Fail olmayı hastalıklarla gerekçelendirmek, şiddeti meşrulaştırmayı doğurur ve yeni şiddet alanları yaratır

  • Kullanıcı Lefty
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Ruh Sağlığı
🟢 Konu yazarı şu anda aktif
"Toplumdaki suça eğilim oluşturan nedenlerin ortadan kalkması gerekmektedir"

Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD), son günlerde artan şiddet olaylarına ilişkin olarak yazılı açıklama yaptı. Merkez Yönetim Kurulu imzalı açıklamada, "Fail olmayı hastalıklarla gerekçelendirmek, şiddeti meşrulaştırmayı doğurur ve yeni şiddet alanları yaratır" denildi.

Türkiye, Semih Çelik tarafından katledilen İkbal Uzuner ve Ayşenur Halil cinayetlerini konuşurken, TPD, olayların medyada yer alış biçimlerine yönelik bir açıklama yaptı. Açıklamada, "Ruh sağlığının topyekûn ele alınabilmesi, tedaviden önleyici müdahalelere kadar sağlıklı bir toplum adına gereken eylemlerin düzenlenebilmesi için öncelikle toplumdaki suça eğilim oluşturan nedenlerin ortadan kalkması, Ruh Sağlığı Yasası taleplerinde vurguladığımız gibi damgalamaya ve ayrımcılığa karşı toplumsal eşitlik ve haklar mücadelesi içinde ulusal politikalar oluşturulması gerekmektedir," ifadelerine yer verildi.

"Kadınların ve çocukların katledilmesinin adı kötülüktür"

Türkiye Psikiyatri Derneği tarafınan yapılan açıklamanın tam metni şöyle:

"Ülkemizde son dönemlerde sokaklara taşan şiddet olaylarına tanık olmak, her gün bir kadının ya da çocuğun uğradığı şiddet ile karşılaşmak hepimiz açısından üzüntü verici ve kabul edilemez bir hal almıştır. Diğer taraftan bu şiddeti anlamlandırma adına kötülüğe neden bulmak ve sanki şiddet toplumun ve gündelik yaşamın dışındaymış gibi algı oluşturacak şekilde fail olmayı hastalıklarla gerekçelendirmek, şiddeti meşrulaştırmayı doğurur ve yeni şiddet alanları yaratır.
Unutulmamalıdır ki kadınların ve çocukların katledilmesinin adı kötülüktür. Bu kötülüğün üzerine gitmek, kendini güvende hissedebilen bir toplumda yasa koyuculardan uygulayıcılara, tüm yurttaşların birlikte yürütmesi gereken bir mücadeledir. Ancak yasalarla korunan bir toplum güven içinde yaşamını sürdürebilir.

Şiddetin her türüyle mücadele toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı şiddet kültürünü ortaya çıkaran, besleyen ve sürdüren tüm kavramlar birlikte ele alınmadığında sonuçsuz ve eksik kalacaktır. Sadece son birkaç hafta içinde bile dehşet verici içeriklerle ve sayılarla karşımıza çıkan, toplumsal cinsiyetçi eril şiddetin tüm öğelerini gördüğümüz saldırılarda, bireylerin kendi güvenlik ihtiyaçlarının da etkisiyle tek bir hedef bulma, korkulanı tek bir kaynakla tanımlama yanılgısına düşülmektedir. Şiddetin faillerinin adını koymak ve şiddeti doğuran toplumsal cinsiyetçi algıyı ele almak yerine olayı psikiyatrik nedenlere bağlayarak yapılacak açıklamalar, tanımlamalar ve müdahaleler sadece sorunu çözememekle kalmaz, hem bir meslek grubu ve bilim alanını hedef göstermek hem de psikiyatrik hastalıkları ve hastalığı bulunan kişileri damgalayarak tedavi süreçlerinin önünü kapatmak anlamına gelecektir.

"Durum, İstanbul'da bir psikiyatri hastanesinin acil servisinde hekimlerin tehdit edilmesine kadar varmıştır"

"Toplumda göz önünde bulunan kişilerin olaylarla ilgili yaptıkları açıklamalarda kullandıkları ifadelerin hedef saptırmaya ve dolayısıyla çözümsüzlüğe katkıda bulunmaya neden olmaması gerektiği konusunda hatırlatma yapmak istiyoruz. Öyle ki bu durum, İstanbul'da bir psikiyatri hastanesinin acil servisinde hekimlerin tehdit edilmesine kadar varmıştır. Çözümün hedefinde hekimler ya da sağlık sistemi değil, toplumsal vicdanın ve hukuk sisteminin yeniden düzenlenmesini sağlayacak aşamalar olmalıdır."

