-
- Katılım
- Ekim 30, 2014
-
- Mesajlar
- 41,115
-
- Tepkime puanı
- 18,577
-
- Puanları
- 354
-
- Konum
- Kapadokya
Aslında ben buna korku demiyorum. Yeterince cesaret gösterememek diyorum. Siz de çok iyi bilirsiniz ki korku, belirli bir tehdit altına girdiğimizde ya da bu tehdidi hissettiğimizde yaşadığımız uyarıcı bir tepkidir. O halde, korkuyu endişeden biraz ayırmak istiyorum izninizle.
Birilerinin hayallerini süsleyen beyaz gelinlikli seremoni, başka birilerinin en büyük kaygısı. Yapılan araştırmalar, evlilik korkusu yaşayanların sayısının, her geçen gün arttığını söylüyor.
Peki hanımlar. Siz neden korkuyorsunuz evlilikten? Şimdi olasılıklara göz gezdirelim birlikte. Eksik kalacağım ve sizlerin farklı görüşlerinin olacağına dair hiç şüphem yok. Bakalım teorilerime siz ne diyeceksiniz?
Aldatan Erkek
Her ne kadar gerçekte ilk gerekçe ihanet olmasa da, değer yargılarımızın ne yazık ki ilk sırasında olması, toplum tarafından "Erkek Aldatır" ın acı bir şekilde kabul edilirliği, ister istemez bu konuyu başa oturttu. Biliyorum. Bir kadının haklı olarak erkeğinden ilk beklediği şey sadakattir. Ve siz bir oranlama yaptığınızda, sadık bir erkeğin yok denebilecek kadar az sayıda olduğunu "müzelik erkek", "adam gibi adam", "nesli tükenmiş erkek" gibi kalıpların içerisine alarak, kendinize çoktan kanıtladınız bile.
İşte bu yüzdendir ki, flört dönemlerinizde belki de affedilebilir olan ihanet, evlilikte "asla affedilemez" olacak. Ve siz bunu bir kez daha kaldıramayacağınızı biliyorsunuz.
Özgüven Eksikliği
Hayatımızın bir çok önemli kararını alırken başımıza dert olan bu durum, evlilik gibi önemli bir kararı alırken de sizi çıkmaza sokuyor. Sizi korkutan şeyin, evlenmek değil de, bir aileyi yönetmek olduğunu göremiyorsunuz aslında. Eş-ev-çocuklar üçgeninden oluşan bu aileyi, doğru kanalize edemiyor, yönetmekte eksik kalacağınızı düşünüyorsunuz. Öyle ya. Bugüne dek ebeveynlerinizin, hatta daha çok annenizin kontrolündeydi her şey. Kendi yuvanızı kurduğunuzda, başa çıkamayacak kadar güçsüz hissediyorsunuz kendinizi.
Ayrıca, fiziksel özelliklerini takıntı haline getirerek, "beni bu halimle kim beğenecek" diyerek, yelkenleri baştan suya indirenlerinizi, kendisiyle barışık olamayacak kadar ilgisiz kalanlarınızı, ailesinden utanacak kadar duyarsız olanlarınızı saymıyorum bile.
Yakın Çevredeki Örnekler
Sizi en çok etkileyen durumların başında, yakın akraba, komşu ve arkadaşlarınızda gözlemlediğiniz mutsuz ve sorunlu evlilikler geliyor. Belki de en başta, bire bir tanık olduğunuz ve çoğunlukla o ortamdan uzaklaşmayı tercih ettiğiniz anne-baba tartışmaları, Babanızın annenize uyguladığı baskı. Gerçek korkunuzu tetikleyen de bu. Hani biraz, "Sütten dili yanan yoğurdu üfleyerek yer" durumuna benziyor. Asıl kaygınız, evlenmekten daha çok, evliliğin sürdürebilirliği. Harika bir flört döneminden sonra bile, kafanızı karıştıran, hatta kimi zaman zıvanadan çıkaran şu "acaba" lar yok mu? Ha işte, yaşamınızın kalan kısmını O'nunla ve "sadece ikimiz" hevesiyle geçirecek olmanın önüne, belki de kocaman bir set örüyor sıklıkla karşınıza çıkan bu örnekler.
Özgürlüğün Kısıtlanması
İşte konumuzun en geniş detaya sahip kısmı. Erkeğin evlilik korkusunu başka bir paylaşımda işlemeyi düşünmeme rağmen, her iki taraf için de esaret, en büyük gerekçe. Temelinde yatan gerçek, kendine güvenen, tek başına ayaklarının üzerinde durabilmeyi başaracağına inanan, özgürlüğüne düşkün bir kadının, evlilik sonrası kocasına bağımlı kalacak olmasını düşünmesidir. Dilediği gibi giyinemeyeceği, dilediğince gezemeyeceği, dilediği kararı tek başına veremeyeceği kaygısını taşımaktadır.
