tahta çerçeve kullanarak kaba tuğladan yapıldığı anlaşılmıştır. Bu evlerin bazılarının planı megaron tipindedir. Gordion’da şehrin etrafını çeviren surlar, şehir kapısı ve çeşitli binalar ortaya çıkarıldı. Frigler, doğu komşuları Urartular gibi kaya mimarlığında çok ileri gitmişlerdir, kayalar içinde hücreler, odalar, koridorlar, neye yaradığı henüz tam olarak anlaşılamayan yüksek kademeli merdivenler ve sunaklar yapmışlardır. Aynı zamanda kayalıklarda, çoğu hallerde direkli ve alınlıklı binaları bulunan cepheler oluşturmuşlardır. Üzerinde birtakım geometri ve ya hayvan motifleri yeralan bu kaya cephelerinin Frig devletinin parlak devrinde yapıldığı anlaşılmıştır. Yalnız bu yapıların mezar olup olmadığı konusunda bir fikir birliği yoktur. Gerilerinde mezar odaları şeklinde hücreler bulunan bazı cepheler mezar olarak kabul edilmektedir. Fakat, Midas’ın mezarı olarak gösterilen Yazılıkaya’daki bir cephenin mezar olmadığı ve sadece bir tapınak cephesi olarak kullanıldığı düşünülmüştür. Bu mezar odası semerdanlı idi.
Saray depoları, hizmet yerleri ayrı yapılar halindedir. Bazılarının tabanı renkli taşlardan yapılmış mozaiklerle kaplıdır. Üzerinde zengin geometrik motifler bulunan süslemeler, Anadolu’da bugüne kadar bilinen en eski mozaik süslemeleridir. İçlerinde mobilya parçaları, fildişinden özenle işlenmiş sanat eserleri, insan ve hayvan kabartmaları, çeşitli çanak çömlek bulunmuştur. Kimmer istilası sırasında yıkılan şehir, yeniden yapılırken tapınakların dış cepheleri kabartmalı, renkli, pişmiş topraktan levhalarla süslenmiştir. Lidya devletinin hakimiyeti, doğu Yunan sanantının Gordion’a girmesine neden oldu.

c. Mitoloji, Din ve Kibele İnanışı

image005.gif


Frigya uygarlığı denildi mi akla ilk gelen Kral Midas olur. O zamandan günümüze Kral Midas ile ilgili iki efsane ulaşmıştır. Bunlardan ilki şöyledir:
“Midas Frigya Kralıydı. Pek öyle akıllı biri değildi; ama akılsızlığının cezasını sadece kendisi çekmiştir. Birgün Midas’ın adamları sarayın yakınlarındaki gül bahçelerinde yaşlı Silenos’u buldular. Dionisos’u ararken yolunu kaybetmisti Silenos. Her zamanki gibi zil zurna sarhoştu yine. Ağaçların arasında sızıp kalmıştı. Midas’ın adamları, tepeden tırnağa güllerle süslediler onu, sonrada krala götürdüler. Midas, güler yüzle karşıladı Silenos’u, tam on gün on gece ağırladı. Yedikçe yedi Silenos, içtikçe içti. Sarhoş oldu, şarkılar söyledi, sızdı, ayıldı... Onuncu günün sonunda da Frigya kralı elinden tutup tıpış tıpış Dionisos’un yanına götürdü onu.
Dionisos, Silenos’a yeniden kavuştuğuna öyle sevindi öyle sevindi ki, “Midas, dile benden ne dilersen.” dedi. Kral, hiç düşünmeden, “Aman Dionisos”, diye cevap verdi, “Her dokunduğum altın olsun; başka birşey dilemem”. Tanrı bu dileğini yerine getirdi onun; ama akşam olunca yemekte başına neler geleceğini düşündükçe kıs kıs güldü. Zavallı Midascık... Karnı acıkıp da sofraya oturunca ne kötü bir dilekte bulunmuş olduğunu anladı. Ağzına her götürdügü şey altına dönüveriyordu. Ekmeği mi tuttu, al sana altın bir ekmek... Elmaya mı dokundu, işte sapsarı, kaskatı bir elma...
Hemen Dionisos’a koştu Midas. Yalvardı yakardı. “Ne olursun bu büyüyü boz” diye göz yaşı döktü. Dionisos, “Git de Paktolos ırmağında yıkan. O zaman büyü bozulur” diye cevap verdi. Frig kralı, Paktolos ırmağına koştu hemen, bir güzel yıkandı. Ondan sonra da sarayına dönüp tıkabasa yedi içti.
Şimdi onun yıkandığı ırmağa bakanlar, altın kum tanecikleri görürler sularda.”
Bir ikinci öyküsü daha vardır Midas’ın. O da Apollonla ilgilidir. Yüce tanrı, Frigya kralının kulaklarını eşek kulaklarına çevirmişti. Bir suç işlediği için değil de aptallığı yüzünden bu cezayı görmüştür Midas:
“Apollon ile Pan arasında yapılacak bir çalgı çalma yarışmasında Midas, yargıçlardan biri olarak seçilmişti. Kır tanrısı, kavalıyla hoş sesler çıkarıyordu; ama Apollon’un gümüşten lira’sı her çalgıdan üstündü. Bir çalmaya başlamasın Apollon; Musalar bile durup kendini dinlerdi.
Yargıçlardan ikincisi dağ tanrısı Tmolos, yengi çelengini Apollon’a verdi. Ama yüce musikiden ne anlasın Midas, tuttu oynak havalar çalan Pan’ı kazandırdı. Apollon da kızıp onun kulaklarını eşek kulakları yapıverdi.
Midas bir süre, tanrının armağanlarını koca bir külah içinde sakladı. Sakladı ama onun saçlarını kesen berber sonunda kulaklarını gördü. Kulakları gördüğünü kimseye söylemeyeceğine yemin etti. Berber bu, konuşmadan durur mu, gitti bir çukur kazdı sazların arasında, usulca “Kral Midas’ın kulakları eşek kulakları.” diye fısıldadı.
Aradan zaman geçti. Çukurun çevresinde büyüyen sazlar yel estikçe, “Kral Midas’ın kulakları eşek kulakları!” diye bağırmaya başladılar. Böylece herkes gerçeği öğrendi.”
Bu olaydan sonra, Midas şunu öğrenmiştir herhalde: İki tanrı yarışırken beğendiğini tutma güçlü olanı tut.
Frigya uygarlığının yaratıldığı dönemde “Ana Tanrıça İnancı” etkisinin doruğuna çıkmış, Ana Tanrıça adına tapınaklar, kutsal alanlar yapılmış, dinsel törenler düzenlenir olmuştu. Bu dönemde Ana Tanrıça ile ilgili olarak anlatılan bir efsane, Tanrıça’ya nasıl tapıldığını da anlatmaktadır.
Efsaneye göre, Ana Tanrıça (Kibele), Attis adlı bir delikanlıya aşık olur. Attis, Ana Tanrıça’nın kendisine karşı duyduklarından habersiz, Pessinus (Ballıhisar) kralının kızıyla evlenme hazırlığındadır. Düğün yeri kurulmuş, düğüne çağrılı tüm konuklar yerini almıştır. Gözünü aşk bürüyen Ana Tanrıça, olanca görkemiyle birden düğün yerinde ortaya çıkar. Ve tanrısal gücünü kullanarak sevdiği erkek Attis’i çıldırtır. Bir anda çılgına dönen Attis, bir yandan dans eder, bir yandan da bıçağını çekerek erkeklik organını keser. Attis’in kasıklarından fışkıran kanlar toprağı sular, topraktan bitkiler fışkırır. Attis’in kendisi de ölüp bir çam ağacına dönüşür. Ana Tanrıça da onun hiç bozulmamasını sağlar. Çam ağacının, yaz-kış hiç bozulmadan kalması böyle bir efsaneye bağlanır.

d. Friglerde Ölü Gömme Geleneği

image006.gif


Frig beyleri ölülerini ya kayalara oyulmuş mezarlara ya da tümülüslere gömerlerdi. Kaya mezarlarının çoğu soyulmuş oldukları için mimari dışında fazla bilgi vermezler. Buna karşın tümülüsler, yani yığma mezar tipleri Frig ölü gömme geleneğini öğrenmemizde önemli rol oynarlar. MÖ 8. yüzyıl başlarından MÖ 6. yüzyıl ortalarına kadar kullanıldıkları sanılan tümülüslerin büyük bölümü Gordion’dadır. Bu yığma toprak mezarları kentin sırtlarında yeralır ve sayısı 100’e yaklaşır.
Bu türde ölü gömme tekniği gelişmiş olarak birden ortaya çıkar. Bu durum tümülüs mezarlarının Frigya’ya dışarıdan gelmiş olduğuna işaret eder. Gerçekten de Arnavutluk ve Makedonya’da soylu kişileri gömmek amacıyla tümülüs mezarların MÖ 1800-1500’den itibaren kullanıldığı bilinmektedir.
Frigya tümülüslerindeki mezar odalarının ahşap yapısı çok ileri bir tekniğin eseridir. Ölüler önceleri yakılmadan ahşap sedirler üzerine uzatılmış, MÖ 7. yüzyılın sonlarından itibaren de, Yunanistan’dan gelen etkilerle yakılmaya başlamıştır. Ahşap mezar odasına ölü ve ölü armağanlarının bırakılasından ve ahşap çatının kapatılmasından sonra, odanın üzeri büyük bir yığma tepeyle örtülmüştür.
Toprak yığınının ahşap mezar odasına yapacağı baskıyı en aza indirmek için mezar şu şekilde yapılırdı: Ahşap mezar odasının üstü moloz taşlarla kaplanmış, bunun üzerine kalitesi ve direnci fazla olan, sulandırılarak bulamaç haline getirilmiş kil serilmiş , sonra da kuru kilden tepe yığılmıştı. Toprak kümesi, altındaki nemli kilin iyice kurumasından sonra yığılmış olmalıdır; çünkü ıslak kil kuruyunca mukavemeti artıyordu.
Tümülüslerin yüksekliği gömülen kişinin önemine göre 2-3 ile 60-70 metre arasında değişmektedir.
Frig tümülüslerini, Lidya ve Yunan mezarlarından ayıran; mezar odaları yapımında taş yerine tahta kullanılması, yığma tepe toprağının çevreye yayılmasını önlemeye yarayan krepis duvarı ve mezar odasınına geçit veren dromos kullanılmamasıdır.
Toprak yığını altında kalan mezar odalarının yeri büyük boy tümülüslerde ortada, alçak tümülüslerde ise mezar soyguncularına karşı alınan önlemle merkezden uzak yerlerde olurdu.
Soylular için kentlerin dışında görkemli yığma mezarlar yapılırken, geniş halk kiltleleri için gösterişsiz mezarlar kullanılmıştır. Pazarlı halkı, ölülerini kalenin içindeki basit mezarlara, sırt üstü yatırarak gömmüşlerdi. Boğazköy halkı ölülerini yakıp, küllerini küpler içine koyarak gömmüşlerdi. Ayrıca Boğazköy’de çocuk mezarı olarak kullanılan bir vazo bulunmuştur.
Bu Boğazköy ve Pazarlı’daki ölü külleriyle iskeletlerin tümü geç Frig dönemine aittir ve sürekli kent içine gömülmüşlerdir. Ancak Ankara’da yakılmış ölülerin küpler içinde gömüldüğü kent dışı mezarlar da bulunmuştur. Bu Ankara’da bugünkü Hacıbayram Camisi çevresindeki Frig kentinde yaşayan farklı halk sınıflarının varlığını gösterir.

BÜYÜK TÜMÜLÜS

Gordion’daki büyük tümülüs, mezar odasının çukur içinde değil de zemin yüzeyinde yapılmış olmasıyla dikkat çeker. Mezar odası (iç boyutlları 5.15x6.20, yüksekliği 3.25m), kireç taşından kaba bir duvarla çevrilmiştir. Bu 53 metre boyundaki tümülüsün yapılış tekniğine gösterilen özen, tam mezarın Friglerin en güçlü döneminde yaşayan bir krala ait olduğunu düşündürmektedir. Çeşitli iddialara göre mezar ya Midas’a ya da Midas’ın babası Gordias’a aittir.
“Anadolu’nun piramitleri” denilen tümülüslerden biri olan Büyük Tümülüs’ün 53 metre altındaki mezar odasının bozulmadan ortaya çıkarılışı 20. yüzyılın ikinci yarısında ortaya konulan başarılı arkeolojik uygulamalardan biridir. Kazı başkanı Roudney S. Young eski tümülüsün 250 metre çapında ve 70-80 metre yüksekliğinde olabileceğini tespit etmiştir.

