Evliyânın feyzi

Konu sahibi son olarak 2790 gün önce görüldü
Abdülhakim Efendi Hazretlerine sormuşlar: Habil Efendi söylüyor, ben duymadım tabii. Ankara'da idim ben o zaman. Demişler ki; "Efendim bugün yer yüzünde evliya varmı" diye sormuşlar. Efendi Hazretleri de buyurmuş ki; "Ehli sünnet itikadında olan, beş vakit namazını kılan, haramlardan sakınan kimse bugünün evliyasıdır" buyurmuşlar.
Hüseyin Hilmi Efendi (Rahmetullahi aleyh)
 
Bakara Suresindeki şu ayetleri unutma karesi..

Allah'tır iman edenlerin velisi: onları (kalp gözünü kör eden) karanlıklardan (iç) aydınlığa çıkarır. Küfreden kimselerin velileri ise şeytani güç odaklarıdır: onları aydınlıktan çıkarıp karanlıklara iterler. İşte onlar ateşin sakinleridirler, onlar orada kalıcıdırlar.

Ankebut-41'i de unutma..

Allah’ın peşi sıra evliya edinenlerin durumu, kendine bir ev edinen örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümcek evidir. Keşke bilselerdi!


Zümer-3

İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’nun peşi sıra evliya edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve kafirleri doğru yola iletmez.
 
Bir Allah adamına rastlama bahtiyarlığı
Sohbet-i salihîn;
İmam-ı Rabbani müceddidi elfi sani şeyh Ahmed Faruki Serhendi hazretleri, ikiyüzonüçüncü mektupta buyuruyor ki; Bütün vaazların, nasihatlerin özü, en kıymetlisi, bir şeydir; o da bir Allah adamına rastlamaktır. Nasıl ki Eshab-ı kiram "aleyhimürrıdvan" Peygamber efendimize rastladılar, Eshab-ı kiram oldular; bir Allah adamını seven, bir Allah adamını tanıyan, bir Allah adamına inanan, bir Allah adamının yolunu takip eden, aynı, Eshab-ı kiramın Peygamber efendimize kavuştuğu gibi büyük nimete, büyük devlete kavuşmuş olur. Onun için, bu büyükler inkar edilmediği müddetçe, gerek yazılarında gerekse sözlerinde en ufak bir şüphe olmadığı müddetçe, o mü'minin kurtulmama ihtimali yoktur. Efendi hazretleri (Seyyid Abdülhakim Arvasi ) buyurmuşlar ki: Bir mü'min islamiyyetin tamamını öğrense, tamamı ile amel etse, bunun kurtulmak ihtimali vardır. Ama bir Allah adamına peki diyenin, bir Allah adamına rastlayanın, yaptığı kusurlara rağmen, kurtulmamak ihtimali yoktur. Ne mutlu o kimseler ki, Cenab-ı Hak onlara, Cennete giden otobanı nasip etmiş. İnsan bu büyüklere kavuştuktan sonra, gerek maddi gerek manevi ne varsa, hep onlara aittir.
NOT;
Akıl göz gibi, din ışık gibidir. Işık olmazsa göz göremez. Işıkta bakarsa körün görmediğini görür. Mevlana hazretleri, mürşidimi buldum aklımı bıraktım buyurmuş. Akıl mürşidi bulana kadardır. Mürşid ilim ile veya cezbe-i mürşid ile bulunur. Yakın çevre etkisi yanıltır. İlim ehl-i sünnet alimlerinin kitapları okunarak öğrenilir. Mürşid, ulum-i zahiriyyede (islamın 20 ana ve kolları 80 ilim ile fen ilimlerinde) üstad, ulum-i batıniyyede (Allahü tealanın zatına ve sıfatlarına ait marifetlerde) arif olan insanı kamil zata denir. Mürşid görmeyen doğru ile yanlışı tam olarak ayıramaz. Dünyada en zor şey budur buyurmuş Nakşibendi-Müceddidi büyükleri...
 
Ahir zamanda olduğumuz için ve bu devirde imanla kurtulmanın pamuk ipliğine bağlı olması hasebiyle kiminle dostluk ettiğine dikkat etmeli. Bazen bu yolda insan kendini yalnız hissediyor, o an Allah'ı hatırlamalı. Allah bize hayırlı dostluklar kurmayı nasip etsin.
 
Evliyânın feyzi,güneş enerjisi gibi her tarafa yayılır, herkese gelir, ama o feyzi alabilmenin üç şartı var…
Büyüklerin feyzi, güneş enerjisi gibi her tarafa yayılır efendim, herkese gelir. Nasıl ki ışık vermek güneşin elinde değilse, feyzin gelmesi de o zâtın elinde değildir, o feyz, güneş ışığı gibi her tarafa yayılır.
Ancak bu feyzi alabilmenin üç şartı var. Herkes alamaz. Bu üç şart kimlerde varsa, onlar alır. Nedir o şartlar? O büyük zâtın büyüklüğüne inanmak, onu sevmek ve ona itâat etmek. Herkes, inancı nisbetinde feyz alır.
Peki inanmıyorsa, inkâr ediyorsa, o feyz ona da gelir, ama içerde zehire dönüşür, zararlı olur. O zâta olan kin ve nefreti artar. Daha da uzaklaşır. Aynen tatlı yemenin, şeker hastasına zararlı olduğu gibidir.
(Hüseyin Hilmi Işık rahmetullahi aleyh)
 
evliyalar ansiklopedisini okuduğumda o zatlara aşık olmuştum. sevmek için tanımak gerek, doğru kaynaklardan tanıyalım.
 
