Şehrin ilk çağ tarihi ile ilgili bilgiler yeteri kadar bulunmamaktadır. Tarihi eserlerinin tahribi, o dönemlere ait kaynak yetersizliği, arkeolojik araştırmalara yeteri kadar önem verilmemesi, şehir hakkında az bilgilere ulaşılmasına neden olmıştur.
M.Ö. 400 yılında Fatsa ve çevresinde Kolhlar, Driller, Halipler, Mossinoikler ve Tibarenler gibi Yunan asıllı olmayan yerli kabileler yaşamıştır. Döneme ait önemli buluntulara Yapraklı köyü mevkisinde Çıngırt Kaya ve çevresinde rastlanmıştır.
M.Ö. 675 yılından itibaren sırası ile Kimmerler, Persler, M.Ö. 547 yılında, Makedonyalı imparator Büyük İskender, M.Ö. 334 yılında, komutanları ise M.Ö. 312 - 208 yılları arasında, Fatsa ve çevresine hakim olmuştur. Fatsa'da ilk çağ dönemlerinden en dikkat çekeni ise Pontus devridir. Pontus, M.Ö. 280 - M.S. 263 yılları arasında Fatsa'da egemen olmuştur. Pont hakimiyeti dönemi, Side olarak anılan yörenin daha da güçlenmesine neden olmuştur.
Fatsa'nın tarih sahnesinde önemli bir yer alması M.S. 1. yüzyıl'da başlamıştır. Mitridatın ölümünden sonra II. Farnak, M.Ö. 65-42 yılları arasında Roma'ya bağlı bir krallık olan Pont Devleti'nin başına geçmiştir. II.Farnak, bugünkü Fatsa'nın bulunduğu yerde hükümdarlığını sürdürürken, Roma'nın iç karışıklıklarından faydalanarak hem bağımsızlığını kazanmak hem de idaresini genişletmek için çalışmış fakat başarılı olamamıştır. II.Farnak, Fatsa'nın eski hükümet binasının bulunduğu alandır. kızı Fanizan adına bir şato inşa ettirmiştir. Bu şatodan dolayı kasabaya Fanizan adı verilmiştir. Sonraki yüzyıllarda Fanise, Phadsane, Pytane ve Faça adları ile anılan kasaba son olarak Fatsa adını almıştır.
Pont Devletinin sınırları içerisinde Fatsa yer almaktaydı. Kasaba, Şarl Teksiye'de, Fatizan şatosu, vilayet yıllıklarında ise Vadisane olarak adlandırılmaktadır. II.Farnak'tan sonra bölgeye ayrı bir sülaleden gelen Polemen hükümdarlık yapmıştır. M.S. 63 yılında Pont devri , Roma İmparatorluğu tarafından ortadan kaldırılmış, M.S. 395 yılında ise bu topraklar Roma İmparatorluğu tarafından, Bizans İmparatorluğu'na devredilmiştir.M.S. 391 yılından itibaren Anadolu'ya giren Peçenek ve Kuman Türklerinin akınları sonucu, Fatsa'ya ilk Türkler giriş yapmıştır.
Türklerin Fatsa yöresine kesin olarak yerleşmeleri, 1071 Malazgirt Savaşı sonrası meydana gelen akınlar sonucu sağlamıştır. Danişmend Gazi'nin beylerinden Sevli Bey, Ladik yöresinden harekete geçerek kısa sürede; Samsun, Ünye, Fatsa ve Giresun bölgelerini fethedip, Trabzon'a kadar ilerlemeyi başarmıştır. Bu olaylardan sonra yerleşen oymaklar sayesinde Türkleşme ve İslamlaşma süreci başlamıştır. Bu oymaklardan en önemlisi Çepni'lerdir. Çepniler bu alt yapıyı sağladıktan sonra 1380 yılında Hacı Emiroğulları adlı bir Türk Beyliğinin hakimiyet dönemi başlamıştır. 1427-1428 yılları arasında Yörgüç Paşa'nın Canik seferi ile Fatsa, Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları içerisinde dahil edilmiştir. Hacı Emiroğulları dönemi Fatsa'daki Türk nüfusunun temelini oluşturmuştur.
