Evliya menkıbelerine göre ehli sünnet itikatı

Konu sahibi son olarak 2795 gün önce görüldü
Sünnet neye denir?
Evliyayı kiramdan Seyyid Abdullah-ı Şemdini “rahmetullahi aleyh” hazretlerine, bir gün;
- Sünnet neye denir efendim? diye sordular.

Cevabında;
- Allahü teâlânın açıkça bildirmeyip, yalnız Peygamber efendimizin “aleyhisselam” yapılmasını övdüğü, yahut devam üzere kendisinin yaptığı veyahut yapılırken görüp de mani olmadığı şeylere Sünnet denir, buyurdu.

Ve ekledi:
- Sünneti beğenmemek küfürdür.

Sordular:
- Yani sünneti beğenmeyenin imanı mı gider efendim?
- Evet.

- Peki beğenip de yapmazsa efendim?
- Beğenip de yapmayana azab olmaz. Fakat özürsüz ve devamlı terk eden azarlanmaya ve sevabından mahrum olmaya lâyık olur.

Ve misal verdi:
- Mesela, Ezan okumak, ikamet getirmek, cemaat ile namaz kılmak, abdest alırken misvak kullanmak, evlendiği gece yemek yedirmek, sünnettir.

Sünnet ve çeşitleri

Bir gün de sevdiği bir genç;
- Kaç çeşit sünnet var efendim? diye sordu.

Cevaben;
- Sünnet iki çeşittir, buyurdu. Müekked sünnet, gayri müekked sünnet.

Ve tarif etti:
- Peygamber efendimizin “aleyhisselam” devamlı yaptıkları, pek az terk ettikleri kuvvetli sünnetlere müekked sünnet denir.

Ve misal verdi:
- Sabah namazının sünneti, öğlenin ilk ve son sünnetleri, akşam namazının sünneti, yatsı namazının son iki rekat sünneti böyledir. Bu sünnetler, asla özürsüz terk olunmaz. Beğenmeyenin imanı gider.

Delikanlı sordu:
- Ya gayri müekked sünnet efendim?
- Peygamber efendimizin “aleyhisselam”, ibadet maksadı ile ara sıra yaptıklarıdır ki, ikindi ve yatsı namazlarının dört rekatlık ilk sünnetleri böyledir mesela. Bunlar çok kere terk olunursa, bir şey lazım gelmez.

- Özürsüz olarak büsbütün terk olunursa efendim?
- O zaman azarlanmaya ve şefaatten mahrum olmaya sebep olur.
 
Bidat Sünnet nedir
Konya’nın büyük Velilerinden Sadreddin-i Konevi hazretleri “rahmetullahi aleyh“, bir sohbetinde;
- Kardeşlerim, bugün selamet bulmak ve Cehennemden kurtulmak, sünnete yapışmaya bağlıdır, buyurdu.

Ve ekledi:
- Dini yıkmak ise, herhangi bir bidate kapılmakla olur.

Sordular:
- Bidat bu kadar mı zararlı efendim?
- Elbette. Bidatlerin herbiri, İslam binasını yıkan bir kazma gibidir.

- Ya sünnetler efendim?
- Sünnetler ise, karanlık gecede yol gösteren, parlak yıldızlar gibidir.

Ve ekledi:
- Bidat, gün doğması gibi, karanlıkları parlatıcı görünseler de kıymet vermeyiniz.

- Neden hocam?
- Çünkü hadis-i şerifte; (Bidatlerin hepsi dalalettir, sapıklıktır) buyuruldu.

Şöyle bitirdi:
- İsteyen, bidat karanlığını çoğaltsın, şeytan fırkasını kuvvetlendirsin! İsteyen de sünnetin nurunu arttırsın. Allahü teâlânın askerini kuvvetlendirsin! Ama unutmayın ki şeytan fırkasının sonu felakettir. Allahü teâlânın fırkasında olanlar ise sonsuz saadete ereceklerdir.

- Bidat nedir efendim?
- Bidat, Peygamberimizin ve Onun dört halifesinin zamanlarında bulunmayıp da, dinde, sonradan meydana çıkarılan, uydurulan inanışlara, sözlere, işlere ve âdetlere denir.

Ve ekledi:
- Bunların bazısı “küfür”, bazıları da “büyük günah”tır.
 
Bid’at, sünnetin zıddıdır
Evliyanın en büyüklerinden Muhammed Masum Faruki “kuddise sirruh” hazretleri, bir sohbetinde;
- Kardeşlerim, sünnet ile bid’at, birbirlerinin zıddıdır, tersidir, buyurdu. Birinin bulunduğu yerde, ikincisi bulunamaz, gider.

Anlayamadılar:
- Nasıl yani efendim?
- Yani birini ihya etmek, ötekini yok etmektir. Sünneti diriltmek, bid’ati yok eder. Bid’ati diriltmek de, sünneti yok eder.

