Feminist olarak Halide Edip Adıvar
Halie Edip Adivar'i daha ziyade basörtülü, gözlüklü ve islami yönüyle taniyoruz. İpek Çalışlar’ın Halide Edip Biyografisinde ise onu baska yönleriyle tanima olanagimiz da var. Feminist ve modern tarafini...
Yazar İpek Çalışlar Halide Edip hakkinda,
"17 yaşında bir matematik dehası olan ilk kocasına aşık oluyor evleniyorlar, 9 yıl sonra adam üzerine bir kadın daha getirmeye kalkınca boşanıyor ve bir kitap yazıyor. Mesela ilk kocası Salih Zeki’yle yaşadığı aşk. Halide 17 yaşında, dönemin matematik dehası Salih Zeki ise 40. O yaştaki bir kızın, böyle bir adamla ilişkisi beni çok etkiledi. İddialı bir kadın Halide Edip. En zeki adamı bulup, ona aşık oluyor. Aralarındaki ilişkiyi de, “Onun kölesiydim, zihninin kölesi” diye tanımlıyor. Ama Salih Zeki, üzerine yeni bir eş getirince, boşanıyor ve bütün o romanları yazıyor. İntikam almak için! Sonra çocuklarını bırakıp cepheye gidiyor. Böyle kaç kadın tanıyorsunuz?
Sıkı durun o kitabın kahramanlarından biri sevdiği adamla nikahsız yaşıyor, diğeri cinselliğini açık açık anlatabiliyor.
Ve bütün bunlar 1900’lı yılların başlarında oluyor."
diyor ve Halide Edip'i bu topraklara gelmis ilk Duygu Asena olarak tanimliyor. Ayni zamanda siyasi kimligini de mercek altina aliyor.
Ve Atatürk’e kafa tutacak kadar cesur, cephede birlikteler, bir küsüp bir barışıyorlar, bazıları Mustafa Kemal’e aşık olduğunu iddia ediyor.
İtirazcı mı itirazcı?
Hırçın mı hırçın?
Ama şurası kesin ki, kendi çağının müthiş ilerisinde bir kadın.
Değeri de tam anlaşılamamış bir kadın. Büyüleyici bir öyküsü var.
Ben çok heyecan duyarak okudum.
Halide Edip'i anlamak icin yazar 2001 tüm yazini eserlerini ve onu arastirmalarla geciriyor ve Halide Edip'in sansürlendigine dikkat cekiyor,
"Önce biyografilerini okudum. “Sonra Mor Salkımlı Ev”i, “Türkün Ateşle İmtihanı”nı. İkisi de etkileyiciydi ama birden farkettim ki, okuduklarım sahte! İki kitabın da Türkçe baskıları hem sansür edilmiş hem kısaltılmış. Kısmen kendisi, kısmen Vedat Günyol’la birlikte yapmış. Orijinallerinin sayfa sayısı ve içeriği okuduklarımızdan daha farklı. Bu kadının bir de bizim hiç görmediğimiz iki tane kocaman anı kitabı var."
"Sizi bu kadının en çok nesi çarptı?" sorusuna yazar İpek Çalışlar Halide Edip'in en cok fotograf albümlerindeki görüntüsünden etkilendigini anlatarak cevapliyor,
"İnanmayacaksın ama fotoğrafları! Biz Halide Edip’i nasıl biliriz? Yuvarlak gözlüklü, kafasında tuhaf bir baş örtüsü olan, itirazcı, sevimsiz bir kadın. Ama torununun torunu Adnan Sayar’ın elindeki albümde, karşımda bambaşka biri vardı. Prenses gibi biri. Evet emreden ama aynı zamanda inanılmaz dişi..."
Halide Edip'i ilk Duyagu Asena olareak tanimlayan yazar Halide Edip'in fenisitligi hakkinda da,
"Evet kesinlikle. Öncesi varsa ben bilmiyorum. Kendini feminist olarak tanımlamıyor ama hayattaki duruşuna, yaptıklarına, yazdıklarına bakarsanız, basbayağı feminist. Romanlarından birinin kahramanı, sevdiği adamla nikahsız yaşayan bir kadın. O yıllar için çok çok ileri bir şey bu. Bir başka kahraman Handan ise cinselliğini açık açık anlatan bir kahraman. Tabii romanlarının sonunda mecburen onları öldürüyor. Çünkü başka yolu yok."
Yazar o yillrda Halide Edip'in kadin cinselligini anlatmasinin yadirganmis olmadigina da dikkat cekiyor,
"Şaşırtıcı ama büyük bir saygıyla karşılanıyor. Kimse ona “Sen nasıl böyle şeyler yazarsın?” türünden eleştiriler getirmiyor, tam tersine, “Romandaki Handan, Halide Hanım’ın ta kendisi” diyorlar. Bence de öyle. Anlattıkları, hayal gücü değil, yaşadıkları. Salih Zeki’den boşanmasaydı, belki de böyle bir kadın olmayacaktı?"
