EYYÜHELVELED (Ey Oğul)

Konu sahibi son olarak 3462 gün önce görüldü
HÜCCET-ÜL-İSLÂM İMÂM-I GAZÂLÎNİN

EYYÜHELVELED (Ey Oğul)

Kitâbının Tercemesi

Allahü teâlânın lutf-u ihsânı ile lâtin harfleri ile basılması nasîb olan (Ey Oğul) ismi ile meşhûr ilmihâl kitâbı ilk olarak Süleymân bin Cezâ’ hazretleri tarafından 960 [m. 1552] senesinde türkçe te’lîf edilmişdir. [(İslâm ahlâkı) kitâbının üçüncü kısmına bakınız!] Hüccet-ül-islâm İmâm-ı Muhammed Gazâlî hazretlerinin (İhyâ-ül-Ulûm) kitâbından ve diğer mu’teber kitâblarından istifâde edilerek hâzırlanan bu kitâba yanlış olarak (Hüccet-ül-islâm) ismi verilerek, Hüccet-ül-islâm İmâm-ı Gazâlînin (Eyyühel Veled) kitâbının tercemesi zan olunmuşdur.

Eyyühel Veled kitâbı, arabî olup, birçok kütübhânelerimizde, meselâ Bâyezidde Belediye kütübhânesinde 812 ve 941 numaralar ile mevcûddur. Türkçe tercemesi de, meselâ Nuriosmâniyye Kütübhânesinde vardır. Biz, Bursa Umûmî Kütübhânesi Emîniyye kısmında 97-1437 numarada kaydlı fârisî tercemesinden bir mikdâr türkçeye çevirdik.

Herhangi bir kimse, herhangi bir yerde, herhangi bir zemânda, herhangi bir kimseye, herhangi bir şeyden dolayı, herhangi bir sûretde hamd eder, onu medhederse, bu hamdlerin hepsi, Allahü teâlâya mahsûsdur. Çünki, herşeyi yaratan, terbiye eden, yetişdiren, her iyiliği yapdıran, gönderen hep Odur.
Kuvvet, kudret sâhibi yalnız Odur.

Bütün düâlar ve iyilikler, Onun Peygamberi ve sevgilisi olan Muhammed aleyhisselâma ve Ona yakın ve sevgili olanların ve Eshâbının hepsine olsun.

Büyük İmâm, insanlığın büyük önderi, müslimânların haklı ve doğru olduklarını gösteren senedleri, Muhammed Gazâlî (Allahü teâlâ ona bol bol rahmet eylesin) hazretleri hicretin 450. ci yılında Tus şehrinde tevellüd ve 505 [m. 1111] de orada vefât etdi. Kendisine senelerce hizmet edip tâm ilm öğrenen talebesinden birisi, kendi kendine düşünüp; senelerce zahmet çekip çok şey öğrendim. Bu kadar çok ilmden bana en lüzûmlu ve fâidelisi acabâ hangisidir? Âhiretde imdâdıma yetişecek, mezârda dünyâ dostlarım beni yalnız bırakıp gitdikleri zemân, bana arkadaş olacak, mezârdan kalkınca, ananın evlâdından, kardeşin kardeşinden, dünyâdaki dostların birbirlerinden kaçıp, herkes başının çâresini aradığı vakt beni kurtaracak olan acabâ hangisidir? Dünyâda, âhiretde fâidesi olmıyan acabâ hangileridir? Bilsem de bunlardan uzaklaşsam. Çünki, Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” (Fâidesiz ilmi öğrenmekden ve Allahü teâlâdan korkmıyan kalbden ve dünyâya doymıyan nefsden ve Allah için ağlamayan gözden ve kabûle lâyık olmıyan düâdan Allahü teâlâ bizi korusun) buyurmuşdur, diye uzun zemân düşündükden sonra, anlamak için hocası olan Hüccet-ül-İslâm İmâm-ı Gazâlîye (Allahü teâlâ, onun kabrini nûr ile doldursun) mektûb yazdı ve bununla berâber birkaç zemân hayrlı düâ etmesini yalvardı ve bu süâlin cevâbı, her ne kadar (İhyâ-ül-ulûm), (Kimyâ-yı se’âdet), (Tefsîrler), (Hadîs-i Erba’în) ve (Minhâc) gibi kitâblarınızda yazılı ise de, bana kısa, açık ve fâideli cevâb veriniz de, her sabâh okuyup, ona göre hareket edeyim, dedi.