GORDİON (YASSIHÖYÜK)

Frig Krallığı’nın başkenti Gordion’un kalıntıları Ankara-Eskişehir karayolu ve Sakarya ile Porsuk nehirlerinin birleştiği yerin yakınında Polatlı’nın kuzeybatısında bulunmaktadır. Gordion’un geçmişi MÖ 8. yüzyıl ortalarına kadar gider. Şehir en parlak dönemini MÖ 725 ve 675 yılları arasında yaşamıştır. Midas bu kentte oturmuştur. Gordion, MÖ 7. yüzyıl başlarında Kimmer saldırısına uğramıştır. Şehir, Büyük İskender tarafından bağımsızlığına kavuşturuluncaya kadar 6.yy ortalarından başlayarak Pers istilası altında kalmıştır. Ayrıca Büyük İskender çözenin Asya fatihi olacağına inanılan gördüğümü Gordion’da kılıçıyla kesmiştir (MÖ 334).
Kent Höyüğü: 350x500 metre ölçüsündeki yassı bir höyük durumundaki Frig kenti, Sakarya ırmağının hemen doğusunda yer almaktadır. Arkeologlar, anıtsal bir kapı ile birlikte kral ailesine ait bir çok yapı ve evlere kent duvarlarına ilişkin kalıntılar ortaya çıkarmışlardır. Bunların tümü Frig krallığına en parlak dönemine (MÖ 725-667) tarihlenmektedir.
Kent Kapısı: MÖ 8.yüzyılın sonunda yapılmıştır. Yumuşak kireç taşından 9 metre yükseklikteki kısmı günümüze kadar korunmuş anıtsal bir yapıdır. Kente asıl giriş 9 metre genişliğinde ve 23 metre uzunluğunda üstü açık bir koridorla sağlanıyordu. Kapının iki yanında yer alan kulelerin kente açılan birer kapısı vardır. Tamamı kazılan kuzey avlu depo olarak kullanılıyordu. Güney avlusu ise Pers kapısının büyük güney duvarının korunması amacıyla kazılmadan bırakılmıştır.

Kent Merkezi: Höyüğün orta kısmı saraylara ayrılmıştır. Kerpiçten bir duvar (B) dört yapıyı içeren sarayın birinci avlusunu kent kapısından ayırmaktadır. Daha kalın bir duvar (E1, E2, E3) iç avluyu kuzey, batı ve güney yönlerinden çevirmektedir. Olasılıkla bu duvarlar saray yapılarının doğu yönünce de uzanmakta ve böylelikle onları dışarıdan tümüyle ayırmaktadır.

Saraylar:
Birinci avludaki iki yapı birer megarondur. Megaron 2, geometrik desenli bir mozaik ile döşenmiştir. Bu mozaik, bilinen en eski çakıltaşı mozaik örneğidir ve bugün bir kısmı Gordion Müzesi’nde sergilenmektedir.

Megaron 3:
Bu, günümüze kadar Gordion’da çıkarılmışen önemli yapıdır. İç avluda yer alan yap Frig akropolünün en büyük binasıdır. Yapı, iki sıra ahşap direkle bir orta ve iki yan nefe ayrılmıştır. Arkeologlara göre orta bölüm tek katlı ve yüksek bir salondu. Yan kısımlar ise iki katlı ahşap galeriler şeklindeydi. Megaron 3, MÖ 8. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiş en eski yapılardan biri olmalıdır.

Teras Yapısı:
Terasın batı kesimindeher biri 11x14 metre ölçülerinde yan yana sıralanmış 8 adet megaron yer alır. Her birinde ortada bir ocak ve yanlarda direklerle desteklenen ahşap galeriler bulunmaktadır. Büyük olasılıkla bunlar sarayın günlük işlerinin görüldüğü yapılardır. Megaron 3’ün yanına yapılan bir merdivenle yeni oluşturulan terasa geçiş sağlanmıştır.

PESSİNUS (BALLIHİSAR)

Pessinus ören yeri, Ankara-Eskişehir karayolu üzerinde Sivrihisar yakınlarındaki Ballıhisar’da bulunmaktadır. Pessinus, tanrıların anası Kibele olarak anılan tanrıçanın ünlü kutsal yerleşmesiyle birlikte "Rahipler Devleti" şeklindeki antik bir Frig yerleşmesiydi. Ana Tanrıça’nın şekilsiz taştan yapılmış kült heykelinin (Baitylas) gökten indiğine inanılıyordu. Kent, Bergamalılar’ın egemenliği altında kalmıştı, fakat Galatlar’ın saldırısına rağmen buradaki rahipler sınırlı bir özgürlüğe sahip olabilmişlerdi. Kenti beş Frigyalı ve beş de Galat rahiple birlikte bir baş rahip yönetmişti. MÖ. 204 yılında Roma senatosunun Pessinus’a elçiler gönderip Kibele’nin kült heykelini Roma’ya getirtmesi ve orada inşa ettirilen bir tapınağa bu heykelin yerleştirilmesiyle kent çok büyük bir üne kavuştu. MÖ. 25 yılında Augustus, Galatia eyaletini kurunca, Pessinus Romalıların yönetimine geçmiştir.

TAPINAK:
Yapı çok ilginç bir plana sahiptir. Dar kenarlarında altı, uzun kenarlarında on bir sütun bulunan peristasis (antik tapınağın etrafını çeviren sütun dizisine verilen ad) Hellen tapınağının değişik bir uygulamasını göstermektedir. Yapıyla ilişkisi olan ve bir theatron (Antik Yunan tiyatrosunda seyircilerin oturduğu kısma verilen ad) işlevi gören gösterişli bir basamak sırası ortaya çıkarılmıştır. Bu nedenle Belçikalı araştırıcılar onu bir tiyatro-tapınak olarak tanımlamışlardır. Buna rağmen Ekrem Akurgal söz konusu basamakların Kibele kültü ile ilgili olduğunu düşünmektedir. Çünkü tapınağın yeraltı bölümü Aizonai Tapınağı’nda olduğu gibi buna işaret etmektedir. Mimari süslemelerine göre tapınak MS. 1. yy’ın ilk yarısında yapılmıştır. Açık bir alanı üç yandan çeviren portiko (çatısı sütunlarla taşınan hol) kalıntıları buranın bir agora olarak düzenlendiği görünümünü vermektedir. Yapı, eski Anadolu kültürleriyle ilişkili Hellen tapınakları şeklinde batıya bakmaktadır.
NEKROPOL: Kentin nekropolünde yapılan kazılarda ön yüzleri kapı şeklinde olan Geç Roma mezarlarının güzel örnekleri bulunmuştur. Nekropol seramiğini inceleyen İnci Bayburtoğlu’na göre halen Ballıhisar’daki yerel bir depoda korunan mezar taşları MS. 3. ya da 4. yy’a tarihlenebilir. Bunların içinde en önemlisi üzerinde bir aslan heykelinin yer aldığı steldir.
Belçikalı arkeologlar Pessinus’un sığ vadisinde yapılmış geniş ve olasılıkla uzun bir kanalı da ortaya çıkarmışlardır. Bu kanalın her iki yanı basamaklıdır ve söz konusu basamaklar yazın kanaldaki su düzeyi aşağı indiğinde vatandaşlara kolaylık sağlıyordu. Bundan başka kanalın kuzey ucundan Roma çağında varolan derenin suyunu düzenleyen kapatma sistemini de Belçikalı arkeologlar bulmuşlardır.


“Geçmişten habersiz olmak demek her zaman çocuk kalmak demektir.”
Çiçeron
 
Frigler

Frigler ve Efsanevi Kralları Midas

Hititlerden sonra Demir Çağı’nda Anadolu’daki egemen güçlerden biri olan Friglerin 11. yüzyılın ortalarında Boğazlar üzerinden Anadolu’yageldikleri sanılmaktadır. M.Ö. 8. yüzyılın ortalarında merkezi Ankara yakınlarındaki Gordion (Yassıhöyük-Polatlı) olan bir krallık kurmuşlardır. Burada yapılan kazılarda Frig uygarlığına ait pekçok bilgi ve bulgu elde edilmiştir. Seramikte kendilerine özgü bir üslup geliştirmişlerdir. Geometrik desen ve stilize hayvan motifleri ile süslü bu eserler daha sonraki bir çok kültüre de örnek olmuştur. Özellikle tahta ve maden işçiliğinde ustalaşmışlardır. Tapınak yapılarının da dış cephelerinin, renkli kabartmalarla süslü seramik levhalarla kaplandığı anlaşılmıştır. Frig tapınak mimarisini yansıtan Kaya Anıtları onlardan günümüze ulaşan en önemli eserlerdir. Bu eserleri toplu halde Afyon ve Eskişehir arasındaki platoda görmek mümkündür. Frigler flüt, simbal gibi müzik aletlerinin de bulucusudurlar. Günümüzde batı müziğinin pek çok eseri “Frig Gamı” ile yapılmaktadır. Ayrıca çocukların ilgiyle izledikleri hayvan hikayelerinin bir kısmı da onlardan kalmıştır. Kökeni ve nasıl geliştiği bilinmeyen ve halen tam olarak anlaşılamamış kendilerineözgü bir yazı sistemleri vardır. M.Ö. 7. yüzyılın başlarında Kafkaslar’dan gelen Kimmerler’in saldırıları sırasında Gordion’un yıkıldığı ve yağmalandığı bu acıya dayanamayan Kral Midas’ın öküz kanı içerek yaşamına son verdiği antik Yunan kaynaklarında bahsedilmektedir. Frigler Batı kaynaklarında daha çok efsanevi kralları Midas ile ilgili öykülerle tanınır.

Mitoloji’de Midas Öyküleri

Tarihin babası Halikarnassos’lu (Bodrum) Herodot, Kral Midas’tan ilkçağ dünyasının efsanevi bir siması olarak bahsetmektedir. Herodot’a göre Midas, Phrygia’nın ilk kralı ve başkentleri Gordion’un kurucusu sayılan Gordias’ın oğludur. Gordias’ın, Friglerin Ana Tanrıçası Kybele ile birleşmesinden doğduğu söylenen Midas, büyüyünce de Kybele’nin başrahibi olmuştur. Tanrıça adına Sivrihisar yakınlarında bugünkü Balahisar köyünde kalıntıları yer alan Pessinus’taki büyük tapınağı kurmuştur. Gücü ve akıl almaz zenginliği ile Yunan dünyasını büyülemiştir. Görkemli fildişi tahtını, ilkçağın en ünlü kehanet merkezi Delphoi Apollon Tapınağı’na hediye ettiği zaman Eski Yunanlıların şaşkına döndüklerini belirten Herodot bu fildişi tahtı Delphoi Korint hazine binasında bizzat gördüğünü de anlatır. Bu tahttan günümüze birşey kalmamıştır. Bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde Midas’ın mezar odasında ele geçen olağanüstü ahşap işçiliğine sahip diğer eserleri görenler bu tahtın görkemini de rahatlıkla hayal edebilirler. Dionysos efsanelerinin bir bölümü olan Midas öyküleri, ilk kez Atina Satyrlerinin neşeli bürlesklerinde canlandırılmış, günümüze ise daha çok, Romalı şair Ovidius’un Metamorphoses (Değişimler) adlı eserindeki anlatımlar çerçevesinde ulaşmıştır. Efsanelerden birine göre Midas, Dionysos’un arkadaşı Satyr Silenos’u tutsak alır ve ona iyi davrandığı için Dionysos tarafından ödüllendirilir. Buna karşılık tanrıdan bir dilek dileyecektir. Dokunduğu her şeyin altına dönüşmesini dileyen Midas, dokunduğu yiyeceklerin de altına dönüşmesi sonucu açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya kalınca yaptığı hatanın farkına varır. Bunun üzerine Dionysos, onu bugünkü Salihli ilçesi yakınlarındaki Lidyalıların başkenti Sart harabelerinin içinden akan Paktolos Çayı’nda yıkayarak kurtarır. Lidya Krallığı’nın dillere destan zenginliğinin ırmağın sularındaki, Midas’ın yıkanmasından sonra kalan altından geldiğine inanılmıştır.