Efendi hazretleri’ni görmemiş
olsaydım bu kitâblar olmazdı. Bu kitâblar Efendi hazretlerinin mübârek sözlerinden meydana geldi
Sâlih olan mü’min, ehl-i sünnet îtikâdındadır. Ehl-i sünnet îtikâdında olana “sünnî” denir. Ehl-i sünnetin dört mezhebinden Hanefî, Mâlikî, Şâfi’î, Hanbelî’den birine uyar. Böylece, her hareketinde İslâmiyyete tâbi olur.
Ecdâdımız, bütün istirâhatlerini, menfaatlerini fedâ ederek, dînimizin bu güzel emirlerini bildirmek ve torunlarının dinlerini, îmânlarını korumak için, çok sayıda ve çok kıymetli kitâb yazmış ve bizlere yâdigâr bırakmışlar.
Bir hadîs-i şerîf var. Efendimiz aleyhisselâm buyuruyorlar ki: "Siz dîninizi, İslâm âlimlerinin ağızlarından alınız, öğreniniz". İşte biz de elhamdülillah dînimizi, hakîkî İslâm âlimlerinden öğrendik kardeşim.
Eğer ben Efendi hazretleri’ni görmeseydim, Efendi hazretlerine gitmeseydim, Efendi hazretlerinden işitmeseydim, Ondan dînimi öğrenmeseydim, bu kitâblar meydana gelmezdi. Bu kitâblar, hep Efendi hazretlerinin mübârek sözlerinden meydana gelmişdir.
(Hüseyin Hilmi Işık rahmetullahi aleyh)
NOT;
Efendi hazretleri, seyyid Abdülhakim Arvasi 'kuddise sirruh' Osmanlının son zamanında İstanbulda Medrese-tül-mütehassisinde tasavvuf kürsüsü baş müderrisi ve Eyüpsultanda Kaşgâri dergahı Nakşibendi şeyhi idi. Osmanlıdan sonra medreseler ve dergahlar kapatılınca bu işlerine ve ünvanlarına son verilmiştir. 1929 senesinden itibaran din eğitiminin yasak olduğu o zamanlarda Efendi hazretleri sadece H.H.Işık'a özel dersler vererek, kendisine uzun yıllar içinde, bir islam aliminin okuması şart olan, islamın 20 ana ve kolları 80 ilmi, arabiyi ve farisiyi öğretmiştir. Kendileri de bu arada önce eczacılık sonra kimya mühendisliği fakültelerini bitirmiştir.
 
Kaşgari Dergahı Pierre Loti tepesinde, tadilattaydı belki tadilat bitmiştir. Nice insanlar geldi geçti o dergahtan, hepsinin mübarek ayak izleri var. Gidin ve o kokuyu alın derim. Eyüp Sultan zaten çok huzurlu bir mekan ve nice büyüklerimizin kabri orada.
 
Daha önce hiç ismini duymadığım bu mübarek zatın ilim ve irfan insanı olduğunu araştırarak gördüm sayenizde.Allah razı olsun.
Hiç siyasete karışmamış;hem tasavvuf ,hem bilim insanı, dini bilgileri derleme çabası,öze bağlılık,alçakgönüllülük,dini dünya işleri için araç olarak görmeme.Kısacası baştan sona EDEP.

Günümüzde her şeyi ben bilirim kibriyle yorumlayan,okumadan,araştırmadan, milletine hizmet etmek nedir bilmeden ,emek sarfetmeden sadece konuşuyor olmak için konuşma alışkanlığı ve bana göre böyle demenin yüzeyselliğinden hayata bakma modasından çok uzak bu mütefekkir ve ilim insanına saygı duydum.

r2zAZ3.jpg

Hüseyin Hilmi Işık Hazretleri

Din bilgilerinde derin âlim ve tasavvuf marifetlerinde kâmil ve mükemmil olan kerametler, harikalar sahibi Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretlerinin yetiştirdiği yetkili bir âlimdir. Kitapları bütün ülkelerde okunmaktadır. Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye başta olmak üzere, 14 Türkçe, 60 Arapça ve 25 Farsça ve bunlardan tercüme edilen, Fransızca, İngilizce, Almanca, Rusça ve diğer dillerdeki yüzlerce kitabın yazarıdır. 8 Mart 1911'de, Eyüp Sultan'da doğdu, 26 Ekim 2001'de vefat etti. Çok sayıda insanın katıldığı cenaze namazından sonra Eyüp Sultan'daki aile kabristanına defnedildi.

