Eski Türklerde Kadın

Konu sahibi son olarak 3384 gün önce görüldü
İslam öncesi Türklere ait bilgiler M.Ö. 4000-4500 yıl gerilere kadar ulaşmaktadır. Bu köklü bilgiler arasında kadının temel nitelikleri “annelik” ve “kahramanlık”1 olarak karşımıza çıkmaktadır. Kadın, at binme, silah kullanma ve savaşabilme gücü ile de değerlendirilmektedir. Yine tarih kaynaklarında Türklerin kutsal ve önem verdikleri haklara, “ana hakkı” dedikleri ve bunu da “Tanrı Hakkı” ile eşit tuttuklarını göstermektedir2. Aile toplumun çekirdeği olarak görülmüştür. Aile ne kadar güçlü olursa toplum o derece güçlü olur. Türklerde aileye her zaman önem verilmiş ve aile korunmuştur. Birçok savaşa ve göçe rağmen Türklerin dağılmadan ayakta kalması da güçlü aile yapısına dayanmaktadır. Tarihte birçok topluluk görülmüş, ancak bu topluluklar güçlü bir aile sistemine sahip olamadıklarından dolayı kısa zaman içerisinde dağılıp yok olmuşlardır.

Tek eşlilik Türk ailesinin vazgeçilmez bir özelliğidir3. Eski Türklerde tek eşli evliliğinin esas olduğu bilinmekle beraber yönetici konumda olanlar ile zengin olan bazı kişilerin ikinci eş aldığını, Çin’den alınan prenseslere “Konçuy” adını verdikleri görülmektedir4. Türklerde tarih boyunca evlilik ve aile çok önemli görüldüğünden dolayı bu kurum sağlam temeller üzerine oturtulmuştur. Evlilikler, annenin izni olmadan gerçekleşmemekte ve onun fikrine göre hareket edilmektedir. Evlenecek olan kıza erkek tarafı bugünkü mihrin karşılığı olan “Kalıng” vermek mecburiyetinde idi5. Aile toplumu ayakta tutan en güçlü kurum olduğundan dolayı günümüzde de olduğu gibi boşanmaya pek hoş bakılmamış ve boşanmaların engellenmeye çalışıldığı bilinmektedir. Orta Asya Türk devletlerinin hepsinde (İskitler, Hunlar, Göktürkler, Uygurlar) kadın önemli hak ve yetkilere sahip bulunmaktadır. Örneğin İskitlerde, her kadının İskit erkekleri gibi savaşçı ve asker olarak yetiştirilmesi geleneği vardı. Bundan dolayıdır ki İskitli göçebe kadınlar her savaşta erkekleriyle birlikte çarpıŞıyorlardı6. Türk devletlerinde Türk kadınları bu tür faaliyetleri büyük bir vakar ve haysiyetle yürütmüşlerdir. Hatta bu türlü faaliyetlerde öylesine büyük yetkilerle hareket etmişlerdir ki Büyük Hun İmparatorluğu adına Çin ile ilk barış antlaşmasını Mete’nin hatunu imzalamıştır7.

