Ey inananlar!

🕒 Konu sahibi 2 saat önce aktifti
Kur'an'ın Allah kelamı olduğunun delili var mıdır? Nasıl inanacaz?
 
Peygamberimizi gören en yakınında olan sahabiler tarafından toplatılmış olması yeterli kanıttır benim için ..
 
Anatomiye, biyolojiye bak, astronomiye bak, zoolojiye bak. Dinde bulamadiysan fende ara, ya da kendine bak kendinde ara; bulmak istersen Allah senin yardincindir.
 
Anatomiye, biyolojiye bak, astronomiye bak, zoolojiye bak. Dinde bulamadiysan fende ara, ya da kendine bak kendinde ara; bulmak istersen Allah senin yardincindir.
Onlar Allah'ın kanıtı olabilir. Kur'an'ın Allah kelamı oldugunun değil.
 
Ateistleri davet
Tehaddi
Ayeti kerimelerde buyuruluyor ki; Eğer siz, kulumuz Muhammed aleyhisselatu vesselama indirdiğimiz Kur’anı kerimin Allah kelamı olduğu konusunda, Allah tarafından gönderilmiş bir mucize olduğu konusunda bir şüphe ve tereddüt içindeyseniz, bunu içinize sindiremiyor iseniz, bunu kabul etmek istemiyorsanız eğer, bu itirazınızı, bu karşı çıkışınızı bir davranışla, bir fiil ile ortaya koymak mecburiyetindesiniz.
“Fe’tu bi suratin min mislih”, Eğer şüphe ve tereddüt içindeyseniz, o Kur’anın surelerinden bir sureye denk bir sure siz de ortaya koyunuz, siz de söyleyiniz. Ayeti kerimelerden müteşekkil bir sure yapınız.
Arap dilinde buna “Tehaddi” deniliyor. Yani açık meydan okuma.Yapamazsanız, iddianızda, ortaya koyduğunuz davada haksızsınız, gerçekçi değilsiniz demektir.
Cenab-ı Hak buyuruyor ki, “Ved’u şühedaeküm min dunillahi”, Allah’tan başka ne kadar şahid ve yardımcınız varsa, size yardım edebilecek, size müzahir olacak, sizin elinizden tutacak, size destek sağlayacak kim varsa, onları da çağırın. Kendi gücünüz yetmezse, yardımlaşın. El birliği yaparak, güç birliği yaparak, Kur’anın bu davasına, bu davetine, bu çağrısına siz cevap veriniz bakalım. “İn küntüm sadıkın” eğer davanızda, iddianızda samimi iseniz, gerçekçi iseniz, bunu bu şekilde yapınız buyuruyor Cenab-ı Hak.
Ne kadar açık bir davettir. Asırlardan beridir bütün insanlık alemini hedef tutan, muhatap alan bir davettir. İslamiyyeti yok etmek için, müslümanlığı ortadan kaldırmak maksadıyla, nice düşman ve küfür orduları tanzim edilmiş, nice haçlı seferleri teşkil edilmiş, hazırlanmış ve müslümanların üzerine gönderilmiş. Nice imkânlar seferber edilmiş, nice güçler bir araya getirilmiş, bütün bunlara ihtiyaç kalmayacaktı. Bütün bunlar lüzumsuz olacaktı. İnsanlar Kur’anı kerimin bu davetine, bu çağrısına, bu meydan okuyuşuna cevap verebilselerdi. Ama cevap verme imkânına sahip olamamışlardır ve olamayacaklardır da.
Nitekim Cenab-ı Hak böyle bir çağrıda bulunuyor, böyle bir davette bulunuyor da, arkasından da insanlığa hitab eden o Kur’anı kerimin i’cazını, mucize oluş vasfını, çok açık bir şekilde kıyamete kadar ilan eden ayeti kerimeyle buyuruyor ki, istaizü billah,.
“Fe inlem tef’alu”, Şayet yapamazsanız, bunun hakkından gelemezseniz, buna güç yetiremezseniz ki, “Ve len tef’alu”,ebediyyen de yapamayacaksınız zaten. Bunu yapma imkânına sahip değilsiniz. Kur’an gibi bir söz, Kur’anı kerime benzer bir sure, onun surelerine denk bir sure teşkil etme imkânına sahip olamayacaksınız. Öyle ise;
“Fettekunnarelleti ve kuduhennasü vel hicarah”, Yakıtı insanlar ve taşlar olan Ateşten sakının.
Bütün bunlar, işte inkârcılar için hazırlanmış bir akibettir. Bundan öyleyse sakının. Aklı başında olan, Kur’anı kerimin bu güzel ifade üslubu karşısında acizlik duyacaktır.
İşte Cenab-ı Hak bunu ayeti kerimede çok açık ve net olarak ortaya koymuş ve Kur’anı kerimin i’cazının mucize olduğunu ilan etmiştir. Bu ilan ile insanlar hak ve hakikati görmek durumunda kalmışlardır. Kur’anı kerimin davası, Kur’anı kerimin çağrısı fevkalade açıktır. Hiçbir tereddüte mahal bırakmayacak şekilde. “Eğer inanmıyorsanız, tereddüdünüz varsa, şüphe içindeyseniz, haydi buyurun, siz de Kur’an gibi bir söz söyleyin. Ama bunu yapmanız mümkün olmayacaktır. Bunu söylemeniz mümkün olmayacaktır” buyurulmuştur. Sadece “Yapın” diye bırakmamış, ayrıca “Yapamazsınız” diye, işin neticesini de bize haber vermiştir Kur’anı kerim. 2/23-24
Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman, "işittik, dilersek bunun gibisini biz de söyleriz, bu, eskilerin efsanelerinden başka bir şey değildir" diyorlardı. 8/31

