Ezra Pound ( 1885-1972 ) : evrensel bir ideogram
Çok büyük bir şair ve aynı zamanda hem inanmış bir faşist, hem de azgın bir anti semit olunabilir mi ? Bunun cevabı sadece hayır olabilir, öyle değil mi ? Ezra Pound' un objektif muazzam biyografisinin yazarı Humphrey Carpenter, 'çok az yazarın hayatı bu denli aşırılık ve ölçüsüzlüklerle dolu, değişken ve öfkeli olabilir' diyor. Hayal gören bir deha ? Vatan haini? Zır deli? Düşler içinde yaşayan birisi? Bağnaz? Evet, fakat herşeyden evvel, ciddi bir sanatçı, cömert bir genç değer bulucusu, otodidakt ve daima orijinal bir bilge, algılama ve dil devrimcisi, kaotik XX.yyıl edebiyat ve sanatının önemli bir bölümünün yaratıcısı ve tanıtıcısı da değil mi? Arsen Ceyhan/İkinciGrup
Cantos, XX. yüzyılın edebi anıtlarından biri olmasına rağmen, taşlaşmış, içine kapalı değil, enerji dolu, devamlı yenilikler bulabildiğimiz açık bir eserdir. Cantos şiirleri hala bugün edebi alanı etkilemeye devam eder. Esasında bu muazzam şiiri okumak, milli şiir anlayışlarının da ötesinde, modern şiirin en büyük çalışmalarından birini de keşfetmektir.
XX.yyılın birkaç kurucu temeltaşı şairinin çok azı, Ezra Pound'un güç ve özgürlüğüne erişebilmiştir. Londra'ya ilk defa ayak basan genç Ezra Pound'da, ilk metinlerinden itibaren, kendini, avrupalı ve amerikalı çağdaşlarından farklı kılan büyük bir enerji, bir nefes gözlemliyoruz. Bu nefesin gücünü, evvela, geçmişin farklı çağ ve kültürlerinin unutulmuş yazarlarından yaptığı tercümeler, ve bu tercümelerden itibaren gerçekleştirdiği yorumlarda bulmak mümkün.
Ezra Pound önemli bir kültürel yolculuğa çıkıyor; bu yolculuk, Amerikan topraklarını ve tarihi temellerini terk eder etmez, yeni bir tarihin kapılarını açabilecek modern bir şirsellik arayışı. 1908 yılından itibaren, çok farklı çalışmalar, araştırmalar, müzik, resim, heykel ve bilhassa şiir üzerine; aynı zamanda birçok entellektüel insan ilişkileri; fakat tüm bu faaliyetler esasında kendi sözüyle ''sonsuz, gerçekten UZUN, yeni ve uzun bir şiir...'' keşifine yöneliktir.