Buna ragmen Halide Edip'in kendisine feminist denmesini benimsemeyisinin nedeni söyle anlatiyor,
"Çünkü yazıları yüzünden 31 Mart’taki büyük ayaklanmada ölümle tehdit edilmiş bir kadın o. İngiltere’de ellerinde şemsiyelerle parlamentoda patırtı koparan kadınları görünce, “Onlar feministse ben değilim!” türünden bir tavır koyuyor. Abarttıklarını düşünüyor. Ama Osmanlı’da geçerli olabilecek makul bir feminizmi her zaman destekliyor"
Döneminin kadinlarindan cok farkli oldugunu belirten yazar Halide Edip'in Robert Kolej olan Amerikan Koleji’nin Üsküdar’daki binasında okudugunu bunun yaninda hocalari Rıza Tevfik ve Salih Zeki'den egitim aldigini da bildiriyor. Halide Edip'in zaman icinde Mandacilik meselesi yüzünden itibarini kaybettigi dönemleri,. daha dogrusu itibarsizlastirildigini , bunun ardindan insanlarin ondan sogudugunu ve tanimak istemedigini de belirtiyor.Bunun nedeni olarak,
"Çok itirazcı ve muhalif. Gerçekten de Mustafa Kemal’le çatışması hayatının dönüm noktası. İki eğilim var, biri “Demokrasiyi sürekli ön planda tutalım” eğilimi, diğeri “Önce reformları yapalım, demokrasi olsa da olur, olmasa da olur” eğilimi. “Demokrasi” diye ısrar edenler, bir ikinci parti kuruyorlar. Halide Edib de, içinde olmasa bile bu ikinci partinin programına, fikirlerine destek verenlerden. 1924 yılında büyük bir tartışma başlıyor, işte o zaman “Sen mandacısın!” diyorlar Halide’ye. O rüzgar gelip geçiyor, 1925’te Takrir-i Sükun Kanunu çıkıyor. Muhaliflere de sesini kesip oturmak ya da gitmek kalıyor. Rauf Bey, Halide Edip ve Adnan Bey gidenlerden. Çok insan tutuklanıyor. İstiklal Mahkemeleri kuruluyor. Partilerinin bütün üyeleri yargılanıyor. Halide, başkalarından fazla inanmış mandanın iyi bir çözüm olacağına. Bunu da onun zayıf noktası olarak kullanmışlar. "
Halie Edip Adivar'i daha ziyade basörtülü, gözlüklü ve islami yönüyle taniyoruz. İpek Çalışlar’ın Halide Edip Biyografisinde ise onu baska yönleriyle tanima olanagimiz da var. Feminist ve modern tarafini...
Yazar İpek Çalışlar Halide Edip hakkinda,
"17 yaşında bir matematik dehası olan ilk kocasına aşık oluyor evleniyorlar, 9 yıl sonra adam üzerine bir kadın daha getirmeye kalkınca boşanıyor ve bir kitap yazıyor. Mesela ilk kocası Salih Zeki’yle yaşadığı aşk. Halide 17 yaşında, dönemin matematik dehası Salih Zeki ise 40. O yaştaki bir kızın, böyle bir adamla ilişkisi beni çok etkiledi. İddialı bir kadın Halide Edip. En zeki adamı bulup, ona aşık oluyor. Aralarındaki ilişkiyi de, “Onun kölesiydim, zihninin kölesi” diye tanımlıyor. Ama Salih Zeki, üzerine yeni bir eş getirince, boşanıyor ve bütün o romanları yazıyor. İntikam almak için! Sonra çocuklarını bırakıp cepheye gidiyor. Böyle kaç kadın tanıyorsunuz?
Sıkı durun o kitabın kahramanlarından biri sevdiği adamla nikahsız yaşıyor, diğeri cinselliğini açık açık anlatabiliyor.
Ve bütün bunlar 1900’lı yılların başlarında oluyor."
diyor ve Halide Edip'i bu topraklara gelmis ilk Duygu Asena olarak tanimliyor. Ayni zamanda siyasi kimligini de mercek altina aliyor.
Ve Atatürk’e kafa tutacak kadar cesur, cephede birlikteler, bir küsüp bir barışıyorlar, bazıları Mustafa Kemal’e aşık olduğunu iddia ediyor.
İtirazcı mı itirazcı?
Hırçın mı hırçın?
Ama şurası kesin ki, kendi çağının müthiş ilerisinde bir kadın.
Değeri de tam anlaşılamamış bir kadın. Büyüleyici bir öyküsü var.
Ben çok heyecan duyarak okudum.
