Film Önerileri

  • Kullanıcı Run
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Sinema Kulübü
🕒 Konu sahibi 1 saat önce aktifti
12 Angry Men

12 Öfkeli Adam, Sidney Lumet'in yönettiği 1957 ABD yapımı drama filmidir. Reginald Rose'un aynı adlı oyunundan uyarlanan film bir duruşmada bir jüri üyesinin diğer on bir jüri üyesini şüphelinin suçsuz olduğu konusunda, makul şüphe temelinde, ikna etme çabaları hakkındadır.

Gösterime giriş tarihi: Nisan 1960 (Türkiye)
Yönetmen: Sidney Lumet
Yapım yılı: ABD, 1957
Editör: Carl Lerner
Ödüller: En İyi Film Senaryosu Dalında Edgar Ödülü, En İyi Amerikan Filmi Bodil Ödülü, Diğer
 
Adalet - The Equalizer (2014)

equalizer.jpg


Başrollünde oyuncu Denzel Washington yer aldığı, yönetmenliğini Antoine Fuqua üstlendiği film
Aksiyon türünde izleyicisini bekliyor.
Beyaz perdede Aksiyon, Gerilim türlerinde sinema filmlerinden hoşlanan izleyicilere hitap eden Adalet isimli film.

Süre: 131 dk
Yapım: 2014 ABD
Yönetmen: Antoine Fuqua
Senaryo: Richard Wenk Michael Sloan Richard Lindheim
Oyuncu: Denzel Washington Melissa Leo Bill Pullman Marton Csokas Haley Bennett Vladimir Kulich David Harbour Alex Veadov E. Roger Mitchell David Meunier Chloë Grace Moretz Johnny Skourtis James Wilcox Mike O'Dea Anastasia Sanidopoulos Mousis

Adalet filmi Aksiyon Severlerin Mutlaka İzlemesi Gereken Aksiyon Filmleri listesinde yer almaktadır.
 
Bunlar hiç benlik değil. En azından şu anki ruh halimlik değil. :D
ben de paylaşayım.

4bc3f8d32eb524aee296258513557e94.jpg



Gözlerindeki Sır olarak tercüme edilmiş Türkçeye.

Vizyon tarihi 2010 (2s 9dk)
Tür: Dram
Ülke: İspanya, Arjantin.

Gözlerindeki Sır'da, ülkenin en önemli mahkemelerinden birinde yıllarca sorgu müfettişliği yapan Benjamin Esposito, görevini bırakarak inzivaya çekilmeye karar vermiştir. Bu süreçte, görev yaptığı süre boyunca kendisini oldukça etkileyen bir vakayı kaleme alıp romana çevirmeyi planlamaktadır. Yaklaşık otuz yıl önce işlenen bu vahşi tecavüz ve cinayet vakasıyla ilgili detayları yeniden hatırlamaya başlayan adam tekrar bu dava üzerinde çalışmaya ve bu üstü kapanmış suçu aydınlatmaya karar verir. Belge ve bulguları yeniden inceleyebilmek için ilk adım eski çalıştığı yere geri dönmektir. Esposito için bu süreç adaletin ve vicdan kavramının acı gerçeklerinin su yüzüne çıktığı bir yolculuğa dönüşür.
 
Diplomatie (Diplomasi-2014) Naziler ve Paris 1944


Bu aralar Nazi Almanyasının tank gücünü bizim bildiğimiz 'panzerler' haline çevirerek Yıldırım Savaşı (Blitzkreig) ile cepheleri yarıp geçen hale çeviren General Heinz Guderian'ın 'Bir Askerin Anıları' adlı kitabını okuyorum. Gayet iyi yazılmış, içindeki bilgiler ve ekler bölümünde Nazi Almanyasının yapılanmalarına kadar gösteren şemalar dikkatimi çekti. Meraklılarına (benim gibi tank ve 2. Dünya Savaşı severlere) önerimdir.

Tam bu süreçte uzun süredir doğru düzgün film bulamadım, arşivime bakayım derken 2. Dünya Savaşı klasöründe 'Diplomatie' diye bir filmin olduğunu gördüm ve izledim (bunu yazarken saat 5, kedim gecenin 3'ünde kaldırıp uykumu kaçırdığı için izleyip hemen yazı yazıyorum). Yorumlarımı paylaşacağım fazla süprizbozan (spoiler) vermeden.

Fakat öncesinde belirtmek isterim ki;
Der Untergang (Çöküş-2004), Conspiracy (Komplo-2001),****L'affaire Farewell (Elveda-2009) gibi filmlere benziyor. Özellikle Conspiracy şeklinde genelde bir odada bulunan dialoglara dayalı filmleri izlemeyi sevmeyenler, sevmeyebilir.