Söylemeleri kendilerinden istenildiği zaman ise, şaşkınlık içinde kaldılar. Eğer söyleyebilselerdi zaten Kur’anı kerimin davası haşa sükut ederdi. Ama buna güçleri yetmedi.
 
giphy.gif
 
Adama sordum. Kuran allah kelamı mı diye... Adam cevab verdi (ilteber) "elbette Kur'an allah kelamidir. Bu Kur'an'da apaçık yaziyor" hahahahahah
 
yauv climax, biz de vaktiyle bu islerin pesinden kostuk. ateist olmadik belki ama ateizm sayfalarinda din ile ilgili olan soru başlıklarının hemen hepsini yuttuk. simdi bu da onlardan biri yani. goz asinaligi var artik.

mesela Kuranin Allahin kelami olduğuna dair bir cok ayet var, aslinda mantikli da ayetler bunlar ama sizi tatmin etmiyor. tatmin olacak durumda degilsiniz çünkü o gozle bakmiyorsunuz. diyor ki mesela, kendi lisanimla hatırladığımı yaziya dokuyorum; bu Kuran Allahin kelami olmasaydi, bu surelerde mutlaka bir bozukluk eksiklik noksanlık olurdu.

bu ve buna benzer cok ayet var. mesela bakara 33-34 ayetler var. bu bile insanlığın gucunu kirmaya, o artistligi al asagi etmeye yeter. sen simdi 33-34 ayetlere hangi sistemi çıkartabilirsin. en fazla seriati saptirmis olanlari ornek verip, bir baska batili sistemi yucelteceksin ki, ayetleri alt etmis olamiyorsun.

kuranin, kuranda Allahin kelami olduğuna dair cok ayet var evet. madem sana yetmiyor, o halde baska acilardan bakalim. ahirette hangi dil konuşulacak? arapca. nitekim kainatin, bizim, hatta bizi kirpik uclarimiza kadar ozenmis olan yaratici o kitabi hangi dilde indirdi? arapca. peygamberi hangi uyrukta gonderdi? arap uyruğu. guzel...

Arapça... o bir takim saçma salak montaj goruntuleri birak. fakat hayatında bir kez olsun, acik acik direk kuran diliyle Allah ismine hic mi denk gelmedin? Allahin adi yeryuzunun her bir yaninda yazili duruyor climax. atomlardan olusuyoruz ve her atom etrafinda donuyor ve bu esnada her saniye Allah ismini zikrediyor. bu bilime de acik, gorulen bir sey. bir sivrisinekten bile bu sesi alabiliyor artik bilim adamlar. bir suya kufur edildiginde veya ayet okundugunda suyun tepkimesi artik mikroskobik ortamda veya termal ortamda ciplak gozle gorulebiliyor.

bu kadar yazmayacaktim ama kendi kendine gelisti. yani bunlar aslinda en basit, level 1 ornekler. duymussundur bunlari hayatinin farkli zamanlarinda. fakat şöyle bir sey var. görüyorum, hep din ile ic içe yaşıyorsun climax. dinle yatip dinle kalkıyorsun. dinle bak ne diyor dayi fhsjaakjf sen bunlari hangi amacla soruyorsun. ciddi ciddi bi soyle hele. gercekten bir arayista olduğun icin mi, yoksa musluman kem küm hale gelse de gulup eglensek diye mi? maksadin gerçekten ogrenmek midir?
 