Bu yıllar boyunca, eleştiri özgürlüğü, anarşiye varana kadar tam; fakat bu anarşi içerisinde belirli bir tutarlılık arayışı da yok değil. Pound, ilk denemelerinden birinde ''bir eser, o ana kadar bilincinde olmadığımız birşeyi ifşa ettiğinde, bizi enerjisiyle besler; bildiğimiz birşeyi ifşa etmekten başka iddiasi yoksa, enerjimizi alır''; tabii ki 'bize güç veren eserlere yönelmeliyiz '' , kendiliğimizden ''bu enerjiyi, yüksek bir frekansta, dışarı vurmak için gerekli kelimeleri bulabilmeliyiz'' der ( Je rassemble les membres d’Osiris / Ezra Pound ). İki önemli keşif, Pound'a, arzuladığı ''yeni ve uzun şiir'' i yazmasına imkan verecekti: halk şairleri ve çin şiir sanatı. Çin şiir sanatını keşfinin hikâyesini biliyoruz : 1913 yılında, çin edebiyatı uzmanı Ernest Fenollosa'nın dulu, kocasının arşivlerini Pound'a verir. Pound derhal arşivlere dalar. Bunun sonucunda, Pound, kendi şiir sanatının gelişiminde çok önemli olan bir deneme yazar. Bu denemede, bilhassa Cantos'un yazımını besleyecek olan birçok motifin materyelini buluruz : evrensel bir şiir dili arayışı ( birçok dil ve işaretin bileşiminden geçen, sonunda giderek çin ideogramlarının çoğunluğu teşkil ettiği bambaşka bir söz ...), asya şiirinin daha çok dile getirdiği doğa aşkı, ve bilhassa Avrupa ve Amerikan modern toplumlarının sırt çevirdiği hayatı ortaya çıkarabilen veya tasvir edebilen canlı ve dinamik bir dil kavramı. Kültürel yeniliğin geçmesi gerekli yolun bu olduğuna inanıyordu Pound : ''Fenollosa için egzotik, bir gelişme imkanı idi ... amerikan rönesansına içtenlikle inanıyordu''. Tarihin cilvesina bakın ki, Pound, bu rönesans için Amerika'yı terk etmek zorunda kalacaktı. Bunun için herşeyden evvel İtalya'da çalışacaktı ; evvelden son derece canlı olan fakat malesef modern sanat tarafından ölü ilan edilen Güney Fransa Provans halk kültürünü ve Çin'i hiçbir zaman aklından çıkarmayacaktı. Bu kültürlere dönmek, canlandırmak, şirlerinin gücünü tercümeleriyle ortaya koymak , tabii ki üniversite ve akademiler tarafından eleştirilen bir tavırdı. Buna rağmen Pound aldırış etmeden yolunda yürüdü.
Pound aynı zamanda Fenollosa'da temel bir fikir de keşfeder : ''ilişkiler, anlattıkları şeylerden daha gerçek ve önemlidirler''. Pound ayrıca Aristo'yu da zikreder : ''ilişkilerin keskin biçimde algılanmasi, bir deha belirtisidir''. Cantos, tamamen bu iki vecizeden kaynaklanır. Yeni ideogram, aynı çincedeki gibi, farklı zaman ve mekan gerçekliklerini düzenlemeli; bu ise dünyanın görülmedik güzelliklerinin heyecanını yaşatmalıdır; bu yüzden Cantos'da, devamlı, çin şiirinden çokca esinlenen manzaralar görürüz:
Tepenin ardında,
Rüzgarda bir keşişin şapkası.
Nisan'ın biricik örtüsü ; dönüş, belki Ekim'de
Gümüşden, kayık kayboluyor; yavaş;
Güneş pırıltıları nehir üzerinde / çev : A.Ceyhan
Bu XLIX. Canto belirli bir ''huzur'', ve ''vahşi bir hayvan üzerinde hakimiyet'' i ifade etmektedir. Pound, burada gerçekten ahlakçı ( Konfüçyusçu faziletlerin yeniden dirilmesine inanmaktadır ) ve aynı zamanda kışkırtıcı bir tavır içerisindedir. 1920 yılından itibaren faşist tezlere ve Mussolini'ye yaklaşır: ''mesele gayet basit; yeni bir medeniyet arzu etmekteyim'' der. Hikâyesinin devamı herkesçe biliniyor: kültürel faaliyetleri tamamen siyasetin hizmetine girer, savaş sonunda, pisa Cantos'larını yazdığı Pisa hapishanesi yılları, mahkemesi ve ABD'ye döndüğünde psikiatri hastahanesine kapatılması. Cantos şiirleri bu evrimin tanıklarıdır: şiirsel ideogram, maalesef, zamanla, saplantılı, bazen tamamen sayıklayan, çoğu zaman anlamsız bir ekonomik ve siyasi ideal vaizine dönüşür.