Diplomatie Filminin Konusu ve Özellikleri

Yıl 1944, Amerika bir yandan, Rusya bir yandan Nazi Almanyasına saldırıyor. Naziler geri çekiliyor. Geri çekilirken sert kararlar alıyor. Paris ise özel bir yer ve Hitler'in Berlin ile kıyasladığı, kıskandığı bir şehir. Fransız askerleri yıldırım savaşına direnemeyip kolay pes etse de, Fransız halkı gerilla taktiklerini uygulamış ve direnmiştir. Nazi askerlerinin yüzüne bakmıyor, sürekli direniş örgütleri kuruluyor.

Hitler'den gelen emir basittir, hem Amerika'nın ilerleyişini durdurmak hem de alttan alta Berlin'den güzel olan şehre zarar vermek amacıyla; Paris'in bütün tarihi ve önemli binalarını, yapılarını, meydanlarını tahrip etmek, köprülerini harap ederek düşmanı yavaşlatmak.

Filmin konusu:
İsveçli diplomat Dietrich von Choltitz'in Paris valiliği de yapan askeri General Raoul Nordling'i ikna etmesini içeriyor.

filmi izlerken hem iyi bir diplomat ve müzakere süreci ile ilgili güzel detaylar bulabilirsiniz hem de 2. Dünya Savaşı ile ilgili konuların başka bir yüzünü de görebilirsiniz.



Kişisel Yorumum

Açıkçası ben filmi sevdim fakat sonunda gerçek sahneleri de araya katmaları, tam biterken büyük bir zevk verdi. Yani sevdiğim ilk 20-25 film yapsam (en tepede tabi ki Schindler's List, Schindler'in Listesi), mutlaka girecektir. Tabi ki bol aksiyon arayan Amerikan-vari bir film sevenler sıkılacak ve hayal kırıklığı yaşayacaktır, fakat onlar da sıkılsın.

Filmi izlerken başka bir şey aklıma geldi; Almanların Son Köprüsü, Hitler'in Doktoru gibi belgesellere bakınca ve böyle filmlere (ki gerçek olaylara dayandırılmış); savaşın sonunda Hitler'e ihanetin olduğunu görüyorsunuz ki her şey iyi giderken en koyu Hitler hayranı olan tiplerin birden Hitler'e kaşı sırt çevirmesidir. Ben ne yapardım diye düşündüm çünkü insanlık ve ahlak gibi bir çok kavram ile emir ve sadakat arasına sıkışıyorsunuz. Generalin doğru karar vererek bir şehri, bir milletin tarihini ve kültürünü yıkımdan kurtarması doğru hareketti.

Öte yandan diğer belgesellerde gördüğüm üzere, manyak bir doktorun Hitler üzerinde bir sürü şey denemesi, geri çekilirken stratejik köprülerin yıkılmaması gibi bir sürü nedenle Almanya daha kolay çöküşe ulaştı. Şu an Nazi iktidarı gibi vahşi bir iktidarın çöküşe ulaşması ile ilgili 'daha iyi olmuş' denilebilir, yine de içimden bir parça; ne olursa olsun bu şekilde kolay teslimiyet ve emirlere karşı gelmenin çokta hoş olmadığını söylüyor.

Bununla birlikte 'Paris'in suçu yoktu, stratejik önem taşımıyor, yıkılması doğru değil' diyenler varsa; haklı olmakla birlikte şu sorunun da cevabını vermelidir: Amerikalılar, hiçbir stratejik öneme sahip olmayan Alman şehirlerinin üzerine gereksiz yere tonlarca bomba atarken, sivilleri öldürürken bu insanlar neredeydi?

Maalesef iki yüzlülüğü ve karaktersizliğini görüyoruz. Çanakkale'de atılan yasaklı çivilerden (İngilizler), hastahane çadırlarımızın bombalanmasın kadar hem kendi tarihimizden hemde Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında ve sonrasında Amerika, İngiltere başta olmak üzere sözümona 'çağdaş' bir çok ülkenin savaş suçlarını hiçe saymasına kadar bir sürü örneği verebiliriz. Çok uzağa gitmeye gerek yok; Suriye'de köylerinden kovulan, evleri yakılan Türkmenlerin (ki bunu yapan terör örgütü YPG'dir), bağımsız ve uluslararası kuruluşlarca ispatlanmışken (bknz: uluslararası af örgütü bildirisi), başta Fransa ve Amerika olmak üzere bir çok ülkenin bunlara yardım etmesi de başka bir örnektir.

Hitler dediğinde haklıydı, 'tarihi kazananlar yazıyor'.
 
44383_23.jpg



Bittikten sonra bir süre aklınızı kurcalayacak, ben çok sevdim.
 
Belalı Tanık komedi de efsanedir. Şu Deadpool'daki adam oynuyor.
 