KUR’ÂN-I KERÎM, ALLAH KELÂMIDIR
Bağdâd vâlîsi Sırrî pâşa (Sırr-ı Furkân) kitâbının, İstanbulda [1312] de basılan, birinci cild, üçüncü baskısı, yetmişbeşinci sahîfesinde buyuruyor ki:
Bu kitâbımı yazmadan bir sene önce, Diyâr-ı Bekr şehrinde, bir Cum’a günü, şehrin ileri gelenleri ile oturuyorduk. Arabî dilinde ve din bilgisinde derinliği ile tanınmış olan meşhûr Keldânî papası Abd-i Yesû’ da aramızda idi. Müsâfirim olan Mûsul vâlîsi Muhammed Reşîd pâşaya yanımdakileri takdîm ederken, Abd-i Yesû’ için de (arab edebiyyâtında pek derindir) demişdim. Bunun için belâgat üzerinde çok konuşuldu. Sonraları dilden, kavmciliğe geçildi. Bu sırada, vaktîle,Beyrutlu bir Îsevî ile aramızda geçen bir konuşmayı, bunlara anlatdım: Herkes kendi kavminin büyükleri ile öğünür. Siz de Arab oğullarısınız. Size sorsalar ki, büyük devlet kurmak, ilm, san’at ve belâgat bakımından en büyük adamınız kimdir? Ne cevâb verirsiniz, demişdim. Beyrutlu hıristiyan da, hemen: Muhammed aleyhisselâm demeğe mecbûruz demişdi, dedim ve Abd-i Yesû’a dönerek, size sorsaydım, ne derdiniz, dedim.
Abd-i Yesû’ — Evet, büyük devlet kurmak, medeniyyete hizmet bakımından, arabın en büyük, en meşhûr adamı Odur derim. Fekat, Muhammed aleyhisselâmın, arabın en fasîh konuşanı olduğunu kabûl etmem. Çünki, bunu gösterecek bir eseri yokdur. Kur’ânı gösterirseniz, Kur’ân Onun sözü değildir diyorsunuz. Kur’ânın çok fasîh, pek belîg olması, Onun fasîh ve belîg olmasını göstermez. Evet O, belîg ve fasîh idi. Fekat, Onun gibi, başkaları da vardı. Meselâ, Alînin “radıyallahü anh” sözleri gösteriyor ki, bu da, Onun gibi fasîh ve belîg idi. İslâmiyyetden önce Ümri-ül Kays ve Kus bin Sa’îdenin şöhretlerini hepimiz biliyoruz. Hattâ, Kus bin Sa’îdenin hutbesini, Muhammed aleyhisselâm da beğenmişdi, dedi.
Bu sözü dinleyenler, birbiri ile konuşmağa, bir gürültü sezilmeğe başladığından, ayağa kalkıp, şimdilik kimseden yardım istemiyorum. Lutfen râhat olunuz, dedim. Herkes susdu. Şöyle cevâb verdim:
Şu ânda, din hissimizi, teassubumuzu bir yana bırakıp, ilmî ve ciddî konuşalım! Kur’ân-ı kerîm için siz ne dersiniz? Kur’ân-ı kerîm kimin sözüdür?
A.Y. — Kur’ânı, Muhammed “aleyhisselâm” arkadaşları ile yapdı.
S.Pâşa — Geçenlerde, vâlîlik emrim okununca, siz arabca bir düâ yapmışdınız. O düâyı başkası yazıp size verdi deseler, susar mısınız?
A.Y. — Susmam, ben yapdığımı söylerim.
S.P. — Niçin?
A.Y. — Çünki bu düâyı ben hâzırladım.

S.P. — Hakkınız var. Beş beytli bir gazel yazan kimse bile, bir beytinin çalındığını görse, çalanın cezâlanmasını ister. Herkes eseri ile öğünür, değil mi?

A.Y. — Evet.

S.P. — Sizin o düânızdan dahâ güzeli yapılabilir mi?

