Esrar Dede kimdir?

Konu sahibi son olarak 2616 gün önce görüldü

Esrar Dede Kimdir?

Esrar Dede hayatı

(1748? - 1797): Şair. İstanbul'da doğdu. Asıl adı Mehmed'dir. Tasavvuf muhitinde yetişti ve iyi bir tahsil gördü; Arapça, Farsça, Latince ve İtalyanca öğrendi. Galata Mevlevîhanesi şeyhi Hüsn ü Aşk şairi Şeyh Galib'in müridi ve yakın arkadaşı idi. Şeyh Galib Esrar Dede'yi Kazancı Dedeliğe yükseltmişti. Esrar Dede şeyhinden tasavvufî, ilmî ve edebî sahada son derece istifade etti. İstanbul'da öldü. Galata Mevlevîhanesinde gömülüdür. Şeyh Galib yakın dostunun vefatına çok üzülmüş, mezar taşına tarih düşürmüş, samimî duygularını da ünlü mersiyesinde:

Ağyârım ağlasın bana hem yârim ağlasın

Gûş eyleyen hikâyet-i Esrâr'ım ağlasın

diyerek dışa vurmuştur.

Esrar Dede, bir tasavvuf şairidir. İnce ruhludur. Yer yer anlaşılması güç mısralar söylemekle beraber duygularını saf ve sade dille anlatmıştır. Şiirlerinde Sâbit, Nâbî ve Fehim'in etkileri görülür. Şeyh Galib, Arzî Dede ve Fasih Dede'ye nazîreler yazmıştır.

Eserleri: Divan (İçindeki Türkçe gazel, kaside, rubaî ve kıt'alar, Arapça ve Farsça birer gazel, Farsça iki kıt'a ve sekiz rubaî, Türkçe-Rumca mülemma bir gazel yer alır. Divan 145 beyitlik Mübareknâme-i Esrar ve 176 beyitlik Fütüvvetnâme-i Esrar manzumeleri de eklenerek basıldı. 1841; Hasan Ali Kasır doktora tezi hazırladı: Esrar Dede: Hayatı, Edebî Kişiliği ve Divanının Karşılaştırmalı Metni, Erzurum 1996)), Tezkire-i Şuâra-yı Mevleviye (Mevlevî şairlerin hâl tercümelerini içine alır. Hakkında doktora çalışmasını İlhan Genç yaptı: Erzurum 1986), Lügat-ı Tilyân (Rumca ve İtalyanca ile ilgili lügat ve gramer kitabı).
 
esrar-dedeconin-mezar-tas-.JPG


Esrar Dede’nin mezar taşı

On sekizinci yüzyıl divan şairlerinden ve mevlevi şeyhi Esrar Dede’nin Galata Mevlevihanesi haziresinde bulunan mezar taşı

esrar-dede-mezar-tas-yak-n.jpg



Yâ Hû

Esrâr Dede çileyi hatm ettiği dem

Sır oldu, serin hırka-i tâbûta çekib

Gâlib dedi târihini efsûs efsûs

Hemdemleri hayrân kodu Esrâr göçüb

Sene 27 Receb 1211

Günümüz Türkçesiyle: Esrar Dede çilesini bitirdiği an tabut hırkasını başına çekip sır oldu, gizlendi. Galip ne yazık ki onun(ölüm) tarihini "Arkadaşlarını Esrar kendine hayran koyup göçüp gitti" diye söyledi. Sene 26 Ocak 1797

Çile: Tasavvufta ve Mevlevilikte, dervişlerin kapalı bir mekânda uzlete çekilmek suretiyle belli bir süre ibadetle meşgul olmalarına denir.

Esrar Dede kimdir?

İstanbul’da doğan Esrar Dede’nin asıl adı Mehmet’tir. Oldukça iyi bir eğitim görmüş, Arapça, Farsça, Rumca, Latince ve İtalyanca da öğrenmiştir. Şeyh Galip’in Galata Mevlevihanesi’ne şeyh olmasından sonra Mevlevilik tarikatına girmiştir. Şeyh Galip’e intisap etmiş ve onunla yakın bir dostluk kurmuştur. Bu olay ise onun hayatının dönüm noktasını teşkil etmiştir. Şiir yazmaya da başlayan Mehmet Efendi “Esrar” mahlasını burada almıştır. Divan, Tezkire-i Şuaray-ı Mevleviye, Mübarekname-i Esrar, Fütüvvetname-i Esrar, Lugat-ı Tilyan gibi eserler vermiş ve çilesini bitirdiği güne rastlayan bir mirac gecesi vefat etmiştir. Galata Mevlevihanesi mezarlığında Fatin Dede’nin defnedilmiş mezar taşına da Şeyh Galip’in yukarıdaki tarih kıtası yazılmıştır.