Tarihi Kaynaklarda Kral Midas

Midas hakkındaki tarihi bilgileri, Assur yıllıklarından, Antik Yunan edebiyatından arkeolojik buluntulardan ve devrin yazıtlarından öğrenmek-teyiz. Özellikle Eusebios tarafından yazılmış olan Kronolojide, Midas’ınM.Ö. 738-686 tarihleri arasında hüküm sürdüğü belirtilmektedir. Julius Africanus ise Midas’ın ölümünü M.Ö. 676 olarak vermektedir. Bunun yanında Midas’ın adı, ünlü Assur kralı2. Sargon’un (M.Ö. 721-705) yıllıklarıve mektupları arasında da geçmektedir. Mektuplarda, Midas’dan Muşki Kralı Mita olarak bahsedilmektedir. Anadolu’da Assur’a bağlı, yerel bir kral olan Midas’ın, kendi dış politikasını yönlendirebilecek kadar egemen bir kral olduğu da bu mektuplardan anlaşılmaktadır.Bunun yanı sıra, M.Ö. 709’a tarihlenen bir yazıtta, kendinden; “benden önceki krallara boyun eğmeyen Mita” şeklinde bahsedecek şekilde güçlü bir devlet adamı ve Friglere altın çağını yaşatmış öncü bir liderdir. Herodot ünlü tarihinde, Midas’ın Delphi’deki tapınağa adaklar yollayan ilk ‘Barbar’ olduğunu belirtmiştir. Midas’ın, Batı Anadolu’daki Aeolis bölgesindeki Kyme (Bugünkü Aliağa Namurt Limanı) şehri Kralı Agamemnon’un kızı Hermodike ile evlendiği ve ilk sikke basımının bu olay ile bağlantılı olduğu konusunda bilgiler bulunmaktadır.
Kapadokya’da Tyana’da (Kemerhisar-Niğde) onun adının geçtiği bir yazıt bulunmuştur. Bu yazıt Assur Kralı 2. Sargon’un bölgedeki faaliyetleri ile ilgilidir. Assurluların metinlerinde adı geçen Muşki’lerle, Grek kaynaklarındaki Friglerin, Güneydoğu ve Orta Anadolu’da yaşayan farklı topluluklar oldukları ve Midas’ın bu iki topluluğu da kontrol altında tuttuğu sanılmaktadır. Bunun yanısıra Midas’ın adı Eskişehir Yazılıkaya’sında büyük kaya anıtı üzerinde de geçmektedir. Bu yazıtın 8. yüzyılın sonlarında, Frig dili kullanılarak yazılmış Midas’ın unvanları olduğu sanılmaktadır.

Midas’ın Efsanevi Başkenti ve Kazıları GORDION (Yassıhöyük)

Friglerin ünlü başkenti Gordion Polatlı yakınlarında, Sakarya Nehri’nin kıyısındaki Yassıhöyük’te yer almaktadır. Höyüğün hemen doğusunda tümülüs olarak adlandırılan yığma toprak tepelerden oluşan Friglerin Kralî Mezarlığı bulunmaktadır. Gordion Tümülüsleri, antik dünyanın en önemli nekropollerinden birisidir. Mezar tepelerinin sayısı 80’in üstündedir. Bunlardan 25’i Amerikalı, 5’i 1901 yılında Alman heyetleri tarafından kazılmıştır. Bu mezarlar Frig çağından Galat hakimiyetine kadar,yani M.Ö. 10. yüzyılın ilk yarısından I. yüzyıla kadarki bir döneme aittir. Mezarlar soylulara, beylere, krallara aittir ve tümülüs olarak tanımlanan yığma toprak tepeler halindedir. Bilinen en eski örnek ahşapları üzerindeki dendrokronoloji çalışmalarıylaM.Ö. 930’a tarihlenen Gordion Z tümülüsüdür. Gordion tümülüslerinde genellikle toprağa kazılan çukurun içine ağaç odalar inşa edilmiş, ölü ve zengin mezar hediyeleri yerleştirildikten sonra, odanın etrafı ve üstü taşla örtülmüş, onun da üstüne toprak yığılmak suretiyle suni bir tepe meydana getirilmiştir. Her tepe bir kişiye aittir ve tepenin büyüklüğü, içine gömülen kişinin sosyal durumuna bağlıdır. Gordion’daki tümülüslerin yüksekliği 5-6 m’den 53 m’ye kadar değişmektedir. Gordion’daki Amerikan ekibinin 1957 yılı çalışmaları sırasında bu tümülüslerin en büyüğü kazılmaya başlanmıştır. 70 metrelik bir tünelle tümülüsün mezar odasına ulaşan Prof. Rodney S.Young ve ekibi, odanın daha sonraları M.Ö. 720 yılında kesildiği anlaşılan ardıç tomruklarından oluşan duvarlarını açtıklarında, gördükleri manzara karşısında şaşkına dönmüşlerdir. Mezar odasında gözleri kamaştıran mezar hediyelerinin arasında, 500 yaşındaki bir çam ağacı kütüğünden tek parça oyularak yapılmış bir ölü yatağının üzerinde, 1.59 boyunda bir iskelet bulunmuştur. Odada çok sayıda ölü hediyeleri ele geçirilmiştir. Bunlar arasında dokuz masa, iki kakma paravan, üç büyük bronz kazan ve 166 adet küçük bronz kap ile 154 fibula (çengelli iğne) bulunmaktadır. Mezar odasında bulunan eserlerin çoğunluğu Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ndedir. Daha sonraki incelemelerde 60 yaşlarında öldüğü sanılan bu kişinin, adı efsaneyle özdeşleşen kral Midas olduğu anlaşılmıştır. Ancak efsaneye göre her tuttuğu altın olan kral Midas’ın mezarında yüzlerce madeni eşya olmasına karşın bir tane dahi altın esere rastlanılmamıştır. “Eşek Kulaklı” olarak tanınmasının nedeni kafatasının incelenmesi sonucu, Kuzey Suriye’de bazı hanedan çocuklarında uygulandığı gibi doğumdan sonra başının bağlanarak kafatasının geriye doğru biçiminin değiştirilmesinden dolayı ya da kulağının aşırı tüylü olmasından olabileceği öne sürülmüştür. Anadolu’da geniş bir coğrafi alanı kontrol eden dillere destan zenginliği ile güçlü bir kral iken 7. yüzyılın ilk yarısında Kimmer istilasında yenilerek Gordion’u kaybetmesine üzüldüğü için boğa kanı içerek hayatına dramatik bir şekilde son vermesi onu antik çağın efsane kahramanlarından biri haline getirmiştir.
1901’de Gustav ve Alfred Koerte kardeşler tarafından yapılan ilk Gordion kazılarında beş tümülüs ile birlikte höyükte araştırmalar yapılmış ve bugün ‹stanbul Arkeoloji Müzelerinde korunan çok değerli sanat eserleri gün ışığına çıkarılmıştır. 1950’de başlayan Pennsylvania University Museum’un Gordion Kazıları çok önemli buluşlara ve sonuçlara yol açmış, ayrıca Frig sanatı ve kültürü ile ilgili bilgilere yeni boyutlar kazandırmıştır. Amerikan kazılarında ele geçirilen buluntuların çoğunluğu Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde ve bir bölümü de Gordion’daki yerel müzede sergilenmektedir. Gordion, projesi çerçevesinde 1950-1973 yılları arasında Rodney S. Young tarafından 16 sezon kazılmıştır. Onun 1974’teki trafik kazasındaki trajik ölümünden sonra 1988’de tekrar başlayan kazı çalışmaları Mary M. Voigt ve Kenneth Sams başkanlığında sürdürülmektedir.
Alman ve Amerikan kazılarında ortayaçıkarılanlar, Frig başkentinin M.Ö. 8. yüzyıl ortalarından daha gerilere gitmediğini göstermiştir. Gordion enparlak dönemini M.Ö. 725 ve 675 yılları arasında yaşamıştır. Bu dönem, AssurKralı Sargon’un M.Ö. 717-709 yıllarını
kapsayan yıllıklarında “Muşkilerin Mita’sı” olarak adı geçen Kral Midas ve zamanı ile çakışmaktadır. Gordion M.Ö. 7. yüzyıl başlarında Kimmerlerin istilasına uğramış olmakla beraber, höyükte ve bazı tümülüslerde elegeçirilen buluntular kentin M.Ö. 6. yüzyıl sonuna değin refah içinde yaşadığını göstermektedir. Gordion 6. yüzyıl ortalarından başlayarak,Büyük ‹skender’in gelişine kadar Pers yönetimi altında kalmıştır. Pers egemenliği sırasında gelişim batıya doğru kayarken belli başlı Frig yerleşmeleri, Eskişehir ile Afyon arasındaki bölgede önemlerini korumuştur. Antik kaynaklara göre, Büyük‹skender M.Ö. 333’de Gordion’da kışı geçirdiği sırada Gordios’un bağladığı ünlü kördüğümü kılıcı ile keserek çözmüştür. Kral Gordios’un efsanevi arabası ve kör düğümünün korunduğu bu tapınak binasına ilişkin bugüne değin herhangi bir iz bulunmamıştır. Yassı bir höyük durumundaki Frig yerleşimi, Sakarya Irmağı’nın hemen doğusunda yer almaktadır. Amerikalı kazı heyeti anıtsal bir kapı ile birlikte kral ailesine ait çok sayıda yapı ve evlerle, kent duvarlarına ilişkin kalıntılar ortaya çıkarmışlardır. Bunların tümü Frig Krallığı’nın enparlak dönemine (M.Ö. 725-667) tarihlenmektedir. Yumuşak kireç taşından 9 m. yükseklikteki kısmı günümüze değin korunmuş, anıtsal bir giriş olan FrigKent kapısı, M.Ö. 8. yüzyılın sonunda yapılmıştır.

Frig Sanatı ve Uygarlığı

Bugüne kadar ele geçen Frig seramik örneklerinde iki ana stil dikkati çekmektedir. Genellikle doğuda Konya ovasından Toros dağlarına kadar olan kesimde, üzerinde geometrik hayvanlar ve bezemeler bulunan, çok renkli ve Alişar IV stili olarak tanımlanan seramik örnekleri, Eskişehir, Afyon ve Ankara’yı kapsayan batı bölgesinde ise daha çok gri ya da kırmızı, tek renkli seramikler görülmektedir. Bunun yanında Gordion’da çeşitli desenlere sahip çok renkli kaplar da görülmektedir. Friglerin Anadolu’ya Troya VIIIa’nıntahribinden sonra, M.Ö. 11. yüzyılın ortalarında geldikleri kabul edilmekle beraber, bugüne kadar onlarınAnadolu’daki varlığını M.Ö. 750’den önce kanıtlayacak bulgulara henüz rastlanmamıştır. Ele geçen arkeolojik buluntuların ikonografik ve stil özelliklerine göre Ekrem Akurgal Frig sanatını beş evreye ayırmıştır.
1- Erken Evre (M.Ö. 750-730),2- Geçiş Evresi (M.Ö. 730-725),3- Olgun Evre (M.Ö. 725-650),4- Subgeometrik Evre (M.Ö. 650-575),5- Geç Frig Stil (M.Ö. 575-300). Frig seramik sanatının ilk evresini siluet figürlü vazolar tanımlarlar. Siluetli stile ait kaplarda görülen başlıca öğeler Hellen geometrik vazolarının özellikleridir, yani alt bölümün tasvirsiz bölümden kuşakla ayrılması metop komposizyonu, siluet ışın sırası Hellen Geometrik sanatında görülen motifler.
Akurgal’a göre, Gordion’da Erken stilin bulunmaması, buna karşılık Olgun stilin ilk kez Alişar’da ortaya çıkması, ancak Gordion’da yeni nitelikler kazanması, Frig Beyliği merkezinin Alişar’dan Gordion’a geçmiş olabileceği düşüncesini akla getirmektedir. Bir hipotez olarak Gordios’un önce Alişar’da bir beyliğe sahip olduğu, sonradan Assur tehlikesinden uzak kalmak için Gordion’u kurduğu ileri sürülmektedir. Olgun stilde Hellen etkisi daha belirgindir. Hatta bazı kap biçimleri Attika Geometrik örneklerinin yakın Geç Bronz Çağı ve Buckel-keramik vazo biçimlerini sürdürürler. Bununla beraber Olgun stilin parlak evresinde Frig seramik sanatı, ilginç ve özgün kap şekilleri geliştirmiştir.
Demirçağı iç Anadolu seramiklerinde kap yüzeylerine ayrıntılı baskı desenleri yapmak da Friglere özgü bir özellik olarak değerlendirilmektedir. Büyük bir olasılıkla bu süsleme yöntemi Friglerin güneydoğu Avrupa kökenli olmalarından kaynaklanmaktadır. Baskı desenli çanak-çömlek Trakya’da Geç Tunç Çağı’nda Demir Çağı’na dek yaygın olup, Trakya’da rastlanan bazı örnekleri Gordion’da bulunan türleri anımsatmaktadır. Frig baskı motifleri çeşitlidir ve temel şekiller üçgen, kare-dikdörtgen, daire, baklava ve helezoniden oluşmaktadır. Erken Frig dönemi boyalı kaplar ile ‹ç Anadolu’dan Kuzey Suriye’ye kadar uzanan yaygın boyalı vazo geleneği arasında yakın bağlar bulunmaktadır. Frig vazolarını boyayan sanatçılar, tek kulplu mutfak kapları ile kulpsuz küpler dışında, tüm standart şekilli kaplar üzerinde de eserler vermişlerdir. Boyalı Frig kaplarında çok çeşitli geometrik motiflere rastlanmaktadır. Ençok içleri kafesli taranmış üçgenler, baklava zincirleri ve meander bezemeleri görülmektedir. Yaygın panel motifleri arasında baklava ve X panelleri çoğunluktadır. Kafesli tarama ve dama tahtası motifleri ise hem sıra hem de panel halinde görülmektedir. Frig mimarisininkarakteristik yapı türü “megaron”lardır. Tapınak olarak kullanıldığı düşünülen anıtsal megaronların dış cephelerinde renkli kabartmalarla süslü seramik levhalarla kaplandığı anlaşılmıştır. Gordion, Midas ?ehri, Pazarlı, Boğazköy ve Düver’de ele geçen bu seramik kaplama levhalarda geometrik şekiller bitkisel motifler, insan, havan ve araba motifleri görülmektedir. 1966’da Bitinya’daki Germanos’ta (bugün Soğuk Çam) bulunan kaya yazıtı, günümüze ulaşmış en uzun Eski Frigya metnidir. Bu ilginç uygarlığa ait eserler, bugün ‹stanbul Arkeoloji Müzelerinde, Ankara’da Anadolu Medeniyetleri Müzelerinde, Polatlı yakınlarında, Gordion Müzesinde, Eskişehir, Afyon ve Antalya Müzelerinde yer almaktadır. Eskişehir-Afyon arasındaki Frigya platosunda yer alan birbirinden önemli Frig Kaya Anıtları ve Kaleleri bugün yoğun bir tahribatla karşı karşıyadır.
 