A.Y. — Evet, yapılabilir.

S.P. — Sizin düânızla, Kur’ân-ı kerîm arasında fesâhat, belâgat bakımlarından fark var mı?

A.Y. — Elbet, hem de pek çok.

S.P. — Arab edîbleri ve dost ve düşman ilm adamları uğraşarak, Kur’ân-ı kerîm gibi söyliyememeleri, Kur’ânı yazanlar için büyük bir şeref olmaz mı?

A.Y. — Elbet olur.

S.P. — Böyle, yüksek bir eseri, sâhibi başkasına bağışlar mı? Muhammed aleyhisselâm, (Bu Kur’ân, Allah kelâmıdır. İnanmıyorsanız, bir âyeti kadar siz de söyleyiniz! Söyliyemezsiniz!) derdi. O kadar düşman oldukları, elele verip uğraşdıkları hâlde söyliyemediler.
Kimisi belâgati, i’câzı görür görmez îmân etdi. Kimisi, insan bunu söyliyemez diyerek, ister istemez tasdîk etdi. Muhammed “aleyhisselâm”, bunu birkaç kimse ile birlikde yapmış olsaydı, düşmanlar da bir araya gelerek, bunun gibi yapabilirdi. Çünki, müslimânlarda olduğu gibi, kâfirler arasında da, kuvvetli edîb, fasîh kimseler vardı. Sonra, bununla meydân okurken, malı, mülkü, mevkı’i ve hükûmeti yokdu ki, yardımcılarını bunlarla susdurdu denilsin. Kur’ân-ı kerîm, Tevrât, Zebûr ve İncîl gibi, topluca meydâna konmadı ki, yardımcıları, bu eserlerin böyle kıymetli olacağını önceden düşünememişlerdi, sonradan pişmân oldularsa da, iş işden geçmişdi denilsin. Kur’ân-ı kerîm yavaş yavaş yirmiüç senede indi. Her âyet gelince, herkes hayrân kalıyordu. Yardımcıları olsaydı, ne kadar sabrlı, fedâkâr olsalar da, kendi eserlerinin, böyle şân ve şerefini görüp de, yirmiüç sene seslerini çıkarmaz, susabilirler mi idi?
A.Y. — Sözün doğrusu, Kur’ânı, Muhammed “aleyhisselâm”, yalnız kendi yapmışdır.
S.P. — Kur’ân-ı kerîmi siz, nasıl buluyorsunuz?
A.Y. — Çok fasîh, pek belîg, hikmet dolu.
S.P. — Demek, bunu yapan hakîm olmalı.
A.Y. — Evet.
S.P. — Demek ki, Muhammed “aleyhisselâm” hakîm idi.
A.Y. — Şübhesiz hakîm idi.
S.P. — Yalan söyliyen hakîm olur mu?
A.Y. — Olmaz.
S.P. — Muhammed aleyhisselâmın hakîm olduğunu söyliyorsunuz ve hakîm, doğru söyler diyorsunuz. Zâten, bütün hıristiyanların, Onun doğru olduğunu bilmesi lâzımdır. Çünki, Mardin köylerinden birinde bulunan “Deyr-i Za’ferân” adındaki büyük kilisede, nasârânın arabî yazılmış târîh-i mukaddes kitâbından birinde, (Muhammed aleyhisselâma peygamberliğinden evvel herkes, emîn olan Muhammed derdi. Çünki, doğruluğu ile meşhûr idi) okumuşdum. İşte, o doğru sözlü Muhammed “aleyhisselâm”, bize haber verdi ki, (Kur’ân-ı kerîm, insan sözü değildir. Allah kelâmıdır). Buna ne dersiniz? Hayır inanmam derseniz, onun hakîm olduğuna da inanmamış olursunuz. Hakîm idi, sözünde duruyorsanız, Onun sözüne de inanmanız lâzım gelir.
A.Y. — Doğrusunu istiyorsanız, Muhammed “aleyhisselâm” Peygamber idi. Fekat yalnız Arabların Peygamberi idi.
S.P. — Teşekkür ederim. Şübhe bulutları sıyrılıp, hakîkat ışıkları parlamağa başladı. Hakîm yalan söylemez dediniz. Peygamber hiç yalan söyler mi? O hiç söylemez. Öyle ise, Muhammed aleyhisselâmın bütün insanlara, her millete de Peygamber olduğuna inanmanız lâzımdır. Çünki, O bize; (Ben bütün insanların ve Cinnîlerin hepsinin Peygamberiyim) diye haber veriyor. Buna ne dersiniz?
Birkaç sâniye durdukdan sonra, kalkıp gitdi ve bir dahâ yanıma gelmedi.
 