"Toplumdaki suça eğilim oluşturan nedenlerin ortadan kalkması gerekmektedir"

"Ruh sağlığının topyekûn ele alınabilmesi, tedaviden önleyici müdahalelere kadar sağlıklı bir toplum adına gereken eylemlerin düzenlenebilmesi için öncelikle toplumdaki suça eğilim oluşturan nedenlerin ortadan kalkması, Ruh Sağlığı Yasası taleplerinde vurguladığımız gibi damgalamaya ve ayrımcılığa karşı toplumsal eşitlik ve haklar mücadelesi içinde ulusal politikalar oluşturulması gerekmektedir.

Şiddetin giderek sıradanlaştığı, bireysel silahlanmanın teşvik edildiği bu iklimde başta İstanbul Sözleşmesi olmak üzere yasal düzenlemelerin sosyal ihtiyaçlar bağlamında ele alınması, eğitimden çalışma ortamına, aileden kurumlara her yerde her türlü şiddete sıfır tolerans gösterilmesi gerektiğini vurguluyor, bu süreçte tüm paydaşlarla etkili bir çalışma yürütülmesi için göreve hazır olduğumuzu belirtiyoruz."

Kaynak

 
Popülist geldi bana açıklamaları.
Neredeyse psikopat bireyler aslında hiç cinayete ilgi duymaz, kadına çocuğa da dokunmaz demeye getirmişler. En sonki surlardaki failin sürekli hastaneden salınmasını da aklar bi açıklama.Evet psikiyatriyi gerçekten sömüren, her suçu çatır çatır işleyip ben hastayım diyen insan çok fakat bu,"Kadınları ve çocukları öldürmek kötülüktür " deyip kadin ve cocuk cinayetlerini kötülük kavramıyla sınırlamayi mantikli kilmaz.Cinayeti, türü ne olursa olsun sadece kötülükle aciklayamayacaginiz gibi, kötülüğün tanımını yapmak da psikiyatristlerin işi değil daha çok felsefecilerin işidir . Ruh hastasi da agir kişilik bozukluklu bir insan da akla hayale gelmeyecek cinayetler işleyebilir (sürüyle literatür var) bu hakikatten kaçmak damgalamayı azaltmayacağı gibi rehabilitasyon tarzı bir cezai seçenek adımlarını daraltıp, kişileri sadece hapse tıkmayı meşru kilar.
 
"Toplumdaki suça eğilim oluşturan nedenlerin ortadan kalkması gerekmektedir"

Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD), son günlerde artan şiddet olaylarına ilişkin olarak yazılı açıklama yaptı. Merkez Yönetim Kurulu imzalı açıklamada, "Fail olmayı hastalıklarla gerekçelendirmek, şiddeti meşrulaştırmayı doğurur ve yeni şiddet alanları yaratır" denildi.

Türkiye, Semih Çelik tarafından katledilen İkbal Uzuner ve Ayşenur Halil cinayetlerini konuşurken, TPD, olayların medyada yer alış biçimlerine yönelik bir açıklama yaptı. Açıklamada, "Ruh sağlığının topyekûn ele alınabilmesi, tedaviden önleyici müdahalelere kadar sağlıklı bir toplum adına gereken eylemlerin düzenlenebilmesi için öncelikle toplumdaki suça eğilim oluşturan nedenlerin ortadan kalkması, Ruh Sağlığı Yasası taleplerinde vurguladığımız gibi damgalamaya ve ayrımcılığa karşı toplumsal eşitlik ve haklar mücadelesi içinde ulusal politikalar oluşturulması gerekmektedir," ifadelerine yer verildi.

"Kadınların ve çocukların katledilmesinin adı kötülüktür"

Türkiye Psikiyatri Derneği tarafınan yapılan açıklamanın tam metni şöyle:

"Ülkemizde son dönemlerde sokaklara taşan şiddet olaylarına tanık olmak, her gün bir kadının ya da çocuğun uğradığı şiddet ile karşılaşmak hepimiz açısından üzüntü verici ve kabul edilemez bir hal almıştır. Diğer taraftan bu şiddeti anlamlandırma adına kötülüğe neden bulmak ve sanki şiddet toplumun ve gündelik yaşamın dışındaymış gibi algı oluşturacak şekilde fail olmayı hastalıklarla gerekçelendirmek, şiddeti meşrulaştırmayı doğurur ve yeni şiddet alanları yaratır.
Unutulmamalıdır ki kadınların ve çocukların katledilmesinin adı kötülüktür. Bu kötülüğün üzerine gitmek, kendini güvende hissedebilen bir toplumda yasa koyuculardan uygulayıcılara, tüm yurttaşların birlikte yürütmesi gereken bir mücadeledir. Ancak yasalarla korunan bir toplum güven içinde yaşamını sürdürebilir.

