Geçen ay boyunca Türk kamuoyunu meşgul eden Doğu Akdeniz’deki paylaşım mücadelesi Fransa’yı da gündeme taşıdı. Bu ülkenin neredeyse can havliyle Yunanistan’ın safında öne atılması yaygın bir tepkiye neden oldu. Doğu Akdeniz’deki gerilim hafiften azalsa da, Fransa konusu hâlâ dillerden pek düşmüş değil.
Bilindiği gibi, Fransa Cumhurbaşkanı Macron iktidara geldiğinden beri AB’nin kurumsal olduğu kadar askerî açıdan da güçlenmesini ve ortak bir irade geliştirerek gerektiği hallerde dişini göstermesini savunanların başını çekiyor. Doğu Akdeniz’deki gerilim mahalline filo göndermekte tereddüt etmemesi de genellikle bu yaklaşımına bağlanıyor. Ancak bu yaklaşımının gerisinde derin bir Yunanistan sempatisinin bulunduğuna şüphe yok. Macron’un AB’nin kolektif çıkarlarıyla Yunanistan’ın ulusal çıkarları arasında en ufak bir ayrım gözetmemesinde bu sempatinin epey bir rolü olsa gerek.
Fakat Türk kamuoyunda hâkim görüş o ki, Macron’un Doğu Akdeniz’deki tavrı Yunanistan sempatisinin yanı sıra Türkiye’ye yönelik husumetinden de kaynaklanıyor. Türkiye’deki tek adam rejimine duyduğu antipatinin bu husumetinde muhakkak bir payı vardır, ama tek etken olmadığı yeterince açık. Türkiye’nin son yıllarda Afrika’daki eski Fransız nüfuz bölgelerine burnunu sokması da elbette önemli bir etken, ama tek başına belirleyici olduğu şüpheli.
Etkenler birden fazla ve epey karmaşık olunca, şu minvalde soruların çoğu insanın aklına takılması boşuna değil: “Fransa’ya n’oluyor? Sahi, Türkiye ile derdi ne?”
Bilindiği gibi, Fransa Cumhurbaşkanı Macron iktidara geldiğinden beri AB’nin kurumsal olduğu kadar askerî açıdan da güçlenmesini ve ortak bir irade geliştirerek gerektiği hallerde dişini göstermesini savunanların başını çekiyor. Doğu Akdeniz’deki gerilim mahalline filo göndermekte tereddüt etmemesi de genellikle bu yaklaşımına bağlanıyor. Ancak bu yaklaşımının gerisinde derin bir Yunanistan sempatisinin bulunduğuna şüphe yok. Macron’un AB’nin kolektif çıkarlarıyla Yunanistan’ın ulusal çıkarları arasında en ufak bir ayrım gözetmemesinde bu sempatinin epey bir rolü olsa gerek.
Fakat Türk kamuoyunda hâkim görüş o ki, Macron’un Doğu Akdeniz’deki tavrı Yunanistan sempatisinin yanı sıra Türkiye’ye yönelik husumetinden de kaynaklanıyor. Türkiye’deki tek adam rejimine duyduğu antipatinin bu husumetinde muhakkak bir payı vardır, ama tek etken olmadığı yeterince açık. Türkiye’nin son yıllarda Afrika’daki eski Fransız nüfuz bölgelerine burnunu sokması da elbette önemli bir etken, ama tek başına belirleyici olduğu şüpheli.
Etkenler birden fazla ve epey karmaşık olunca, şu minvalde soruların çoğu insanın aklına takılması boşuna değil: “Fransa’ya n’oluyor? Sahi, Türkiye ile derdi ne?”