Halide Edip'i anlamak icin yazar 2001 tüm yazini eserlerini ve onu arastirmalarla geciriyor ve Halide Edip'in sansürlendigine dikkat cekiyor,
"Önce biyografilerini okudum. “Sonra Mor Salkımlı Ev”i, “Türkün Ateşle İmtihanı”nı. İkisi de etkileyiciydi ama birden farkettim ki, okuduklarım sahte! İki kitabın da Türkçe baskıları hem sansür edilmiş hem kısaltılmış. Kısmen kendisi, kısmen Vedat Günyol’la birlikte yapmış. Orijinallerinin sayfa sayısı ve içeriği okuduklarımızdan daha farklı. Bu kadının bir de bizim hiç görmediğimiz iki tane kocaman anı kitabı var."
"Sizi bu kadının en çok nesi çarptı?" sorusuna yazar İpek Çalışlar Halide Edip'in en cok fotograf albümlerindeki görüntüsünden etkilendigini anlatarak cevapliyor,
"İnanmayacaksın ama fotoğrafları! Biz Halide Edip’i nasıl biliriz? Yuvarlak gözlüklü, kafasında tuhaf bir baş örtüsü olan, itirazcı, sevimsiz bir kadın. Ama torununun torunu Adnan Sayar’ın elindeki albümde, karşımda bambaşka biri vardı. Prenses gibi biri. Evet emreden ama aynı zamanda inanılmaz dişi..."
Halide Edip'i ilk Duyagu Asena olareak tanimlayan yazar Halide Edip'in fenisitligi hakkinda da,
"Evet kesinlikle. Öncesi varsa ben bilmiyorum. Kendini feminist olarak tanımlamıyor ama hayattaki duruşuna, yaptıklarına, yazdıklarına bakarsanız, basbayağı feminist. Romanlarından birinin kahramanı, sevdiği adamla nikahsız yaşayan bir kadın. O yıllar için çok çok ileri bir şey bu. Bir başka kahraman Handan ise cinselliğini açık açık anlatan bir kahraman. Tabii romanlarının sonunda mecburen onları öldürüyor. Çünkü başka yolu yok."
Yazar o yillrda Halide Edip'in kadin cinselligini anlatmasinin yadirganmis olmadigina da dikkat cekiyor,
"Şaşırtıcı ama büyük bir saygıyla karşılanıyor. Kimse ona “Sen nasıl böyle şeyler yazarsın?” türünden eleştiriler getirmiyor, tam tersine, “Romandaki Handan, Halide Hanım’ın ta kendisi” diyorlar. Bence de öyle. Anlattıkları, hayal gücü değil, yaşadıkları. Salih Zeki’den boşanmasaydı, belki de böyle bir kadın olmayacaktı?"
Buna ragmen Halide Edip'in kendisine feminist denmesini benimsemeyisinin nedeni söyle anlatiyor,
"Çünkü yazıları yüzünden 31 Mart’taki büyük ayaklanmada ölümle tehdit edilmiş bir kadın o. İngiltere’de ellerinde şemsiyelerle parlamentoda patırtı koparan kadınları görünce, “Onlar feministse ben değilim!” türünden bir tavır koyuyor. Abarttıklarını düşünüyor. Ama Osmanlı’da geçerli olabilecek makul bir feminizmi her zaman destekliyor"
Döneminin kadinlarindan cok farkli oldugunu belirten yazar Halide Edip'in Robert Kolej olan Amerikan Koleji’nin Üsküdar’daki binasında okudugunu bunun yaninda hocalari Rıza Tevfik ve Salih Zeki'den egitim aldigini da bildiriyor. Halide Edip'in zaman icinde Mandacilik meselesi yüzünden itibarini kaybettigi dönemleri,. daha dogrusu itibarsizlastirildigini , bunun ardindan insanlarin ondan sogudugunu ve tanimak istemedigini de belirtiyor.Bunun nedeni olarak,
"Çok itirazcı ve muhalif. Gerçekten de Mustafa Kemal’le çatışması hayatının dönüm noktası. İki eğilim var, biri “Demokrasiyi sürekli ön planda tutalım” eğilimi, diğeri “Önce reformları yapalım, demokrasi olsa da olur, olmasa da olur” eğilimi. “Demokrasi” diye ısrar edenler, bir ikinci parti kuruyorlar. Halide Edib de, içinde olmasa bile bu ikinci partinin programına, fikirlerine destek verenlerden. 1924 yılında büyük bir tartışma başlıyor, işte o zaman “Sen mandacısın!” diyorlar Halide’ye. O rüzgar gelip geçiyor, 1925’te Takrir-i Sükun Kanunu çıkıyor. Muhaliflere de sesini kesip oturmak ya da gitmek kalıyor. Rauf Bey, Halide Edip ve Adnan Bey gidenlerden. Çok insan tutuklanıyor. İstiklal Mahkemeleri kuruluyor. Partilerinin bütün üyeleri yargılanıyor. Halide, başkalarından fazla inanmış mandanın iyi bir çözüm olacağına. Bunu da onun zayıf noktası olarak kullanmışlar. "