@ihtiyar soru tabi ki klasik. Amacım kimseye kem küm ettirmek değil. Senin kadar zeki bı adam bile nasıl sinirlenmiş bu basit soru karşısında. Çünkü yanıt yok.

Kuranı, Kur'an'a doğrulatıyorsunuz. Bu komik.

Hayret hala bi çelakıl gibi ebcetci falan çıkmamış aranızdan. En çok onlara hastayım.

Ben vereyim cevabı. "nasil ki birileri bigbang'e inanıyor, dünya dışı yaşama inaniyor, evrime inanıyor (-ki bunların da kanıtı yok) ben de milyonlarca insan gibi vahye inanıyorum arkadaşım"

Bunu de canımı ye. Yoksa ilteber gibi kopyalayıp kopyalayıp yapistirirsin
 
Sen Muhammed'ül Emin'e yalancı mı diyorsun? Demek istediğin tam anlamıyla bu mu?
 
Neyse, dur delil ile kanıtlayayım. Her Kur'an( Bir suresi, ayeti veya bölümü vs) okunduktan sonra "Sadak Allah'ül Azim" denir. Bunun anlamı şu; Doğru olan Allah doğruyu söyledi. Bu bir özdeyiş gibi bir şey günümüzde ve her Kur'an okunduktan sonra dendiğine göre Kur'an Allah'ın kelamıdır. Yoksa sadak olan "Mahmut" doğruyu söyledi derlerdi değil mi?
 
semud kavminin helakı ile ilgili kuran'ın çeşitli bölümlerinde çeşitli ayetler var ve kavmin helakı ile ilgili farklı farklı senaryolar ortaya atılmış. ayetlerin hepsi diyanet çevirisidir, bakalım:

zariyat 44: Derken Rablerinin emrinden uzaklaşıp azmışlardı. Bu yüzden bakınıp dururken kendilerini yıldırım çarpıvermişti.
araf 78: Derken, onları o kuvvetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında yüzüstü hareketsiz çöke kaldılar.
kamer 31: Şüphesiz biz, onların üzerine tek bir korkunç ses gönderdik de, onlar, ağıldaki hayvanların çiğneyip ufaladıkları kuru çöpler gibi oldular.
ankebut 40: Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.

aynı konu hakkında farkında olmadan birden fazla farklı yorum yapılmış, sanki yazılan ayet unutulmuş ve düzeltmek için sürekli güncelleme yapılmış gibi geliyor bana.
başka iki ayete bakalım:

enfal 65: Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkâr edenlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir.
enfal 66: Şimdi ise, Allah yükünüzü hafifletti ve sizde muhakkak bir zaaf olduğunu bildi. Eğer içinizde sabırlı yüz kişi olursa iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) bin kişi olursa, Allah'ın izniyle iki bin kişiye galip gelirler. Allah, sabredenlerle beraberdir.

burada da farklı zamanlarda yazılmış iki ayet var. 66, 65'i resmen yalanlıyor.
bütün bunlar dışında miras paylaşımı ayetlerindeki matematiksel hatalar, "güneş dünya'ya bir cm yakın olaydı kavrulurduk" gibi coğrafi hatalar, peygamberin özel hayatının fazlasıyla ön planda olması, kölesi ve evlatlığı olan adamın karısı ile evlenmesi için ayet inmesi... üzgünüm sandığınızın aksine inanmak için çok çabaladım, sen yanılıyorsun mutlaka hepsinin bir açıklaması vardır dedim ama yok. doyurucu bir açıklama gelmiyor hiçbir cepheden. ben de allah kelamı olduğuna inanmayanlardanım.
 
He tamam. Kuranda, kuran allah kelamidir yazıyormuş. Bunu bana neden söylemediniz? O zaman tamam hemen inandım.

Mesela ben de uçabiliyorum. Bunu ben söylüyorum. Apacik ucabildigimi ifade ettiğim gibi bunu günlugume de yazdım. inanmayanlar, bana yalancı mi diyorsunuz?
 
Geri