Fakat böyle bir çıkmazla, başarısızlıkla Pound'u bitirmek yetersizdir. Pound çok alçaldı, hayatını başarızızlıkla bitirdi, ( son Cantos'lar buna tanıktır ), fakat buna rağmen, şiirinden fışkıran temel enerji, XX. yyıl dünya şiirini anlamak isteyenler için çok önemlidir. Cantos'lar belirgin bir şekilde yeni bir heyecan ve hayat çığırı açtılar: 'şair, evvelden beri kendi adına konuşanların ardında silindi gitti ; yeri geldiğinde hala onlar adına konuşmaktadır; bu geçmiş ve yabancı seslerin çoksesliliği içerisindedir ki, nihayet, kendi sözünün mekanını bulmaktadır''.
Arsen Ceyhan / İkinciGrup
Eserleri
A Lume Spento (Sönmüş Mumlarla, 1908)
Exultations (Kutlamalar, 1909)
Personae (Kişiler, 1909)
Ripostes (Karşılıklar, 1912)
Lustra (Görkem, 1916)
Hugh Selwyn Mauberley (1920)
The Cantos (Kantolar, 1976, ö.s.)
Türkçe de Ezra Pound
Ezra Pound Seçilmiş Canto'lar,
hazırlayan: İlhan Berk, Adam Yayınları, İstanbul, 1995
Cathy, Ezra Pound
türkçesi: Ülkü Tamer, BFS Yayınları, İstanbul, 1987
Birkaç şiir:
ALBA
Vadideki zambağın solgun ve ıslak
yaprakları kadar soğuk
Yanıma uzandı, şafakta
çeviren: HilmiYAVUZ
MEDITATIO
Köpeklerin garip alışkanlıklarını dikkatle inceledim de
İnsanların hayvanlardan üstün
Varlıklar olduğu sonucuna vardım
İnsanların garip alışkanlıklarını inceledim de
Ne yalan söyleyeyim dostlar şaşırıp kaldım
Çeviri: Hilmi YAVUZ
HUGH SELWYN MAUBERLEY
V
On binlercesi öldü orda
Öldü içlerinde en iyileri
Dişsiz bir **Spam/Adversiting** için öldüler
Kaba bir uygarlık için baştan savma
Güzel ağızlarda sevimli gülümseme
Akılla ışıldayan gözler kaybolup gitti
Toprağın gözkapaklarının altında
İki düzine kırık heykel adına
Birkaç bin eski püskü kitap adına
Çeviri: Hilmi YAVUZ
BAHÇE
Duvara savrulmuş bir ipek çilesi gibi boşalmışçasına
Tahta bir çit boyunca yürüyor bir patikasında
Kensington bahçelerinin,
Dokunsalar dağılıverecek sanki
öylesine kurumuş ki içi.
Aksi gibi nereye çevirse başını
O mundar, o yedi canlı, topuz gibi çocukları ayaktakımının,
düşün, bu piçlere kalacak yarın dünya!
Geçmiş ondan üremek de, üretmek de.
Güzel ama, ağır bir kokuya benziyor can sıkıntısı.
Biri gelsin yanına konuşsun istiyor han'fendi.
Hani korkmuyor da değil, belli,
ben işleyeceğim diye bu densizliği...
Çeviri: Can YÜCEL
GÖL ADASI
Ey Tanrım, ey Venüs, ey Mercury, hırsızların koruyucusu
Son günlerimde, n'olursun, bir küçük tütüncü dükkânı ver bana,
Küçük, parlak kutularım olsun
tertemiz raflara dizilmiş
Yumuşak, kokulu tütünlerim de
Pırıl pırıl Virginia tütünü de
serilmiş altına parlak, cam tezgâhımın
Bir terazi ver bana, çok yağlı olmasın,
**Spam/Adversiting**lar da damlasın ara sıra
İki çift lâf etmeye, saçlarını düzeltmeye ya da.
Ey Tanrım, ey Venüs, ey Mercury, hırsızların koruyucusu,
Bir küçük tütüncü dükkânını ödünç ver bana,
ya da hangi mesleğe yazarsan yaz
İnsana her zaman beyninin gerektiği
bu kahrolası yazarlık mesleğinden başka.