Şiddetin her türüyle mücadele toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı şiddet kültürünü ortaya çıkaran, besleyen ve sürdüren tüm kavramlar birlikte ele alınmadığında sonuçsuz ve eksik kalacaktır. Sadece son birkaç hafta içinde bile dehşet verici içeriklerle ve sayılarla karşımıza çıkan, toplumsal cinsiyetçi eril şiddetin tüm öğelerini gördüğümüz saldırılarda, bireylerin kendi güvenlik ihtiyaçlarının da etkisiyle tek bir hedef bulma, korkulanı tek bir kaynakla tanımlama yanılgısına düşülmektedir. Şiddetin faillerinin adını koymak ve şiddeti doğuran toplumsal cinsiyetçi algıyı ele almak yerine olayı psikiyatrik nedenlere bağlayarak yapılacak açıklamalar, tanımlamalar ve müdahaleler sadece sorunu çözememekle kalmaz, hem bir meslek grubu ve bilim alanını hedef göstermek hem de psikiyatrik hastalıkları ve hastalığı bulunan kişileri damgalayarak tedavi süreçlerinin önünü kapatmak anlamına gelecektir.

"Durum, İstanbul'da bir psikiyatri hastanesinin acil servisinde hekimlerin tehdit edilmesine kadar varmıştır"

"Toplumda göz önünde bulunan kişilerin olaylarla ilgili yaptıkları açıklamalarda kullandıkları ifadelerin hedef saptırmaya ve dolayısıyla çözümsüzlüğe katkıda bulunmaya neden olmaması gerektiği konusunda hatırlatma yapmak istiyoruz. Öyle ki bu durum, İstanbul'da bir psikiyatri hastanesinin acil servisinde hekimlerin tehdit edilmesine kadar varmıştır. Çözümün hedefinde hekimler ya da sağlık sistemi değil, toplumsal vicdanın ve hukuk sisteminin yeniden düzenlenmesini sağlayacak aşamalar olmalıdır."

"Toplumdaki suça eğilim oluşturan nedenlerin ortadan kalkması gerekmektedir"

"Ruh sağlığının topyekûn ele alınabilmesi, tedaviden önleyici müdahalelere kadar sağlıklı bir toplum adına gereken eylemlerin düzenlenebilmesi için öncelikle toplumdaki suça eğilim oluşturan nedenlerin ortadan kalkması, Ruh Sağlığı Yasası taleplerinde vurguladığımız gibi damgalamaya ve ayrımcılığa karşı toplumsal eşitlik ve haklar mücadelesi içinde ulusal politikalar oluşturulması gerekmektedir.

Şiddetin giderek sıradanlaştığı, bireysel silahlanmanın teşvik edildiği bu iklimde başta İstanbul Sözleşmesi olmak üzere yasal düzenlemelerin sosyal ihtiyaçlar bağlamında ele alınması, eğitimden çalışma ortamına, aileden kurumlara her yerde her türlü şiddete sıfır tolerans gösterilmesi gerektiğini vurguluyor, bu süreçte tüm paydaşlarla etkili bir çalışma yürütülmesi için göreve hazır olduğumuzu belirtiyoruz."

Kaynak


Konu dışı logo efsane
 
Yani ben deliyim, yaparım, karışmayın muhabbeti...

Bi Mustafa ağabeyimiz var. O anlatır...

"Küçükken evimizin bahçesinde oynarken, mahallenin delisi kapının önünden geçerken bana kocaman bir taş attı. Taş bana değmedi ama babam o anı göz ucuyla son anda yakalayıp emin olmak için bana ne olduğunu sordu. Ben de Deli Hüseyin'in kendisine taş attığını ama bana değmediğini söyledim. Babam bunu duyar duymaz baltayı kapıp delinin peşine koştu. İkisi de gözden kayboldular. Hemen ardından annem kapıya çıktı ve ne oluyor dedi. Ben de olanı anlattım. Annem panikledi ve eyvah bizimki o deliyi kesecek dedi. Aradan yarım saat geçti geçmedi, yaşının da verdiği yorgunlukla babam burnundan soluya soluya geldi. Dedi ki yakaliyamadum oni..."