Frig Yürüyüş Yolu

friglogo.jpg


Frig uygarlığının hüküm sürdüğü Afyonkarahisar, Eskisehir, Kütahya ve Ankara illeri arasindaki bölgede antik yürüyüs yollarina dayali ve Frig eserlerinin görülülebilecegi yürüyüs parkurlari belirlenerek bu parkurlar uluslararasi standartlara uygun olarak isaretlenecektir. Bu kapsamda Seydiler (Afyonkarahisar)-Yazilikaya (Eskisehir)-Incik (Kütahya)-Gordion (Ankara) arasindaki antik yollarin belirlenerek birlestirilmesi, yürüyüs rotasinin bilgilendirme levhalari ile donatilmasi; doga yürüyüsçülerine ve kültür turizmi amaci ile bölgeye gelecek ziyaretçilere yön göstermesi hedeflenmistir. Projenin, hem Frig uygarliginin hem de yörenin tanitimina katkida bulunacagi düsünülmektedir.


frigyolu-rota%281%29.jpg
 
Şifalı Frigya


ANTİK DÖNEMDEN GÜNÜMÜZE KAPLICALAR ve
AFYONKARAHİSAR DA KAPLICA KÜLTÜRÜ TARİHİ


Mevlüt ÜYÜMEZ
Arkeolog, Afyonkarahisar Müze Müdürü

Ahmet İLASLI
Arkeolog, Afyonkarahisar Müzesi Uzmanı


Su, günümüzde olduğu gibi antik dönemlerde de hayati önem taşımaktaydı. Yerleşim alanları seçilirken bu özelliği taşıyan yerler öncelikli olurdu. Suyu günlük hayatın her bölümüne aktarabilmek için geliştirilen özel su kanalları, sulama sistemleri ile ilgili kalıntılar günümüze kadar ulaşmıştır.

Antik dönemlerde özellikle doğal sıcak su kaynaklarına özel önem verilmiştir. Bu tür kaynaklar hem maliyetsiz ve zahmetsiz temizlik hem de bir çok hastalığın tedavisi gibi çok cazip olanaklar sunması nedeni ile gereken değeri görmüşlerdir. Kentler, bu tür kaynakların çevresine kurularak hastalıkların tedavisi amacı ile özel kaplıcalar inşa edilmiştir. Bunların inşasına özel önem verilmiş ve gerekli görülen hiçbir konfordan kaçınılmamıştır.

Roma ve Bizans dönemlerinde Hippocrates başta olmak üzere tıp bilimi ile uğraşan pek çok hekim, doğal sıcak su kaynaklarının tedavi amacı ile kullanılmasında önemli adımlar atmışlardır.

Başlangıçta sadece temizlenme aracı olarak kullanılan doğal sıcak su kaynakları, tedavi edici ve iyileştirici özelliklerinin de keşfedilmesiyle, antik dönemlerden günümüze kadar kaplıcalar olarak da kullanılmıştır. Bu yönü öyle itibar görmüştür ki günümüzden yaklaşık 2000-2500 yıl öncesinden itibaren kalan mimari kalıntılar, İspanya’dan Suriye’ye, İngiltere’den Kuzey Afrika’ya kadar Anadolu dahil çok geniş bir coğrafi alan üzerine yayılmıştır.

Doğal sıcak su kaynakları bir çok farklı terim ile ifade edilmektedir. Bu terimler genellikle Grek ve Roma kökenlidir ve günümüze kadar da gelmişlerdir. Thermae, kelimesi Türkçeye “Termal” olarak geçmiş Grek kökenli bir kelimedir ve doğal sıcak su kaynakları ve kaplıcalar için kullanılmıştır Yine kaplıcalar için kullanılan bir diğer kelime ise Spa’dır. Bu kelimenin kökeni kesin olmamakla birlikte, Latince “Sanitas Per Aquas” (sudan gelen sağlık/iyilik) kelimelerinin baş harflerinden alındığı düşünülmektedir Bu harflere, bazı Roma hamamlarının mermer duvarları üzerine rastgele kazınmış şekilde de rastlanmıştır Tedavi amacı ile doğal sıcak su kaynaklarının banyo kürleri olarak kullanılması da balneoterapi, spa terapi ve hidroterapi gibi farklı isimler almıştır. Balneoterapi, küratif, preventif ve rehabilitatif amaçlarla kullanılan çok eski ve geleneksel yöntem olarak günümüzde varlığını sürdürmektedir .



Türkiye’de Antik Dönem Kaplıcaları;

Ülkemiz, genç tektonik hareketlerin etkisi ile fayların, volkanik alanların, aktif deprem kuşaklarının bulunduğu bir hat üzerindedir. Bu nedenlere bağlı olarak doğal sıcak su kaynakları bakımından oldukça zengindir. Sıcak su kaynaklarının sayısı 1500’ün üzerindedir. Bu zenginlik, ilk çağlardan beri Anadolu’da yaşayan kültürlerin dikkatini çekmiş ve hemen her dönem, sıcak su kaynaklarından faydalanılmıştır. Antik dönemlerde yaygın olan kaplıcalara ait komplekslerin kalıntıları günümüze kadar ulaşmıştır. Hatta 2000 yıl önce kullanılan sıcak su kaynakları, günümüzde bile hala kullanılmaya devam etmektedir.

Anadolu’da antik dönemlerden beri kullanılmakta olan bir çok kaplıca bulunmaktadır. Bunlara Trakya’dan Doğu Anadolu’ya kadar hemen her bölgede rastlamak mümkündür. Günümüzde bile hala kullanılan antik dönem kaplıcaları içinde en bilinenleri ise şunlardır:
Pamukkale (Hierapolis)
Paşa Ilıcası (Allianoi)

Pamukkale ve Paşa Ilıcasından başka, ülkemizin daha bir çok bölgesinde antik dönemlerden beri kullanılmakta olan kaplıcalar vardır:
Aydın: Kuşadası suları
Denizli: Pamukkale ve Tekkeköy Ilıcası
İzmir: Balçova termal kaplıcaları,Bademli Ilıcası, Güzellik kaplıcası, Paşa Ilıcası, Haydar Ilıcası
Çanakkale: Antik dönemlerde adı “Angonia” olan Hırdırlar kaplıcası
Kocaeli: Tuzla içmeleri
Ordu: Sarmaşık kaplıcaları


Afyonkarahisar: Antik kaynaklarda “Aqua Germ” olarak geçen Ömer-Gecek, Sandıklı, Gazlı Göl (Antik kaynaklarda”Aslanlı Su Kaynağı Köyü” anlamına gelen “Leontos Kome” olarak geçmekte ve bu adı çok yakın olduğu Frig kaya anıtları üzerindeki aslan kabartmalarından aldığı belirtilmektedir.) ve Antik dönemde “Agros Thermon” olarak bilinen Hüdai Kaplıcaları

Bursa: “Pythia thermae” olarak bilinen Yalova-Termal, Oylat ve Roma İmparatoru Justiniaus tarafından yaptırılan Çekirge Kaplıcaları
Balıkesir: Manyas ve Gönen Kaplıcaları
Ankara: Kızılcahamam Kaplıcaları
Muğla: Sultaniye Kaplıcaları
Yozgat: Sarıkaya Kaplıcaları
Uşak : Aksaz Kaplıcaları
Samsun: Ladik Kaplıcaları

İlk çağlardan beri insanların dikkatini çeken doğal sıcak su kaynakları, antik dönemlerde temizlik, ruhsal dinlenme ve özellikle de tedavi amaçlı kullanılmıştır. Bu kaynaklar, bir yandan zahmetsiz temizlik sağlarken, diğer yandan yorgun ordular için dinlenme ve moral kaynağı olmuş, yaralanan askerler buralarda tedavi edilmiş aynı zamanda da bir çok hastalığın iyileştirilmesi amacıyla bu kaynaklardan faydalanma yoluna gidilmiştir. Tedavi amacı ile kullanılırken, ya kompresler, ya içme ya da banyo kürleri şeklinde uygulanmıştır. Soyunma odaları, soğukluk, ılıklık, sıcaklık, tuvaletler ana kaplıca yapısının öğeleridir. Bu özellikleri ile binlerce yıl boyunca farklı kültürlerden nesilden nesile aktarılarak “Türk Hamamı” olarak bilinen günümüz hamam yapılarının öncüleri olmuşlardır.

Özellikle Roma döneminde İspanya ve İngiltere’den kuzey Afrika’ya kadar yayılan kaplıca kültürü üst düzeye ulaşmıştır. Therma adı verilen, binlerce kişi kapasitesine sahip, görkemli ve gösterişli Roma dönemi kaplıca komplekslerinde ayrıca, kütüphaneler, tiyatro ve sergi salonları, eğitim odaları, spor sahaları gibi pek çok faaliyetin aynı anda yapılabileceği mekanlar da yer almaktadır.




AFYONKARAHİSARDA KAPLICA KÜLTÜR TARİHİ;

Türkiye, doğal sıcak su kaynakları bakımından oldukça zengin bir ülkedir. Uygarlıkların beşiği olan ülkemizde, antik dönemlerden günümüze ulaşan pek çok kaplıca yapısı vardır. Bu kaplıcalar binlerce yıllık bir kaplıca kültürünün günümüze ulaşan yansımaları ile hala kullanılmaya devam edilmektedir. (ÇAKALGÖZ, S.)

Şifalar ülkesi Frigya Salutaris’in (Şifalı Frigya) şifa kaynağı olan sıcak suları efsaneye göre ilk kez Frig kralının kızının Gazlıgöl’deki termal kaynağa girip vücudunu kaplayan çıbanların iyileşmesiyle insanlara şifa dağıtmaya başlamıştır. (YÜKSEL, İ.) Termal kaynaklar, o gün bugündür insanların bazı hastalıklara karşı şifa aradıkları yerler olma özelliğini sürdürürken, günümüzde önemleri giderek artmaktadır. Çünkü termal suların içerisinde bulunan çeşitli mineraller, insan vücudunun gerek duyduğu çoğu maddeleri içermektedir.

İnsanlar için soğuk ve sıcak su kaynakları, bir yaşam kaynağıdır. Susuz yaşayamayan insanoğlu, bu yaşamsal sıvıyı içmesinin yanı sıra her türlü temizliğini sularla yapmaktadır. Bu nedenle su kaynaklarına çok önem vermişler, oraları çok iyi savunmuşlar, hatta savaşmışlardır. Bunun son örneği, geçtiğimiz yıllarda Çay ilçesinin Karamık ve Koçbeyli beldeleri arasında yaşanmıştır. Emirdağ ilçemizin Roma dönemi köyleri arasında böyle bir mücadelenin olduğu da yapılan araştırmalarla ortaya çıkarılmıştır. (DREW BEAR, T. 1992)

Hititler, su kaynaklarını kutsal saymışlar, tanrının verdiği bu nimetler için oraları tapınım yerlerine dönüştürmüşlerdir. Bu düşünce, günümüze kadar uygulanagelmiştir. Frigler, Gazlıgöl sıcak su kaynağını, kaplıcaya dönüştürmüşlerdir. Halk, zamanla bu kaplıcayı Tanrıça Kübele’nin aslanlarıyla anar olmuş ve Leonto Kome (Aslanlı Su Kaynağı Köyü) olarak adlandırmıştır. (DREW BEAR, T. 1992)

Yine Sandıklı ovasındaki sıcak su kaynağındaki kayalık üzerinde, Frig kaya basamakları ve su çukurları Afyonkarahisar Müze Müdürlüğü uzmanlarının çevrede yaptıkları inceleme sırasında belirlenmiştir. (IŞIK, F. 1991) Ovadaki Roma dönemi Pentapolis kentlerinden olan Hieropolis (kutsal kent) adını bu sıcak su kaynağının yakınında kurulmasından almıştır. Yine bu dönemlerde sıcak suyun, aziz Aberkios’un dualarıyla ortaya çıktığı mucizesine inanılmaktadır ve adı Agros Thermon‘dur.(GÖNÇER, S. 1971) Bu nedenle bu yöreye Frigya Salutaris (Şifalı-Sağlık veren Frigya ) denilmektedir.(GÖNÇER, S. 1971) Bu kutsallık günümüzde de sürdürülmekte ve adı, Hüda ile ilgili anlamına gelen Hüdai kaplıcasıdır.(İLASLI, A. 2002) Ömer-Gecek kaplıcasına Aguage Germ denilmektedir.(DREW BEAR, T. 1992) Geç Roma, Erken Bizans dönemine ait yerleşimin olduğu tarafımdan belirlenen Heybeli kaplıcasına halkımız, Kızılkilise de demektedir. Türk yerleşiminden önce burada kilise olması gerek ki, bu ad verilmiş olsun.