Hüccet-ül-islâm İmâm-ı Gazâlî, şu cevâbı yazıp gönderdi:

FASL

1 — Ey sevgili oğlum ve sâdık dostum! Allahü teâlâ, sana uzun uzun ömürler verip, ömrünü ibâdet ile ve Onun gösterdiği yolda gitmek ile geçirmek nasîb eylesin! Bütün nasîhatlar Peygamberimiz Muhammed sallallahü aleyhi ve sellemden alınmışdır. Ondan gelmiyen nasîhatlar fâide vermez. Dünyâya yayılmış olan bu nasîhatlardan, birisini bile almadın ise, senelerce yanımda niçin kaldın ve niçin okudun?
 
2 — Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” dünyâya yayılan nasîhatlarından biri şudur:

(Allahü teâlânın, bir kuluna rahmet etmeyeceğine, ona gadâb ve azâb edeceğine alâmet, dünyâya ve âhırete fâidesi olmıyan şeylerle meşgûl olması, zemânlarını lüzûmsuz şeylerle öldürmesidir. Bir kimsenin ömründen bir sâati, Allahü teâlânın beğenmediği bir şeyde geçerse, ne kadar çok pişmân olsa, üzülse yeridir. Bir kimse kırk yaşını geçdiği hâlde onun hayrlı işleri, ya’nî sevâbları, kötü işlerinden, ya’nî günâhlarından ziyâde olmadı ise, Cehenneme hâzırlansın).

3 — Bu hadîs-i şerîfin ma’nâsını iyi anlayanlara, bu nasîhat yetişir.

4 — Nasîhat vermek kolaydır. Nasîhat kabûl etmek güçdür. Çünki, nefslerine uyanlara, dünyâ zevklerinin peşinde koşanlara, nasîhat acı gelir, harâmlar ise tatlı gelir. Bunun için, Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde, meâlen (Kâfirlerle harbediniz! Harb, size, acı ve sıkıntılı gelir. Size zor gelen şeyler, ya’nî Allahü teâlânın emrleri, sizin için hayrlıdır, iyidir. Size iyi gelen, sevdiğiniz şeyler, ya’nî harâmlar, size zararlıdır, fenâdır. Hayrlı olanları Allahü teâlâ biliyor, siz bilmiyorsunuz) buyurdu. Hele senin gibi, ilm ismi verilen ve ilm şekline sokulan, lüzûmsuz şeyleri öğrenenlere ve ilmi, dünyâda ve âhıretde kendine ve insanlara fâideli olmak için değil, herkese büyüklük satmak için ve yalnız dünyâlık kazanmak için okuyup, âhıretlerini düşünmiyenlere nasîhat te’sîr etmez. Amelsiz ilm, insanı kurtarır zannediyorsun ve ilm sâhibi olunca, amel etmeden kurtuluruz sanıyorsun. Bu hâlinize çok şaşılır. Çünki ilmi olan kimsenin, amelsiz kuru ilmin kıyâmetde kendine zarar vereceğini, bilmiyordum, diye özr ve behâne yapamıyacağını bilmesi lâzımdır. Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” şu hadîs-i şerîfini de işitmediniz mi? Buyuruyor ki, (Kıyâmet günü azâbların en şiddetlisi, elbette, ilminin fâidesini görmiyen âlime olacakdır). Büyüklerden biri “rahmetullahi aleyh”, Cüneyd-i Bağdâdîyi “kaddesallahü rûhah”, rü’yâda görüp ne hâlde olduğunu sorunca, Cüneyd buyurdu ki, o kadar sözlerim, keşf ve işâretlerim, ya’nî zâhirî ve bâtınî bilgilerim hep harâb oldu, tükendi; yalnız bir gece kıldığım iki rek’at nemâz imdâdıma yetişdi.
 
