Forum üyelerinin çocukluk anıları

🕒 Konu sahibi 2 saat önce aktifti
Biraz da çocukluğumuza inmek gerek.

Not: Çocukluk fotoğrafları paylaşımıyla ilgili başka bir başlık mevcut. Sadece anı ya da anısal mahiyeti olan bir erken yaş hayat kesiti paylaşımının yeterli olduğu kanaatindeyim.
 
Bu akşam Belinay da bana çocukluk anısı sordu, hatırlamıyorum anana sor dedim. Unutmuşum ben hep
 
Cocuklugum genel olarak dayak ve ev kavgalari ile gectiginden oturu 6-17 arasi yasadigim zamanlari hatirlamak istemiyorum.
17 yasindan sonra da sokaklarda , taksim de yasadim 30 oldugum zaman baba evine geri donduk.
 
kardeşim doğduğunda kıskanmıştım baya, neden bana hediye gelmiyordu çünkü, artık ne düşündüysem burnuna leblebi sokup yüzünü havluyla kapatmıştım annem görmesın diye..
 
Çocukken bazı harfleri burnumdan çıkarmaya çalıştığım için c, ç, j, s, ş ve z harflerinin tamamını k'ye benzer bir sesle çıkarırdım. Dile kolay ulan 29 harfli alfabeyi 23'e indirmiştim.

Can diyeceğim yerde kan diyorum, kan diyeceğim yerde yine kan diyorum. Düşünün işte çan bile diyecek olsam yine kan demiş oluyorum. Kan, gözyaşı, vahşet peşimi bırakmıyordu.

İlkokul ve ortaokulda sevilen bir sınıf arkadaşı, çalışkan bir öğrenci ve sınıf başkanı da olmamın verdiği artı puanlarla, bu eksi yanım hiç sorun olmadı. Hatta 5. sınıfta öğretmenlerin can sıkıntısından düzenlediği güzellik ve yakışıklılık yarışmasında da birinci olunca bana iyice özgüven gelmiş, Türkçe öğretmenim saygı değer Doğan hoca ise, durumun ciddiyetinin farkında olduğu için ailemin liseye geçmeden önce bu sorunu çözmenin bir yolunu bulmalarını söylemişti.

Nitekim öyle de oldu. Lisenin başlarından itibaren zorbalığa maruz kaldım. Çok ciddi sıkıntılar yaşadım. Zorbalığın başını çeken çocuk şimdi bir spor akademisinde eğitmenlik yapıyor. Gördüğümde sövmeden geçmem. Bir de o karakterle eğitmen oluvermiş.

Bir yandan iyi de oldu aslında. 4 yıllık lise hayatımın ilk 2 yılında maruz kaldığım zorbalık sonucu, gayret gösterip harfleri nasıl söyleyebileceğimi öğrendim.

Cahillik midir nedir bilmiyorum. Aileme hala anlatırım; biyolojik bir sorun değildi halbuki. Harfleri nasıl söyleyeceğimi bilemiyordum. Birisi de çıkıp C harfi için dilimi damağıma deydirmem gerektiğini söyleyememiş. Bilimsel olarak diş-damak bölgesinden çıkan, yani dilin ön kısmıyla telaffuz eden harflerde sorun yaşamıştım. Özetle diş ünsüzleri denen harfler bunlar.

Buna artikülasyon bozukluğu deniyor ve birisi beni uyarmadığı için liseye kadar bu böyle devam etmiş. Farkında olmadan nazal aksanlı bir dil ortaya çıkarmışım.

Doğan hocanın uyarısı çok önemliydi. Kendisi köseydi. Bence lisede aynı sorunları yaşamış olabilirdi.

Sorunumu düzelttikten sonra üniversite hayatım bomba gibi geçtiği için özgüvenim de yerine geldi. Bunu biraz da futbolculuk dönemlerime borçluyum. Bence her çocuk sosyal bir topluluk içinde olmalı.

Uzun yıllardır Bakırköy'deki bir özel eğitim merkezi'nde gerektiğinde konuşmacılık yapıyorum. “Burnundan çıkan sesleri nasıl fark ettim, nasıl değiştirdim?” sunumu şeklinde ilerliyor. Bana yapılmadı, bari ben birilerine yardımcı olayım diye...

Benim en büyük travmalarımdan birisi olmuştur bu nedenle böyle yazayım dedim.
 