Hunlar döneminden itibaren kadın-erkek ayrımı yapılmadığı ve kadın erkeğin tamamlayıcısı olarak kabul edildiğinden kadınsız hiçbir iş yapılmazdı. Hatta öyle ki kağanın emirnameleri sadece “Hakan buyuruyor ki‟ ifadesiyle başlamışsa geçerli kabul edilmezdi. Yabancı devletlerin elçileri sadece hakanın huzuruna çıkmazlardı. Elçilerin kabulü esnasında hatunun da hakanla beraber olması gerekirdi8. Bazen de hatunlar tek başlarına elçileri kabul ederlerdi. Örneğin; Avrupa Hun ülkesine gelen elçiler Attila‟nın eşi Arıg-Han tarafından kabul edilerek devlet işleri görüŞülebilmektedir9. Kabul törenlerinde, ziyafetlerde, Şölenlerde hatun hakanın solunda oturur. Siyasî ve idarî konulardaki görüşmeleri dinleyerek fikrini beyan eder hatta harp meclislerine bile katılırdı10. Gökalp bu durum “Eski kavimler arasında hiçbir kavim Türkler kadar kadın cinsiyetine hak vermemişler ve saygı göstermemişler” Şeklinde izah edilebilmektedir11. Eski Türk toplumlarında kadının yüksek bir mevkiinin bulunduğuna dair genel kanı vardır. Türk mitolojisinde kadın gayet yüksek bir mevkide tasvir edilmektedir. Yaradılış Destanı’na göre kadın kâinatın yaratılışına sebep olan ilham kaynağı olarak görülmüŞtür12. Kağanın evlendiği ilk kadın “Hatun” unvanını taşımaktadır. Siyasî hayatta kadın “Hâtun” sıfatıyla devlet başkanının en büyük yardımcısı olarak karşımıza çıkmaktadır. Çin İmparatorları tarafından Türk Kağan eşlerine Çince “K‟o-tun” Türkçe “Hatun” unvanı verildiği bilinmektedir. Çinlilerce “Hatun” unvanı “Kraliçe-Prenses” anlamında kullanılmıştır. Talas Abidelerinde “Hatun” kelimesi “eş” manasında kullanılmıştır. Eski Türklerde evin sahibi kadındır. Bundan dolayı ev kadını için söylenen en yaygın söz “evci” idi. Göktürkler bu anlamda kadın için “eş” sözcüğünü kullanırken, Osmanlılar “evdeş”, Çağatay Türkleri de “evlik” diyorlardı. Bu sözlerden başka Türkler zevce için eskiden “Eşi, İşler, Yotuz, Egmiş” gibi daha çok unvan olan kelimeleri kullanıyorlardı. Anadolu’da ise kadın “Başa, Baş Yoldaşı, Bike, Ev Şenliği” gibi kelimelerle anılmaktadır. Kırgızlarda ise evin gerçek sahibesi baş kadın için kullandıkları “Bay Biçe, Bay Beçe” sözü kullanılmıştır13.

Göktürklerde ve Uygurlarda kağanın karısı hatun devlet işlerinde kocasıyla birlikte söz sahibidir. Emirnamelerin yalnız Kağan namına değil kağan ve hatun namına ortaklaşa imza edilmektedir. Aile içinde de kadın yüksek bir mevkie sahiptir. Anne olarak çocukların yetiştirilmesi ve evin idaresi ile uğraŞırdı14. Ev içerisinde kocasının naibi idi15. Orta Asya Türklerinde Göktürklerin tarihi ve yaşayışı ile ilgili olarak en önemli başvuru kaynağı Orhun Kitabeleri’dir. VII. yüzyıldan başlayarak Orhun Kitabeleri’nde devlet işlerini bilen katunlardan (hatun) söz edilir. Kağanın hanımı olan Hatun da tıpkı Kağan gibi töre ile bu makama oturur ve kağan ile birlikte ülkeyi yönetmektedir. Orhun Kitabeleri’nde yer yer “Hakan ve Hatunun Buyruğu” sözü ile başlayan ifadeler yer almaktadır. Bu sözler İslam öncesi Türk devletlerinde kadının yönetimde söz sahibi olduğunu göstermektedir. Orta Asya Türklerinde kağan gibi hatun da halktan farklıdır ve özel bir konuma sahiptir. Kutluk Devleti’nin yöneticileri olan Bilge Kağan ve Kültigin adına dikilen abidelerde hatunun halktan farklı olduğu Şu Şekilde ifade edilmektedir. “Yukarıda Türk Tanrısı, Türk’ün kutlu ülkesini öyle tanzim etmiş. Türk milleti yok olmasın, millet olsun diye babam İlteriş Kağan ve annem İlbilge Hatunu (Tanrı) halk içerisinden çekip yukarı çıkarmış” 16. Bu ifadeler Orta Asya Türklerinde kadının siyasî ve toplumsal bakımdan konumunun göstergesidir. Kadınlar arasında zaman zaman devlet siyasetine yön verenler de olmuştur. Örneğin; Sabar (Sibir)’ların kağanı Balak Han ölünce yerine eşi Boarık Hatun geçmiştir. Boarık hatun yüz bin kişilik Sabar ordusunu yönetmekte ve Bizans imparatoru I. Jüstinianus’u dize getirdiği bilinmektedir17. Konu ile ilgili bir başka örnek ise II. Göktürk Kağanlarından Bilge Kağan ölünce yerine tahta çıkan oğulları devleti iyi idare edemeyince Tonyukuk’un kızı olan annesi Po-Fu devlet işlerine müdahale etmeye baŞlamıŞtır18. Türk destanlarında ise kadın ilahî bir varlık konumundadır. Erişilip dokunulması, koklanması, kısaca beş duyu ile algılanmasının imkânı bulunmamaktadır. Yaratılış Destanında Tanrı’ya insanları ve dünyayı yaratması için fikir ve ilham veren “Ak Ana” adında bir kadındır. Oğuz Kağan’ın ilk karısı karanlığı yararak gökten inen mavi bir ışıktan, ikinci karısı ise kutsal bir ağaçtan doğmuş insanüstü varlıklardır. İlk Türk abidelerinden olan Bilge Kağan Kitabesi’nde Kağan: “sizler anam hatun, büyük annelerim, ablalarım, hala ve teyzelerim, prenseslerim…” hitabıyla söze başlamaktadır. En eski Türk inancına göre “han ile hatun” gök ile yerin evlatlarıdır. Kadın burada yedinci kat göktedir.