Her Şey Çok Güzel Olacak



Cem Yılmaz ve Mazhar Alanson'un sorunlu abi kardeş ilişkisini beyazperdeye yansıttığı bu özel filmde Nuri, gereksiz yere karıştığı bir kavga sırasında üç yıldır görmediği kardeşi Altan ile karşılaşır. Bu rastlantı; aradan geçen bunca zamandan sonra bu iki kardeş için sürpriz olmuştur. Birbirleriyle tamamen zıt iki karakteri simgeleyen bu kardeşler kaderin oyunu sonucu başlarına birtakım belalar saracak ve soluğu güneyde alacaklardır...
Ömer Vargı'nın yönetmenliğini yaptığı ve Cem Yılmaz ile birlikte yazdığı film 1990'ların en akıld akalan yapımlarından...

Beyazperde.com



Filmi sabaha karşı bir vakitte izlemiştim. Cem Yılmaz'ın neden "Cem Yılmaz" olduğunu anladım.

Film bittikten sonra çıktım camdan dışarıyı izledim. Elimi koydum buz gibi pervaza. Sigara da kullanıyorum o zamanlar. Yaktım bir tane. Geçen tek tük arabalar var.

Ben bir abim olsun istiyordum ya. Abla da olur. Hatta değiştirdim fikrimi ablam olsun.

Ben hep küçük ama uçarı/kaçarı kardeş olmak istedim, Tanrı beni büyük ve efendi kardeş yaptı.

Zaten aksi de nasıl olurdu ki? Dört duvar arasındaki bir yaşamdan elinde ne kalırdı ve ne olurdu? Peki yeniden doğmak ister miydim bu hayata? İsterdim ulan tabii ki. Ama ne bileyim, merak da etmiyor değilim.



Bilemiyorum Altan, bilemiyorum Altan, bilemiyorum Altan!
 
Beğenerek izlediğiniz siz de izlemelisiniz dediğiniz filmleri bekliyorum ;)
 
5 listem var detaylı şekilde anlatıyorum;

My Name Is Khan - bu filmin konusu asperger hastalığı taşıyan hindistan asıllı müslüman bir adam, abd başkanı ile konuşmak ve derdini anlatmak için ciddi bir yolculuğa koyuluyor.
bunun için tüm ülkeyi baştan başa geçmeyi göze almış biri beni hem ağlatıp hem güldürdü.

Avengers serisi ve 26 nisan da gelecek olan bir yapıtı olacak bunu anlatmaya dilim varmaz hiç bekleme 1. den başla izlemeye.

Fury asker filmi bradd pitt in başrolünde ikinci dünya savaşı'nın son günlerinde anlatıyor oyuncu kadrosu da mükemmel shia labeouf logan lerman michael pena

Black Panther bunu da izlemelisiniz oyuncu chadwick boseman Avengers 3 de göreceksiniz 4. sabırsızlanıyorum.

Sil Baştan Jim Carrey ve Kate Winslet eşliğinde aşk filmi tavsiye ederim.
 
  • Beğen
Tepkiler: Dem
5 listem var detaylı şekilde anlatıyorum;

My Name Is Khan - bu filmin konusu asperger hastalığı taşıyan hindistan asıllı müslüman bir adam, abd başkanı ile konuşmak ve derdini anlatmak için ciddi bir yolculuğa koyuluyor.
bunun için tüm ülkeyi baştan başa geçmeyi göze almış biri beni hem ağlatıp hem güldürdü.

Avengers serisi ve 26 nisan da gelecek olan bir yapıtı olacak bunu anlatmaya dilim varmaz hiç bekleme 1. den başla izlemeye.

Fury asker filmi bradd pitt in başrolünde ikinci dünya savaşı'nın son günlerinde anlatıyor oyuncu kadrosu da mükemmel shia labeouf logan lerman michael pena

Black Panther bunu da izlemelisiniz oyuncu chadwick boseman Avengers 3 de göreceksiniz 4. sabırsızlanıyorum.

Sil Baştan Jim Carrey ve Kate Winslet eşliğinde aşk filmi tavsiye ederim.

Jim Carrey çok severim bu filmi atlamışım akşam izlicem mutlaka teşekkürler :) Cheyenne
 
Can Dostum : Geçirdiği kazadan sonra felç olan zengin aristokrat Philippe, cezaevinden çıkmış Driss’i bakıcısı olarak işe alır. Herkes Driss’in bu iş için uygun olmayacağını düşünürken, Philippe O’na inanır ve bir şans verir. Dünya dursa yan yana gelmeyecek olan bu iki karşıt dünya görüşünün çarpışmasının ve zamanla çılgın bir dostluğa dönüşmesinin, insanı derinden etkileyen hikâyesi.