Son düzenleme:
Daha önce yazmıştım forumda dur tekrar yazayım bu konu vesilesi ile ;


İlkokul 4.sınıf olması lazım. İş Eğitimi dersi. Ödev verildi bizlere, herkes kartondan maket ev yapacak. Tabii o yıllarda aklımız ermese de sonradan anlıyoruz, sınıfsal bir şey olduğunu o maketlerin de. Gariban çocuklar iki koliyi kesip tepeden bantlayıp gecekondu yaparken, zengin çocukları renkli kartonlardan saraylar inşa etmiş.

Neyse yine zengin ama derslerinde de başarılı bir şato sahibinin kızı, şatosunu yapmış getirmiş. O yıllarda birde MEB sergi açıyor surların dibinde. Okullar arası adeta bir rekabet, her okul en güzel şatolarını en minimalist picassolarını vs sergiliyor. Vali falan geliyor tebrik ediyor güzel çalışmaları.

Sömürge psikolojisinden midir, hiyerarşiye olan sevdadan mıdır bilinmez, resim ve iş eğitimi hocalarının nihai amaci bir devletlunun karşısında el pençe olup tebrik edilmek. Akşam eve gidip eşine anlatacak, yan sokaktaki okulun hocasına küçümser bakışlar atıp o da ezmeye çalışacak belki de, bilinm

Bizim iş eğitimi hocası da gördü bu kızın şatosunu. Bayılayazdı. Bunu kesinlikle sergiye alalım modunda. Kıza tebrikler, öpücükler. Ailesi tarafından inşa edildiği çok belli olan bu ruhsatsız ve kaçak yapıya bu denli övgüler düzülmesi canımı sıkmıyor değil benim. Ama yine şimdi şimdi anlıyorum sağolsun o ara gecekondu inşa eden çocuklara yüklüyor sınıf kinini farkında olmadan. Müteşekkiriz.

Tenefüs oldu, bir arkadaşla tutuştuk kavgaya. Bilgisayar oyunu CD si vermiştim buna. 2 CD li oyun, tek CD sini getirmiş. Tekini getirmiyor. Crack mrack bilmediğinden CD yi takılı tutup oynuyor. Anlıyorum meseleyi ama CD ler önemli tanesine 6 lira veriyoruz. Arada babamız kızıp siliyor oyunları, tekrar yüklemek gerekecek barışınca. İnternetten indiremeyiz internet kotalı. Ayda 4 GB hakkımız var. İki Legolas fotoğrafı bir Aragorn fotoğrafı indirsek bir iki forum sitesinde dolaşsak bitiyor.

Bu hırsla kavga ediyoruz çocukla. Neyse çocuk beni bir itti mukavemet, etki/tepki, eylemsizlik, merkezkaç kuvveti ne kadar fizik yasası varsa hiçe sayarcasına itildim. Ve ne kadar fizik yasası varsa hiçe sayarcasına arkamdaki sıradaki kızın şatosunun üstüne devrildim. Velhasıl herhangi bir belediye meclisi yahut encümen kararı olmaksızın yıktım kızın ailesinin inşa ettiği şatosunu mabadımla.

Bizim şato sahibi, başladı ağlamaya. Diğer şato sahipleri şokta. Gecekondu tayfa kahkahalarla gülüyor. Panikledim mi, keyif mi aldım bu durumdan hatırlamıyorum. Bugün bunu yazarken keyifle yazıyorum, ama 10 yaşımda bir şatoyu yıkmış olmak paniğe sevk etmiş olabilir beni. Neyse bunlar önemsiz.

Sürecin doğalında şikayet edildim iş eğitimi hocasına gözyaşları içinde. Şatosu yıkılan arkadaşım ilgi odağı olamayacağı için gergin, iş eğitimi hocası validen takdir görmeyeceği için gergin, ben ise korkuyu beklemek korkudan beter olduğu için gerginim.

Bir hışım girdi iş eğitimi hocası sınıfa saldırıyor bana, şato sahipleri onaylamakta. Gecekondu tayfa kınamakta. Bir kaç yumruk yedim sırtıma. Çektim çıktım önce sınıftan, sonra okuldan.

“Ve korkuyu beklemek, korkudan beterdi. Bir zamanlar, birinin yazdığı gibi.” . Sıra onlardaydı. 10 yaşında bir çocuk, okulda öğretmeni tarafından dayak yediği için bir hışım çekip gitmişti okuldan.

Annemin yanına gittim. Klasiktir. Bir erkek çocuğun sığınabileceği en güvenli liman neticede. Önce şaşırdı beni görünce, sonra dinledi, ardından anladı, akabinde harekete geçti. Girdik birlikte tekrar okula.