Bana kalırsa bu biraz, sorumluluktan kaçış melankolisidir. Bir yuvayı idare edebilmek, bir çocuk yetiştirmek, eşi kadar ailesinin de gönlünü hoş tutabilmek gibi örnekleri çoğaltabileceğimiz bir çok konuda, yetersiz kalabilmek endişesi. Hatta günün birinde bütün bunlardan sıkılarak "hadi be sende, seninle mi uğraşacağım" restini çekip çekememek ikilemi.
Kariyer mi? Annelik mi?
Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, günümüz kadın artık bir çok konuda söz sahibi. Büyük işlerin üstesinden sorunsuzca gelebilmelerinin yanında, devasa bir şirketi rahatlıkla yönetebilecek erdemlere, güce, yeteneklere sahip. Eğitim sektöründen tutun da, otomotiv sektörüne kadar bir çok branşta, bir çok erkeği geride bırakabilecek başarılara imza atıyorlar. Hemen hemen her gün, herhangi bir örnekle karşımıza çıkan bu kariyer sahibi kadınlar, hem sergiledikleri duruşlarıyla, hem bulundukları konumlarıyla, diğer kadınlara ve genç kızlarımıza ilham veriyorlar.
Hal böyle olunca, dilinize yapışan o "Çocuk da yaparım, kariyer de" diyen reklam metni, sadece iyi bir reyting yakalamış olmakla sınırlı kalıyor. İşte çelişkiniz burada başlıyor. "Her ikisini birlikte yürütmeyi başarabilir miyim".
Psikolojik Nedenler
Her ne kadar kabul edilmez görünse de, bana göre başka bir sebep, narsist ve egoist kişilik bozukluğu olan hem kadın hem erkek bireyler için evlilik, yaşamlarının hiçbir döneminde planların içine girmez. Feminizmi bu gurupta toplayabilir miyiz, emin değilim. Sosyal uyum bozukluğu ya da asosyal kişilik bozukluğu onların evlilik ile uzaktan yakından ilgileri olmadığı bilinen bir gerçektir.
Biliyorum. "Hangi gerekçeyle olursa olsun evlilikten korkmak saçmalıktır." diyenler, bu cümleyi "olmadı boşanırım" cesaretiyle kuruyor. Boşanmanın da evlenmek kadar zor bir karar olduğunu atlamayın lütfen.
Unutmayın, evliliğe asla hazır hissedemezsiniz kendinizi. Hissetmeyeceksiniz de.
Evlilik, yaşamı her şeyiyle paylaşmak adına vereceğiniz tavizlerin bir bütünüdür. Asla bir oyun değildir. Kendi hayatınızın sorumluğunu taşımaktan bile korkuyorsanız, başka hayatların sorumluluğunu taşımanızı kimse bekleyemez sizden
Birilerinin hayallerini süsleyen beyaz gelinlikli seremoni, başka birilerinin en büyük kaygısı. Yapılan araştırmalar, evlilik korkusu yaşayanların sayısının, her geçen gün arttığını söylüyor.
Peki hanımlar. Siz neden korkuyorsunuz evlilikten? Şimdi olasılıklara göz gezdirelim birlikte. Eksik kalacağım ve sizlerin farklı görüşlerinin olacağına dair hiç şüphem yok. Bakalım teorilerime siz ne diyeceksiniz?
Aldatan Erkek
Her ne kadar gerçekte ilk gerekçe ihanet olmasa da, değer yargılarımızın ne yazık ki ilk sırasında olması, toplum tarafından "Erkek Aldatır" ın acı bir şekilde kabul edilirliği, ister istemez bu konuyu başa oturttu. Biliyorum. Bir kadının haklı olarak erkeğinden ilk beklediği şey sadakattir. Ve siz bir oranlama yaptığınızda, sadık bir erkeğin yok denebilecek kadar az sayıda olduğunu "müzelik erkek", "adam gibi adam", "nesli tükenmiş erkek" gibi kalıpların içerisine alarak, kendinize çoktan kanıtladınız bile.
İşte bu yüzdendir ki, flört dönemlerinizde belki de affedilebilir olan ihanet, evlilikte "asla affedilemez" olacak. Ve siz bunu bir kez daha kaldıramayacağınızı biliyorsunuz.
Özgüven Eksikliği
Hayatımızın bir çok önemli kararını alırken başımıza dert olan bu durum, evlilik gibi önemli bir kararı alırken de sizi çıkmaza sokuyor. Sizi korkutan şeyin, evlenmek değil de, bir aileyi yönetmek olduğunu göremiyorsunuz aslında. Eş-ev-çocuklar üçgeninden oluşan bu aileyi, doğru kanalize edemiyor, yönetmekte eksik kalacağınızı düşünüyorsunuz. Öyle ya. Bugüne dek ebeveynlerinizin, hatta daha çok annenizin kontrolündeydi her şey. Kendi yuvanızı kurduğunuzda, başa çıkamayacak kadar güçsüz hissediyorsunuz kendinizi.
