Ezgin Kılıç Şiirleri

🕒 Konu sahibi 1 saat önce aktifti
Her aşk yolunun üzerinde hayal kırıklığı diye bir yer var.
Bir kere uğradın mı hayal kırıklığına, bir daha aynı yolda yürümen imkansız olur.
Çünkü bir kere güveni kırıldı mı insanın; ne hevesi kalır, ne de heyecanı.
Olmuyor işte!
Bir kere bitince, bin kere başlasan eskisi gibi olmuyor...

Ezgin KILIÇ
 
Saat gecenin 1'iyse ve uyuyamıyorsa bir insan, nedensiz değildir.
Bir bildiği yoksa bile, bir çektiği vardır mutlaka...

Ezgin KILIÇ
 
Birini düşünmekten ne yapacağını bilemediğin vakitler oldu mu hiç?
Hiçbir şeyi doğru dürüst yapamadığın, her şeyin giderek daha da berbat olduğu zamanların…
Unutmaya çalıştıkça en ince ayrıntısına kadar hatırladığın zamanların oldu mu?
İlk tanışmanızda giydiği kıyafeti, doğum gününü, saçında yaptığı değişikliği fark ettiğinde yüzündeki o mutluluğu,
en sevdiği rengi-şarkıyı, tenindeki ben sayısını, doğum lekesini…
Onunlayken hatırlamadığın her şeyi, o gittikten sonra aklından çıkaramadığın oldu mu?
Benim oldu…

Gün boyu aklına gelir; “gece olsa da uyusam, en azından uyuduğum kadar unutsam” dersin.

Sonra gece olur, başını yastığına koyduğunda daha fazla aklına gelir, uyuyamazsın.
Bu defa bir an önce sabah olması için yalvarırsın.
Özlemenin ne yeri olur ne de zamanı…
Eğer yalnızsan; gündüz de bir, gece de bir…
Yalnızsan, yalnızsındır…
Hepsi bu.

Ezgin KILIÇ
 
Birini hayatından silmek için numarasını telefonundan silmen yetiyor mu?
Ezberinde kalmayacak mı o rakamlar, elin gitmeyecek mi tuşlara?
Diyelim ki mesaj ya da arama gelmesini de engelledin,
aklına gelmesini nasıl engelleyeceksin?
Belki ellerine, diline hâkim olabilirsin ama kalbine asla söz geçiremezsin…
Sen istediğin kadar unuttum de, arama; hiç mühim değil.
Mutlaka ara sıra aklına gelirim ve her gelişimde biraz daha kahrolursun.
Çünkü sen en çok benimle “mutlu” oldun.
Tanıştığına da, ayrıldığına da…

Ezgin KILIÇ
 
Az önce bir mesaj attın: "Nasılsın?"
Tek kelimelik bir soru cümlesi nasıl da üzerime yıkıldı öyle...
Meğer dağılmaya ne kadar da hazırmışım...
Numaran aklımda kayıtlı olsa da telefonundan silmiştim.
Son dört hanesinden tanıdım; oysa seni unutmaya numarandan başlamıştım...
Kısacık bir "Nasılsın?" sorusuna saatlerdir ne diyeceğimi bulamadım...
İnan şu an nasıl olduğumu ben de bilmiyorum.
Sanırım karmakarışığım...

Lütfen beni artık arama, mesaj atma...
Lütfen toparlamaya başladığım anda beni dağıtmaktan vazgeç!
Sana yeniden aşık olma düşüncesi bile korkutuyor beni.
Buna ne cesaretim var, ne gücüm, ne de seni yeniden kaybetmeye tahammülüm...
Sana olan sevgimi, hatta sensizliğimi bile içimde yaşamaya öyle alışmışım ki...
Bunların hiç biri için varlığına ihtiyacım yok inan.
Sanırım uzattım biraz, her neyse...
Lütfen beni sevme...

Ezgin KILIÇ
 
Seni sevdiğim için kendimden özür dilerim...
Çünkü seni seveyim derken fazlasıyla canımı yaktım.
Daha fazla sarılmak isterken sana, çok daha fazla bağlandım.
Zamanla sen olmadan yapamamaya başladım, giderek her şey oldun bende...
Ben seni öyle sevmişim ki farkında olmadan, gidebilme ihtimalini hiç hesaba katmadım.
Ve sen de diğerlerinden farklı davranmadın.
Sevildikçe burnun büyüdü, sevildikçe azaldı ilgin.
Seni herkesten farklı görmek bir hataydı.
Çünkü onlar gibi gittin, onlar gibi sırt çevirdin.
Çünkü sen de herkes gibisin...