Von Mises'den yüksek matematik, Prager'den mekanik, Dember'den fizik, Goss'dan teknik kimya okudu. Kimya profesörü Arndt'ın yanında çalıştı, takdirlerini kazandı. Arndt'ın yanında altı ay travay yaptı ve İstanbul Üniversitesi'nde çalışarak, Phenyl-cyan-nitromethan cisminin sentezini yaptı ve formülünü tespit etti. 1936 senesi sonunda 1/1 sayılı Kimya Yüksek Mühendisliği diplomasını aldı. Albaylığa kadar Türk ordusunda zehirli gazlar mütehassıslığı ve kimya öğretmenliği yapmıştır.

Siyasete hiç karışmadı, hiçbir partiye bağlanmadı. Bölücülüğe ve kanunlara karşı gelmeye karşı idi. Bunu eserlerinde açıkça bildirmiştir. Dünyanın her yerine gönderdiği çeşitli dillerdeki kitaplarında, İslam dininin doğru olarak anlaşılması, İslam ahkâmının ve ahlakının yayılması için çalıştı. Bunun için, dini dünya çıkarlarına alet edenlerin ve mezhepsizlerin iftira oklarına hedef oldu. (Eczacı, kimyager, dinden ne anlar? O mesleğinde çalışsın, bizim işimize karışmasın) diyenler oldu. Evet, bu zat, eczacı ve kimya yüksek mühendisi olarak milletine 30 yıldan fazla hizmet etti. Fakat din tahsili de yaparak ve geceli gündüzlü çalışarak, büyük İslam âliminden icazet almakla da şereflendi. Hiçbir zaman kendi görüşünü, kendi fikrini yazmayıp, daima Ehl-i sünnet âlimlerinin, anlayabilenleri hayran eden kıymetli yazılarını Arapça ve Farsça'dan tercüme ederek kitaplarında yayınlamıştır.

Q7O6Bj.jpg

Seyyid Ahmet Mekki Efendi, Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabına yazdığı takrizde buyuruyor ki:

(Asrımızın fadıllarından, zamanımızın bir tanesinin yazmış olduğu Seadet-i Ebediyye kitabına göz gezdirdim. Bu kitapta, kelâm, fıkıh ve tasavvuf bilgilerini buldum. Bunların hepsinin, bilgilerini nübüvvet kaynağından almış olanların kitaplarından toplanmış olduğunu gördüm. Bu kitapta, Ehl-i sünnet itikadına uygun olmayan hiçbir bilgi, hiçbir söz yoktur. Ey Temiz gençler, dini ve milli bilgilerinizi, bu latif, benzeri bulunmayan, belki de, ileride bir benzeri yazılamayacak olan, bu kitaptan alın!)

Hüseyin Hilmi Işık Efendi, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okuyup anlayabilecek salih kimselerin azaldığını ve cahil kimselerin din adamları arasına karışarak, bozuk kitaplar yazıldığını görerek üzülmüş, (Fitne yayıldığı zaman, hakikati bilen, başkalarına bildirsin! Bildirmezse, Allah'ın ve bütün insanların laneti ona olsun) hadis-i şerifinde bildirilen tehditten dehşet duymuştur. İnsanlara olan şefkat ve merhameti de, O'nu hizmete zorlayarak, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından seçtiği yazıları tercüme etmiş ve herkesin anlayabileceği şekilde açıklamaya çalışmıştır. Aldığı sayısız tebrik ve takdir yazılarının yanı sıra, tek tük cahilin serzeniş ve iftiralarına da hedef olmuştur. Rabbine ve vicdanına karşı ihlâsında ve sadakatinde bir şüphesi olmadığı için, Allahü teâlâya tevekkül ve Resulünün ve salih kullarının mübarek ruhlarına tevessül ederek, hizmete devam etmiştir. Bütün bu hizmetlerin, İslâm âlimlerine olan aşırı sevgi ve saygısının bereketi ile olduğunu söylerdi. Her sohbetinde İslâm âlimlerinin kitaplarından okur, İmam-ı Rabbani ve Abdülhakim Arvasi hazretlerinin sözlerini aktarırken gözleri yaşarır ve (Kelâm-ı kibâr, kibâr-ı kelâmest), yani büyüklerin sözü, sözlerin büyüğüdür buyururdu.

İstanbul Evliyaları kitabında deniyor ki:

Hüseyin Hilmi Efendi, maddî ve manevî, dünyevî, uhrevî ve bilhassa fen, tıp ve eczacılık ilimlerinde zamanın ileri gelenlerinden idi. Her sözü ilme, fenne ve tecrübeye dayanan ve bu bilgilerini, tecrübelerini dinin temel miyarlarıyla karşılaştırıp tartarak söylediğinden, hikmet konuşan yani her sözünde dünyevi veya uhrevî faydalar bulunan, belki eşi bir daha zor bulunabilecek, âlim bir zat idi.