13. ve 14. yüzyıllarda, kıyı kesiminde Ceneviz kolonilerinin etkileri görülmekteydi. Sahildeki tabya, Cenevizliler tarafından depo olarak kullanılmıştır. Bu zaman dilimi içerisinde Fatsa, Karadeniz'in önemli ticaret merkezlerinden biri olmuştur. Cenevizlilerin Karadeniz hakimiyetleri, II. Mehmet döneminde sona erdiği için Fatsa'yı bu dönem içerisinde terk etmişlerdir.. Fatsa'da Türk hakimiyeti dönemi 1380 yılında Hacı Emiroğulları beyliği ile, Osmanlı İmparatorluğu döneminde ise 1427-1428 yılları arasında başlamıştır.[3]
Fatsa-Ordu karayolu.
Osmanlı Dönemi (1427-1922)
İdari Taksimat
Fatsa idari olarak Canik Sancağına bağlıydı. Osmanlı İmparatorluğu kayıtlarında Fatsa yöresinin adı "Satılmış - ı Mezid Bey" veya "Nahiye-i Satılmış-ı Ferid Bey" olarak geçmekteydi. 15. yüzyıl kayıtlarında Nahiye statüsündeki Satılmış, 16. ve 17. yüzyıl kayıtlarında ise kaza olarak geçmektedir. Yörede 15. yüzyıl'da tek bir kaza bulunurken 1642 yılında altı kaza ortaya çıkmıştır. Tapu defterine göre kazaların adları; Satılmış, Cevizderesi, Çöreği, Meydan, Sergis ve Keşdere idi. Katip Çelebi, bu kazalara Fatsa ve Vona bölgesinide eklemiştir. 1851 yılından 1856 yılına kadar kaza statüsünde olan Fatsa kasabası, 1869 yılından 1872 yılına kadar Ünye kazasına bağlı bir nahiye olmuştur. Kasaba 1878 yılında ise yeniden kaza yapılmıştır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (o zamanki adıyla Büyük Millet Meclisi) 30 Kasım 1920 tarihinde başlayan Ordu ve Giresun sancaklarının oluşumu hakkındaki kanun ile ilgili yapılan görüşmeler sonucunda 4 Aralık 1920 tarihinde Ordu ve Giresun sancakları kurulmuştur. Merkezi, Ordu olmak üzere Canik sancağına bağlı Fatsa ve Ünye kazalarının bağlanması ile Ordu sancağı kurulmuştur. Fatsa ve Ünye halkı bu karara karşı çıkmış, ayretten Ünye sancağı'nın kurulması yönünde tekliflerde bulunmuşlardır. Ancak bu teklifler reddedilmiştir. Böylelikle Fatsa, 4 Aralık 1920 tarihinde Ordu'ya bağlı bir kaza haline getirilmiştir.
Sosyal Yapı
Etniklik ayrım kriterleri, Osmanlı İmparatorluğu toplumunda din ve kültür olarak benimsendiği için Fatsa da toplum yapısı iki grup altında incelenmektedir. Bunlar; Müslümanlar ve Gayrımüslim'lerdir.
Müslümanlar
Malazgirt Savaşı'ndan sonra Türkler, kademeli bir şekilde Karadeniz Bölgesi'ne yerleşmeye başladı . Danişmend Gazi' nin beylerinden olan Sevli Bey tarafından yönetilen Türkmen akımları sonunda Orta Asya ve Azerbaycan yörelerinden getirilen Karlı ve Karaöylü oymağının bir bölümü de Fatsa'ya yerleşmiştir. Bununla birlikte Fatsa'daki Müslüman Türk nüfusunun esasını Çepniler oluşturmaktadır. Çepniler, kendilerine ait beylikler kurmuşlardır. Tacettinoğulları ve Hacı Emiroğulları sayesinde Canik bölgesi, Türk ve Müslüman kimliğine sahip olmuştur. 1427-1428 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'na dahil olan Fatsa'nın 15. ve 16. yüzyıllarında, Müslüman nüfus oranı %90 oranındaydı.
Gayrımüslimler
Fatsa'da Türk hakimiyetinden itibaren Hristiyan nüfusun genel nüfusa göre oranı çok düşüktü. Burada yaşayan Hristiyanların bir kısmı din değiştirmiş, bir kısmı da 20. yüzyılın başlarına kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Hristiyan nüfusun oranı 15. ve 16. yüzyılın tapu kayıtlarında, %2 oranını geçmemektedir. 18. yüzyılın sonlarından itibaren bölgeye başka yerlerden göç eden gayrımüslimler olmuştur. Bu göçlere rağmen yukarıdaki Müslüman nüfusla ilgili tabloya bakıldığı zaman, Müslüman harici nüfusun çok az olduğu görülür. Bölgede o dönemde iki tür gayrımüslim toplulukları baş göstermekteydi. Bunlar; Rumlar ve Ermeniler'di.