 
Esrar Dede (Esrar Dede Kimdir? - Esrar Dede Hakkında)

Esrar Dede

Esrâr Dede (1748-1797) ünlü Türk Dîvân edebiyatı şairi.
Gerçek adı Mehmed olan Esrar Dede 1748 (Hicri 1162) yılında İstanbul'da doğdu. Doğum tarihi üzerinde bir ihtilaf mevcuttur. Babasının isminin Ahmed-i Bîzebân olduğu bilinmektedir fakat ailesine dair pek bir bilgi yoktur. Çok iyi bir eğitim gördüğü eserlerinden kolayca anlaşılabilmektedir. Arapça ve Farsça başta olmak üzere Rumca Latince ve İtalyanca bilirdi. Dile olan ilgisi ve kabiliyetini Lûgat-ı Tilyan isimli bir Türkçe - İtalyanca sözlük yazmış olmasından da anlıyoruz. Karakterinin güzel olduğu özellikle çok cömert olduğu söylenmiştir. Galata Mevlevîhânesi'nde tanıştığı Şeyh Gâlip ile ömür boyu dost kalmıştır. "Esrâr" mahlasını da Şeyh Gâlip'e arz edip talebelerinden olunca almıştır. Şeyh Gâlip ile tanıştıktan sonra Şeyh Gâlip'in eğitimine girdi. Hayatı boyunca Mevlevilik dairesinden çıkmadı. Daha sonraları tezkireci ve meşîhat makamlığını kazanmasına rağmen Şeyh Gâlip'in yanından ayrılmadı. Ömrü boyunca Galata Mevlevîhânesi'nde kendisine ayrılan odada yaşadı eserlerini burda kaleme aldı ve 1796 (Hicri 1211) yılında burada vefat etti. Garip bir detaydır ki vefat günü Mirac kandiline denk gelmiştir.

Bunun dışında bizzat Şeyh Gâlip Esrâr Dede'nin ölümü üzerine bir mersiye kaleme almıştır. Bu mersiye şöyle başlar:

Kan ağlasın bu dide-i dür-bârım ağlasın
Ansın benim o yâr-ı vefâ-dârım ağlasın
Çeşm ü dehân u ârız u ruhsârım ağlasın
Baştan başa bu cism-i siyeh-kârım ağlasın
Ağyârım ağlasın bana hem yârim ağlasın
Gûş eyleyen hikâyet-i Esrâr'ım ağlasın
Nâ-dide bir güher telef etdim dirîg u âh
Hâk içre defnedüp gerü gitdim dirîg u âh

Ayrıca Esrar Dede'nin mezar taşında Şeyh Gâlip'in şu cümleleri yer almaktadır:
"Esrâr Dede çileyi hatm ettiği dem
Sırr oldu serin hırka-i tâbûta çeküp
Gâlib dedi târihin efsûs efsûs
Hemdemlerini hayrân kodı Esrâr göçüp."

Eserleri

Kuşkusuz her açıdan olduğu gibi edebî açıdan da Esrâr Dede'yi en çok Şeyh Gâlip etkiledi. Bu iki önemli ismin eserleri ise daha sonraki kuşakların birçok önemli edebiyatçısını etkilemiştir. Nitekim daha sonraları Şeyh Gâlip'in ünlü eseri "Hüsn ü Aşk"dan esinlenerek Yenikapı Mevlevîhânesinin son şeyhi Abdulbâkî Baykara tarafından kaleme alınacak olan yine Hüsn ü Aşk isimli manzûm tiyatronun ilk perdesi Şeyh Gâlip ile Esrâr Dede'nin konuşmalarını konu alacaktır.
Şiirlerini topladığı Dîvân'ı en önemli ve bilinen eseridir. Bu da 1841 yılında "Divan-ı Belağat-unvân-ı Esrâr Dede Efendi" ismiyle yayımlanmıştır. Mevlevî şairlerinin hayatlarını ve şiirlerinden örnekleri barındıran Esrâr Dede Tezkiresi olarak da anılan "Tezkire-i Şu'ârâ-yı Mevlevîyye" bir diğer ünlü eseridir. Diğer önemli eserleri: Mübâreknâme-i Esrâr Fütüvvetnâme-i Esrâr ve daha önce de zikrettiğimiz Lugat-ı Tilyan`dır. Genel olarak Esrâr Dede arı ve yalın bir dil kullanırdı. Şiirlerinde Mevlevîliğe ve Mevlânâ`ya olan sevgisine sık sık yer vermiştir. Şiirlerindeki tasavvuf etkisi barizdir.