Sonra izah etti:
- Çünkü Allahü teâlâ, sünnetlerin hepsini beğenir. Sünnetlerin zıddı olan bid’atler ise şeytanın beğendiği şeylerdir.

Peygamberler gelmeseydi

Bir gün de sohbetinde;
- Allahü teâlâya sonsuz hamd olsun ki, bizleri Müslüman olmakla şereflendirdi. O, doğru yolu göstermeseydi, biz bulamazdık, buyurdu.

Ve devam etti:
- Allahü teâlânın, insanlara Peygamberleri göndermesi en büyük nimettir. O büyük insanların mübarek varlıkları olmasaydı, bu alemi yaratanın varlığını, biz kısa akıllı insanlara kim gösterirdi?

Sordular:
- Aklımızla bulamaz mıydık efendim?
- Hayır, insan aklı, Peygamberlerin nurları ile aydınlanmadıkça, bunu bulamıyor. Peygamberler olmadıkca, bizim düşüncelerimiz, doğru yola yaklaşamıyor.

- Akıl, doğru yolu bulmak için yaratılmadı mı efendim?
- Evet, Allahü teâlâ, aklı, doğru yolu bulmak için yaratmış ise de, yalnız başına bulamaz kardeşlerim. Bunun için Peygamberlerle o yol haber verilmedikçe, şiddetli azab yapılmaz.

En büyük düşman

Bir gün de sevdiklerine;
- En büyük düşman, nefsimiz ve işlediğimiz günahlardır, buyurdu.

Sordular:
- En yakın dost nedir efendim?
- Günahlara pişmanlık, tövbe ve istiğfardır.
 
Sünnetimi terk edene...
İslam âlimlerinin en büyüklerinden Seyyid Fehim Arvasi hazretlerine “kuddise sirruh" hazretlerine, bir gün;

- Efendim, “Sünnetimi terk edene şefaatim haram oldu” hadis-i şerifinin açıklaması nasıldır? diye sordular.

Cevabında;
- Buradaki “Sünnet”den maksat, takip edilen yol, yani “İslamiyet yolu” demektir, buyurdu.

Ve şöyle izah etti:
- Yani Peygamber efendimizin ve Eshab-ı kiramın gittiği yola “Sünnet”, bu yola yapışanlara da “Ehl-i sünnet vel cemaat” denir.

Ve ekledi:
- İmanda ve ibadetlerde Ehl-i sünnetten ayrılanlar, şefaate kavuşamayacaktır.

Kurtulan fırka

Bir gün de sohbetinde;
- Yetmişüç fırka içinde, Cehennemden kurtulan, yalnız “Ehl-i sünnet vel-cemaat” fırkasıdır, buyurdu.

Ve ekledi:
- Onun için her Müslüman, “Ehl-i sünnet itikadı”nı öğrenmeli, imanını buna göre düzeltmelidir.

Sordular:
- Bunları nereden öğrenebiliriz efendim?
- Ehl-i sünnet alimlerinden veya onların kitaplarından. Bu kitapları her yerde bulmak mümkündür. Bunlara kavuşmanın en kestirme yolu, “Yarabbi, bana böyle kitapları nasip et, din düşmanlarına aldanmaktan muhafaza eyle” diye dua etmektir.

Ve ekledi:
- Asırlardan beri gelmiş olan yüzbinlerle “Ehl-i sünnet alimi”nin, milyonları aşan kitapları, dünyanın her tarafına İslamiyet’i yaymış, tanıttırmıştır. Cehennemden kurtulmak isteyen, bu doğru kitapları bulup okumalı, çocuklarına da okutmalıdır. Okutmazlarsa, onları kendi elleriyle Cehenneme atmış olurlar.

Günah yazılır mı?

Bir gün de bazı gençler;
- Herhangi bir günahı işlemek isteyince, hemen günah yazılır mı? diye sordular bu mübarek zata.

Cevabında;
- Hayır yazılmaz, buyurdu.

Sordular:
- Ne zaman yazılır efendim?
- İşlemeye karar verirse, sadece “karar vermek” günahı yazılır. “İşlemek” günahı yazılmaz. Ama küfre sebep olan şeyler böyle değildir.

- Ya nasıldır efendim?
- Bir kimse, bir sene sonra küfre girmeye karar verse, o anda imanı gider.

Devası olmayan hastalık

Bir gün de “Gıybet”ten sordular bu büyük Veli’ye.

Cevaben;
- Gıybet, devası olmayan bir hastalıktır, buyurdu. Müslümana yakışmaz.

Sordular:
- Hocam, gıybet yapınca, o kişinin günahı bize yazılıyormuş, öyle mi?

- Evet öyle. Akıl kârı mıdır ki, oturduğun yerde, başkasının günahını alıyorsun? Senin sevapların da ona yazılıyor. Şimdi bu, ticaret midir?