En kıymetli kitaplardan tercüme ve derlemelerle, telif eserler vücuda getirdi. Akaid hususunda, bilhassa Ehl-i sünnet vel-cemaat inancını sade bir dille açıklayıp, bu inancın yayılmasında, öncülük etti. Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbeli mezheplerinden birinde bulunmanın Ehl-i sünnetin alameti olduğunu, herkesin kendi mezhebine göre amel etmesinin şart olduğunu, zaruret ve ihtiyaç halindeyse, hak olan dört mezhepten birinin taklit edilebileceğini, Ehl-i sünnet kitaplarından alarak açıkladı. Seadet-i Ebediyye ve diğer kitaplarında, binlerce mesele yazdı. Unutulmuş ilimleri ihya etti. (Ümmetim bozulduğu zaman bir sünnetimi ihya edene yüz şehit sevâbı verilir) hadis-i şerifini hep göz önünde tutarak, farzları, vacibleri, sünnetleri, hatta müstehabları uzun uzun yazdı.

Dünyanın her tarafındaki insanlara İslamiyet'i doğru olarak tanıttı. Ehl-i sünnet âlimlerince tasvip edilen ve övülen, yüzlerce Arabî ve Fârisî eseri, Hakîkat Kitabevi vasıtasıyla yedi iklim, dört bucağa yaydı. Vehhabi, Hurufi, Kadiyani gibi bozuk fırkaların doğru yoldan ayrıldıkları noktaları, bütün dünyaya vesikalarla tanıttı. Ehl-i sünnet itikadı canlanmaya, kıpırdamaya ve yeşermeye başladı. Bu bakımdan yaptıkları işi, dini tecdid ile isimlendiren zatlar oldu. Tecdid, dini yenileyip kuvvetlendirmek demektir.

Başarılarının sebeplerini soranlara, "(Helekel müsevvifun) yani (Sonra yaparım diyenler helak oldu), hadis-i şerifine uyarak bugünün işini yarına bırakmadım ve kendi işimi kendim gördüm, yapamadığım işi bir başkasına havale ettiğim zaman neticesini takip ettim" cevabını verirdi. (Bu zamanda İslamiyet'e hizmeti başarıyla yapabilmek için muhatabın anlayacağı gibi konuşmalı ve herkese tatlı dilli güler yüzlü olmalıdır) buyururdu. Gerçek bir tevazuya sahipti. Kendisini asla başkalarından üstün görmezdi. Kendisinden büyüklerin yanında konuşmaz, kimseyle münakaşa etmez, edebi gözetir, ekseriya iki dizi üzerine otururdu. Bursa'da, eski müderrislerden Ali Haydar Efendiyi ziyaretinde, saatlerce iki dizi üzerinde oturunca, Ali Haydar Efendi talebelerine, (Hilmi Beyden edeb öğrenin, edeb!) demişti. Hüseyin Hilmi Işık Efendi, ailesinden Osmanlı terbiyesi, Abdülhakim Arvasi hazretlerinden de tasavvuf edebi almıştı...


mkAQ64.jpg

Bir aşk hikayesi
Dondurucu bir kıştı.
Kar yağdı yağacaktı. İstanbul semalarında kirli bir sis hakimdi.
Havada uçuşan martılar çığlıklarıyla kulakları tırmalıyor; boğazın hırçın dalgaları birazdan çıkacak fırtınanın haberini veriyordu.
Çarşı pazar kışa rağmen halen alışverişteydi.
Meydanda satış yapan simitçi ve salepçilerin çığırtkanlıkları hoş bir harmoni oluşturuyordu.
Kimileri markalı ve sıcak mağazaları tercih ederken, kimileri de bütçesine uygun işportacılarda soluğu alıyordu.
Eminönü her zamanki gibiydi anlaşılan.
Telaşlı, heyecanlı, kalabalık.
* * *
Kar taneleri usul usul düşmeye başlamıştı.
Bense yorgun bedenimi o ihtişamlı Yeni Cami'nin şadırvanına dayamış, üşümemek için parkama sıkıca sarılmıştım.
Eminönü Camii, Nam-ı diğer Yeni Cami.
Ne zaman yolum İstanbul'a düşse o kocaman minarelerinin gölgesinde dinlenir, namazgahında huzurla secde ederdim.
Hele ikindi ezanlarında, Eminönü Camii ile Süleymaniye Camii müezzinlerinin serenatı büyüleyici bir etki bırakırdı üzerimde.
Halen tazeliğini koruyan bir sürü hatıram canlandı gözlerimde.
Kimi zaman üzmüş, kimi zaman da mutlu etmişti beni bu şehir.
Bazen bir aşka mahkum etmiş, bazen de aşksız bırakmıştı .
Renkli alemim, hayal şehrimdi burası.
Dalıp gitmiştim bunları düşünerek.
Soğuğa ve üşümeme aldırmadan
Birden, okunan Cuma salası ile irkilmiş; artık gitme vaktimin geldiğini anlamıştım.
Yağan kara aldırış etmeden süratlice İETT otobüs durağına yönelmiş, bineceğim otobüsün güzergah numaralarını takibe başlamıştım bile.
Eyüp'e gidecektim.
Cumayı Eyüp Sultan'da kılmaktı niyetim.
Sonra da o yüce sahabeye edeple selam verecek, yolunun yolcusunu ziyaret için, yine ondan müsaade isteyecektim.