Çeviri: Ülkü TAMER
BİR KIZ
Ağaç ellerime girdi,
Özü kollarıma sızdı,
Büyüdü ağaç göğsümden aşağı
Uzandı kollar gibi dalları benden.
Ağaçlarsın
Yosunsun sen,
Menekşelersin üstünde yel esen,
Bir çocuksun şu kadar,
Ama saçma gelir âleme bunlar.
Çeviri: Bülent ECEVİT
Cantos, XX. yüzyılın edebi anıtlarından biri olmasına rağmen, taşlaşmış, içine kapalı değil, enerji dolu, devamlı yenilikler bulabildiğimiz açık bir eserdir. Cantos şiirleri hala bugün edebi alanı etkilemeye devam eder. Esasında bu muazzam şiiri okumak, milli şiir anlayışlarının da ötesinde, modern şiirin en büyük çalışmalarından birini de keşfetmektir.
XX.yyılın birkaç kurucu temeltaşı şairinin çok azı, Ezra Pound'un güç ve özgürlüğüne erişebilmiştir. Londra'ya ilk defa ayak basan genç Ezra Pound'da, ilk metinlerinden itibaren, kendini, avrupalı ve amerikalı çağdaşlarından farklı kılan büyük bir enerji, bir nefes gözlemliyoruz. Bu nefesin gücünü, evvela, geçmişin farklı çağ ve kültürlerinin unutulmuş yazarlarından yaptığı tercümeler, ve bu tercümelerden itibaren gerçekleştirdiği yorumlarda bulmak mümkün.
Ezra Pound önemli bir kültürel yolculuğa çıkıyor; bu yolculuk, Amerikan topraklarını ve tarihi temellerini terk eder etmez, yeni bir tarihin kapılarını açabilecek modern bir şirsellik arayışı. 1908 yılından itibaren, çok farklı çalışmalar, araştırmalar, müzik, resim, heykel ve bilhassa şiir üzerine; aynı zamanda birçok entellektüel insan ilişkileri; fakat tüm bu faaliyetler esasında kendi sözüyle ''sonsuz, gerçekten UZUN, yeni ve uzun bir şiir...'' keşifine yöneliktir.
Bu yıllar boyunca, eleştiri özgürlüğü, anarşiye varana kadar tam; fakat bu anarşi içerisinde belirli bir tutarlılık arayışı da yok değil. Pound, ilk denemelerinden birinde ''bir eser, o ana kadar bilincinde olmadığımız birşeyi ifşa ettiğinde, bizi enerjisiyle besler; bildiğimiz birşeyi ifşa etmekten başka iddiasi yoksa, enerjimizi alır''; tabii ki 'bize güç veren eserlere yönelmeliyiz '' , kendiliğimizden ''bu enerjiyi, yüksek bir frekansta, dışarı vurmak için gerekli kelimeleri bulabilmeliyiz'' der ( Je rassemble les membres d’Osiris / Ezra Pound ). İki önemli keşif, Pound'a, arzuladığı ''yeni ve uzun şiir'' i yazmasına imkan verecekti: halk şairleri ve çin şiir sanatı. Çin şiir sanatını keşfinin hikâyesini biliyoruz : 1913 yılında, çin edebiyatı uzmanı Ernest Fenollosa'nın dulu, kocasının arşivlerini Pound'a verir. Pound derhal arşivlere dalar. Bunun sonucunda, Pound, kendi şiir sanatının gelişiminde çok önemli olan bir deneme yazar. Bu denemede, bilhassa Cantos'un yazımını besleyecek olan birçok motifin materyelini buluruz : evrensel bir şiir dili arayışı ( birçok dil ve işaretin bileşiminden geçen, sonunda giderek çin ideogramlarının çoğunluğu teşkil ettiği bambaşka bir söz ...), asya şiirinin daha çok dile getirdiği doğa aşkı, ve bilhassa Avrupa ve Amerikan modern toplumlarının sırt çevirdiği hayatı ortaya çıkarabilen veya tasvir edebilen canlı ve dinamik bir dil kavramı. Kültürel yeniliğin geçmesi gerekli yolun bu olduğuna inanıyordu Pound : ''Fenollosa için egzotik, bir gelişme imkanı idi ... amerikan rönesansına içtenlikle inanıyordu''. Tarihin cilvesina bakın ki, Pound, bu rönesans için Amerika'yı terk etmek zorunda kalacaktı. Bunun için herşeyden evvel İtalya'da çalışacaktı ; evvelden son derece canlı olan fakat malesef modern sanat tarafından ölü ilan edilen Güney Fransa Provans halk kültürünü ve Çin'i hiçbir zaman aklından çıkarmayacaktı. Bu kültürlere dönmek, canlandırmak, şirlerinin gücünü tercümeleriyle ortaya koymak , tabii ki üniversite ve akademiler tarafından eleştirilen bir tavırdı. Buna rağmen Pound aldırış etmeden yolunda yürüdü.