5 — Ameli, ibâdeti elden bırakma! Kalbe âid hâlleri ve bilgileri unutma! Ya’nî hareketlerin ilme, hâllerin de, tesavvufa uygun olsun!
İyi bil ki, amelsiz ilm, insanı kurtaramaz. Bunu sana bir misâl ile anlatayım: Bir kimse, dağda bir arslana rastlasa, yanında tüfeği ve kılıcı bulunsa ve bunları kullanmasını iyi bilse ve ne kadar cesûr olursa olsun, bu âletleri kullanmadıkça, arslandan kurtulabilir mi? Sen de bilirsin ki, kurtulamaz. İşte bunun gibi, bir kimse ne kadar ilm sâhibi olursa olsun, bildiğine göre hareket etmezse, ilminin fâidesi olmaz. Diğer bir misâl, bir tabîb hastalansa, hastalığını teşhis edip ilâcını da bilse ve bu ilâc hakîkaten o hastalığa çok iyi gelse, ilâcı kullanmadıkça, yalnız bilgisinin onu iyi edemiyeceğini pekâlâ bilirsin. Şâ’irin dediği gibi:

Binlerce litre ilâc yapsan,
Fâidesi olmaz içmedikçe.

Bir insan ne kadar ilm edinse, ne kadar kitâb okusa, bildiklerini yapmadıkça fâidesi olmaz.
 
6 — Allahü teâlânın emr etdiği, beğendiği iyi şeyleri yaparak onun merhametini kazanmaz isen, rahmetine kavuşamazsın. Bir âyet-i kerîmede meâlen, (İnsan yalnız çalışmakla ve ibâdet yapmakla se’âdete kavuşur) buyuruldu. Bu âyet-i kerîme, sonra başka âyet ile değişdirildi, diyen olursa; böyle söyliyen değişsin, yıkılsın. Eğer bu âyet değişdirildi dersen, diğer âyetlere ne diyeceksin? Bir âyet-i kerîmede meâlen, (Allahın rahmetine kavuşmak istiyenler, emrlerini yapsınlar) buyuruldu. Bir âyet-i kerîmede meâlen, (Dünyâda yapılanların karşılıklarını göreceklerdir) ve bir âyet-i kerîmede meâlen, (Îmân edip, ibâdet yapanlar ve harâmlardan kaçanlar, elbette Cennetlere girecek, ni’metlere kavuşacaklardır) ve bir âyet-i kerîmede meâlen, (Cennet yalnız îmân edip, ibâdet edenler içindir) ve bir âyet-i kerîmede meâlen, (Allahü teâlâya ve Onun Peygamberlerine itâ’at edenler, âhıretde Peygamberlere ve sıddîklara ve şehîdlere ve sâlihlere verilen ni’metlere ortak olacaklardır) buyuruldu. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” hadîs-i şerîfde, (Müslimânlık beş şey üzerine kurulmuşdur: Birincisi, Allahü teâlâya ve Muhammed aleyhisselâmın Onun Peygamberi olduğuna inanmak, ikincisi her gün beş vakt nemâz kılmak, üçüncüsü, senede bir kerre malının kırkda birini müslimân olan fakîrlere zekât vermek, dördüncüsü, Ramezân-ı şerîf ayında her gün oruc tutmak, beşincisi, Mekke-i mükerremeye giderek, ömründe bir kerre hac etmek) ve bir hadîs-i şerîfde, (Îmân, altı şeye kalb ile inanmak ve inandığını dili ile söylemek ve Allahü teâlânın emrlerini beğenmekdir) buyurdu. İnanmakla ve söylemekle îmân hâsıl oluyor, ibâdet etmekle kemâle gelip cilâlanıyor.
Ehl-i sünnetin reîsi, dîn-i islâmın en büyük âlimi imâm-ı a’zam Ebû Hanîfe “rahmetullahi aleyh” [80-150 Bağdâdda] vasıyyetnâmesinde buyuruyor ki:(Îmân, dil ile söylemek ve kalb ile inanmakdır). Amelin lâzım olduğunu gösteren dahâ sayabildiğin kadar vesîkalar vardır. Fekat ne yapayım ki sen uykudasın! Eğer bu sözümden, (Şu hâlde insanlar amelleri için Cennete girecek, Allahü teâlânın rahmetiyle, ihsâniyle girmeyecekmiş) dersen, sözlerimi anlamamış olursun. Demek istiyorum ki, insan Allahın lutfü, ihsânı ile Cennete girecekdir. Fekat itâ’at ve ibâdet yaparak rahmete kavuşmaya hâzırlanmaz ve lâyık olmazsa Allahın lutfü ve rahmeti ona gelmez. Nitekim bir âyet-i kerîmede meâlen, (Rahmetim, muhsinler için, ya’nî emrlerimi kabûl edip yapanlar içindir) buyuruldu. Allahü teâlânın rahmeti yetişmezse, kimse Cennete giremez. Cennete yalnız îmân ile girilecekdir, denilirse, evet öyledir, lâkin birçok tehlükeleri atlatdıkdan sonra girilecekdir.Îmân ile gitmiyen, Cennete girmiyecekdir. Cennete girmek için âhırete îmân ile gitmek ve diğer tehlükeleri de atlatmak lâzımdır. Fekat bu zemân da Cennetin en aşağı derecesine kavuşabilir.
 