Sevdiği kadar sevilmez her zaman insan, bazen sevdiğin kadar acı çekersin.
Ben sevdiğimden de fazlasını çektim.
Bu yüzden seni sevdiğim için kendimden özür dilerim...

Ezgin KILIÇ
 
Hayatında her zaman her şey yolunda gitmez. Aslında çoğu zaman gitmez...
Doğru yerde olsan yanlış zamanda olursun, zaman doğru olsa yer yanlış olur... Bazen ikisi de doğru olsa yanlış kişiylesindir.
Önemli olan hayatında doğru kişi olması aslında. Doğru kişiyleysen eğer, zaman da doğrudur, mekan da.
Çünkü hangi durumda, nerede olursan ol; birinin "boşver, ben her koşulda yanındayım" demesi iyi geliyor insana...
 
Belki bir gün dönersin diye sakladım senden kalan her şeyi…
Çalan her telefonu sensin diye açtım, her kapı ziline sen geldin diye baktım.
Her defasında bir daha kırıldı umudum.
Bırak seni tamamen unutmayı, bir süreliğine bile aklımdan çıkarmayı başaramadım.
Ne eşyalarını atabildim, ne de bir daha gelmeyeceğini kabullenebildim.
Baktıkça yüreğim yandı da, tek bir fotoğrafını bile yakmaya kıyamadım…

Sen mi beni kaybettin yoksa ben mi seni, inan hiç bilmiyorum.
Bildiğim tek şey; göğsümün içinde tarifsiz bir acıyla yaşamak zorunda olduğum…

Aslında her gün ölüyorum…

Ezgin KILIÇ
Ne yaralar kapandı,
Ne unutabildim,
Ne de alıştım zamanla...
Ben sana 'özledim' diyeyim; sen hala acıdığını anla...

Ezgin KILIÇ
 
Seni unuttuğumu söylersem yalan olur…
Telefona sıkışıp kalmış bir mesaj, birkaç eski fotoğraf, bir saç tokası ya da küpe,
defalarca dinletilmiş bir şarkı hatırlatıyor insana.
O zaman anlıyorsun ki asırlar geçse bile unutmak imkansız.
Çünkü insan mutluluğu unutamaz.
Sevdiği, sevildiği günleri söküp atamaz yüreğinden.
Ama hiçbir şey eskisi gibi de değil…
Uyuyabilmek için sarılmana ihtiyacım olan geceler yok artık.
Yeni bir güne huzurla uyanmam için günaydın mesajına gerek yok…
Ağlamaktan gözlerimin şiştiği zamanlar çok geride kaldı.
Aslında bir zamanlar birbirimizi çok sevmiş olmamızın bir önemi yok.
Bir an bile çıkmadığın aklıma şimdilerde misafir bile olmuyorsun.
İçimde yanan, beni yakan, acıtan o ateş artık küllendi.
Olur olmadık zamanlarda seni aramak gelmiyor artık içimden,
nasıl olduğunu eskisi kadar merak etmiyorum, senin için endişelenmiyorum…
Şimdi neredeyim, nasılım diye merak ediyorsan söyleyeyim.
Zamanın acıya ilaç olduğu o yerdeyim ve artık iyiyim...

Bunlar sana yazılmış birkaç cümleden ibaret şeyler değil.
Bunlar benim içimde kalmış uktelerim, hayal kırıklığım, yarım kalışım, yangınlarım…
Bu sana son kanayışım, son mektubumdu!
Ben ağlaya ağlaya yazdım, sen güle güle oku…

Ezgin KILIÇ
 
Dileğim; çok sev...
Her şeyden, herkesten çok sev...
Gittiğinde gelmeyeceğini bile bile bekleyecek kadar sev, her gece ağlayacak kadar...
Terkedildiğinde her saniye sesini özleyecek kadar çok sev,
telefon başında sabahlayacak kadar çok...
Öyle bir sev ki gönderemediğin mektuplar yaz ona, okuyamadığın şiirler yaz...
Kan damlat gözlerinden satır aralarına.
Ona yüreğini yaz ama o hiç bilmesin.
Yaz ki, yazmak için kanamak gerektiğini ögren...
Belki o zaman beni anlarsın...
Ezgin KILIÇ
 