Ayrıca, fiziksel özelliklerini takıntı haline getirerek, "beni bu halimle kim beğenecek" diyerek, yelkenleri baştan suya indirenlerinizi, kendisiyle barışık olamayacak kadar ilgisiz kalanlarınızı, ailesinden utanacak kadar duyarsız olanlarınızı saymıyorum bile.
Yakın Çevredeki Örnekler
Sizi en çok etkileyen durumların başında, yakın akraba, komşu ve arkadaşlarınızda gözlemlediğiniz mutsuz ve sorunlu evlilikler geliyor. Belki de en başta, bire bir tanık olduğunuz ve çoğunlukla o ortamdan uzaklaşmayı tercih ettiğiniz anne-baba tartışmaları, Babanızın annenize uyguladığı baskı. Gerçek korkunuzu tetikleyen de bu. Hani biraz, "Sütten dili yanan yoğurdu üfleyerek yer" durumuna benziyor. Asıl kaygınız, evlenmekten daha çok, evliliğin sürdürebilirliği. Harika bir flört döneminden sonra bile, kafanızı karıştıran, hatta kimi zaman zıvanadan çıkaran şu "acaba" lar yok mu? Ha işte, yaşamınızın kalan kısmını O'nunla ve "sadece ikimiz" hevesiyle geçirecek olmanın önüne, belki de kocaman bir set örüyor sıklıkla karşınıza çıkan bu örnekler.
Özgürlüğün Kısıtlanması
İşte konumuzun en geniş detaya sahip kısmı. Erkeğin evlilik korkusunu başka bir paylaşımda işlemeyi düşünmeme rağmen, her iki taraf için de esaret, en büyük gerekçe. Temelinde yatan gerçek, kendine güvenen, tek başına ayaklarının üzerinde durabilmeyi başaracağına inanan, özgürlüğüne düşkün bir kadının, evlilik sonrası kocasına bağımlı kalacak olmasını düşünmesidir. Dilediği gibi giyinemeyeceği, dilediğince gezemeyeceği, dilediği kararı tek başına veremeyeceği kaygısını taşımaktadır.
Bana kalırsa bu biraz, sorumluluktan kaçış melankolisidir. Bir yuvayı idare edebilmek, bir çocuk yetiştirmek, eşi kadar ailesinin de gönlünü hoş tutabilmek gibi örnekleri çoğaltabileceğimiz bir çok konuda, yetersiz kalabilmek endişesi. Hatta günün birinde bütün bunlardan sıkılarak "hadi be sende, seninle mi uğraşacağım" restini çekip çekememek ikilemi.
Kariyer mi? Annelik mi?
Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, günümüz kadın artık bir çok konuda söz sahibi. Büyük işlerin üstesinden sorunsuzca gelebilmelerinin yanında, devasa bir şirketi rahatlıkla yönetebilecek erdemlere, güce, yeteneklere sahip. Eğitim sektöründen tutun da, otomotiv sektörüne kadar bir çok branşta, bir çok erkeği geride bırakabilecek başarılara imza atıyorlar. Hemen hemen her gün, herhangi bir örnekle karşımıza çıkan bu kariyer sahibi kadınlar, hem sergiledikleri duruşlarıyla, hem bulundukları konumlarıyla, diğer kadınlara ve genç kızlarımıza ilham veriyorlar.
Hal böyle olunca, dilinize yapışan o "Çocuk da yaparım, kariyer de" diyen reklam metni, sadece iyi bir reyting yakalamış olmakla sınırlı kalıyor. İşte çelişkiniz burada başlıyor. "Her ikisini birlikte yürütmeyi başarabilir miyim".
Psikolojik Nedenler
Her ne kadar kabul edilmez görünse de, bana göre başka bir sebep, narsist ve egoist kişilik bozukluğu olan hem kadın hem erkek bireyler için evlilik, yaşamlarının hiçbir döneminde planların içine girmez. Feminizmi bu gurupta toplayabilir miyiz, emin değilim. Sosyal uyum bozukluğu ya da asosyal kişilik bozukluğu onların evlilik ile uzaktan yakından ilgileri olmadığı bilinen bir gerçektir.
Biliyorum. "Hangi gerekçeyle olursa olsun evlilikten korkmak saçmalıktır." diyenler, bu cümleyi "olmadı boşanırım" cesaretiyle kuruyor. Boşanmanın da evlenmek kadar zor bir karar olduğunu atlamayın lütfen.
Unutmayın, evliliğe asla hazır hissedemezsiniz kendinizi. Hissetmeyeceksiniz de.
Evlilik, yaşamı her şeyiyle paylaşmak adına vereceğiniz tavizlerin bir bütünüdür. Asla bir oyun değildir. Kendi hayatınızın sorumluğunu taşımaktan bile korkuyorsanız, başka hayatların sorumluluğunu taşımanızı kimse bekleyemez sizden