Kafkas Göçleri ve Balkan Mübadilleri (1864-1923)
Kafkas Muhacirleri
Kafkas muhacirlerinin bir bölümü.
19. yüzyıl'ın son çeyreğinde Kafkas muhacirleri, Rusya'nın baskısıyla Karadeniz Bölgesi'ne ,ağırlıklı olarak Trabzon eyaletine göç etmiştir. Yapılan araştırmalarda Çerkez göçmenlerinin 1864 yılında Canik sancağına kayıt edildiği tespit edilmiştir. İskan edilen Çerkez gruplarının bir kısmı Fatsa'ya yerleştirilmiş , 1870 ve 1871 tarihli, Trabzon Vilayet Salnamelerinde nüfusları 901 kişi olarak belirtilmiştir. 1 Temmuz 1878 tarihinde Canik sancağına göç etmiş çok sayıda Abaza göçmenlerinin bir bölümü Fatsa'ya bağlı Çokdeğirmen ve Nefs-i Meydan Abaza köylerine yerleştirilmişlerdir. 1878 yılından sonra hızla artan göçmen kitlesi 1880 ve 1887 tarihlerinde Fatsa'ya yerleştirilmiştir. Batum muhacirleri adı verilen bu göçmenlerin yerleştikleri yerler Fatsa Muhacir Tapu Sicil kayıt defterinden çıkartılmıştır.[4]
Balkan Mübadilleri
Lozan Antlaşması gereğince mübadele söz konusu olunca, Türkiye'deki Rum kökenli nüfus İstanbul hariç, Yunanistan'a , Yunanistan'daki Türk nüfusun ise Batı Trakya hariç, Türkiye'ye göç ve iskanları sağlanmıştır. Mübadil adı verilen bu göçmenlerin yerleştirildikleri yerler arasında Fatsa kazası da vardır. Fatsa'ya yerleştirilen mübadillerin sayısı 801 kişidir. Mübadillerden yaşayan kimse kalmamıştır. Onların soyundan gelip mübadele konusunda düzenli ve sağlıklı bilgi toplayan tek bir kişi vardır. Bu tek kişi ise Yusuf Bul'dur.
Mübadiller, 1923 senesinin Mayıs ayı içerisinde Selanik'in Serez Kazası'ndan hareketle Kavala Limanı'ndan Gül Cemal Vapuru ile İstanbul'a gelmişlerdir. İstanbul'daki Veli Ağa Çayırı'nda bir hafta dinlendikten sonra bir başka gemi ile Fatsa'ya gelmişlerdir. Fatsa'ya gelen hane sayısı 770'tir. Fakat bu haneler normal hane değil bir veya iki kişiden oluşan hanelerdir. Mübadiller geldiklerinde içlerinde 15 yaşını doldurmuş iki erkek ile 55 yaşının üzerinde ihtiyarlar ve özellikle kadın ve çocuklar vardı. Bu insanlar şehre uyum sağlayamamışlardır. Çünkü buğday ve tütün yetiştiriciliğine alışkın olan mübadiller, mısır ve kendir üretimine alışamamışlardır. Büyük bir bölümü Samsun'a gitmiş, burada yer bulamadıklarından Amasya ve Tokat'a göç etmişlerdir. Yolculukları sırasında eşkıyalar tarafından soyulmuşlardır. Perşembe Yaylası'ndan hareket ederek tekrar Fatsa'ya gelmişler, bu yol esnasında çiçek hastalığı ve veba hastalığına yakalanmışlardır. Bir süre sonra, bu mübadillerin beşte biri hayatını kaybetmiştir.
