-
- Katılım
- Mayıs 7, 2014
-
- Mesajlar
- 2,377
-
- Tepkime puanı
- 4
-
- Puanları
- 293
-
- Yaş
- 39
Fareli Yazıcı
İşler öylesine yoğundu ki masada fareyi oynatacak yer dahi zor bulunuyordu. Notlar üstüste yığılmış, dosyalar birbirine girmiş, işler karışmış.. Her şey darmadağın olmuş ve hepsi de "çok acil"dir. Acil lafı artık etkilemez, çok acil de.. Patronu da bilir ya bunu, "hadi şunu öne alıver"lere geçiş yapmıştır.. Öne ala ala, bir saat öncesinin işleri altlarda bir yerlere, kimbilir kaç gün öncesinden geldiği bile unutulmuş işlerin arasında kaybolmaya adaydır. Nasılsa o da öne alınacaktır bir ara. Sürekli düzenli olmasına özen gösterdiği dosyalar ise masasına gelen gidenin çokluğu ve dikkatsizlikleri nedeniyle oraya buraya saçılmışlardır.
Bu stres ve karmaşa içinde 10'lara kadar mesai arkadaşları ile çalışır, durur. Ama işler hiç bitmez, bitmediği gibi ağırlaşır ve daha da çoğalır. Hiçbir şey yetişmez, sürekli fırça yenir, sürekli daha iyisi istenir. Robotlaşmaya doğru hızla giderken bir de güleryüz gibi insani bir vasıf istenir! Tepki verilmediğinde ruhsuz olmakla suçlanıp, altüst olmuş ruh hali iyice çöküntüye girer.. İlginçtir ki, bu durumdan zevk alıyor olsa gerek, durumunu değiştirmek için minicik bir çaba dahi göstermez. Ufak çıkışları vardır işle ilgili, bunlar da olmalıdır, yoksa odasındaki otoritesi de gidecektir elinden. Belki de tek zevk aldığı şey 3 kişinin üstü olmak gibi saçma bir ego tatminidir. İnsanların ona soru sorması zevk vermektedir, danışılması gururunu okşamaktadır. Yanındaki yeni gelmiş elemana işi öğretmek ve onun geliştiğini görme duygusu ona yetmektedir..
Tüm bunlar içinde bir de eğlence bulmuştur kendine. Çekirdek çitletmek.. Kabak çekirdeğine dadanmıştır. Sivilcen çıkar, kilo alırsın muhabbetlerine aldırmaz, onu çiğniyor olmak, kabuğundan çıkartırken işine değil de çekirdeğe ilgisini yöneltmek, büyük bir keyiftir onun için. Kabuklar? Tabi kabukların bir de pisliği var... Sıçrıyorlar her tarafa. Masanın dağınıklığına bir de kabukların pisliği ekleniyor. Temizlikçi abla da söyleniyor, yeme şunu diye.. Keşke tek dert temizlikçi ablanın dilinde olsaydı.. Kabuklar temizlenir her gün.. Görünen ortalık rutin dağınıklığındadır.
Ama bir gün.. İşte bir gün yazıcı hiç çalışmaz olur. Sürekli bozulur aslında ama alışmıştır o yazıcısına. Bir kere her sabah mutlaka takılır, mesainin ilk dakikaları garip yazıcı hep tokat yer sevgili kullanıcısından. Ama o da uslu dursun di mi? Kullanıcısının parmakları onun yüzünden her gün rengarenk oluyor. Ha şikayetçi midir? Yoo, hiç de değil. Stresi seven insan siyahı bolca renk cümbüşünü neden sevmesin? Hem bu parmaklar ona ne kadar çalıştığını göstermez mi? "O kadar iş arasında bir de bu yazıcı ile uğraşıyorum, bak parmaklarımı temizleyecek vaktim bile yok" (ama çekirdek çitletebiliyorsun!!).
Yazıcısını çok sever, öyle çok sever ki, gün içinde sorun çıkarmadığı saatlerde bir de onun derdine düşer. Neden böylesin, niye bu kadar düzgün çalışıyorsun diyecek kadar kafayı bozmuştur... Her neyse, yazıcı ile özel muhabbetlerine çok girmiyoruz. Özele karışılmaz, renk tüpleri (kartuş ya da adı her ne ise o şeylerin) ile o abuk subuk düğmeleri ile parmakların arasındaki ilişki nasılsa işleri bir şekilde yürütüyordu.. Taaa ki... Yazıcı o gün durana kadar. Tüm açma kapama işlemleri, kartuş haznesindeki ne idüğü belirsiz şeylerin çıkarılıp tekrar yerine takılması, kabloların kontrolü, vs.. işe yaramaz. Sanki yazıcı ölmüştür.. Kör topal idare eden alet, bir gecede göçüvermiştir..
Birkaç gündür masalarda kara minik şeyler vardır. Kimse bunun anlamını çözemez. Sağdan soldan, özellikle odanın köşe bölgelerinden gelen minik tıkırtılar kimsenin aklına o iğrenç hayvanların varlığını getirmez. Fakat yazıcı, kullanıcısının ellerinden daha usta parmaklara gidince ve orada her yeri açılınca acı gerçek anlaşılır... Yazıcının ulaşılamaz bölgeleri kabuk çöplüğüdür adeta! Ufalanmıştan yarım kırılmışa kadar her boy kabuk mevcuttur. Demek ki çitletme esnasında havada uçuşan kabuklardan yazıcı da nasibini almış.. Hem de fazlasıyla..!