Pound aynı zamanda Fenollosa'da temel bir fikir de keşfeder : ''ilişkiler, anlattıkları şeylerden daha gerçek ve önemlidirler''. Pound ayrıca Aristo'yu da zikreder : ''ilişkilerin keskin biçimde algılanmasi, bir deha belirtisidir''. Cantos, tamamen bu iki vecizeden kaynaklanır. Yeni ideogram, aynı çincedeki gibi, farklı zaman ve mekan gerçekliklerini düzenlemeli; bu ise dünyanın görülmedik güzelliklerinin heyecanını yaşatmalıdır; bu yüzden Cantos'da, devamlı, çin şiirinden çokca esinlenen manzaralar görürüz:
Tepenin ardında,
Rüzgarda bir keşişin şapkası.
Nisan'ın biricik örtüsü ; dönüş, belki Ekim'de
Gümüşden, kayık kayboluyor; yavaş;
Güneş pırıltıları nehir üzerinde / çev : A.Ceyhan
Bu XLIX. Canto belirli bir ''huzur'', ve ''vahşi bir hayvan üzerinde hakimiyet'' i ifade etmektedir. Pound, burada gerçekten ahlakçı ( Konfüçyusçu faziletlerin yeniden dirilmesine inanmaktadır ) ve aynı zamanda kışkırtıcı bir tavır içerisindedir. 1920 yılından itibaren faşist tezlere ve Mussolini'ye yaklaşır: ''mesele gayet basit; yeni bir medeniyet arzu etmekteyim'' der. Hikâyesinin devamı herkesçe biliniyor: kültürel faaliyetleri tamamen siyasetin hizmetine girer, savaş sonunda, pisa Cantos'larını yazdığı Pisa hapishanesi yılları, mahkemesi ve ABD'ye döndüğünde psikiatri hastahanesine kapatılması. Cantos şiirleri bu evrimin tanıklarıdır: şiirsel ideogram, maalesef, zamanla, saplantılı, bazen tamamen sayıklayan, çoğu zaman anlamsız bir ekonomik ve siyasi ideal vaizine dönüşür.
Fakat böyle bir çıkmazla, başarısızlıkla Pound'u bitirmek yetersizdir. Pound çok alçaldı, hayatını başarızızlıkla bitirdi, ( son Cantos'lar buna tanıktır ), fakat buna rağmen, şiirinden fışkıran temel enerji, XX. yyıl dünya şiirini anlamak isteyenler için çok önemlidir. Cantos'lar belirgin bir şekilde yeni bir heyecan ve hayat çığırı açtılar: 'şair, evvelden beri kendi adına konuşanların ardında silindi gitti ; yeri geldiğinde hala onlar adına konuşmaktadır; bu geçmiş ve yabancı seslerin çoksesliliği içerisindedir ki, nihayet, kendi sözünün mekanını bulmaktadır''.