Hayatıma son vermeden önce sana son kez yazıyorum.
Bu bir intihar değil, seni Allah’a ihbar mektubumdur…
Satırlarıma başlamadan önce son bir kez daha seviyorum seni. Saçlarını son bir kez daha okşuyorum usulca. Senden nefret etmek için o kadar çok nedenim var ki… Ama her şeye rağmen bunu yapamıyorum. Sana kızamıyorum, nefret edemiyorum. Senden kurtulmanın mümkün olmadığı bir hayatı ite kaka yaşamaya çalıyorum. Çareler çare olmuyor acıma, içimdeki sesi susturmayı başaramıyorum.
Geç kalışlarıma ağlıyorum bu gece, ertelediklerime…
Böyle olmasaydı keşke…
Oysa seni tanımadan önce de mutluydum ben. Telefona bağımlı yaşamıyordum en azından. Birinin sesi bana hayat destek ünitesi olmak zorunda değildi. Soğuk kış gecelerinde bir yorgan daha örterdim üzerime, bir yere gittiğimde çift kişilik masaya oturmazdım, yalnız da gidebilirdim sinemaya; tüm bunlar için sana ne gerek vardı? Ne diye seviyorum dedin, ne diye sarıldın, öptün… Ne diye elimden tuttun, hayal kurdun benimle? Ben sana ne yaptım da böyle alıştırdın kendine?
Günlerdir uykusuzum…
Yattığım gibi uyuduğum zamanları özlüyorum.
Şimdi son bir kere daha uyuyup bir daha uyanmak istemiyorum…
O kadar hayal kırıklığım var ki artık hiçbirisiyle başa çıkamıyorum… Bir insanın mutlu olacağı günleri iple çekip, ucuna geldiğinde o ipin kopmadı ne acı… Gülümsemeye bir adım kala geçtim mutluluğu. Kocaman bir çığ kütlesiyle boğuşan kardelen gibiyim, filizlenirken döküldü tomurcuğum…
En kötüsü de asla baba olamayacağım!
Minik bir kız çocuğuna küçücük elbiseler giydirip dans edemeyeceğim onunla. Omzuma alıp parka götüremeyeceğim, elinden tutup okula gidemeyeceğim. Onun büyüdüğünü izleyemeyeceğim mesela…
İçimde çoktan kopmuş bir kıyamet var!
Hiç tadamayacağım duygular için ağlıyorum bu gece…
Bu mektubum olur da eline geçerse bir şekilde, okursan hiç beklemediğin anda bir yerlerde; üzülmüş gibi yapma lütfen…
Bir palyaçonun hüzünlü yüzünden düşürdüğü gülümseyişi tak yüzüne. Kocaman umutları olan bir adamı koca bir hiçe çevirmenin haklı gururunu yaşa.
Böyle olması benim seçimim değildi! Ben istemez miydim yeni bir güne daha umutla uyanmayı? Korkmadan, kaçmadan sevmeyi, “ne olacaksa olsun…” deyip sıkı sıkıya sarılmayı? Parmaklarım sızlayana dek hayata tutunmayı, bağlanmayı. Hatta yeniden sevmeyi…
Elbette isterdim…
Hem de her şeyden çok isterdim bunu… Şimdi senin olsun yüreğin de, sevgin de, huzurun da. Gidiyorum artık hayatından.
Ben intihar ederken, sen iftihar et…
Ölene dek seni seveceğime söz vermiştim, o sözümün hala arkasındayım.
Biraz sonra hayatıma son verirken hala seni seviyor olduğumu bil. Son gözyaşımı da senin için dökeceğim sevdiğim kadın.
Bu sana son ağlayışım…
Hoşça kal…

Ezgin KILIÇ
 
Ben sana 'üşüdüm' diyorsam; gel de sarıl anla.
Çok seviyorum anla,
Ve özledim anla...
Sonra ne istiyorsan onu yapmaya devam edersin, ama lütfen beni anla...