* * *
Ömrünü; ülkesine, milletine ve İslam'a hizmetle geçirmişti.
Hocası Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretlerine biat etmiş, Ehl-i sünnet reçetesini bizzat onun elinden almıştı.
Halıcıoğlu Askeri Lisesinde okumuş, eczacılık fakültesini bitirmişti.
Aynı zamanda hocasının emriyle Kimya Yüksek Mühendisliği de tahsil etmiş ve Türkiye'nin ilk yüksek kimya mühendisi olmuştu.
Talebeliği ve meşguliyeti hiçbir zaman onu Ehl-i sünnet itikadından alıkoyamamış; başarılarının sırrını hep buna bağlamıştı.
Albay rütbesiyle Askeri okullarda hizmet etmiş, binlerce talebe yetiştirmişti. Hocası Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretlerinden seneler boyunca öğrendiği Ehl-i Sünnet bilgilerini, İslamiyet ve hakikat ilminin gereklerini öğrencilerine anlatmıştı.
Kitaplarında din, astronomi, fizik, kimya, tıp, matematik gibi ilimleri konu almış, İslam'ı anlama ve tanıma noktasında insanlara ebedi saadet yolunu göstermişti.
Sohbetlerinde,Ehl-i Sünnet âlimlerini tanıyabilmek ve aralarında bulunmak büyük bir nimettir. Resulullahın yolu, onların gösterdikleri yoldur. Dünyada ve ahirette saadete kavuşmak isteyen büyüklerin yoluna sımsıkı sarılsın. Devletinize ve milletinize hizmet edin. Asla fitne çıkarmayın buyururdu.
O, bir İslam âlimi ve mütefekkiriydi.
O, doksan yıllık ömrünü bu dava için yaşamıştı.
Siyasetten hep uzak durmuş, şanı ve şöhreti hiç benimsememişti.
O, sevenlerinin biricik aşkı ve Işık'ıydı.

* * *
Cuma namazını eda etmiş, Eyüp Sultan hazretlerinin yüce makamlarından edeple ayrılmıştım.
Namazdan önce usul usul yağan kar, birden şeklini tipiye çevirmişti.
Göz gözü görmüyordu.
Kabristanlığa çıkan yol karla dolmuş, Cuma ziyaretçilerine geçit vermiyordu.
Dallarındaki karın ağırlığından olsa gerek, yola doğru uzanan çamların arasında düşe kalka patika yolu tırmanmaya çalışıyordum.
Karların altında masum bir şekilde yatan ve ziyaretçilerini bekleyen ebedi Eyüp Sultanlılara selam veriyor, caminin avlusunda okumaya başladığım Yasin-i şerifi onlara duyurmaya ve hediye etmeye çalışıyordum.
Heyecanlıydım.
Birazdan, örnek yaşantısıyla sevenlerine ışık olan kıymetli hocamıza kavuşacaktım.
Ve
Üstünde biriken karları temizleyecek, sadece Hilmi yazan namsız, nişansız, işaretsiz kabir taşına sıkıca sarılacaktım.


Abdurrahman KARAL
 
Daha önce hiç ismini duymadığım bu mübarek zatın ilim ve irfan insanı olduğunu araştırarak gördüm sayenizde.Allah razı olsun.
Hiç siyasete karışmamış;hem tasavvuf ,hem bilim insanı, dini bilgileri derleme çabası,öze bağlılık,alçakgönüllülük,dini dünya işleri için araç olarak görmeme.Kısacası baştan sona EDEP.

Günümüzde her şeyi ben bilirim kibriyle yorumlayan,okumadan,araştırmadan, milletine hizmet etmek nedir bilmeden ,emek sarfetmeden sadece konuşuyor olmak için konuşma alışkanlığı ve bana göre böyle demenin yüzeyselliğinden hayat bakma modasından çok uzak bu mütefekkir ve ilim insanına saygı duydum.

r2zAZ3.jpg

Hüseyin Hilmi Işık Hazretleri

Din bilgilerinde derin âlim ve tasavvuf marifetlerinde kâmil ve mükemmil olan kerametler, harikalar sahibi Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretlerinin yetiştirdiği yetkili bir âlimdir. Kitapları bütün ülkelerde okunmaktadır. Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye başta olmak üzere, 14 Türkçe, 60 Arapça ve 25 Farsça ve bunlardan tercüme edilen, Fransızca, İngilizce, Almanca, Rusça ve diğer dillerdeki yüzlerce kitabın yazarıdır. 8 Mart 1911’de, Eyüp Sultan’da doğdu, 26 Ekim 2001’de vefat etti. Çok sayıda insanın katıldığı cenaze namazından sonra Eyüp Sultan’daki aile kabristanına defnedildi.