7 — İyi bil ki, çalışmayınca, din yolunda yürümedikçe sevâb kazanamazsın! Benî İsrâîlden birisi çok seneler ibâdet etmişdi. Allahü teâlâ, bunun ibâdetlerini meleklere göstermek istedi. Yanına bir melek gönderip şöyle sordurdu: Dahâ ne kadar ibâdet edeceksin? Cennetlik olmadın mı? Cevâbında dedi ki: Benim vazîfem, kulluk yapmakdır. Emr sâhibi Odur. Melek bu cevâbı işitince: (Yâ Rabbî! Sen her şeyi bilirsin. O kulunun cevâbını da duydun) dedi. Bir hadîs-i kudsîde meâlen, (O kulum, alçaklığı ile, aşağılığı ile berâber bizden yüzünü çevirmiyor, biz de ihsân ve merhamet sâhibi olduğumuzdan, elbette onu bırakmayız. Ey meleklerim! Şâhid olunuz, onu afv etdim) buyuruldu.
 
8 — Peygamberimiz Muhammed “aleyhisselâm” bak ne buyuruyor: (Âhıretde hesâba çekilmeden önce, dünyâda iken hesâbınızı görünüz ve tartılmadan önce, kendinizi tartınız!) Alî Murtezâ “radıyallahü anh” buyurdu ki: Uğraşmadan, çalışmadan Cennete kavuşacağını zanneden kimse, hayâle kapılıyor. Çalışarak kavuşacağım diyenin de kendini yorması, ibâdet meşakkatlerini yüklenmesi lâzımdır. Hazret-i Alînin “radıyallahü anh” talebesinden Hasen-i Basrî “rahmetullahi aleyh” diyor ki: İbâdet etmeden Allahü teâlâdan Cennet istemek, büyük günâhdır. Büyüklerden biri buyuruyor ki, (İlmi fâideli olan kimse, ibâdeti bırakmaz, ibâdetin sevâbını düşünmeği bırakır). Peygamber efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Akl sâhibi, nefsini ezip, âhıretde lâzım olan şeyler için çalışır.
Ahmak, abdal olan da nefsinin arzûları peşinde koşup, Cennete götürmesi için de, Allaha düâ eder).
 
9 — İlm öğrenmek ve kitâb okumak için çok gecelerini fedâ etdin ve çok tatlı uykularını kendine harâm eyledin. Bilmem ki, niçin kendini bu kadar harâb etdin? İlm öğrenmekden maksadın eğer dünyâ menfe’atlerini toplamak, şöhret, mevki’ sâhibi olmak ve müslimânlara büyüklük göstermek idi ise, sana yazıklar olsun! Çok aldanmışsın, kendini azâba sürüklemişsin! Yok eğer maksadın islâmiyyete ve Muhammed aleyhisselâmın dînine yardım etmek ve ahlâkını temizlemek ve nefsini kırmak idi ise, sana müjdeler olsun! Kendine ne güzel ve ebedî istikbâl hâzırlamışsın. İstikbâl, se’âdet-i ebediyyeye kavuşmakdır. Beyt:

Senin için olmıyan uykusuzluklar boşunadır,
Başkalarının firâkına ağlamak boşunadır.
 
10 — Keyfine göre yaşa! Fekat bu yaşaman uzun sürmiyecek, birgün elbette öleceksin. Gece gündüz düşündüğün, sımsıkı sarıldığın lezzetlerden elbette ayrılacaksın. Dünyânın nesini seversen sev, hepsine vedâ’ edeceksin! Elinden geleni yap! Fekat unutma ki, her yapdığının hesâbını vereceksin!
 