Eserlerinden Örnek

Gazel (Gece Kandilli`de)
Gece Kandilli’de gök kandil olup ol meh-rû
Mâhitab eyleyerek eyledi azm-i Göksu
Ol şehen-şâh-ı hüsn basdı kadem şevketle
Hele Beylerbeyi’nin başına devletdir bu
Boğaz içinde bu şeb mey vererek muğbeçeler
İtdi sâgar gibi lebrîz bizi tâ-be-gelû
Gel çelipa içün itme bizi hicrana dûçar
Nola İstavroz’a gitme bu gice kâfir-hu
Subha dek eyleyelim şevk ile zevk-i mehtâb
Mestdir çeşm-i siyeh meste yeter bu uyku

Yardan sana şu peymâne ki ihsân oldu
Mihr-i dîdâr idi Esrar sabaha karşu
Saye-i Hazret-i Galib’de Boğaz içre bu şeb
Zevk-i min tahtil enhar idi bana her su
 
Esrar Dede Kimdir Hayatı Nedir

On sekizinci yüzyıl dîvân şâirlerinden ve mevlevî şeyhi. Asıl adı, Seyyid Mehmed’dir. 1748 (H.1162)’de İstanbul’da Sütlüce’de doğdu. 1796 (H.1211)’de Galata Mevlevîhânesinde vefât etti.

Âilesi ve soyu hakkında geniş bilgi yoktur. Babası Ahmed-i Bîzebân, onun babası Hasan ve onun da babasının ismi Osmân’dır. Eserlerinden anlaşıldığına göre, çok iyi bir öğrenim görmüştür. Arapça ve Farsça’ya tam vâkıf olduğu gibi; Latince, Yunanca ve İtalyanca da biliyordu. Devrin en yüksek medreselerinde fen ve din bilgileri öğrenmekte iken bir gün yolu Galata Mevlevîhânesine düştü. Bu sırada mevlevîhânede Şeyh Gâlib İslâmiyetin yayılması için gayret sarfetmekteydi.

Seyyid Mehmed merak ederek girdiği bu dergahta Gâlib Dede’nin sohbetinin tatlılığı, ruhlara hayat veren sözlerinin tesiriyle bir daha çıkmamak üzere kaldı. Şeyhe bağlılığını arz edip talebelerinden oldu. Seyyid Mehmed böylece tarîkata girip “Esrâr” mahlasını aldı ve bundan sonra Esrar Dede diye anıldı.

Mevlevîlik dâiresine katılan Esrar Dede’nin bundan sonraki hayâtı, hocası Şeyh Gâlib’in terbiyesi ve eğitimi altında geçti. Onunla her an berâber olacak kadar teslimiyet içinde olan ve her hâlini hocasının yaşayışına uyduran Esrar Dede, tezkireci ve meşîhat makamlığını kazandığı halde şeyhinin yanından ayrılmadı. Galata Mevlevîhânesinde kendisine ayrılan bir odada yaşadı. Bu sırada pekçok eser vücuda getirdi.

Dîvân edebiyâtının son büyük temsilcisi olan ve bu edebiyâta yeni bir söyleyiş getirip zenginlik kazandıran Şeyh Gâlib’in, talebesi Esrâr Dede’ye çok büyük tesiri oldu. Bu sebeple Esrar Dede şiirde Mevlevî olduktan sonra şöhret buldu. Onun şiirlerinin toplandığı Dîvân’ı en önemli eseridir. Diğer önemli eserleri ise; Mübâreknâme-i Esrâr, Fütüvvetnâme-i Esrâr, Lugat-ı İtalyân ve Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye’dir.