Ezgin KILIÇ
 
Artık beni sevmediğini, seni ne kadar sevdiğimi önemsemediğini, bunların hiçbir öneminin kalmadığını biliyorum.
Bildiğim bir gerçeğin içindeki imkansız bir ihtimalle seviyorum seni.
Beni bir daha sevemezsin, öyle değil mi?

Olsun...
Içimde bıraktığın boşluk öylece kalsın bende.
Doldurmaya hiç çalışmadım birgün gelirsin belki diye, bundan sonra da çalışmam.
Hatta hiçbir zaman gelmeyeceğini bile bile...
Seni sevmeye devam etmem için varlığına ihtiyacım yok.
Ya da acımı avutmam için başka birinin varlığına... Sevdim...
Sen istiyorsun diye değil, bana iyi geliyorsun diye sana bağlandım.
Ben öyle sevdim ki seni, ne yokluğunu ne de yalnızlığımı kimseyle paylaşmadım...

Ezgin KILIÇ
 
Ben seni çok sevdim...
Ince, uzun parmaklarınla doldurdum parmaklarımın arasındaki boşluğu.
Uğrunda ölemeyecek kadar çok sevdim seni. Çünkü seninle yaşayabilme ihtimalini seçtim. Mutlulukla geçen bir ömrün son nefesinde seninle olmayı, yanında ölmeyi istedim. Yüreğimin en kuytu yerlerinde sakladım seni. Sardım, sarmaladım...
Bazı zamanlar özleyerek sevdim seni, bazen ağlayarak...
Keşke tanımasaydım demiyorum seni. Iyi ki tanıdım, sevdim...
Her barışmanın ardından öyle güzel ve içten sarıldın ki bana; senin küsmelerini bile sevdim...
Her şeyini sevdiğim gibi...
Şu an çektiğim acının bir zamanlar verdiğin mutluluğun yanında lafı bile olmaz.
Bu yüzden hala minnettarım sana...
Eksik olma...

Bitti...
Her güzel şey gibi bitti. Bitmesini istemediğim her şey gibi bitti.
Ara sıra beni darmadağın etmeye yetecek birkaç hatıra kaldı bende.
Bir de hiç iyileşmeyecek sandığım o derin yaranın izi...
O zamanlar da söylemiştim sana, sonradan da çok söyledim.
Hala da söylüyorum.
Bitmesine bitti de,
Ben seni çok sevdim...


Ezgin KILIÇ
 
Artık kendi ayakların üzerinde durmanın vakti geldi dediklerinde vazgeçtim çocuk olmaktan…
Sokakta top oynamaktan…
Körebeden,
Okuldan,
Öğretmen olabilme hayalimden…
Mavi önlük giyip beyaz yakalık takan sekiz yaşındaki tek yetişkin ben değildim her halde.
Bir cebinde misketlerini, diğer cebinde boyadığı ayakkabılardan aldığı bozuk paraları biriktiren sadece ben değildim.
Büyümenin yaşı olmadığını oyuncaklarımla oynamayı bırakıp simit satarken öğrendim.
Simit parasıyla ekmek alarak vazgeçtim çocuk olmaktan…
Hep büyük adam olacaksın derdi annem.
Ben artık büyük bir adamım…
Kendi ayakları üzerinde durmak, “büyümek” demekti…

Kendi ayakları üzerinde durmak...
Neydi ki “kendi ayakları üzerinde durabilmek”, yürüdüğüm bu ayaklar başkasına mı aitti yoksa?
Birkaç gün sonra tekerli sandalyede mendil satan bir amca gördüm, bacakları yoktu.

Yakasında ufacık bir madalya, altında da Kore Gazisi yazıyordu.
O zaman anladım;
Kendi ayakların üzerinde durmak demek, “gururdu”…

Kendi ayakları üzerinde durmak…
Sanırım bu içindeki çocukla bir ömür boyu saklambaç oynamak gibi bir şey.
Onu yok sayıp onun isteklerine sırt çevirmek…
Canın şeker çektiğinde yiyemiyorsun mesela.
Canın acıdığında ağlayamıyorsun.
En basiti şımaramıyorsun artık, nazlanamıyorsun.
Gülümseyişin bile seyrekleşiyor giderek. Yaramazlık yapmaya hakkın kalmıyor…
Büyüdükçe kusurların da büyüyor seninle. Kabahatlerin alttan alınmıyor.
Bunlar olmuyor çünkü; hiçbir esprine gülmeyen, seni ciddiye alan bir hayat oluveriyor karşında.
Kendi ayakları üzerinde durmak, “ciddi almaktı” biraz da…