İslam öncesi Türk kadınlarına verilen önem hakkında başka örnekler de verilebilir. Örneğin; henüz İslam olmamış İtil (Volga) Bulgarlarına seyahat eden İbn-i Fadlan kendi eserinde, Türk toplumunda kadınların yeri ve öneminin Şaşırtıcı bir durumda olduğunu itiraf etmekte ve bu hayretini gizleyememektedir. Fadlan, hatunun hükümdarın yanında oturduğunu, bunun Türklerin âdeti olduğunu, hatuna hilat giydirilince hatuna ait kadınların, hatunun üzerine gümüş para saçtıklarını, Türk kadınlarının asla erkeklerden kaçmadıklarını haber vermektedir. Yine bir Hazar prensesi olan Çiçekion, gelin olarak Bizans sarayına gittiğinde giydiği elbise saray ve çevresinde moda haline gelmiştir. Fakat daha da önemlisi Şudur: İmparator II. Justinianus ve V. Kostantinos, Hazar prensesleri ile evlenmişlerdir. Konstantinos’un Hazar prensesinden doğan oğlu, tarihte “Hazar Leon” lakabı ile tanınmıştır. Aynı zamanda bu kişi, Hazar hakanının torunu olmaktadır. Bizans imparatorları yaptıkları bu evliliklerle bazı meselelerde Hazarların desteğini almayı düşünmüştür. Hazar Leon’un karısı Iren’ın daha sonra Augusta veya bir imparator naibi olarak değil, tek başına ve tam selahiyetli “Basileus” kabul ve ilan edilmiştir. İşte bu olay, Hazar Türk kadınlarının Bizans devletine olan siyasi tesirini göstermesi açısından önemlidir19.

Kadına kutsallık katan töreye göre, dövülmesi, horlanması veya itilip kakılması mümkün değildir ki zaten Türk kültüründe ve destanlarında böyle bir durum göze çarpmamaktadır. Türk destanlarında kadın daima erkeğinin yanındadır. Onların güç ve ilham kaynağıdır. Kahramanının yanında savaşan kadın motifi Dede Korkut hikâyelerinde de mevcuttur Dede Korkut hikâyelerinden biri olan “Deli Dumrul hikâyesinde” Dumrul canının yerine can bulma çabasına girince bunu kadınından bulmuş, kadını ona hiç çekinmeden “canını vereceğini” söylemiştir. Ayrıca Türk kültüründe destan kahramanları iyi ata binen, iyi kılıç kullanan, iyi savaşan kadınlarla evlenmek istemektedir. Nitekim Dede Korkut hikâyelerinden olan Bamsı Beyrek hikâyesinde yer alan “Banu Çiçek” bunun en güzel örneklerden biridir20. Bir başka örnek ise Selcen Hatun’dur. Selcen Hatun düşmanların gece kocasına baskın yapmasından korkmaktadır. Kocasını uyarır, savaş başlar. Mücadele esnasında kocasının atı yaralanır. Savaşa hazır bir Şekilde kenarda bekleyen Selcen Hatun atını düşmanların üzerine sürer ve düşmanları kılıçtan geçirmeye baŞlar21. Yine Manas Destanı’nda ise kahraman Manasa zehir verilerek atıldığı çukurdan kurtaran eşi Kanikey Hatun ile oğlu Uruz’u kurtarmak için düşman ile savaşan Kazan Bey’in karısı Burla Hatun kadın kahramanlardan bir kaçıdır22.

Kaynak: Gündüz, Ahmet, "Tarihî Süreç İçerisinde Türk Toplumunda ve Devletlerinde Kadının Yeri ve Önemi" The Journal of Academic Social Science Studies, C. 5, Sayı 5, Fransa 2012, s. 130-133.
 