Frigler döneminden itibaren yaklaşık 2700 yıldır varlığı bilinen kaplıcalar, aslında Eski Tunç çağından beri biliniyor ve kullanılıyor olmalıdır. Çünkü Gazlıgöl karayolu kavşağındaki petrol satış istasyonunun bulunduğu Karaoğlan höyüğünde Afyonkarahisar Müze Müdürlüğünce yapılan kurtarma kazısı sonucunda, Eski Tunç II. dönemine ait surla çevrelenmiş kale özelliğinde bir yerleşim yeri bulunmuştur (İLASLI, A. 1992) ve bu çalışma ile kaplıcaların yaklaşık 4500 yıllık bir tarihi belirlenmiştir.

Eski Tunç çağından beri varlığı bilinen sıcak su kaynaklarımız, Frig döneminde, insanların kullandığı kaplıcaya dönüşmüşlerdir. Gazlıgöl ve Hüdai kaplıcaları bu dönemden itibaren insanların şifa aradığı ve bulduğu yerlerdir. Roma döneminde temizliğe önem verilmiş olması nedeniyle hamam kültürü çok gelişmiş dolayısıyla kaplıcalarımız da yoğun ilgi görmüştür. Kaplıcalarımıza bu dönemde adlar verilmesi, bunun birer kanıtıdır. Bugün bildiğimiz kaplıcalarımız bu dönemlerden beri bilinmektedir. Bizans döneminde yıkanma kültürü yok denecek kadar azdır.(UÇANKUŞ, H.T. ) Yalnızca şifa aranan yerdir, Heybeli kaplıcasında olduğu gibi. Şifa bulan biri tarafından, burada kilise yapılmış olmalıdır.

Türklerin egemenliğinden sonra buralarda Türk hamamları yapıldığı yaptığımız incelemelerle belirlenmiştir.(Afyonkarahisar Müzesi Arşivi) Roma hamamlarındaki havuzların yanına kurma eklenerek yapılan bu hamamlar hastalar için şifa kaynağı olmakla birlikte, hasta olmayan insanlar için de, vücudu dinlendirmek, hastalığa yakalanmama gibi nedenlerle şifa olsun düşüncesiyle gidilen yerlerden olmuşlardır. Genel kullanım amacıyla herkese açık olan bu kaplıcaların yakınlarında, günümüzde kısa süreli şifalardan yetinmeyen kişilerce özel şifa evleri (kaplıca konutları) yapılmaktadır. Çünkü insanlar sürekli şifa aramaktadır artık. Bu şifayı da farkında bile olmadıkları, şifalı ülke olan, bu diyardan alacaklardır.





Afyonkarahisar İlinde Bulunan Kaplıcalar;
Gazlıgöl Kaplıcaları Afyonkarahisar - İhsaniye karayolu üzerindedir. Afyonkarahisar iline 20 km mesafede bulunmakta
Heybeli Kaplıcaları Afyonkarahisar- Konya karayolu üzerindedir. Afyonkarahisar'a 30 km. uzaklıktadır.
Ömer Kaplıcaları Afyonkarahisar- Kütahya karayolu üzerinde Afyonkarahisar il merkezine 15 km. uzaklıktadır.
Hüdai Kaplıcaları Afyonkarahisar Antalya Karayolu 65. km sinde ve Sandıklı İlçesine 5 km mesafede dir.
Gecek Kaplıcası Afyonkarahisar-Kütahya karayolu ile Afyonkarahisar-Uşak-İzmir demiryolu üzerinde , il merkezine 15 km. uzaklıkta bulunmaktadır.

Yurdumuzun yapısından dolayı birçok kaplıca oluşmuştur. Bunlar sıcaklıkları bakımından ,içinden bulunan mineralleri bakımından ve şifa verdiği hastalıklar bakımından farklılıklar göstermektedir.Yurdumuzda , kaplıca denilince ilk aklımıza gelen illerden biriside Afyonkarahisar'dır . Çünkü hem kaplıca sayısı fazla hem de sularının sayısı yüksek derecede olduğu için tercih edilmektedir. Ayrıca kaplıcaların şehir merkezine yakın olması ve kaplıcaların etrafında bulunan tesislerin fazla olması diğer tercih sebepleri arasındadır. Günümüz de modern bir anlayışla insanların hizmetine sunulmaya çalışılan kaplıca işletmeciliği, yerli ve yabancı binlerce insana sağlık açısından hitap eden turizm sektörü haline gelmeye başlamıştır.















 
Frigler

frigler.jpg


Anadolu tarihindeki en farklı uygarlıklardan biri olan ve kökenleri Balkanlar olan Frigler’in tarih sahnesinde görünmesi M.Ö 750 yılına denk gelmektedir. Ancak Frigler, yıllar sonra geniş bir alanda egemenlik kuracakları Anadolu’ya M.Ö 1200’lü yıllarda gelmiştir. O tarihe dek boylar biçiminde bir yaşam sürmüşlerdir. Günümüzde Eskişehir, Afyon ve Kütahya’nın bulunduğu topraklarda yaşayan Frigler, aynı topraklarda yaşayan Yunan halkı üzerinde de büyük etki sahibi olmuştur. Bu etkileşim sonucundan Frig kültürü, Roma ve Yunan kültürü içinde kendisini barındırmıştır.

Bazı kaynaklara göre Trakya, bazılarına göre ise Hint – Avrupa kökenli bir kavimden gelen Frigler, Anadolu’da var oldukları süre icinde Helen, Geç Hitit uygarlıklarının ve bunların yanında Kelt kültürünün de etkisi altında kalmıştır.


Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasının ardından kurulan uygarlıklardan biri olan Frigler, Anadolu’daki dağınık boylar ve düzensiz siyasi yapı nedeniyle ancak M.Ö 750 yılında siyasi bir birlik oluşturabilmiştir.

Frigler’in ilk kralları ise Gordious’dur ve bu yüzden başkentlerine Gordion adı verilmiştir. Tarih sayfalarında sıkça adı geçen kral Midas ise, yine bir Frig kralıdır. Midas ile güçlü dönemlerini yaşayan Frigler, Roma dönemine dek Anadolu’da varlığını sürdürmüştür.
 
Frig mimarisi hakkında bilgi

Frig mimarisi hakkında bilgi edinebilmek için tümülüs şeklindeki mezarlarda veya kayalar içine oyulmuş binalarda yapılan kazılardan elde edilen bilgileri kullanıyoruz. Frigler maden işçiliğinde çok ileri gitmişlerdi ve mimaride kullanılan malzemeyi işlemek için madenden aletler yapıyorlardı. Frigler yüksek yerlere korunaklı kaleler yaparlardı. Dörtgen şeklinde küçük evler bu kalelerin içinde bulunuyordu. Bu evlerin temelleri taştan, üst kısımları ise tahta hatıllarla desteklenmiş kerpiçten yapılmıştı. Ayrıca damlarıda ahşaptı. Boyalı kabartmalarla süslü toprak levhalarla çatı ve dış çephelerin bazı kesimlerini kaplamışlardı. Buralardaki resimler ve nakışlar Frigya sanatının Anadolu’da kökleşmiş geleneklerin, doğudan ve batıdan etkilerle geliştiğinin bir kanıtıdır.

Frig evlerinin MÖ. 8. Yüzyılda bazen taştan, bazen de tahta çerçeve kullanarak kaba tuğladan yapıldığı anlaşılmıştır. Bazı evlerin planı megaron tipindedir. Frigler kaya mimarlığında çok ileriydiler. Kayalar içinde odalar, hücreler, yüksek kademeli merdivenler, koridorlar ve sunaklar yapmışlardı. Kayalıkların içinde direkli ve alınlıklı binaları bulunan cepheler oluşturmuşlardı.

Saray depoları ve hizmet yerleri ayrı yapılar halindedir. Bu yapıların bazılarının tabanı renkli taşlardan yapılmış mozaiklerle kaplıdır. Üzerindeki süslemeler, Anadolu’da bugüne kadar bilinen en eski mozaik süslemelerdir.

Anadolu Uygarlıkları / Frigler

 
Friglerde Ölü Gömme

Frigler ölülerini tümülüslere ya da kayalara oyulmuş mezarlara gömerlerdi. Soyuldukları için kaya mezarları mimari dışında bilgi vermezler. Yığma mezar tipleri, yani tümülüsler Frig ölü gömme geleneğini öğrenmemizde bize yardımcı olur. Bu tümülüslerin büyük bir bölümü Gordion’dadır ve sayısı 100’e yakındır. Gömülen kişinin önemine göre tümülüslerin yüksekliği 2-3 ile 60-70 metre arasında değişmektedir.

Bu ölü gömme tekniği birden ortaya çıkması bize tümülüs mezarlarının Frigya’ya dışardan gelmiş olduğunu gösterir ve bu teknik Arnavutluk ve Makedonya’da soylu kişileri gömmek için kullanılırdı.


Mezar odalarının ahşap yapıları çok ileri bir teknikle yapılmıştır. Ölüler önceleri ahşap sedirlerin üstüne yatırılır, MÖ 7. yüzyılın sonlarından itibaren Yunanistan’dan gelen etkiyle yakılırdı. Ölü ve ölünün armağanlarının bırakılmasından ve ahşap çatının kapatılmasından sonra, odanın üstü yığma bir tepeyle
örtülür.



Toprağın mezar odasına yapacağı baskıyı en aza indirmek için odanın üstü moloz taşlarla kaplanır, bunun üzerine sulandırılarak bulamaç haline getirilmiş kil serilir ve daha sonra da kuru kilden tepe yığılmıştır. Altındaki nemli kilin iyice kurumasından sonra toprak kümesi yığılmış olmalıdır.



Lidya ve Yunan mezarlarından farklı olarak Frig tümülüslerinin mezar odalarının yapımında taş yerine tahta kullanılması, yığma toprağın yayılmasını önleyen krepis duvarı ve mezar odasına geçit veren dromos kullanılmamasıdır.



Büyük boy tümülüslerde mezar odaları ortada bulunurdu. Mezar soyguncularına önlem olarak alçak tümülüslerde bu odalar merkezden uzak yerlerde olurdu.



Geniş halk kitleleri için gösterişsiz mezarlar kullanılırken soylular için kent dişında görkemli yığma mezarlar yapılırdı. Pazar halkı, ölülerini sırt üstü yatırarak kalenin içindeki mezarlara gömmüşlerdi. Boğazköy halkı ise ölülerini yakıp, küllerini küpler içine koyarak gömmüşlerdi. Boğazköy’lüler çocuk mezarı olarak vazo kullanmışlardır.

Anadolu Uygarlıkları / Frigler
 
Frig Dili

Friglerin dilleri ve yazıları ile ilgili oldukça sınırlı bir bilgimiz var. Friglerin kendine has bir yazı sistemi vardır. Bu yazı sisteminin gelişimi tam olarak belirlenemese de Arami ve Ege yazı sistemlerinden etkilenerek meydana gelmişe benzemektedir. Bu yazı tam çözülememiş olmasına rağmen okunabilmektedir. Ancak “Ana Tanrıça” ya da “Midas” gibi çok bilinen sözcükler okunabiliyor.

Bazı bronz vazolarda Erken Yunan yazısının alfabesine benzer Frigce yazılar vardır. Aynı yazıları kayalara yazılmış yazıtlarda da görüyoruz. Bu yazıların tarihi milattan önce 7. yüzyıla kadar gider. Frig alfabesini milattan önce 5. yüzyıla kadar görüyoruz.

Yunanca ile karışan Frig dili milattan sonra 3. yüzyıla kadar yaşamıştır. Frig dilinin genel olarak Hint-Avrupa dillerinden olduğu içinde Arami, İslav ve hatta Hitit dillerinden sözcükler bulunduğu söylenebilir.

Yazılı belge sayısı çok az olduğundan, edebiyatları hakkında bilgimiz yoktur.

