Merhaba; Hasta bir şekilde yazmakta varmış.
Kaç gündür kendimi iyi hissetmiyorum aslında. Bir çok şeyden haz alamayıp mutsuz mu oldum bilmiyorum. Her neyse..
Sevgili Alfred hitchcock demiş ki: ''Bir filmde kötü karakter ne kadar iyiyse, filmde o kadar iyidir.'' buna bende katılıyorum, hikayedeki ana
unsur çatışmadır, birine anlattığınız basit bir olayda bile temel unsur normalin veya sırada'nın dışında çıkandır. Ancak nedense kötü
karakter deyince akla sadece ''intikam, şevhet, para hırsı, aç gözlülük'' gibi unsurların beslediği sığ karakterler geliyor. Tabii
bir de kötü karakterler üzerinde neon renkler de yazılmış ''Ben kötüyüm'' yazılı pankartla dolaşmasına rağmen ona inanan, Allah'ın
her türlü iyi özelliği bahşettiği ancak akıldan yoksun baş kahramanlarımız var. Hikayeye çatışma oluşturmak için karakterlerin
ya Şeytan'ın arka bacağı kıvamında ya da melek iken çıkan bir kargaşada dünyaya düşmüş gibi olmasına gerek yok. Normal insanlarında
hayatında yazılmaya, okumaya değer şeyler oluyor. Bazen illa kötü kalpli, takıntılı eski sevgiliye gerek kalmadan kendi hayatımızda
çıkmazlara sebep oluyoruz, bazense anne, babamız düşmanlarımız tarafından öldürülmeden de acı çekiyoruz. Yanii gerçeklerden uzaklaşsak
da sonunda varacağımız nokta çok açık. Hepimiz acı çeken, mutlu olan, hata yapan, vazgeçen, yeniden başlayan varlıklarız, tek tip
görünenden fazlasını taşımayan karakterler neden varlar?
Kötü karakterler hakkında beni en çok rahatsız eden başka işlerinin olmaması. Bu dünyada elbette çok kötü insanlar var, hatta
insanoğlunun kötülük sınırının da olduğunu sanmıyorum ama bu demek değil ki sırf arabasına arkadan çarptı diye bir insan kaçırılsın,
bu kötülükten çok saçmalık. adam güya mafya, güya kiralık katil, yada şirket sahibi.. Ama sadece kendisine diklenen, tokat atan
bir kızın peşinden koşuyor. Sonra ezkaza kıza aşık oluyor, içindeki kötülüğün bu saf, masum, temiz kız tarafından yok edileceğini
düşünüyor.
Birilerinin mutlu olması için gerçekten birilerinin illa mutsuz olması mı gerekiyor?
Hadi eyvallah tertemiz yüreğinize..
Cheyenne
Kaç gündür kendimi iyi hissetmiyorum aslında. Bir çok şeyden haz alamayıp mutsuz mu oldum bilmiyorum. Her neyse..
Sevgili Alfred hitchcock demiş ki: ''Bir filmde kötü karakter ne kadar iyiyse, filmde o kadar iyidir.'' buna bende katılıyorum, hikayedeki ana
unsur çatışmadır, birine anlattığınız basit bir olayda bile temel unsur normalin veya sırada'nın dışında çıkandır. Ancak nedense kötü
karakter deyince akla sadece ''intikam, şevhet, para hırsı, aç gözlülük'' gibi unsurların beslediği sığ karakterler geliyor. Tabii
bir de kötü karakterler üzerinde neon renkler de yazılmış ''Ben kötüyüm'' yazılı pankartla dolaşmasına rağmen ona inanan, Allah'ın
her türlü iyi özelliği bahşettiği ancak akıldan yoksun baş kahramanlarımız var. Hikayeye çatışma oluşturmak için karakterlerin
ya Şeytan'ın arka bacağı kıvamında ya da melek iken çıkan bir kargaşada dünyaya düşmüş gibi olmasına gerek yok. Normal insanlarında
hayatında yazılmaya, okumaya değer şeyler oluyor. Bazen illa kötü kalpli, takıntılı eski sevgiliye gerek kalmadan kendi hayatımızda
çıkmazlara sebep oluyoruz, bazense anne, babamız düşmanlarımız tarafından öldürülmeden de acı çekiyoruz. Yanii gerçeklerden uzaklaşsak
da sonunda varacağımız nokta çok açık. Hepimiz acı çeken, mutlu olan, hata yapan, vazgeçen, yeniden başlayan varlıklarız, tek tip
görünenden fazlasını taşımayan karakterler neden varlar?
Kötü karakterler hakkında beni en çok rahatsız eden başka işlerinin olmaması. Bu dünyada elbette çok kötü insanlar var, hatta
insanoğlunun kötülük sınırının da olduğunu sanmıyorum ama bu demek değil ki sırf arabasına arkadan çarptı diye bir insan kaçırılsın,
bu kötülükten çok saçmalık. adam güya mafya, güya kiralık katil, yada şirket sahibi.. Ama sadece kendisine diklenen, tokat atan
bir kızın peşinden koşuyor. Sonra ezkaza kıza aşık oluyor, içindeki kötülüğün bu saf, masum, temiz kız tarafından yok edileceğini
düşünüyor.
Birilerinin mutlu olması için gerçekten birilerinin illa mutsuz olması mı gerekiyor?
Hadi eyvallah tertemiz yüreğinize..
Cheyenne