Çok sonradan anladım kendi ayakları üzerinde durmanın ne demek olduğunu.
Bu alın teri demekti, emekti…
Yüreği beş kuruş etmeyen birine tamah etmemekti.
Yalvaran gözlerle bakmadan, dimdik durabilmek demekti.
Kimsenin omzuna basmadan yükselebilmek demekti bu.
Ve omuzlarını hiç kimseye çiğnetmemekti…
En çok çalışıp en az parayı kazanmaktı, onunla üç çocuk okutmak, koca bir aileyi doyurmaktı…
Onurdu,
Gururdu,
Şerefti…

Ömrüm…
Çocukluğumdan vazgeçip erken büyüdüğüm ömrüm…
Hayatı ciddiye almak zorunda kalmak ne kötü şey…
Belki de kötü olan hayatı erken yaşta ciddiye almak zorunda kalmaktır, kim bilir…
İçimdeki çocuk mu? O çoktan yaşlandı, bense artık yoruldum.
Özlediğim bir şey kaldıysa geride,
O da bir ekmek parasına sattığım çocukluğum…
Her neyse…
Şükür, yaşıyoruz işte…

Ezgin KILIÇ
 
Seni umursamayan birini sevmekten vazgeç!
Çünkü vazgeçmezsen daha çok seversin.
Ve sevdikçe kırılır insan, sevdikçe yanar canı...
Ona karşı hissettiğin şey ne kadar büyükse, umursanmayışın o kadar dokunur sana.
Her gidişine ne kadar göz yumabilirsin ki?
Ya da her dönüşünde ne kadar hiçbir şey olmamış gibi davranabilirsin?
Unutma ki seni kaybetmek istemeseydi zaten gitmezdi.
Peki seni gözden çıkarmış birini sen neden bekleyesin ki?
Sana da yazık değil mi?
Seni ağlatan kişi uzanıp dokunmuyorsa yanaklarına, silmiyorsa gözyaşını; boş ver ağlama...
Senin saçlarına,
Senin ellerine,
Senin yüreğine dokunmasına ihtiyacın olduğunda yoksa, sil at onu hayatından.
Çünkü senin kalbine değemeyen, gözyaşına hiç değmez...
Senin hala sevdiğini biliyorsa,
O olmadan uyuyamadığını, en azından bir mesajına bile ihtiyacın olduğunu biliyorsa,
Ve bunları bildiği halde sana hala acı çektiriyorsa, senin için endişelenmiyorsa, aramıyorsa, sormuyorsa; son bir kez daha ağla…
Bırak aksın gözyaşın, onu sil hayatından. Yüreğinden at.

Çünkü o senin ne bir damla gözyaşına, ne de seni acıtan o sevgine layık değil…
Birinin gözünde kıymetin yoksa ona daha ne kadar değer verebilirsin ki?
Bir insanı ne kadar taşıyabilirsin yüreğinde, daha ne kadar bekleyebilirsin gelmeyeceğini bile bile?
Allah kaderine yazmamışsa, onu sana bağlayan bir bağ yaratmamışsa, ne kadar seversen sev çektiğin acıyla kalırsın ancak.
Kendi yarattığın yalnızlığınla kalırsın...
Geç olsa da artık anla!
Hayatında yer edemediğin birini bir ömür sevemezsin.
Çünkü bu her gün yeniden ölüm gibidir ama bir türlü ölemezsin...
Eğer değiştiremiyorsan, değişmek istemiyorsa, bir şeyleri yoluna sokmak için daha fazla üstelemenin anlamı yok demektir.
Birinin hayatında zorla bir yer edinmeye çalıştığını, o söylemese de aslında istenmediğini kabullenmelisin.
Kendine bir iyilik yap ve o kaçınılmaz ayrılığı artık erteleme.
Seni sevmiyorsa sevmiyordur, kendini zorla sevdiremezsin.
Karşılıksızsa sevgin, gitmeyi bileceksin…
Ezgin KILIÇ
 
Geri