Felsefe Felsefede Türkçülük

Konu sahibi son olarak 3460 gün önce görüldü
Felsefede Türkçülük
Bilim objektif ve olumlu olduğu için milletlerarasıdır. Bundan dolayı bilimde Türkçülük olamaz. Fakat felsefebilime dayanmış olmakla beraber bilimsel düşünüşten başka türlü bir düşünüş biçimidir. Felsefenin objektif ve olumlu sıfatlarını kazanabilmesi ancak bu sıfatlara sahip olan bilimlere uygun olması sayesindedir. Bilim kabul etmediği hükümleri felsefe kanıtlayamaz. Bilimin kanıtladığı gerçekleri felsefe ortadan kaldıramaz. Felsefe bilime karşı bu iki kural ile bağlı olmakla beraber bunların dışında tümüyle özgürdür. Felsefe bilimle çelişkiye düşmemek şartıyla ruhumuz için daha ümitli daha heyecanlı daha teselli verici daha çok mutluluk bağışlayıcıbüsbütün yeni ve orijinal varsayımlar ortaya koyabilir. Zaten felsefenin görevi bu gibi varsayımları ve görüşleri arayıp bulmaktır. Bir felsefenin değeri bir taraftan doğal bilimlerle uyumlu olmasını derecesiyle diğer yönden ruhlara büyük ümitler heyecanlar teselliler ve mutluluklar vermesiyle ölçülür. Demek ki felsefenin bir bölümü objektif diğer bölümü sübjektiftir. Buna göre felsefe bilim gibi milletlerarası olmak zorunda değildir. Milli de olabilir. Bundan dolayıdır ki her milleti kendisine göre bir felsefesi vardır. Bundan dolayıdır ki ahlakta estetikteekonomide oluğu gibi felsefede de Türkçülük olabilir.

Felsefe maddi ihtiyaçların gerektirmediği ve zorlamadığı çıkarsız kinsiz karşılıksız bir düşünüştür. Bu tür düşünüşe “spekülasyon” adı verilir. Biz buna Türkçe‘de “muakale” adını veriyoruz. Bir millet savaşlardan kurtulmadıkça ve ekonomik bir huzura ulaşmadıkça içinde spekülasyon yapacak fertler yetişemez. Çünkü spekülasyon yalnız düşünmek için düşünmektir. Halbuki bin türlü derdi olan bir millet; yaşamak için kendini savunmak için hatta yemek yemek ve içmek için düşünmek zorundadır. Düşünmek için düşünmek ancak bu hayati düşünüş ihtiyaçlarından kurtulmuş olan ve çalışmadan yaşayabilen insanlara nasip olabilir. Türkler şimdiye kadar böyle bir huzur ve rahata eremedikleri için içlerinde hayatını spekülasyona adayabilecek az adam yetişebildi. Bunlar da düşünüş yollarını bilmediklerinden ideallerini iyi yönetemediler. Çoğunlukla dervişlik ve kalenderlik çıkmazlarına saptılar.

Türkler arasında şimdiye kadar az filozof yetişmesi Türklerin spekülasyona yeteneklerinin olmadığına yüklenmemelidir. Bu azlık Türklerin henüz bilimlerce huzur ve rahatlık açısından spekülasyona uygun bir seviyeye yükselmemeleri ile açıklanırsa daha doğru olur.

Bununla beraber Türklerin felsefece geri kalmaları yalnız yüksek felsefe bakımından doğru olabilir. Halk felsefesi bakımından Türkler bütün milletlerden daha yüksektirler.

Rostand adlı bir Fransız filozofu diyor ki; “Bir komutan için karışısın da ki düşman ordusunun ne kadar askeri ne kadar silah ve cephanesi olduğunu bilmek çok yararlıdır. Fakat onun için bunlardan daha çok yararlı bir şey vardı ki o da karşısındaki düşman ordusunun felsefesini bilmektir.”

Gerçekten de iki ordu ve iki ordu ve iki millet birbiriyle savaşırken birisinin yenip diğerinin yenileceği sonucunu veren en başlıca etkenler iki tarafın felsefeleridir. Kişisel hayatı vatanın bağımsızlığından kişisel çıkarı namus ve görevlerden daha değerli gören bir ordu kesinlikle yenilir. Bunun tersi bir felsefeye sahip olan ordu ise kesinlikle yener. O halde halk felsefesi bakamından yunanlılara ingilizler mi daha yüksektir; yoksa Türkler mi daha yücedir? Bu sorunun cevabını verecek Çanakkale Savaşları ile Anadolu savaşlarıdır. Türklerin bu iki savaşta da yenmesinin nedeni maddi kuvvetleri değildi. Ruhlarında egemen olan milli felsefeleri idi.

Türkler maddi silahların manevi değerleri hükümsüz bıraktığı son yüzyıla gelinceye kadarAsya’da Avrupa’da Afrika’da bütün milletleri yenmişler egemenlikleri altına almışlardı. Demek ki Türk felsefesi bu milletlere ait felsefelerin hepsinden daha yüksekti. Bugün de öyledir. Yalnız şu var ki bu gün maddi medeniyet bakımından ve maddi silahlar dolayısıyla Avrupalı milletlerden gerideyiz. Medeniyetçe onlara eşit olduğumuz gün hiç şüphesiz dünya egemenliği yine bize geçecektir. Mondros’ta esir bulunduğumuz zaman orada kamp komutanı olan bir İngiliz şu sözleri söylemişti; “Türkler gelecekte yine cihangir olacaklarıdır.”

Görülüyor ki Türklerde yüksek felsefe ileri gitmiş olmamakla beraber halk felsefesi oldukça yüksektir. İşte felsefede Türkçülük Türk halkındaki bu milli felsefeyi arayıp meydana çıkarmaktır.

Ey bugünün Türk genci! Bütün bu işlerin yapılması yüzyıllardan beri seni bekliyor.

Ziya GÖKALP
 
Türkler arasında şimdiye kadar az filozof yetişmesi Türklerin spekülasyona yeteneklerinin olmadığına yüklenmemelidir. Bu azlık Türklerin henüz bilimlerce huzur ve rahatlık açısından spekülasyona uygun bir seviyeye yükselmemeleri ile açıklanırsa daha doğru olur.

Tembel.
Kurnaz ama zeki değil bir millet olduğunu gösteriyor bence.
Dünya uzay'a çıkıyor.
 
Ziya Gökalp tan beklemeyeceğim bir yazıydı.

Tek kelime ile saçmalık.
 
Ziya Gökalp tan beklemeyeceğim bir yazıydı.

Tek kelime ile saçmalık.


Aynı fikirdeyim.Girişte bilime indirgenmeye çalışılan bir felsefe kategorisi anlatılmış.Bir neopozitivizm sunulmuş dolaylı olarak.
Bunun yanında -izmlerde kısıtlanan bilimsel felsefe yerine,bilimin de felsefesini dikkate almamış.Nitekim özellikle ikinci dünya savaşı sonrası yoğun olmak üzere 1930'lu yıllardan itibaren klasik fiziğin sarsılması ile bilimin de eleştirisi,değerlendirmesi sözkonusu.
Ayrıca spekülasyona fazla değer vermiş gibi algıladım.Yalnız başına felsefeyi spekülatif düşünce açıklayamaz.Daha çok özünde refleksiyon vardır.
Halk felsefesi tabi ki önemli,fakat unutmamalı ki kültüre bağlı bir felsefe -izmlerle sınırlandırıldıkça bir görüş sunacaktır,ama geliştirici bakış açısı boyutunun eksikliği nedeniyle bir yerde saymaya mahkumdur.
 
Geri