Anadolu Uygarlıkları / Frigler
 
Pessinus (Ballıhisar)

Pessinus, ana tanrıça Kibele kutsal yerleşmesiyle “Rahipler Devleti” adını alan antik bir Frig yerleşmesiydi. Eskişehir'in Sivrihisar ilçesi yakınlarında bulunan Pessinus, Gökten indiğine inanılan şekilsiz taştan yapılmış kült Kibele heykeline ev sahipliği yapmaktadır. Bergamalılar’ın egemenliği altında kalan kentte, Galatlar’ın saldırısına rağmen rahipler sınırlı bir özgürlüğe sahip olabilmişlerdi. Kenti beş Frigyalı ve beş de Galat rahiple birlikte bir baş rahip yönetiyordu. Roma senatosunun milattan önce 204 yılında Kibele’nin heykelini Roma’ya getirtmesi ve orada bir tapınağa bu heykelin yerleştirilmesiyle Pessinus büyük bir üne kavuştu. Augustus milattan önce 25 yılında, Galatia eyaletini kurunca, Pessinus Roma hakimiyetine geçti. Ön yüzleri kapıya benzeyen Geç Roma mezarlarının güzel örnekleri kentin nekropolünde bulunuyor. Nekropol seremiklerine göre bu mezar taşlarının milattan sonra 3. Ya da 4. yüzyılda yapıldığı anlaşılmaktadır. Pessinus’taki tapınak değişik bir plana sahiptir. Uzun kenarlarında on bir sütun, dar kenarlarında ise altı sütun bulunan peristasis Hellen tapınağının değişik bir uygulmasıdır. Bu tapınak aynı zamanda Hellen tapınakları gibi batıya bakmaktadır. Theatron işlevi gören ve yapıyla bağlantılı olan bir basamak sırası bulunmuştur. Bu yüzden burası Belçika’lı araştırmacılar tarafından tiyatro-tapınak olarak tanımlanmıştır. Ancak Ekram Akurgal bu basamakların Kibele kültü ile bağlantılı olduğunu düşünmektedir. Tapınağın mimari süslemesine bakarak, bu tapınağın milattan sonra birinci yüzyılın ilk yarısında yapıldığını anlarız. Anadolu Uygarlıkları / Frigler
 
Frigler'in Yıkılışı

Anadolu'da kısa bir süre egemenlik kuran Frigler, milattan önce 700 yıllarında Kafkasya üzerinden gelip önce Urartular’ı güçsüzleştiren daha sonra Kızılırmak’a kadar gelen Kimmerler tarafından yıkılmışlardır.


Frig-Kimmer savaşı sonunda Kimmerler, Frigya’yı istila ederler. Kral Midas bu yenilgi sonucunda intihar eder. Kimmerler’in yaktığı Gordion kentinden kaçan Frig’ler, küçük beylikler halinde bir süre daha varlıklarını sürdürseler de daha sonra Lidya’lıların egemenliğine girerler.

Anadolu Uygarlıkları / Frigler
 
Frig Tümülüsleri

Frigler ölülerini tümülüs adı verilen mezarlara gömerlerdi. Tümülüsler yığma mezar tipidir. Frig tümülüslerinde mezar odaları Yunan ve Lidya mezarlarından farklı olarak tahtadan yapılmıştır. Tümülüsler ahşaptan yapılma mezar odasının üzerine yığma toprak serilerek yapılır. Bu yığma toprağın mezar odasına yapacağı baskıyı azaltmak için odanın üstü moloz taşlarla kaplanır, bu katmanın üstüne bulamaç haline getirilmiş kil serilir ve bunun üstüne kuru kilden tepe yığılır. Gömülen kişinin önemine bağlı olarak tümülüslerin yüksekliği değişir. En alçak 2-3 metre, en yüksekleri ise 60-70 metredir. Mezar odaları büyük olantümülüslerde ortada, alçak tümülüslerde ise merkezden uzak bir yerde bulunur.

Frig tümülüsleri en çok Gordion ve çevresinde, doğudaki Frig yerleşim yeri olan Ankara ve çevresinde bulunur. Sayı olarak en çok tümülüs yaklaşık 100 tümülüsle Gordion'da bulunur. Gordion'dan sonra Yozgat yakınlarında bulunan Kerkenes'te 70 tümülüs ve Ankara'da da 20 tümülüs vardır. Ankara'daki tümülüslerden biri şu anda Anıtkabir'in bulunduğu Rasattepe'dedir. Anıtkabir inşa edilirken buradaki tümülüsten çıkan eserler Etnoğrafya müzesinde sergilenmektedir.

Ankara'da, Gordion'dan sonraki ikinci büyük Frig nekropolü bulunmaktadır. Anıtkabir'deki tümülüsün mimarisinin Ankara'ya özgü olduğu söylenir. Ayrıca bu mezarlardaki maden işçiliğinin Gordion'dakinden daha niteliklidir.

Anadolu Uygarlıkları / Frigler
 
Gordias

Friglerin başkenti Gordion’a adını veren ve burayı kuran Gordias, öküz arabasına bir kartal konana kadar Makedonya’da bir çiftçiydi. Gordias bu olayıkendisinin bir gün kral olacağının işareti olacağı yönünde yorumladı.

Bir efsaneye göre; dağınık durumda olan Frig’ler durumlarını bir kahine sormuşlar. Kahin onlara bir arabayla tapınağa ilk gelecek kişinin Frigler’in kralı olucağını söylemiş. Tapınağa arabasıyla ilk gelen kişi çiftçi Gordias olmuş. Gordias Frig’lerin yeni kralı olmuş, Gordion şehrini kurmuş ve burayı Frig’lerin başkenti ilan etmiş. Gordias’ın geldiği öküz arabası şehrin akropolünde, hiç çözülemeyen, Gordion Düğümü ile bağlı bir şekilde korunuyordu. Ancak milattan önce 333’te Büyük İskender kılıcıyla bu düğümü kesmiştir.

Tarihçi Arianos’a göre Thelmessos’lu (Fethiye) bir kadınla evlenen Gordias’ın Midas adında bir oğlu olmuştur. Friglerin bilinen tek kralı Midas’dır. Ancak araştırmacılar Frig krallarının hepsine Midas demektedir.

Anadolu Uygarlıkları / Frigler
 
Midas

Frig tarihi dendiğinde akla gelen ilk kral olan Midas, çoğu zaman “kulakları” ile anılmıştır. Doğuştan itibaren orantısız ve büyük kulaklara sahip olan Midas’ın, kulaklarını krallığı döneminde halkından saklamak için başına bir şey geçirerek dolaştığı dönemin büyük bir söylencesiydi.

Midas’ın Gordion’da Frig Kralı olması ilginç bir tesadüftür. Frig Kralı Gordios’un ölümünün ardından kehanetler ortaya atılmaya başlanmıştır; bir sonraki kralın kim olacağına dair. Sonunda kahinler şehre arabayla giren ilk kimsenin kral olacağını söylerler. Midas ise ailesiyle birlikte göç etmekte iken, şehre kullanmakta olduğu arabayla girer ve o ondan itibaren Midas, yeni Kral’dır.

Trakya ve Yunanistan’dan göç edenlere topraklarında yaşama şansı tanıyan Midas, Frig tarihinde en güçlü zamanlarını yaşatan kral olarak yer almıştır.Midas’ın döneminde Frig toprakları genişletilmiş ve Orta Anadolu’nun hemen her yeri kaplanmıştır.

Bu güçlü devlet, Midas’ın hiç ummadığı bir baskına uğrar. Gordion, Kimmer baskınına dayanamaz ve harap olur. Yıkılmaz bir krallığa sahip olduğunu düşünen Midas, başına gelen bu olayla yerle bir olur. Kimilerine göre Midas boğa kanı içerek intihar etmiştir. Ancak mitolojinin aksine, pataloglar yarafından yapılan araştırmaya göre Midas başına aldığı bir darbe sonucu ölmüştür.

Anadolu Uygarlıkları / Frigler
 
Frig Dini

Yeryüzündeki birçok medeniyetin de tarihte benimsediği üzere, doğurganlık ve bereketi simgeleyen Ana Tanrıça inanışı, Frigler tarafından da benimsenmiştir. Ana Tanrıça inanışına göre şekillenen Frig dini, “Matar” olarak anılan ünlü bir tanrıçayı da içinde barındırır. Bu, Frig dinine dair elde edilen bilgilere göre ilk tanrıçadır; yazılı kayıtlarında rastlanıldığı üzere “Matar”, “Anne” (mother) anlamına da gelmektedir.

Anadolu’da önemli bir dini kült olan Kibele, Frig dininde de kendisine bir yer bulmuş ve yaşamaya devam etmiştir. Frig dinine göre dağlarda yaşadığına inanılan Kibele; genç kızların, doğanın, şehirlerin, bolluğun ve tarımın bir koruyucusuydu.

Frig dininin önemli merkezi ise günümüzde Eskişehir ilinin içinde yer alan, Yazılıkaya’dır. Frigler Yazılıkaya’ya bir çok kaya anıtı yapmıştır.

Frig dini gereğince, başka uygarlıklarda olduğu gibi, Tanrıça Matar, kayalar arasına oyulan bir tapınakta kutsanmıştır.

Güneş Tanrısı Sabazios ve Ay Tanrısı Men, Frigler’in önemli tanrılarından bazılarıdır.

Anadolu Uygarlıkları / Frigler

 
Gordion

Gordion, Frig uygarlığının başkenti olarak tarihe geçmiştir. Sakarya Nehri ve Porsuk Çayı’nın birleştiği noktanın çevresinde kalan, günümüzde Ankara’nın Polatlı ilçesinin yakınlarında bulunmakta olan bölgedir. Adını, Frigler’in büyük kralı Gordios’dan almıştır. Gordion’un yer aldığı bölge, tarihte Asurlular ve Hititler’e de ev sahipliği yapmış bir bölgedir.

Gordion, yassı bir höyük şeklindedir. Kent, sürekli yıkılan ve üzerine yeni kerpiç evler yapılan bir höyük halindedir. Kentin, Milattan önce 8. yüzyılda yapılmış ve günümüze dek bir kısmı korunabilmiş, tarihi ve sanatsal değeri yüksek bir kapısı bulunmaktadır. Bu kapının her iki yanında ise kuleler yer almaktadır.

Gordion kentinin merkezi, saraylara ayrılmıştır. Saray yapılarını halkın yaşam alanından ayıran kerpiç duvarlar yer almaktaydı.

Frigler, Gordion’a Milattan önce 9. yüzyılın ortalarına doğru bu bölgeye, birçok kaynağa göre Makedonya’dan göç ederek gelmiş, yerleşmiştir. Milattan Önce 7. yüzyılın başında Kimmerler’in saldırısına uğrayan Gordion, uzun bir süre Pers istilasında kalmıştır.

Anadolu Uygarlıkları / Frigler
 
Yazılıkaya

Frigler’in Midas Anıtı olarak da bilinen Yazılıkaya, Eskişehir'e 80 kilometre uzaklıkta bulunan Han ilçesi sınırları içinde yer almaktadır. Frigler’in Ana Tanrıçaları olan Kybele için yaptıkları 17 metrelik yüksekliğe sahip olan Yazılıkaya, Frigler’in en önemli kült merkezidir.

Milattan önce 8. yüzyılda yapılmış olan bu anıt, Frigler’in gelişen mimarisinin bir doruk noktası olarak, üzerine inşa edildiği kayalarda büyük bir görkemle yer almaktadır. Tanrılarının yamaçlarda yaşadığına inanan Frigler, Yazılıkaya’yı kolay şekil verilebilen tüf kayalarından oluşan bir arazi üzerine kurmuştur. Frigler’in önemli bir dini merkezi olan Yazılıkaya’nın duvarları ise, Kybele için yaptıkları toprak levhalarla süslüdür. Anıtın ortasında ise Kybele’nin heykeli için ayrı bir alan da ayrılmıştır. Ancak bu heykel günümüze dek gelememiştir.

Anadolu Uygarlıkları / Frigler
 
Frigler

tumblr_m116oaLwQH1r0nx58.jpg



M.Ö. 1200 yılları…


Hatti ülkesinde taş üstünde taş kalmamış. Anadolu toprakları, “ denizden ve öküz arabalarıyla karadan gelen sürüler” in istilasına uğramış. Deniz Kavimleri olarak adlandırılan halkların yoğun göçüyle, Hitit İmparatorluğu, tarih sahnesine elveda demiş.



Trakya ve Kafkaslar’dan gelen yeni kavimler her tarafa ateş salmış. Teşup’un çocukları, artık Geç-Hitit şehir devletlerinde yaşıyor. Eski merkezi otorite yerini dağınık ve yerel siyasal yapılara bırakmış.


“… birdenbire devletler yıkılıp dağıldılar. Hiçbir ülke onların silahları karşısında dayanamadı: Hatti, Kizzuwatna, Karkamış, Arzawa, Alaşiya..” (III.Ramses)


Kızılırmak yayı içersinde kalan dumanı tüten topraklar, Ekrem Akurgal’a göre terk edilir ve tam 400 yıl boyunca iskan edilmez. Bu döneme “Anadolu’nun Karanlık Çağı” denmiştir. Bu saptamadan çıkan sonucun ideolojik boyutları oldukça önemlidir :


Karanlık Çağ, ta Hattiler ve Luvilerden başlayıp, Hititlerle devam eden yerli Anadolu kültürünün kesintisiz gelişiminin durduğu ve ve bu kültürün yerinin de göçebe Avrupalı kavimlerce doldurulduğu bir dönem olarak kabul edilir.