Von Mises’den yüksek matematik, Prager’den mekanik, Dember’den fizik, Goss’dan teknik kimya okudu. Kimya profesörü Arndt’ın yanında çalıştı, takdirlerini kazandı. Arndt’ın yanında altı ay travay yaptı ve İstanbul Üniversitesi’nde çalışarak, Phenyl-cyan-nitromethan cisminin sentezini yaptı ve formülünü tespit etti. 1936 senesi sonunda 1/1 sayılı Kimya Yüksek Mühendisliği diplomasını aldı. Albaylığa kadar Türk ordusunda zehirli gazlar mütehassıslığı ve kimya öğretmenliği yapmıştır.

Siyasete hiç karışmadı, hiçbir partiye bağlanmadı. Bölücülüğe ve kanunlara karşı gelmeye karşı idi. Bunu eserlerinde açıkça bildirmiştir. Dünyanın her yerine gönderdiği çeşitli dillerdeki kitaplarında, İslam dininin doğru olarak anlaşılması, İslam ahkâmının ve ahlakının yayılması için çalıştı. Bunun için, dini dünya çıkarlarına alet edenlerin ve mezhepsizlerin iftira oklarına hedef oldu. (Eczacı, kimyager, dinden ne anlar? O mesleğinde çalışsın, bizim işimize karışmasın) diyenler oldu. Evet, bu zat, eczacı ve kimya yüksek mühendisi olarak milletine 30 yıldan fazla hizmet etti. Fakat din tahsili de yaparak ve geceli gündüzlü çalışarak, büyük İslam âliminden icazet almakla da şereflendi. Hiçbir zaman kendi görüşünü, kendi fikrini yazmayıp, daima Ehl-i sünnet âlimlerinin, anlayabilenleri hayran eden kıymetli yazılarını Arapça ve Farsça’dan tercüme ederek kitaplarında yayınlamıştır.

Q7O6Bj.jpg

Seyyid Ahmet Mekki Efendi, Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabına yazdığı takrizde buyuruyor ki:

(Asrımızın fadıllarından, zamanımızın bir tanesinin yazmış olduğu Seadet-i Ebediyye kitabına göz gezdirdim. Bu kitapta, kelâm, fıkıh ve tasavvuf bilgilerini buldum. Bunların hepsinin, bilgilerini nübüvvet kaynağından almış olanların kitaplarından toplanmış olduğunu gördüm. Bu kitapta, Ehl-i sünnet itikadına uygun olmayan hiçbir bilgi, hiçbir söz yoktur. Ey Temiz gençler, dini ve milli bilgilerinizi, bu latif, benzeri bulunmayan, belki de, ileride bir benzeri yazılamayacak olan, bu kitaptan alın!)

Hüseyin Hilmi Işık Efendi, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okuyup anlayabilecek salih kimselerin azaldığını ve cahil kimselerin din adamları arasına karışarak, bozuk kitaplar yazıldığını görerek üzülmüş, (Fitne yayıldığı zaman, hakikati bilen, başkalarına bildirsin! Bildirmezse, Allah’ın ve bütün insanların laneti ona olsun) hadis-i şerifinde bildirilen tehditten dehşet duymuştur. İnsanlara olan şefkat ve merhameti de, O’nu hizmete zorlayarak, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından seçtiği yazıları tercüme etmiş ve herkesin anlayabileceği şekilde açıklamaya çalışmıştır. Aldığı sayısız tebrik ve takdir yazılarının yanı sıra, tek tük cahilin serzeniş ve iftiralarına da hedef olmuştur. Rabbine ve vicdanına karşı ihlâsında ve sadakatinde bir şüphesi olmadığı için, Allahü teâlâya tevekkül ve Resulünün ve salih kullarının mübarek ruhlarına tevessül ederek, hizmete devam etmiştir. Bütün bu hizmetlerin, İslâm âlimlerine olan aşırı sevgi ve saygısının bereketi ile olduğunu söylerdi. Her sohbetinde İslâm âlimlerinin kitaplarından okur, İmam-ı Rabbani ve Abdülhakim Arvasi hazretlerinin sözlerini aktarırken gözleri yaşarır ve (Kelâm-ı kibâr, kibâr-ı kelâmest), yani büyüklerin sözü, sözlerin büyüğüdür buyururdu.

İstanbul Evliyaları kitabında deniyor ki:

Hüseyin Hilmi Efendi, maddî ve manevî, dünyevî, uhrevî ve bilhassa fen, tıp ve eczacılık ilimlerinde zamanın ileri gelenlerinden idi. Her sözü ilme, fenne ve tecrübeye dayanan ve bu bilgilerini, tecrübelerini dinin temel miyarlarıyla karşılaştırıp tartarak söylediğinden, hikmet konuşan yani her sözünde dünyevi veya uhrevî faydalar bulunan, belki eşi bir daha zor bulunabilecek, âlim bir zat idi.