11 — Îmân edilecek şeyleri akla uydurmağa, beğendirmeğe uğraşmak, dinsizlerle, câhillerle, münâkaşa edip, onların bozuk düşünceleri ile uğraşmak ve Kur’ân-ı kerîmi öğrenmeden ve nemâzı, abdesti, orucu, farzları, harâmları okumadan, bilmeden para kazanmağa kalkışmak, herkesden fazla zengin olmak için doktorluk, mühendislik, edebiyyât, hukuk ilmleriyle uğraşmak, ömrü boş yere harcamak olur.

Allahü teâlâya yemîn ederim ki, Îsâ aleyhisselâmın İncîlinde okudum; bir kimseyi tabuta koydukdan mezâra bırakıncaya kadar; Allahü teâlâ ona kırk süâl soracakdır. Birincisi, (Ey kulum! Yaşadığın kadar hep dünyâ için süslendin, herkesin beğenmesi, hurmet etmesi için birçok şeyler öğrendin. Benim emretdiğim şeyleri de öğrendin mi, istediklerimi yapıp, harâm etdiklerimden kaçındın mı?)
 
12 — Allahü teâlâ sana her gün soruyor: (Başkaları için neye bu kadar uğraşıyorsun? Görmüyor musun ki, tepeden tırnağa kadar benim iyiliklerim ile, ihsânlarım ile örtülüsün?) Fekat sen bunu duymuyorsun. Çocuk oyuna dalıp etrafını görmediği gibi, dünyâ zevkleri, nefsin arzûları seni sağır ve kör eylemiş!
 
13 — İlm öğrenip de, bunu kullanmamak delilikdir. İlmsiz amel de yanlış olur, kabûl edilmez. Mısra’:

İlm edin ve ibâdetde kusûr etme!

Ateşde sonsuz yanmakdan bu ikisi kurtarır.

Bugün seni günâhdan korumıyan ve ibâdete sevketmiyen ilm, yarın Cehennem ateşinden de korumaz.

İbâdet ederek geçmiş günâhlarını afv etdiremezsen, kıyâmetde elin ve dilin âciz kaldığı zemân, (Yâ Rabbî, bizi geri dünyâya gönder, bütün ömrümüzü ibâdetle geçireceğiz) diyenlerden olursun. Fekat (Ey ahmak! Oradan geldin ya!) cevâbını alıp kalırsın!
 
14 — Cân-ü gönülden çalışmak, Allahü teâlânın düşmanı olan nefse şiddetle karşı koyup, onu ezmek lâzımdır ve her an kendini mezârda bilip, ona göre hâzırlanmalıdır. Senden evvel gidenler, hep sana, onlara ne zemân ve ne hâlde kavuşacağına bakıyorlar. Aklını başına topla da, oraya sermâyesiz gitme! Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” buyurdu ki: İnsanın vücûdu, yâ kuş kafesine benzer ki, açılınca kuş uçup kurtulur veyâ hayvanın ahırına benzer ki, açılınca hayvan yük çekmeğe, zahmete sokulur. Düşün! Bakalım sen bunlardan hangisisin? Kuş kafesi isen, (Rabbine kavuş) sesini işitince uçup yükselirsin. Nitekim hadîs-i şerîfde, (Sa’d bin Muâzın “radıyallahü anh” ölümü sebebiyle arş titredi) buyuruldu. Eğer Allah korusun, ahıra benziyorsan, ya’nî Allahü teâlânın, (Başlarına gelecekleri düşünmediklerinden, hayvanlara benzerler, hattâ dahâ aşağıdırlar) buyurduğu kimselerden isen, hiç şübhe etme ki, hâneden hâviyeye, ya’nî doğru Cehenneme gidersin. Hasen-i Basrî “rahmetullahi aleyh” hazretleri, birgün eline bir bardak soğuk şerbet almışdı. Birdenbire bayılarak bardak elinden düşdü. Kendisine gelince, sebebini sordular. Cehennemde yananların, Cennetdeki arkadaşlarına seslenerek: (İçdiğiniz Cennet sularından bize biraz veriniz) dedikleri hâtırıma geldi, korkudan aklım kaçdı, dedi.

 
Geri