Şöyle devam etti:
- Akıllı tüccar, kârlı iş yapandır, ama sen zarar ediyorsun.

Arzettiler:
- Ama hocam gıybet tatlı geliyor insana.

- Doğru. Nefsin hoşuna gidiyor da ondan. Ama nefs, insanın düşmanıdır. Şeytan, hiç kalır onun yanında. Düşmanını tanımayan, dostuna kavuşamaz.
 
Ehl-i sünnet olmanın alametiEvliyayı kiramdan Seyyid Abdullah-ı Şemdini “kuddise sirruh” hazretleri, bir sohbetinde;
- Ehl-i sünnet itikadında olmanın alametlerinden biri de, Cennette müminlerin Allahü teâlâyı göreceklerine inanmaktır, buyurdu.

Sordular:
- Başka var mı efendim?
- Kıyamet gününde, Peygamberlerin ve salih zatların, günahkâr müminlere şefaat edeceklerine ve kabir azabının, ruh ve bedene birlikte olacağına inanmak da Ehl-i sünnet olmanın alametlerindendir.

Şöyle devam etti:
- Evliyanın kerametinin hak olduğuna, kabirde ruhların, diri kimselerin yaptıklarını ve söylediklerini işittiklerine, Kur’an-ı kerim okumanın, sadaka vermenin ve hatta bütün ibadetlerimizin sevaplarını, ölenlerin ruhlarına göndermenin, onlara fayda verdiğine, azablarının hafifletilmesine veya kaldırılmasına sebep olduğuna inanmak da, Ehl-i sünnet olmanın alametlerindendir.

Amentü billahi ne demektir?

Bir gün de;
- Efendim, (Amentü billahi) demenin mânâsı nedir? diye sordular.
Cevabında;
- Allahü teâlânın varlığına ve birliğine inandım, iman ettim, kalbimle tasdik, dilimle ikrar ettim demektir.

Ve izah etti:
- Allahü teâlâ vardır ve birdir.

Sordular:
- Birdir ne demek efendim?
- (Bir) sözünün, lügatta iki çeşit mânâsı vardır. Birincisi, sayı bakımından olup, ikinin yarısı ve sayıların evvelidir.

- Öbür mânâsı ne efendim?
- Diğeri, ortağı ve benzeri olmamak bakımındandır ki, Allahü teâlâ sayı bakımından değil, ortağı ve benzeri olmamak bakımından birdir.

Ve daha açıkladı:
- Yani zatında ve sıfatlarında hiçbir şekilde Ona ortak yoktur. Bütün mahlukatın zat ve sıfatları, kendilerini yaratanın zat ve sıfatlarına benzemediği gibi, yaratanın zat ve sıfatları da yaratıklardan hiçbirinin zat ve sıfatlarına benzemez.
 
Ehl-i sünnete göre imanEvliyayı kiramdan Seyyid Abdullah-ı Şemdini “kuddise sirruh” hazretlerine, bir gün imandan sordular.
Cevaben;
- İman, İslam dininin bildirdiği şekilde olmalıdır, buyurdu. Aklın anladıklarına, felsefecilerin ve fen taklitçilerinin bildirdiklerine göre inanmak, iman olmaz.

Sordular:
- İman nasıl olur efendim?
- Muhammed aleyhisselamın bildirdiği şekilde iman etmek lazımdır. Bu da ancak Ehl-i sünnet âlimlerinden veya onların kitaplarından öğrenilir.

Sevmek, Allah için olmalı

Bir gün de sohbetinde;
- İman eden kimse, yalnız Allah için sevmeli ve yalnız Allah için düşmanlık etmelidir, buyurdu.

Ve ekledi:
- Yani Allahü teâlânın dostları olan Müslümanları sevmeli ve İslamiyet’e, eli ve kalemi ile düşmanlık yapanları sevmemelidir. Fakat bu düşmanlık sadece kalb ile olur.

Ve bunu açıkladı:
- Yani Müslüman olmayan, gayr-i müslim vatandaşlara ve turistlere de güler yüzlü ve tatlı dilli davranmalı, güzel ahlakımızla dinimizi onlara sevdirmeliyiz.

Öyle köşkler vardır ki…

Bir gün de şunu anlattı sevdiklerine.
Sevgili Peygamberimiz “aleyhisselam”, eshab-ı kirama;
- Cennette öyle köşkler vardır ki, içinde bulunan kimse, her dilediği yeri görür ve dilediği her yere kendini gösterir, buyurdu.

Bir sahabi sordu:
- Yâ Resulallah! Böyle köşkler kimlere verilecektir?

Cevabında;
- Tatlı sözlü, eli açık ve herkesin uyuduğu zaman Allahü teâlânın varlığını, büyüklüğünü düşünen ve Ona yalvaranlara verilecektir, buyurdu.
 
Geri