En kıymetli kitaplardan tercüme ve derlemelerle, telif eserler vücuda getirdi. Akaid hususunda, bilhassa Ehl-i sünnet vel-cemaat inancını sade bir dille açıklayıp, bu inancın yayılmasında, öncülük etti. Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbeli mezheplerinden birinde bulunmanın Ehl-i sünnetin alameti olduğunu, herkesin kendi mezhebine göre amel etmesinin şart olduğunu, zaruret ve ihtiyaç halindeyse, hak olan dört mezhepten birinin taklit edilebileceğini, Ehl-i sünnet kitaplarından alarak açıkladı. Seadet-i Ebediyye ve diğer kitaplarında, binlerce mesele yazdı. Unutulmuş ilimleri ihya etti. (Ümmetim bozulduğu zaman bir sünnetimi ihya edene yüz şehit sevâbı verilir) hadis-i şerifini hep göz önünde tutarak, farzları, vacibleri, sünnetleri, hatta müstehabları uzun uzun yazdı.

Dünyanın her tarafındaki insanlara İslamiyet’i doğru olarak tanıttı. Ehl-i sünnet âlimlerince tasvip edilen ve övülen, yüzlerce Arabî ve Fârisî eseri, Hakîkat Kitabevi vasıtasıyla yedi iklim, dört bucağa yaydı. Vehhabi, Hurufi, Kadiyani gibi bozuk fırkaların doğru yoldan ayrıldıkları noktaları, bütün dünyaya vesikalarla tanıttı. Ehl-i sünnet itikadı canlanmaya, kıpırdamaya ve yeşermeye başladı. Bu bakımdan yaptıkları işi, dini tecdid ile isimlendiren zatlar oldu. Tecdid, dini yenileyip kuvvetlendirmek demektir.

Başarılarının sebeplerini soranlara, "(Helekel müsevvifun) yani (Sonra yaparım diyenler helak oldu), hadis-i şerifine uyarak bugünün işini yarına bırakmadım ve kendi işimi kendim gördüm, yapamadığım işi bir başkasına havale ettiğim zaman neticesini takip ettim" cevabını verirdi. (Bu zamanda İslamiyet'e hizmeti başarıyla yapabilmek için muhatabın anlayacağı gibi konuşmalı ve herkese tatlı dilli güler yüzlü olmalıdır) buyururdu. Gerçek bir tevazuya sahipti. Kendisini asla başkalarından üstün görmezdi. Kendisinden büyüklerin yanında konuşmaz, kimseyle münakaşa etmez, edebi gözetir, ekseriya iki dizi üzerine otururdu. Bursa’da, eski müderrislerden Ali Haydar Efendiyi ziyaretinde, saatlerce iki dizi üzerinde oturunca, Ali Haydar Efendi talebelerine, (Hilmi Beyden edeb öğrenin, edeb!) demişti. Hüseyin Hilmi Işık Efendi, ailesinden Osmanlı terbiyesi, Abdülhakim Arvasi hazretlerinden de tasavvuf edebi almıştı...


mkAQ64.jpg

Bir aşk hikayesi
Dondurucu bir kıştı.
Kar yağdı yağacaktı. İstanbul semalarında kirli bir sis hakimdi.
Havada uçuşan martılar çığlıklarıyla kulakları tırmalıyor; boğazın hırçın dalgaları birazdan çıkacak fırtınanın haberini veriyordu.
Çarşı pazar kışa rağmen halen alışverişteydi.
Meydanda satış yapan simitçi ve salepçilerin çığırtkanlıkları hoş bir harmoni oluşturuyordu.
Kimileri markalı ve sıcak mağazaları tercih ederken, kimileri de bütçesine uygun işportacılarda soluğu alıyordu.
Eminönü her zamanki gibiydi anlaşılan.
Telaşlı, heyecanlı, kalabalık…
* * *
Kar taneleri usul usul düşmeye başlamıştı.
Bense yorgun bedenimi o ihtişamlı Yeni Cami’nin şadırvanına dayamış, üşümemek için parkama sıkıca sarılmıştım.
Eminönü Camii… Nam-ı diğer Yeni Cami.
Ne zaman yolum İstanbul’a düşse o kocaman minarelerinin gölgesinde dinlenir, namazgahında huzurla secde ederdim.
Hele ikindi ezanlarında, Eminönü Camii ile Süleymaniye Camii müezzinlerinin serenatı büyüleyici bir etki bırakırdı üzerimde.
Halen tazeliğini koruyan bir sürü hatıram canlandı gözlerimde.
Kimi zaman üzmüş, kimi zaman da mutlu etmişti beni bu şehir.
Bazen bir aşka mahkum etmiş, bazen de aşksız bırakmıştı .
Renkli alemim, hayal şehrimdi burası.
Dalıp gitmiştim bunları düşünerek.
Soğuğa ve üşümeme aldırmadan…
Birden, okunan Cuma salası ile irkilmiş; artık gitme vaktimin geldiğini anlamıştım.
Yağan kara aldırış etmeden süratlice İETT otobüs durağına yönelmiş, bineceğim otobüsün güzergah numaralarını takibe başlamıştım bile.
Eyüp’e gidecektim.
Cumayı Eyüp Sultan’da kılmaktı niyetim.
Sonra da o yüce sahabeye edeple selam verecek, yolunun yolcusunu ziyaret için, yine ondan müsaade isteyecektim.