Bu kavimler içinde devlet kurarak iz bırakmış olanlardan, örneğin Frigler, Hitit uygarlığıyla (kayalarda gördükleri Hitit anıtları ve Geç-Hititler hariç) iletişime geçememişlerdir. Dinsel inançları, birçok yerli öğeyi barındırsa da, yarattıkları uygarlık, Yunan etkisinde kalmış bir Batı kültürüdür.



M.Ö. 8. yy’dan sonra Anadolu’yu, artık Yunan kültürünün bir parçası sayan bu tez, Avrupa-merkezci bir dünya tarihi yazmanın önemli konu başlıklarından biri olmuştur. Böylece, aslında Yunanların, Friglerden (daha geniş anlamda tüm bir Anadolu kültüründen) etkilendiği gerçeği, tamamen çarpıtılmıştır.


Gordion (Yassıhöyük) kazılarından elde edilen son bilgiler Friglerin, Sakarya nehri boylarına M.Ö.1000-1100 yıllarında ulaştıklarını ortaya koymuştur. Bu da Karanlık Çağ’ın sanılanın aksine, çok daha kısa sürdüğünü göstermektedir.


Frigler Kimdi ?


Frigler, cesur, savaşçı bir topluluktu (Homeros)


Onlar, çok mutlu insanlardı (Arrianos)


Onlar, çok barışsever bir topluluktu (Strabon)


Cesaretten yoksun, köle ruhlu topluluklardı (Livius)


Hatti ülkesine göçüp burayı yurt edinen kavimler arasında kesin olmamakla birlikte Trakların bir boyu olduğu sanılan Brigler de vardır.



Antik Çağ yazarlarından Herodot ve Strabon, Makedonyalı Briglerin Anadolu’ya geldikten sonra Frig (Phryg) adını aldıklarını söyler. Yine Strabon’a göre Avrupa’daki yurtlarının adı da Paenonia’dır. Balkanlar ve Boğazlar üzerinden Anadolu’ya giren Friglerin ilk yerleşim alanları, Bithynia bölgesi (Bugünkü Bursa, Sakarya, Bolu yöreleri) olur.



tumblr_m116vpOYBV1r0nx58.jpg



Anadolu’daki ilk Frig kitleleri, kabileler halinde örgütlenmiş ve göçebe bir yaşam tarzını benimsemişlerdi. Frig kabilelerinin dağınık siyasi yapısı, merkezi bir krallık oluşturmalarına engel olmuştur. Bir devlet kurmaları çok geç bir tarihte, ancak M.Ö. 750 lerde mümkün olabilmiştir.


Frigler Anadolulu Oluyor


Frigler zamanla, yeni göçlerin de itmesiyle Anadolu içlerine yayılarak, Hititlerden boşalan topraklara yerleşirler. Bugünkü, Eskişehir, Kütahya, Afyon, Ankara bölgelerini yurt edinirler. Yunan kaynakları merkez bölgeden güneyde bugünkü Burdur’a; kuzeyde ise Tokat’a kadar genişleyen bölgeye, Phrygia diyecektir.



Frigya, doğuda Kappadokia; güneyde Pisidia ve Pamphylia; batıda Mysia ve Lydia; kuzeyde Bithynia ve Paphlagonia ile çevrilidir.



Strabon, Frigya’nın merkezi topraklarını, Phrygia Magna (Büyük Frigya) olarak adlandırır.



Pergamon Krallığı tarafından ele geçirildikten sonra “ilaveten fethedilmiş Frigya” şeklinde adlandırılan Phrygia Epiktetos ise, bugünkü Eskişehir, Afyon ve Kütahya’yı içeren Frig kutsal bölgesini kapsamaktadır.


tumblr_m116qtPFDp1r0nx58.jpg



Yukarıda belirtilen bölgelerde yayılım gösteren Frig boyları çok uzun bir süre sessiz kalırken, M.Ö. 750’den sonra bir krallık olarak belirirler.


Bu tarihten sonra hem kendilerine ait yazılı belgeler hem de Yunan kaynakları ile tarih sahnesine çıkarlar. Yarattıkları kültür Yunan uygarlığı ile etkileşim halinde olsa da özünde Anadolulu bir karakter taşır. Yunan kolonistler, karşılarında Hatti ülkesinin yerli halkı olarak Frigleri, bulacaktır. Ve onların en eski efsanelerinde, bir Frig kralı baş kahraman olacaktır.


Frig Krallığı


Çevrelerindeki boşluğu iyi değerlendiren Friglerin, M.Ö. 750’de merkezi olarak örgütlenmiş bir krallık çatısı altında ortaya çıkmalarından öncesine ait fazla bilgimiz yoktur. Yunan kaynaklarına (Büyük İskender’in tarihçisi Arrianos) göre ilk krallarının adı Gordios’tur.



Panzanias’a göre Gordios kral olmadan önce basit bir çiftçiydi. Bugünkü Polatlı dolaylarında bulunan başkent Gordion da adını bu kraldan almıştır. Krallık kısa sürede güçlenir. Özellikle Gordion sağlam surlarıyla çok güçlü bir kent olur.



tumblr_m116pqj6KU1r0nx58.jpg



Günümüzde Yassıhöyük olarak adlandırılan Gordion’da yapılan kazılarda ortaya çıkan başlıca yapılar, 9 m. yüksekliğinde anıtsal bir kapı, sur duvarları ve dört adet megarondur. Megaronların en büyüğü “Kral Midas’ın Sarayı” olarak adlandırılır.


Sard ve Susa kentlerini bağlayan Kral Yolu, Frig topraklarından geçtiğinden, stratejik ve ticari yönden büyük önemi olan bir coğrafya da kontrol altına alınmış olur.


Gordios ile ilgili (veya bazı kaynakların, örneğin Arrianos’un Midas’a atfettiği) bir efsane vardır :


Bir kral arayışında olan Frig ileri gelenleri, kahine başvururlar. Kahin, kente öküz arabası ile girecek ilk kişinin, kral ilan edilmesi gerektiğini söyler. Bu kişi anlatısına göre Gordios ya da onun oğlu Midas olur.


Araba ise Zeus Tapınağı’na konur ancak boyunduruğunda kimsenin çözemediği bir kördüğüm bulunmaktadır. Ve derler ki bu düğümü çözen Asya’nın da sahibi olur !


tumblr_m116rqB8741r0nx58.jpg



Yıllar yıllar sonra (M.Ö. 334’te), Büyük İskender gelir tapınağa.



Düğümü çözemez ama sabırsız davranıp kılıcıyla keser ve Hindistan’a kadar olan toprakları fetheder. Lakin genç yaşta ölmesinin nedeni de işte bu sabırsızlığı olur.


Efsanevi Kral Midas


Arrianos’a göre, Thelmessoslu ( bugünkü Fethiye) bir kadınla evlenen Gordios’un, Midas adında bir oğlu vardı. Kimi yorumcular da Midas” ın tüm Frig krallarına verilen bir ünvan olduğunu söylemektedir.
Midas döneminde (M.Ö. 725-695 veya 675 / Yunan Eusebios’a göre 738-696)) krallık en parlak günlerine ulaşır.



Anadolu’da Orta Demir Çağı, yaşanmaktadır. Doğuda Van civarında, Urartu Krallığı kurulmuştur. Mezopotamya’da ise Asur tahtına, 745’te III.Tukulti-apil-Eşarra (Tiglath-pilaser) çıkmış ve ordu ile devleti yeniden düzenleyerek Anadolu topraklarına seferlere başlamıştı.



Eskinin haraç politikasını terk edip ele geçirdiği yerleri birer Asur eyaleti yapan Tiglath-pilaser, Urartu önderliğindeki koalisyonu da yenilgiye uğratıp Toroslara kadar bütün Güney Doğu Anadolu’yu zaptetmişti.



Bu dönemde Frigler, Asur ile sık sık savaşır. Midas önceleri Urartu ve Tabal ülkeleri ile Asur’a karşı ittifak yapar. Ancak tam da bu sırada doğudan gelen yeni bir tehlike ortaya çıkmıştır : Kimmerler
Bu yeni tehdit karşısında Midas, Asur’dan yardım ister ve barış imzalanır.


Bu arada Frigyalı Midas ile Muşkili Mita adlarının aynı kişiyi anlattığı ve bu nedenle Friglerle Muşkilerin aynı ulus olduğunu ileri süren tezler vardır.


Hitit Kralı III. Arnuvanda (M.Ö.1209-1207) dönemine ait tabletlerde Anadolu’nun güneydoğusuna göçmüş bir halkın lideri olarak Mita’dan söz edilir. 1115-1077 tarihleri arasında hüküm sürmüş Asur kralı I.Tukulti-apil-Eşarra (Tiglath-Pileser) ‘ya ait yıllıklarda yine Muşkiler karşımıza çıkar :


"Saltanatımın başlangıcında Muşki ülkesinin 20 bin insanı ve 5 kralı, ki Alzi, (Elazığ) ve Prulumzi ülkesini 50 yıldan beri ellerinde tutmaktaydılar ki bu ülkeler de önceki yıllar Asur’a haraç ve vergi verirlerdi. Bu insanları bir savaşta yendim. O insanlar güçlerine güvenerek aşağılara doğru geldiler ve Kutbuhi ülkesini (Kammepene, Adıyaman) ellerine geçirdiler.



Tanrım Asur’un yardımıyla ordumu ve savaş arabalarımı topladım arkama hiç bakmadım Çok zor bir coğrafya içinde olan Kaşiari (Toros) dağlarını aştım. Bu 20 bin savaşçı ve onlarin 5 kralıyla savaştım ve onları mağlup ettim.



O insanların kanlarını akıttım (dağların yüksek yerleri ve ovalarına). Kentlerinin dışında kafalarını keserek buğday yığınları gibi üst üste koydum. Sahip olduğum her şeyin tümünü Asur’a taşıdım. Ordusundan geri kalan 6 bin insanı Asur’a taşıdım. Bazıları kaçmıştı, bazıları ayaklarıma kapanmıştı. Ben hepsini kendi insanlarım saydım.”



M.Ö 8. yy’a ait Asur yıllıklarında ise yine aynı bölgede (Elazığ) yaşayan Muşki halkının kralı olarak Mita gösterilir. II.Aşşur-nasir-apli (Assurnasirpal) 883’te Muşkileri vergiye bağladığından söz eder.



Tabal kralı Warpalawas, Asur’a karşı Muşkilerden destek arar. M.Ö. 717’de II.Sargon, Kargamış kralı Pisiris’e karşı sefere çıkar. İttifak yaptığı Urartu ve Muşki devletlerinden yardım alamayan Kargamış ele geçirilir. Sargon’un 715’te çıktığı seferin hedefi de Muşkili Mita’dır.



Sargon “Demir Dağlarını” ele geçirdiğinden ve Mita’yı bu topraklardan kovduğundan bahseder. M.Ö. 709 tarihli Sargon’a ait bir yazıtta da benden önceki krallara boyun eğmeyen Mita” , “Ben Muşkili Mita’yı mağlup ettim” gibi ifadeler vardır. Yıllıklardan anlaşıldığı kadarıyla Muşkili Mita, Asurluları oldukça uğraştırmış bir figürdür.


Bu arada Anadolu, Kimmer tehdidi ile karşı karşıyadır. Muşkili Mita ( tıpkı Frigyalı Midas gibi) Sargon’a barış teklifinde bulunur.


Asur yıllıkları ve özellikle Frigyalı Midas’ın çağdaşı olan Sargon’un ifadeleri, Hugo Winckler’in ileri sürdüğü bir tezle Midas-Mita eşitliğini doğurmuştur.


Asur kaynaklarının Muşki olarak adlandırdığı bu toplulukla ilgili ifadeler aslında Frigleri mi anlatmaktaydı ? Bu Anadolu tarihinin hala çözülememiş sorularından biridir.


Muşkilerin, Hatti ülkesine M.Ö. 1200’lerde Kafkaslardan geldiği söylenir. Gürcülerle bağlantılı olduklarını varsayan görüşler de vardır.



Elazığ yöresine yerleşmişlerdi. Başka bir görüşte de Friglerin, Hatti ülkesine girdikten sonra iki kola ayrılarak batı ve doğu Anadolu’ya yerleştiklerini söyler.


Midas’ın aslında tüm krallar için kullanılan bir unvan olması olasılığı gibi belki de Mita sözcüğü de “kral” anlamına geliyordu Asur kaynaklarında.


Yapılan son araştırmalar Frig ve Muşki kültürlerinin ölü gömmeden kullanılan çanak-çömleğe kadar farklı olduğunu ortaya koymuştur. Konuyla ilgili bilgiler derinleşene kadar Muşkileri, Friglerden ayrı bir halk olarak görmek gerekmektedir.


