Her kadın ölüm-yıkım- getirendir. İlkel çağlardan beri genetik kod haritamıza işlemiş cinsiyet rollerimizle çatışamayız. Mağara adamı ailesini geçindirmek için dışarıdaki tehlikeleri göze alır, av ya da avcı olur ve ölür. Kadın pasiftir.
Günümüzde sanayide, madencilikte, vs. neden kadınların çalışmadığını düşünün. Çıkarılan fosil kaynaklarında, günümüzde yaşamı olanaklı kılan çoğu üretimde erkekler rol oynar; ve bu herkes için üretilir. Üretim sürecinde cinsiyet rolü ve fiziksel özellikleri buna elverişli olmadığı için kadın yer almaz. Bununla ilgili diğer ipucu da hayattaki konumları nedeniyle kadınların erkeklere göre daha uzun yaşamalarıdır. Yani bizler ölürken, onlar yaşamaya devam etmektedir.
Bunun Türkiye'deki karşılığı sevgilisini kışkırtarak, ondan küçük cevvallikler beklemek gibi manevi şeylerden düğün, ev, ev eşyası masraflarını kitlemek gibi maddi saçmalıklara kadar uzanıyor tabi. Romanların, filmlerin değindiği şekilde varoluşsal bir sıkıntıdan doğmuyor. En özgür geçinenlerinin bile anlamsız sorumlulukları, idealleri, hayalleri var. Ağır travmalar yaşamamışsa, hiçbir kadın kaybeden olmaya tahammül edemez. Varoluşsal bunalımı irdelemek için intihar vakalarındaki cinsiyete göre oranlara bir göz atın derim.