Fatsa'ya geldiklerinde ise iskan haklarını kaybettiklerini öğrenmişler, bunun yanında kendilerine ayrılan yerler talan olmuştur. Samsun'a gitmeyip Fatsa'da kalanlar ise (Ömer Hoca ve Horoz Osman) merkez mahallede çok iyi yerlerde ikamet etmişlerdir. 770 hanenin 60 tanesi şehre yerleşmiş, diğerleri ise yüksek köylere çıkmışlardır. Yerleştikleri köylerin adları ise: Kumru, Derbent (şimdiki adıyla Kaya Mahallesi), Yaylacık, Kiremitli, Çokdeğirmen, Kayabaşı , Alanköy ve Gebeksedir. Mübadiller, Rumların bıraktıkları el sanatlarını devam ettirmişlerdir. Mobilyacılık, kalaycılık, bakırcılık ve terzilik meslekleriyle uğraşmışlardır. Mübadillerin ancak %30'u Fatsa'da kalmıştır. Bunun nedeni ise toprağın yetersizliği ve nüfusun her geçen gün artması olmuştur. [4]
Cumhuriyet'in İlk Yıllarında Fatsa (1923-1938)
Ordu iline bağlı Fatsa kazası'nın 1928 yılında merkez ve Kumru adlarında iki nahiyesi bulunmaktaydı. 1930 yılında Fatsa kaymakamlığı görevine Celal Bey getirilmiştir. Hüseyin Fevzi Bey, onun hakkında şunları söylemiştir:
.......görüşmemizde hemen konuya geçti, nahiye hakkında talimatlar verdi. Anlam olarak şunları söyledi kısaca : " Cumhuriyet devri yaşıyoruz zorbaya haddini bildirmek, bu kötü müessesenin kökünü kazımak gerek. Ağa sömürüsü yok edilmeli. Böyle rahat nefes alabilir köylü ... "
1933 yılında kaymakamlık görevine Feridun Bey atanmıştır. 1936 yılında ise kaymakamlık görevini vekaleten Hüseyin Fevzi Bey yürütmüştür. Hüseyin Fevzi Bey'in yaptığı en önemli çalışma ise, Fatsa'da kara çarşaf giymeyi kaldırması olmuştur. 1936 yılında kaymakam Kemal Taş, vekaleten makamda bulunan Hüseyin Fevzi Bey'den görevi devralmıştır. 1938 yılında ise kaymakamlık görevine Mazhar Başdoğan getirilmiştir.
Fatsa'da Devrimci Yol Harekatı
Ana madde: Dev-Yol
Fatsa, 12 Eylül askeri darbesi öncesinde, sosyalist Dev-Yol fraksiyonuna mensup kimselerin etkili oldukları bir yerdi. Belediye başkanı seçilen terzi Fikri Sönmez, Fatsa’da müstakil, özerk bir yapılanma gerçekleştirilmesine öncülük etmişti. O zamanlar, Fatsa Kurtarılmış Bölge idi. Yani, o dönemin kendine ait karmaşası içinde, belli grupların hakimiyet kurdukları ve kendi anlayışları çerçevesinde düzenledikleri yerlerden biriydi. Askerlerin ve polislerin giremediği ya da denetleyemediği, devlet kurumlarına alternatiflerin üretildiği bir yerdi. Zamanın başbakanı Süleyman Demirel, Fatsa’daki duruma müdahale edilmesinden yanaydı. Milli Güvenlik Kurulu’nda Fatsa Cumhuriyeti tabirini kullanmıştı. O karmaşa içerisinde, Fatsa’daki AP, CHP ve MSP ilçe başkanları;
Biz burada bir problem yaşamıyoruz. Fatsa’da kan dökülmüyor. Buraya operasyon yapılmasına gerek yok...
gibi açıklamalar yapmışlardı. Öte yandan, kimileri de Fatsa’daki durumun, bir Sovyet işgaline zemin hazırlamak anlamına geldiğini iddia ediyorlardı. 9 aylık bir sürecin ardından, 11 Temmuz 1980 tarihinde Fatsa’ya Nokta Operasyonu düzenlendi. Silahlı kuvvetler ve emniyet birimleri Fatsa’ya girdiler. 390 kişi gözaltına alındı. Bu sert müdahale sırasında, silahlı güçlere, sivil Maskeli Muhbirler eşlik etti. Maskeliler, Fatsa’daki solcu liderlerin ve örgüt üyelerinin yakalanmasına yardımcı oldular. Fatsa’da bir direniş başladı. Resmî güçlerle halk birbirine girdi. 15 kişinin öldüğü olaylar sırasında, birçok kavga, dayak, yağma olayı yaşandığı belirtilmektedir.
Fatsa’daki olaylar üzerine türküler yakılmış, şarkılar, şiirler, kitaplar yazılmıştır. Bugün AKP’nin yönettiği Fatsa hâlâ kimilerinin gözünde bir kale, bir anıt, bir kutsal toprak; kimileri içinse rahatsızlık veren, kuşkulu bir yerdir.