Esrâr Dede ve hocası Şeyh Gâlib’in Osmanlı Sultanı Üçüncü Selîm Hana tam bir muhabbet ve bağlılıkları vardı. Bu durum Sultanın aleyhinde olanların onlar hakkında ileri geri konuşmalarına sebeb oluyordu. Bunlara karşı Esrar Dede bir gazelinde;

Ne Süleymân ne Selîm’in kuluyuz,
Hazret-i Rabb-i Rahîmin kuluyuz.

Husrev-i âleme yok minnetimiz,
Öyle bir şâh-ı kerîmin kuluyuz.

diyerek çok güzel bir cevap vermiştir. Esrar Dede’nin şiirlerinde kırk yaşındayken girdiği Mevlevîlik yoluna ve evliyânın büyüklerinden Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’ye büyük bir sevgi duyduğu görülmektedir. Bu hususta yazdığı bir şiiri şu beyitle son bulmaktadır:

Lutfuna muhtaçtır Esrâr-ı zâr
El-meded ey hazret-i Mollâ-yı Rûm.

Dünyâya ve dünyâ bağlılarına rağbet etmeyen Esrar Dede, kendisinden nasîhat isteyenlere dünyâ nîmetlerinin ve güzelliklerinin geçici olduğunu söyler ve ölümü hatırlatırdı. Çok cömert olup, eline geçen malı ve parayı fakirlere dağıtırdı. Esrar Dede’nin şu şiiri onun ne kadar ince ruhlu olduğunu göstermektedir.

Derd-i dile bîgâne vü mahrem güler ben ağlarım
Özge belâ kim hâlime âlem güler ben ağlarım.

Hiç kimseye olmuş değil böyle belâ-yı bü’l-aceb
Kim beytü’l-ahzân-ı dilimde gam güler ben ağlarım.

Naz ü niyâza yok vakit hayran olur görse gözüm
Ancak hemen ol dilber-i gülfem güler ben ağlarım.

Nâdîde bir dîvaneyim baştan başa efsâneyim
Hicrânımın ahvâline mâtem güler ben ağlarım.

(Gönül derdine yabancı ve dost güldüğü halde ben ağlıyorum. Bu âlemin güldüğü benim ağladığım başka bir derttir.

Böyle ziyâdesiyle şaşılacak belâyı hiç kimse görmedi. Ki o gönlümün hazret-i Yâkûb gibi hüzünlü evinde gam güldüğü halde ben ağlıyorum.

Gözüm görse nâz ve niyâza yalvarıp yakarmaya vakit bırakmadan hayran olup kendinden geçer. Fakat o gül ağızlı sevgili güldüğü halde ben ağlıyorum.

Eşi bulunmaz baştan başa efsâne olmuş bir deliyim, benim ayrılık hallerime mâtem güldüğü halde ben ağlıyorum).

Esrâr Dede mîrâc gecesine tesâdüf eden bir zamanda 1796 (H.1211)’de Galata Mevlevîhanesinde vefât etti. Bu sırada henüz kırk dokuz yaşındaydı. Ömrünün son dokuz yılını geçirdiği bu Mevlevîhânenin bahçesinde kendisinden yüz yıl önce ölen mevlevî dervişiFasîh Dede’nin kabrinin sol yanına defnedildi. Hocası Şeyh Gâlib’in söylediği şu târih rubâisi, Esrâr Dede’nin mezar taşında yazılıdır.

Esrar Dede çileyi hatm ettiği dem
Sırr oldu serin hırka-i tâbûta çeküp
Gâlib dedi târihin efsûs efsûs
Hemdemlerini hayrân kodı Esrâr göçüp. 1211.

(Esrar Dede çileyi bitirince tâbût hırkasını başına çekip gizlendi. Gâlib ne yazık ki onun târihini “Arkadaşlarını Esrar hayran koyup göçüp gitti” diye söyledi)

1) Esrar Dede, Tezkîre-i Şu’ârâyı Mevleviyye, İ.Genç; s.1-35

2) Esrar Dede, R.Baykara, Türkiyât Enstitüsü; s.3-20

3) Türk Şâirleri, S.N.Ergun, 1345-1350
 
Geri