Bürokratik olarak ne konuştular müdürle, hoca ile, müdür yardımcısı ile bilmem. Hala da bürokrasiden pek haz etmem zaten. Süreçleri geçelim, sonuca gelelim.

Cezalandırıldı o iş eğitimi öğretmeni. Nasıl mı? Benim ne renkli kağıtlardan yapılma olan şato ne koliden inşa edilmiş gecekondu olmayan kırtasiye mahsulü düz hatta ve hatta dümdüz sıradan memur evim sene sonu sergisine götürüldü. Diyeti buydu yediğim dayağın.

Ailelerin yarıştığı, ve validen makas alınmak için sıraya girilen sergide tek başıma durdum evimin başında. Şatoların arasında dikildim tek başıma. Ne vali geçti evimin yanından ne hoca makas aldı.

Ama ben o arkadaşımdan CD mi aldım.
 
Eğeğeğeğeğeğe
Patenim vardı 8-9 yaşında falandım ayakkabı gibi kullanırdım otoparkımız vardı kenarları ve üst iskeleti kutu profillerle kaplıydı üstünde de sedirle kaplıydı. Patenle önce kenarlara çıkmıştım ve sonra üst profile çıkmaya çalışırdım. Sonra karşı komşumuzda bizi izliyormuş bağırmamış korkup düşebilirim diye sonra annemi aramıştı sonra annem panikle beni bir şekilde aşağı indirip sonra bana ağır sövmüştü.


Bir gün de adaya gitmiştik 11-12 yaşında falanım annem ve arkadaşları kocaman kaydırak vardı ve kayanlar denize düşüyordu benim de en sevdiğim şey benden önce kayanların arkasından hemen kayıp ayağımla bellerine vurmak. Neyse arkadaşlarım kaydığı an hemen arkalarından kayıyordum bu böyle1-2-3 devam etti daha sonra yine yukarıda salak saçma hareketler yapıyordum ve elim kaydı kaydıraktan takla atarak yuvarlandım ve denize düştüm… sağa sola uçsam %90 yaşamıyor olurdum neyse denize düştükten sonra yüzeye bir çıktım herkes bana bakıyor iyi misin diye üzerime yüzmeye başlamışlardı olaylardan değilde sonrasında insanların üstüme doğru yüzüp gelmesinden korkmuştum…sonra anneme söylediler annem yine sövmüştü…

Bir gün de pazara gitmiştik annemle 9 yaşında belki daha küçüğüm kayboldum bir tane kadın elimi tuttu dedi annen nerde dedim bilmiyom.. gel polise gidelim dedi tamam dedim sonra pazarda annemin bir arkadaşı gördü kadının siması tanıdık geliyordu.. elimden tutan kadına dedi ki bu kızın elini neden tutuyorsun annesi ağlıyor dedi kadının elinden almaya çalıştı. Kadın sinirlendi çekiştiriyorlar bir oraya bir buraya zaten aşırı zayıf bir şeyim neyse beni bulan kadın bir türlü annemin arkadaşına vermiyor hayır polise götürcem diyo bana soruyo tanıyon mu diye dedim tanıyom bana da inanmıyor… neyse annemin arkadaşı aldı bir şekilde beni annemin yanına götürüyor… gördüm annemi koşmaya başladım hani şey var kafamda annem sarılacak ve duygusal an olacak annem beni gördü göz yaşlarını sildi anneeeeeğğğ diye bağırıyorum ben bir yandan koşarak sonra beni dövdü ağlamaya başladım sonra sarıldı….
 
gördüm annemi koşmaya başladım hani şey var kafamda annem sarılacak ve duygusal an olacak annem beni gördü....

....sonra beni dövdü
edit...
(ulan çok iyi koştu tam ayağıma oturdu diyip gelişine çocuğa tekme atan ebeveyn karikatürü)
 
Son düzenleme:
Küçükken kocaman boyum kadar ayıları severdim. Gerçi hala severim. Peluş olanlar yani ayı derken. Çok tatlılar.
 
Küçükken arkadaşım gözüme kum atmıştı bende bedel ödetmek amacıyla kıza evcilik oynuyoruz bende senin annenim banyo yapacaz diye kızı tenhaya götürüp kafasına kum doldurup saçlarını da açılamayacak hale getirip evine yollamıştım. Annesi saçlarını açmak için saatlerce uğramıştı
 
  • Kahkaha
Tepkiler: RK
Tuz ruhu içmiştim,evet.O zamanlar kafalar değil de ciğerler pırıl pırıl olmuştu.
Meh.
 
Geri