Sorun çözülür, yazıcı geri döner hayatına. Ve çekirdek faslı sona erer. Farelere de ilaç konur, bir daha da görünmezler...
8 Ocak 2014
İşler öylesine yoğundu ki masada fareyi oynatacak yer dahi zor bulunuyordu. Notlar üstüste yığılmış, dosyalar birbirine girmiş, işler karışmış.. Her şey darmadağın olmuş ve hepsi de "çok acil"dir. Acil lafı artık etkilemez, çok acil de.. Patronu da bilir ya bunu, "hadi şunu öne alıver"lere geçiş yapmıştır.. Öne ala ala, bir saat öncesinin işleri altlarda bir yerlere, kimbilir kaç gün öncesinden geldiği bile unutulmuş işlerin arasında kaybolmaya adaydır. Nasılsa o da öne alınacaktır bir ara. Sürekli düzenli olmasına özen gösterdiği dosyalar ise masasına gelen gidenin çokluğu ve dikkatsizlikleri nedeniyle oraya buraya saçılmışlardır.
Bu stres ve karmaşa içinde 10'lara kadar mesai arkadaşları ile çalışır, durur. Ama işler hiç bitmez, bitmediği gibi ağırlaşır ve daha da çoğalır. Hiçbir şey yetişmez, sürekli fırça yenir, sürekli daha iyisi istenir. Robotlaşmaya doğru hızla giderken bir de güleryüz gibi insani bir vasıf istenir! Tepki verilmediğinde ruhsuz olmakla suçlanıp, altüst olmuş ruh hali iyice çöküntüye girer.. İlginçtir ki, bu durumdan zevk alıyor olsa gerek, durumunu değiştirmek için minicik bir çaba dahi göstermez. Ufak çıkışları vardır işle ilgili, bunlar da olmalıdır, yoksa odasındaki otoritesi de gidecektir elinden. Belki de tek zevk aldığı şey 3 kişinin üstü olmak gibi saçma bir ego tatminidir. İnsanların ona soru sorması zevk vermektedir, danışılması gururunu okşamaktadır. Yanındaki yeni gelmiş elemana işi öğretmek ve onun geliştiğini görme duygusu ona yetmektedir..
Tüm bunlar içinde bir de eğlence bulmuştur kendine. Çekirdek çitletmek.. Kabak çekirdeğine dadanmıştır. Sivilcen çıkar, kilo alırsın muhabbetlerine aldırmaz, onu çiğniyor olmak, kabuğundan çıkartırken işine değil de çekirdeğe ilgisini yöneltmek, büyük bir keyiftir onun için. Kabuklar? Tabi kabukların bir de pisliği var... Sıçrıyorlar her tarafa. Masanın dağınıklığına bir de kabukların pisliği ekleniyor. Temizlikçi abla da söyleniyor, yeme şunu diye.. Keşke tek dert temizlikçi ablanın dilinde olsaydı.. Kabuklar temizlenir her gün.. Görünen ortalık rutin dağınıklığındadır.
Ama bir gün.. İşte bir gün yazıcı hiç çalışmaz olur. Sürekli bozulur aslında ama alışmıştır o yazıcısına. Bir kere her sabah mutlaka takılır, mesainin ilk dakikaları garip yazıcı hep tokat yer sevgili kullanıcısından. Ama o da uslu dursun di mi? Kullanıcısının parmakları onun yüzünden her gün rengarenk oluyor. Ha şikayetçi midir? Yoo, hiç de değil. Stresi seven insan siyahı bolca renk cümbüşünü neden sevmesin? Hem bu parmaklar ona ne kadar çalıştığını göstermez mi? "O kadar iş arasında bir de bu yazıcı ile uğraşıyorum, bak parmaklarımı temizleyecek vaktim bile yok" (ama çekirdek çitletebiliyorsun!!).
Yazıcısını çok sever, öyle çok sever ki, gün içinde sorun çıkarmadığı saatlerde bir de onun derdine düşer. Neden böylesin, niye bu kadar düzgün çalışıyorsun diyecek kadar kafayı bozmuştur... Her neyse, yazıcı ile özel muhabbetlerine çok girmiyoruz. Özele karışılmaz, renk tüpleri (kartuş ya da adı her ne ise o şeylerin) ile o abuk subuk düğmeleri ile parmakların arasındaki ilişki nasılsa işleri bir şekilde yürütüyordu.. Taaa ki... Yazıcı o gün durana kadar. Tüm açma kapama işlemleri, kartuş haznesindeki ne idüğü belirsiz şeylerin çıkarılıp tekrar yerine takılması, kabloların kontrolü, vs.. işe yaramaz. Sanki yazıcı ölmüştür.. Kör topal idare eden alet, bir gecede göçüvermiştir..
Birkaç gündür masalarda kara minik şeyler vardır. Kimse bunun anlamını çözemez. Sağdan soldan, özellikle odanın köşe bölgelerinden gelen minik tıkırtılar kimsenin aklına o iğrenç hayvanların varlığını getirmez. Fakat yazıcı, kullanıcısının ellerinden daha usta parmaklara gidince ve orada her yeri açılınca acı gerçek anlaşılır... Yazıcının ulaşılamaz bölgeleri kabuk çöplüğüdür adeta! Ufalanmıştan yarım kırılmışa kadar her boy kabuk mevcuttur. Demek ki çitletme esnasında havada uçuşan kabuklardan yazıcı da nasibini almış.. Hem de fazlasıyla..!
Sorun çözülür, yazıcı geri döner hayatına. Ve çekirdek faslı sona erer. Farelere de ilaç konur, bir daha da görünmezler...
8 Ocak 2014