Fıtrat Dini İslam

Konu sahibi son olarak 2615 gün önce görüldü
Fıtrat Dini İslam

Bugün yeryüzündeki din inanış ve sistemler incelendiğinde onların ya o din, inanış ve görüşleri duyuran, tebliğ eden veya onlar hangi,kavim millet içinde ortaya çıktı ise o kavmin, milletin adı ile anılmakta olduğu görülür. Mesela Hristiyanlık (Mesihiyye), christianity ismini
Hz. İsa (Mesih), Jesus Christ (a.s.)'den almıştır. Budizm, kurucusu Buda Gautama Budha 'dan almış onunla meşhur olmuştur. Yahudilik (Judaism) ise bu dinin içinde doğduğu kavmin yani Yahudi kavminin adı ile tanınmıştır.

İslam dini her yönüyle diğer din ve inanışlardan ayrı olduğu gibi isim olarak da ayrı bir özelliğe ve güzelliğe sahiptir. İslam kelimesinde onu tebliğ eden bir beşer bir insan görülmez. O bir şahsa, bir kavme, bir millete nisbet edilmez. İslam Allah tarafından son dine verilen özel bir isimdir.

"Hak din Allah katında İslam'dır…" (Ali İmran, 19)

Bu dinin gayesi, hedefi bütün insanları İslam sıfatı ile süslemektir. Bu sıfatla vasıflananlara Müslim, Müslüman denir.

İslam'ın kelime anlamı "Emredenin emrine uymak, boyun eğmektir".

İslam dininde esas olan Allah'a mutlak itaat, onun emirlerine boyun eğmek, teslim olmaktır. Bunun için son din olan dinimiz İSLAM diye isimlendirilmiştir.

Düşünelim, tefekkür edelim, kainatta var olan her şey belli bir sistem ve kanuna tabidir. Güneş, ay, yıldızlar, canlı, cansız, bitki, nebat her şey bu kanuna boyun eğmişlerdir. Gök cisimleri belirli bir zaman içinde ve belirli bir hesapla yörüngelerinde dönüşlerini tamamlarlar.

"Güneş de ay da hesapladır." (Rahman Suresi,5)

Yer küre ekseni etrafında dönüşünü kendisine verilen zaman, tanınan hızla yapar. En küçükten en büyüğe kadar her varlık kendilerine mahsus kanunlara tabidir. Onlara uyarlar. Canlılar, bitkiler hepsi hepsi bu kanun gereği doğar, büyür, gelişir, ve ölürler.

Kainatın bütün kadrosuyla teslim olduğu bu ilahi kanuna yaratılmışların en şereflisi olan insan da – istemese de – bir yönüyle uymaktadır. Onun da doğması, büyümesi, ölmesi hücrelerinden organlarına kadar her parçası kendileri için konmuş değiştirilemez
ilahi kurallara uymaktadır. Bunlar onun elinde değildir. Nefes alışı, kalbinin atışı, damarlarındaki kanın akışı, kalbinin bütün iç organlarının çalışması bu kuralların hükmü altında olmaktadır. Buna "sünnetullah" diyoruz.

"Daha evvel geçenler hakkında da Allah bu adeti koymuştur. Allah'ın adetini asla değiştiremezsin." (Ahzab Suresi,62)

"Allah'ın öteden beri ola gelen sünneti, adeti budur. Allah'ın sünnetinde asla değişiklik bulamazsın." (Ahzab Suresi,62)


Bütün yaratılmışlar kendileri için konan sünnetullaha teslim oldukları için İslam'ın kelime manası içinde müslimdirler. Çünkü ilahi kurallara teslim olarak yaratılmışlar, büyümüşler, gelişmişler ve yaşamlarını bu kurallara uyarak sürdürüp yitirmişler, bitirmişler veya
bitireceklerdir. Yaratılmışların durumu budur; Halık'ın koyduğu kurallara itirazsız teslimiyet ve boyun eğme.

"Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah'ı tesbih eder. Mülk onun, hamd ona mahsus, o her şeye hakkıyla kadirdir. (Teğğabun Suresi,1)"

İnsan, yaratılmışların en şereflisi, zübdetü'l-alemdir. Siret ve surette en güzel yaratılışlara sahne kılınmıştır. O bir küçük alemdir. Aynı zamanda nüsha-i kübra'dır. Yaratanı tarafından başına kerem tacı giydirilmiş, en güzel surette yaratılmıştır. Yaratanı katında ve yaratılmışlar kadrosunda farklı bir yeri vardır. Bu itibarla ona iyiyi kötüden seçme gücü verilmiştir. O bu serbest seçme hürriyeti ile ya kendi vücudu, organları dahil yerde ve gökdeki bütün yaratılmışların uyduğu teslim olduğu ilahi kanuna uyar, yaratıcısının emirlerine boyun
eğer, teslim olur. Böylece fıtratı ile canlı cansız, bitki, hayvan, nebat bütün yaratılmışlarla uyum, ahenk içinde yaşar Allah'ı Rab, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.)'nın getirdiği, Allah tarafından haber verdiği her şeye inanır. İşte o insan, islam'ın terim anlamının ifade ettiği Müslüman olur. Veya iç ve dış dünyasının teslim olduğu Allah'a inanmaz, bu haliyle kainat ile ters düşer, uyumsuzluğa mahkum olur. İç ve dış çatışmalarla geçen bir hayat yaşar, mutsuz olur. İki dünya saadetini kaçırır.

İşte İslam'ın fıtrat dini oluşu budur. Yaratılışa, yaratılanlara uygun, onlarla ahenk içinde bir hayat geçirip yaratanını tanımak, ona karşı gereken ödevlerini yerine getirmek, dünya ve ahrette mesut olmaktır.

İslamın bir başka özelliği de şudur: Bakara suresi 286.ayette Yüce Allah şöyle buyurur; "Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez."

Şayet yaratılış kapasitemiz ve imkanlarımız ölçüsünde yapmamız gerekenden sorumlu tutulmuş olsaydık halimiz ne olurdu. Bu ayette belirtilen gücümüz dahilinde yaptıklarımızdan sorumlu tutulmamız zayıf yaratılışlı insan için büyük bir nimettir ve son dinin musamaha dini
kolaylık dini olduğunu göstermektedir.

Aynı sure 285. ayette "O peygamber Rabbı tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. Allah'ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız, işittik, uyduk, ey
Rabbimiz affına sığındık, dönüş sanadır dediler.

Bu ayeti kerimede "Kitabına, peygamberine inandılar denmiyor, kitaplarına, peygamberlerine inandılar deniyor.

Eğer sadece kitabına denmiş olsaydı, bundan Kur'an, yalnızca peygamberine denseydi bundan efendimiz kast edilmiş olurdu.

Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inanmamız gerektiği buyuruluyor. Bu, İslam'ı diğer dinlerden ayıran en önemli vasıflardan biridir. Mesela bir yahudi için Hz.Musa ve Tevrat'la her şey tamamlanmıştır. Bir hristiyan için de Hz.İsa ve İncil'le her şey son
bulmuştur. Bunların dışındakilerin bir kıymeti yoktur.

İslam'ı kabul eden müslüman, Hz.Adem'den Hz. Peygambere kadar gelmiş geçmiş bütün peygamberlere inanır, aralarında fark gözetmez, onlara indirilen kitapların asıllarına inanır.

Medeni açıdan, mevcut imkan ve fırsatları değerlendirme açısından, psikolojik açıdan böyle bir öğretim metodunun dini tebliğ etmedeki önemi çok büyüktür.

İslam'ı başka dinde olanlara takdim ederken senin peygamberine ben de inanıyorum ama benim peygamberim seninkinden sonra gelmiştir.

Allah Teala bütün alemlerin Rabbı'dır.. Hz. Adem vasıtasıyla ilk olarak emirlerini bize gönderen de O'dur. Hz.Nuh, Hud, İbrahim, Musa, İsa ve son peygamber Hz.Muhammed Mustafa (a.s) vasıtasıyla emir ve yasaklarını bize O göndermiştir. Bize düşen görev son emirlere uymaktır.

Böylece bütün insanlığın en küçük bir vicdan sızısı çekmeden, üzüntü duymaksızın bu ilahi son dini kabul etmeleri mümkündür.


Bu son derece hoşgörülü bütün insanlığı kapsayıcı bir davet şeklidir.


Not: Bu vesile ile merhum hocamız Muhammed Hamidullah'a Rabbımızdan
mağfiret dilerim.
 
Geri