Arsen Ceyhan / İkinciGrup
Eserleri
A Lume Spento (Sönmüş Mumlarla, 1908)
Exultations (Kutlamalar, 1909)
Personae (Kişiler, 1909)
Ripostes (Karşılıklar, 1912)
Lustra (Görkem, 1916)
Hugh Selwyn Mauberley (1920)
The Cantos (Kantolar, 1976, ö.s.)
Türkçe de Ezra Pound
Ezra Pound Seçilmiş Canto'lar,
hazırlayan: İlhan Berk, Adam Yayınları, İstanbul, 1995
Cathy, Ezra Pound
türkçesi: Ülkü Tamer, BFS Yayınları, İstanbul, 1987
Birkaç şiir:
ALBA
Vadideki zambağın solgun ve ıslak
yaprakları kadar soğuk
Yanıma uzandı, şafakta
çeviren: HilmiYAVUZ
MEDITATIO
Köpeklerin garip alışkanlıklarını dikkatle inceledim de
İnsanların hayvanlardan üstün
Varlıklar olduğu sonucuna vardım
İnsanların garip alışkanlıklarını inceledim de
Ne yalan söyleyeyim dostlar şaşırıp kaldım
Çeviri: Hilmi YAVUZ
HUGH SELWYN MAUBERLEY
V
On binlercesi öldü orda
Öldü içlerinde en iyileri
Dişsiz bir **Spam/Adversiting** için öldüler
Kaba bir uygarlık için baştan savma
Güzel ağızlarda sevimli gülümseme
Akılla ışıldayan gözler kaybolup gitti
Toprağın gözkapaklarının altında
İki düzine kırık heykel adına
Birkaç bin eski püskü kitap adına
Çeviri: Hilmi YAVUZ
BAHÇE
Duvara savrulmuş bir ipek çilesi gibi boşalmışçasına
Tahta bir çit boyunca yürüyor bir patikasında
Kensington bahçelerinin,
Dokunsalar dağılıverecek sanki
öylesine kurumuş ki içi.
Aksi gibi nereye çevirse başını
O mundar, o yedi canlı, topuz gibi çocukları ayaktakımının,
düşün, bu piçlere kalacak yarın dünya!
Geçmiş ondan üremek de, üretmek de.
Güzel ama, ağır bir kokuya benziyor can sıkıntısı.
Biri gelsin yanına konuşsun istiyor han'fendi.
Hani korkmuyor da değil, belli,
ben işleyeceğim diye bu densizliği...
Çeviri: Can YÜCEL
GÖL ADASI
Ey Tanrım, ey Venüs, ey Mercury, hırsızların koruyucusu
Son günlerimde, n'olursun, bir küçük tütüncü dükkânı ver bana,
Küçük, parlak kutularım olsun
tertemiz raflara dizilmiş
Yumuşak, kokulu tütünlerim de
Pırıl pırıl Virginia tütünü de
serilmiş altına parlak, cam tezgâhımın
Bir terazi ver bana, çok yağlı olmasın,
**Spam/Adversiting**lar da damlasın ara sıra
İki çift lâf etmeye, saçlarını düzeltmeye ya da.
Ey Tanrım, ey Venüs, ey Mercury, hırsızların koruyucusu,
Bir küçük tütüncü dükkânını ödünç ver bana,
ya da hangi mesleğe yazarsan yaz
İnsana her zaman beyninin gerektiği
bu kahrolası yazarlık mesleğinden başka.
Çeviri: Ülkü TAMER
BİR KIZ
Ağaç ellerime girdi,
Özü kollarıma sızdı,
Büyüdü ağaç göğsümden aşağı
Uzandı kollar gibi dalları benden.
Ağaçlarsın
Yosunsun sen,
Menekşelersin üstünde yel esen,
Bir çocuksun şu kadar,
Ama saçma gelir âleme bunlar.
Çeviri: Bülent ECEVİT