Başlangıç ( Inception ) : Dom Cobb (Leonardo DiCaprio) çok yetenekli bir hırsızdır. Uzmanlık alanı, zihnin en savunmasız olduğu rüya görme anında, bilinçaltının derinliklerindeki değerli sırları çekip çıkarmak ve onları çalmaktır. Cobb’un bu ender mahareti, onu kurumsal casusluğun tehlikeli yeni dünyasında aranan bir oyuncu yapmıştır. Ancak, aynı zamanda bu durum onu uluslararası bir kaçak yapmış ve sevdiği herşeye malolmuştur. Cobb’a içinde bulunduğu durumdan kurtulmasını sağlayacak bir fırsat sunulur. Ona hayatını geri verebilecek son bir iş; tabi eğer imkansız başlangıçı tamamlayabilirse... Mükemmel soygun yerine, Cobb ve takımındaki profesyoneller bu sefer tam tersini yapmak zorundadır; görevleri bir fikri çalmak değil onu yerleştirmektir. Eğer başarırlarsa, mükemmel suç bu olacaktır. Ama ne dikkatle yapılan planlamalar, ne de uzmanlıkları, onları, her hareketlerini önceden tahmin ettiği anlaşılan tehlikeli düşmanlarına karşı hazırlıklı kılabilir. Bu, gelişini sadece Cobb’un görebildiği bir düşmandır.

Lucy : Tayvan'ın başkenti Taipei'nin suça batmış yeraltı dünyası sokak çeteleri, mafya ve işbirlikçi polisler tarafından yönetilirken en aktif ticaret, uyuşturucu ağı üzerinden yürütülür. Eğlenmeyi seven, sıradan bir genç kadın olan Lucy, birkaç gece beraber takıldığı Richard yüzünden kendisini bir anda en azılı uyuşturucu şebekelerinin birinin içine düşmüş bulur. Vücudunun içine kurye olması için yerleştirilen yeni bir tür sentetik uyuşturucu, beklenmedik bir şekilde Lucy'nin vücuduna nüfuz edip kanına karışmaya başlayınca mucizevi bir durumla yüzleşir. Lucy'in damarlarında dolaşan kimyasallar, ona insanüstü yetenekler kazandırmıştır! Artık akıl okuma, telekinezi ve acıyı hissetmeme gibi güçlere sahip olan genç kadın beyinin tüm algı kapılarını sonuna kadar açacaktır...
Ünlü Fransız sinemacı Luc Besson'un senaryosunu yazıp yönetmenliğini yaptığı filmin başrolünde Scarlett Johansson bulunuyor.

Umudunu Kaybetme : Chris Gardner (Will Smith) iki yakasını bir araya getirmeye çalışan bir aile babasıdır. Ailesini ayakta tutmak için cesurca çabalamasına rağmen, beş yaşındaki oğlu Christopher’ın (Jaden Christopher Syre Smith) annesi (Thandie Newton) maddi zorlukların yarattığı sürekli baskı altında direncini kaybetmek üzeredir. Artık dayanamayacağını anlayınca, istemeye istemeye evi terk eder... Artık bekar bir baba olan Chris, yılmadan, bildiği tüm satış becerilerini kullanarak daha iyi kazandıran bir işin peşine düşer. Prestijli bir borsa şirketinde stajyerlik bulur ve ücret almasa da programın sonunda iş ve parlak bir gelecek elde edeceğini umarak kabul eder. Parasal güvencesi olmayan Chris ve oğlu, kısa süre sonra oturdukları daireden çıkartılırlar ve düşkünler evi, otobüs durağı, tuvalet; geceyi geçirmek için bulabildikleri her yerde kalırlar. Çektiği sıkıntılara rağmen, Chris, babalık görevini sevgi ve özenle yerine getirmeye devam eder ve oğlunun kendisine karşı duyduğu sevgi ve güveni, karşısına çıkan engelleri aşmak için kullanır.

Cheyenne şimdilik bunlar aklıma ilk gelenler ama devam gelecek.

Coming soon ... ;)
 
Yıllar evvelinde çok değerli bir arkadaşımın izlemelisin diye önerdiği bir filmdi Good Will Hunting.. Zaman sonra izlediğim özellikle Matt Damon ve Robin Williams ‘ın ikili diyaloğundan oldukça etkilendiğim bir film.
Kült eserdir öneri niteliği taşır mı bilmiyorum fakat her izlediğimde aynı etkiyi aldığım Leon'u bir başucu kitabından aldığım lezzetle eş değer tuttuğumu söyleyebilirim.
Eğer gerilim, gizem ve birazda ters köşe olmak istiyorsanız Nicole Kidman'ın oldukça iyi bulduğum filmlerinden The Others,
Alman toplama kampında bir Yahudi ve Alman çocuğun kurduğu masum bir iletişim sonrası yaşanan dramı anlatan Çizgili Pijamalı Çocuk önerebileceğim ilk aklıma gelen filmlerden bir kaçı.
 
Geri