* * *
Ömrünü; ülkesine, milletine ve İslam’a hizmetle geçirmişti.
Hocası Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretlerine biat etmiş, Ehl-i sünnet reçetesini bizzat onun elinden almıştı.
Halıcıoğlu Askeri Lisesinde okumuş, eczacılık fakültesini bitirmişti.
Aynı zamanda hocasının emriyle Kimya Yüksek Mühendisliği de tahsil etmiş ve Türkiye’nin ilk yüksek kimya mühendisi olmuştu.
Talebeliği ve meşguliyeti hiçbir zaman onu Ehl-i sünnet itikadından alıkoyamamış; başarılarının sırrını hep buna bağlamıştı.
Albay rütbesiyle Askeri okullarda hizmet etmiş, binlerce talebe yetiştirmişti. Hocası Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretlerinden seneler boyunca öğrendiği Ehl-i Sünnet bilgilerini, İslamiyet’i ve hakikat ilminin gereklerini öğrencilerine anlatmıştı.
Kitaplarında din, astronomi, fizik, kimya, tıp, matematik gibi ilimleri konu almış, İslam’ı anlama ve tanıma noktasında insanlara ebedi saadet yolunu göstermişti.
Sohbetlerinde, “Ehl-i Sünnet âlimlerini tanıyabilmek ve aralarında bulunmak büyük bir nimettir. Resulullahın yolu, onların gösterdikleri yoldur. Dünyada ve ahirette saadete kavuşmak isteyen büyüklerin yoluna sımsıkı sarılsın. Devletinize ve milletinize hizmet edin. Asla fitne çıkarmayın†buyururdu.
O, bir İslam âlimi ve mütefekkiriydi.
O, doksan yıllık ömrünü bu dava için yaşamıştı.
Siyasetten hep uzak durmuş, şanı ve şöhreti hiç benimsememişti.
O, sevenlerinin biricik aşkı ve “ışıkâ€ıydı.

* * *
Cuma namazını eda etmiş, Eyüp Sultan hazretlerinin yüce makamlarından edeple ayrılmıştım.
Namazdan önce usul usul yağan kar, birden şeklini tipiye çevirmişti.
Göz gözü görmüyordu.
Kabristanlığa çıkan yol karla dolmuş, Cuma ziyaretçilerine geçit vermiyordu.
Dallarındaki karın ağırlığından olsa gerek, yola doğru uzanan çamların arasında düşe klka patika yolu tırmanmaya çalışıyordum.
Karların altında masum bir şekilde yatan ve ziyaretçilerini bekleyen ebedi Eyüp Sultanlılara selam veriyor, caminin avlusunda okumaya başladığım Yasin-i şerifi onlara duyurmaya ve hediye etmeye çalışıyordum.
Heyecanlıydım.
Birazdan, örnek yaşantısıyla sevenlerine ışık olan kıymetli hocamıza kavuşacaktım.
Ve…
Üstünde biriken karları temizleyecek, sadece “Hilmi†yazan namsız, nişansız, işaretsiz kabir taşına sıkıca sarılacaktım.


Abdurrahman KARAL
Sevgili Çavlan2, güzel yorumların için teşekkürler, Allah razı olsun. Allah sana o zatı tanımayı üstelik sevmeyi nasip etmiş, ne mutlu sana. Onun kabri de Eyüp Sultan Mezarlığında, inşallah ziyaret eder, dua eder ve onun da duasını alırsın. İnşallah yazdığı kitapları okur ve istifade edersin. Hocamızın yaptığı "nakil"den ibaret, kesinlikle senin de söylediğin gibi kendi fikirlerini ve nefsini ortaya koymuyor ki hakiki İslam tebliği de budur. Allah hepimize hakkıyla bu dini tebliğ etmeyi nasip eylesin. Sevgiler :)
 
Sevgili Çavlan2, güzel yorumların için teşekkürler, Allah razı olsun. Allah sana o zatı tanımayı üstelik sevmeyi nasip etmiş, ne mutlu sana. Onun kabri de Eyüp Sultan Mezarlığında, inşallah ziyaret eder, dua eder ve onun da duasını alırsın. İnşallah yazdığı kitapları okur ve istifade edersin. Hocamızın yaptığı "nakil"den ibaret, kesinlikle senin de söylediğin gibi kendi fikirlerini ve nefsini ortaya koymuyor ki hakiki İslam tebliği de budur. Allah hepimize hakkıyla bu dini tebliğ etmeyi nasip eylesin. Sevgiler :)


Sevgiler,saygılar asude.
Allah razı olsun güzide kalbinden.
 
Geri