Eee dedim abi, sonra...

"Bu memlekette deli ayağına yatmış çok insan var oğlum. Bunlar akıllının dik alâsıdır ama delilik rolüyle torpil beklerler. Babam o an Deli Hüseyin'e niye böyle bir şey yaptın deseydi, -e ben deliyim yaparım- manasına gelen cevaplar verecekti. Bunu sormak yerine baltayı alıp peşine koştu. İşte kimin deli, kimin akıllı olduğu ortaya çıktı. Bir daha hayatım boyunca Deli Hüseyin'i görmedim ben. Babamdan sonra iyileşmiş herhalde."

Memleketin yiğit delilerine eyvallah, ellerinden öpüyoruz. Ama o sahtekar delilere dikkat...
 
Adamı iyileştiremeden salmışlar işte. Belki önce iyi bir doldurup, öyle kasıtlı olarak saldılar. Tüm olayların aynı günlere denk gelmesi?
 
Hahhah çok iyi lan. Bir hafta konuştular tartıştilar.

Oğlan mı suçlu kızlar mı hatalı bilemediler.

Aileler mi sorumsuz anlayamadılar.

Kolluk kuvvetleri mi aciz yasalar mi yetersiz karar veremediler.

Günün sonunda olay yine bana patladı. Madem deli niye tedavi etmedin yada tımarhaneye tıkmadın

Hhahhajaj

Allah belanızı versin lan sizin.
 
Psikiyatri tedavisi gören kişinin, topluma yeniden katılıp katılamayacağının kararını hekimler verir. Bu kararı verdikten sonra da belli periyotlarla hastanın takibi yapılmalıdır. Toplum ile uyum kurabiliyor mu ya da hastalık sürecinin olumsuz etkileri ortadan kalktı mı?

Tedavi gören bir hasta profili ile her suça meyilli kişileri aynı kefede ele almak mümkün değildir çünkü birinde iradesi dışı ve hastalığa bağlı kontrolsüz davranışlar varken, diğerinde bilinçli seçimler söz konusudur. Bu sebeple canice işlenen birçok cinayet sonrası, akıl ve ruh sağlığı yerinde mi diye kontrol yapılır.

Yeni vakaların oluşmaması için her türlü önlemin alınması gerekiyor.
 
Kişilik bozuklukları hastalık değildir fakat psikiyatrinin ve psikolojinin alanıdır . Kötülüğün çoğu zaman kendi içinde bir gerekçesi vardır. Töre cinayetinde kötülükten bahsedebiliriz, namus cinayetinden, miras kalması için işlenen cinayetten, Erkeklik gururu adi altinda ya da Narin'de olduğu gibi kuvvete muhtemel bir şeyleri örtmek için işlenemiş cinayetlerden vb. kötülükten bahsetme durumumuz daha mantıklıdır fakat tamamını orgazmik zevkler için, kendi içinde hiçbir çıkarsal sebebi olmayan "senin gözünü oymak, kalbini sökmek isterdim sevgilim" tarzı fanteziler içeren, hazsal bi cinayete sadece saf kötülük dememeniz için psikiyatrist olmanız gerekmez. Teşhis ya da sağlık beyanı yetkisinden bahsetmiyorum; deneyim ve bilgiye bağlı makul şüpheden bahsediyorum. Ayrica bi insanı sadece ünvanindan dolayı direkt onaylamak çok sağlıklı bir tutum değil; "Hmm hekim böyle demiş tamam konu kapanmıştır, şu şu başkanı dediyse konu kapanmıştır " saglikli bi yaklasim degil.daima şüpheci olmak lazım. Bir zamanlar TTB başkanının kimyasal silah açıklamalarına direkt bodoslama atlayalım o zaman TTB başkanı diye. Hekim politik açıklama yapabilir, yanilabilir, para ile manipule de edebilir çünkü nihayetinde insandir. Türk psikiyatristler derneğini sokak hayvanları ile ilgili yetkilerini aşan saçma sapan açıklamalarına kadar takip ederdim. Politik bir kurum olduğunu düşünüyorum uzunca bir süredir.

Ayrıca bkz.


Psikopatoloji ve Suç kitabını öneririm ilgililere
 
Son düzenleme:
Geri