Tekrar Midas’a dönersek, annesinin Thelmessoslu bir kadın olduğunu söylemiştik. Konunun mitsel tarafında ise O’nun, Ana Tanrıça Matar Kubile’nin oğlu ve baş rahibi olduğu anlatılır. Yunan yazar Pollux, Midas’ın Kyme kralının kızıyla evlenmiş olduğunu nakleder. Böylece Frigler doğuda Asur ve Ege’deki Yunan kolonileri ile dostane ilişkiler kurmuşlardır.



Yine Herodot, Midas’ın Delphoi’deki Apollon Tapınağı’na fildişi tahtını armağan ederek zenginliğiyle Yunanların gözünü kamaştırdığını anlatır. Bu Yunan olmayan bir kişi tarafından ilk kez yapılan bir davranıştır. Pausanias ise, O’ndan ileride Galatların da başkentliğini yapacak Ankyra (Ankara) kentinin kurucusu olarak söz eder. Bu arada Gordion’un dışında Midas ve Pessinus kentleri de oldukça gelişir.


Her şeyin ötesinde Midas bir efsane kahramanıdır :


Bir gün tanrı Dionysos’un arkadaşı Satir bu Midas’ın gül bahçesinde uyuyakalır. Kral, Satir’i en güzel şekilde ağırlar. Bundan etkilenen Dionysos, krala kendisinden bir dilek dilemesini söyler.



Kral da orta çağın simyacılarını haber verircesine, dokunduğu her şeyin altına dönüşmesini ister. Artık çok zengindir. Ancak dokunduğu yiyecekler, çok sevdiği güller ve en önemlisi kızı altına dönüşünce hatasını anlar. Tekrar tanrıya gider ve bu güçten kurtulmak ister. Dionysos’un sözlerine uyar ve bir ırmakta yıkanarak bu beladan kurtulur.


tumblr_m116sxX6hU1r0nx58.jpg



Bir diğer öyküde de, tanrılar Apollon ve Pan arasında bir müzik yarışması olacaktır. Midas ise jüridedir. Apollon’un lirine karşılık Pan’ın kavalı. Kral, Pan’ı seçince Apollon çok kızar ve müzikten anlamadığını düşündüğü kralın kulaklarını eşek kulağına çevirir.


Hayatının Baharında Sona Eren Krallık


Frig Krallığı, M.Ö. 700’lerde en güzel günlerini yaşarken, Anadolu ve Mezopotamya yeni göçebe kavimlerle karşılaşmaya başlamıştı. Bunlar Kafkaslar ve Kuzey Karadeniz’den gelen Kimmer ve İskit kitleleriydi.


Ok ve yay kullanmadaki benzersiz yetenekleri ile bu göçebe süvariler karşı konulamaz bir güçtü. Örneğin Urartu kralı I. Rusa’nın, 714’de Kimmerler üzerine gönderdiği bir ordu bozguna uğramıştı. Ancak Urartular, güçlü devlet ve ordu yapıları ile kolay bir lokma değildi.



Bunun üzerine Kimmerler, Kızılırmak’a ve Lidya topraklarına doğru yönelerek Anadolu içlerinde yayılmaya başlamıştı. Gordion önlerine gelip aşılamaz denilen surları geçip kenti ateşe verdiklerinde Frigya’da taş üstünde taş kalmamıştı.


Midas, yakılıp yıkılan başkentinin dumanları arasında acı içinde dolanarak bir tragedyanın finalini sahneler:
Öküz kanı içerek intihar eder.


Frig Krallığı sona ermiştir. ( M.Ö. 695)


Krallık dağılır ama Frigler, küçük beylikler halinde yaşamaya devam ederler. Eski Hattuşa gibi merkezlere giderek bağımsızlıklarını sürdürürler. Ancak bir süre sonra Lidya, ardından Pers egemenliğine girerler. Frigya, 547’de Pers satraplık sistemine dahil olur. Lakin Frigler ve konuştukları dil Roma egemenliğine kadar yaşar. Hıristiyanlığın yayılmasından sonra ise Frig dili tarih sahnesinden tamamen silinir.


Frig Uygarlığı


Frig toplumunun alt yapı ilişkilerine baktığımızda tarım ve hayvancılığa dayalı bir örgütlenme görülür. Bu temel üst yapıyı da etkilemiş ve inanç alanında bereket kültüne dayalı bir düzen oluşturmuştur.



Yaşamsal önemdeki tarımsal verim ve zenginlik için “Anadolu’nun Çatalhöyük’ten beri binlerce yıllık anası” na şükran duyulmuştur.



Strabon’un deyişiyle Agdistis ya da Kubileya-Kubile (olasılıkla Frigçe “dağ” anlamındadır) olarak çağrılan bu Ana (Matar), Luvilerin akarsu ve koruların kutsal annesi olarak gördükleri Kuwawa [ku(wa)+aba+ula] ya da Geç-Hititlerin Kupaba dedikleri tanrıçaydı.



Hurrilerde, Kepat-Hepat olan bu tanrıça, Suriye ve Kenan ülkesine yolculuğu sırasında Hepat-Hepa -Heve şeklinde değişecek ve en son Eva-Havva olacaktır. Yunanlar O’na Artemis, Romalılar da Magna Mater Cybele ve Diana diyecektir. Bugün kız çocuklarına konan Sibel adı da buradan gelmektedir.


tumblr_m116xyeMD01r0nx58.jpg



Frigli zanaatkârların ürettikleri metal eşyalar, ahşap mobilya ve yünlü dokuma işleri, oldukça değerliydi ve ticari ilişkilerde bulundukları Yunan piyasasında rağbet görüyorlardı. Kilimin atası kabul edilen “tepates ya da tapis” onlara aittir. Frig fibulaları (çengelli-iğne) da ileri bir tekniğin ürünüydü.


tumblr_m116ykyeaO1r0nx58.jpg



Friglerin, Yunanları etkilediği bir başka alan da müzikti. Birçok enstrüman icat eden bu toplum, müziği yaşamlarının ve dinlerinin merkezine koymuştu. Çok ilginçtir, onların adıyla anılan bir makam olan Frigyen Modu, Hıristiyanlık’ın esaslarının belirlendiği M.S. 325’teki İznik Konsili’nde, uyuşturucu etkisi olduğu gerekçesiyle yasaklanacaktır.


Kaynakları tartışmalı olsa da özünde Anadolulu bir kültür yaratmayı başaran Friglerin en mükemmel yapıtları, mimari alanındadır.


Gordion kazılarında örnekleri bulunan Frig binaları megaron planında inşa edilmişlerdi. Megaronlar, ince, uzun dikdörtgen planlı, ortasında ocağı bulunan tek büyük oda ile dar kısımlarında sundurma oluşturacak şekilde ante adı verilen çıkıntıları olan yapılardı. Frig megaronlarını, diğer örneklerinden ayıran iki temel unsur vardır.



Birincisi taban mozaikleridir. Bu binaların zeminleri nehirlerden toplanan doğal çakıltaşlarıyla, geometrik desenler oluşturularak kaplanıyordu. Gordion’da 2 numaralı megaronda ortaya çıkarılan bu mozaikler türünün ilk örneğidir. Yani Frigler mozaiğin mucididirler.


tumblr_m116zwtXrk1r0nx58.jpg



İkinci yapı öğesi “ortostat” denilen kabartmalı taş levhalardır. Frigler evlerini, yağmur ve kar gibi doğal etkenlerden korumak için dış duvarları taş levhalarla kaplıyorlardı. Bu levhalardaki hayvan ve canavar figürlü kabartmalar, tılsımlı güçlerinin yanında dekoratif özellikleriyle estetik bir zevkin ürünüydüler.


tumblr_m1170jCrYM1r0nx58.jpg



Frig mimarisinin anıtsal boyuttaki yapıtlarını ise Dağlık Frigya ya da Frig Vadisi olarak adlandırılan bölgede buluruz. Antik kaynakların Phrygia Epiktetos olarak adlandırdığı bu kutsal bölge, bugünkü Eskişehir, Afyon ve Kütahya’yı içine almaktadır.



Buradaki anıtların başlıcaları “fasad”lardır. Bir megaronun ön cephe görüntüsünün, kayaya oyulmasıyla oluşturulmuş kült anıtları olan fasadlar, inançlarının temeli olan Ana Tanrıça Kubileya onuruna yapılmış açık hava tapınaklarıydı. En görkemlisi Yazılıkaya-Midas Anıtı olan bu eserler Frig sanatının zirvesini oluştururlar. Anadolu’nun, Hititler ve Urartulardan sonra bir diğer kaya işleme ustalarıydı Frigler.


tumblr_m11714S04L1r0nx58.jpg



Fasadlardan başka altarlar, anıtsal merdivenler, ortostatlar, steller, su sarnıçları, nişler ve kaya mezarları Friglerin bu konudaki ustalığına sergiler. Ahşap mimarideki yetkinliklerini büyük bir incelikle kayaların yüzeyine yansıtmışlardır. Önceki yaklaşımlarda Friglerin, Likya kaya mezarlarından etkilendiği düşünülüyordu.



Ancak kazılardan elde edilen son bilgiler ışığında M.Ö. 9. yy’a uzanan yapıtlarıyla, Friglerin etkilenen değil etkileyen olduğu anlaşılmıştır. Batı Anadolu’daki Hitit kaya anıtları ya da Urartu kaya mimarisi, bir esin vermiş olsa da Frig anıtları kendine özgü biçimleriyle benzersizdir.


tumblr_m1171xvuLy1r0nx58.jpg



Friglere has bir diğer yapı grubunu ise tümülüsler oluşturur. Tümülüs, bir mezar odasının üstüne, taş ve toprak yığılarak oluşturulan yapay bir tepeciktir. Anadolu’da bu ölü gömme âdetini ilk uygulayanlar Friglerdir.



Akraba oldukları söylenen Traklardan kalma çok sayıda tümülüs de Trakya bölgesinde bulunmaktadır. Taş olan Trak mezar odalarının aksine, Frigler ahşabı tercih etmiştir. Kimmer istilasından önceki dönemlerde, ölü giyinik halde mezar odasındaki ahşap bir sedire yatırılır ve hediyelerle birlikte gömülürdü.



Sonraları kremasyon tekniği uygulanmıştır. Bu uygulamada ölünün törenle yakılmasının ardından, külleri mezara bırakılırdı. Kral ailesine mensup kişilerin ya da bey ve soyluların gömüldüğü tümülüsler, aynı zamanda anma törenlerine sahne olan kült alanlarıydı.


tumblr_m1172dsAv01r0nx58.jpg



Frig Dili


“Batı” resmi tarihinin başlatıcısı Herodot’tan, Aydınlanma’nın oryantalistlerine ve modern Avrupa’nın Nazi antropologlarına, dünyanın bütün coğrafyalarında, Hint-Avrupalı insanların izini arayanlar karşılaştıkları her kültürde Yunan veya Latin abecesi görmeye şartlanmışlardı. Yani bir kaya üzerinde rastladıkları örneğin “K” işareti, tartışmasız bir biçimde “KAPPA” olarak okunmalıydı.
Friglere de bunu yaptılar.


İngiliz asker ve seyyah William Martin Leake, 1800 yılında gördüğü Yazılıkaya Anıtı’ndaki, “MIΔAI” yazısını, haliyle Yunanca telaffuz ederek ufak bir zorlamayla “MİDAS” diye okudu. Evet Frig kralı Midas’ın mezarını bulmuştu !


Zaten Herodot da Frigler Avrupalıydı dememiş miydi ?


Böylece Frigler ve konuştukları dil Avrupalı oldu. Ölü gömmede Asya’nın kurgan (tümülüs) kültürünü taşımaları, usta oldukları dokumacılıkta kullandıkları motiflerle, Türklerin Asya’da binlerce yıldır kullandıkları motiflerin aynılığı görmezden gelindi.


tumblr_m1172vkwHb1r0nx58.jpg



Friglerin yazısını, Yunanca’yı esas alıp okudu Batılılar. Hint-Avrupa dil ailesinin bir üyesidir dediler. Fenike abecesi, Yunanca’ya olan yolculuğunda Anadolu’dan geçerken Friglere de uğramıştı. Ancak okuduk dedikleri yazılar hiçbir anlamı olmayan sesler yığınıydı. Frigçe’yi neredeyse 200 yıldır çözemediler. Ne yapalım iki-dilli yazıt bulamadık dediler.


Bir gün Kazım Mirşan, MİDAS’IN ŞİFRESİ adlı yazımızda ayrntılarıyla açıkladığımız gibi, Midas Anıtı’ndaki yazıtların Ön-Türk tamgaları ile yazıldığını keşfedip buradaki Frigçe yazıları anlamlı bir şekilde okuduğunu duyurdu. Batılı araştırmacılar, Mirşan’ın çalışmalarına bakmaya tenezzül edecekler mi bilinmez. Ancak iki asırdır çuvalladıkları bir konuda bunu yapmalılar.
 
Geri