Beklediğim paylaşım : )
Teşekkürler eklediğin için.
Han-han(im)
Bunlarin düşündüğü ve kadına fikrinin sorulduğu..
Anaerkillikten;
Neden dışarı çıktın,neden onunla konuştun diyen Ataerkil zihniyetin cinayetlerine...
 
Bazı kafası çok çalışan arkadaşlar bu saygınlığı hak edecek bir kadın olma kısmını atlayarak, doğuştan itibar görmeye hakları olduğunu düşünebilir. Sakıncalı. Börte bir Hatun olarak saygı görürdü çünkü Börte nasıl Hatun olunacağını bilirdi.

Dikkat edilirse töre ve namus cinayetleri diyoruz. Töremizde bunların yerinin olduğu da unutulmamalı.
 
Bazı kafası çok çalışan arkadaşlar bu saygınlığı hak edecek bir kadın olma kısmını atlayarak, doğuştan itibar görmeye hakları olduğunu düşünebilir. Sakıncalı. Börte bir Hatun olarak saygı görürdü çünkü Börte nasıl Hatun olunacağını bilirdi.

Dikkat edilirse töre ve namus cinayetleri diyoruz. Töremizde bunların yerinin olduğu da unutulmamalı.

Türk kadını İslam öncesi dönemde statüsüne bağlı olmaksızın önemli bir değere sahipti. Bu dönemde aileler Anaerkil yapıdadir ki kadınlar hayatın her alanında erkekle birlikte hareket edebilmekteydi.

Eski Türk Töresi'nde namus cinayeti diye bir şey yoktur hatta insan öldürmek de yasaktır. Bununla birlikte Töre'ye göre zina yapmak da yasaktır. Namus cinayetleri çok yakın bir devrin ürünüdür ve konudaki dönemle ilgili değildir. Bin yıldan önceki bir zihniyet ile bugünkü zihniyeti bir tutmayınız.
 


Türk kadını İslam öncesi dönemde statüsüne bağlı olmaksızın önemli bir değere sahipti. Bu dönemde aileler Anaerkil yapıdadir ki kadınlar hayatın her alanında erkekle birlikte hareket edebilmekteydi.

Eski Türk Töresi'nde namus cinayeti diye bir şey yoktur hatta insan öldürmek de yasaktır. Bununla birlikte Töre'ye göre zina yapmak da yasaktır. Namus cinayetleri çok yakın bir devrin ürünüdür ve konudaki dönemle ilgili değildir. Bin yıldan önceki bir zihniyet ile bugünkü zihniyeti bir tutmayınız.

Kavram olarak öyle, uygulama olarak değil. Törenin aksine hareket etmek mümkün değildi ve yargılamalar töreye göre yapılırdı. Yani hukuki bir infaz esasında töreye göre infaz, bugünkü kazandığı mana ile töre cinayeti (cinayet ifadesi töreye katılmak istenen olumsuz manadır). Töre yargılaması da diyebiliriz.

Eski Türk Töresi'nde insan öldürmek yasak değildir. Eski Türk Devletleri hayli insan öldürmüştür zira.

Türk töresi, oldukça sert ve kesin hükümler ihtiva etmiştir. Cezaları ağır olmakla birlikte, töre, Türk cemiyetinin belkemiğini teşkil ettiği için hiç kimse bu cezaları haksız ve adaletsiz görmemiştir. Töre’nin daima doğru ve adaletli olanı emrettiğini herkes baştan kabul etmiştir. Çünkü töre, milletin yüzlerce yıllık hayat tecrübesinden süzülmüş kaidelerden ibarettir.

Töre ile birlikte kullanılan bir diğer terim de yasadır. Yasa (yasağ) terimi Moğol istilâsından sonra İslâm tarih ve etnoğrafya edebiyatına girmiş ve yayılmıştır. Gök Türkler, ve Selçuklularda kanun ve nizam ifade eden törü-türe teriminin yerini tutmuştur.


"At koşumu çalanlar ölümle cezalandırılır."

"Evli kadına tecavüz edenler ölümle cezalandırılır."

"Adam öldürenler ölümle cezalandırlır."

"Devlete ve Orduya karşı isyan edip başkaldıranlar ölümle
cezalandırılırlar."


"Hırsızlık yapan her kimse öldürülürdü.!"

Hatta Çin kaynaklarına göre hırsızın kesilen başı, bir ipe bağlanarak Hırsızın babasının boynuna asılırdı. Ceza belki çok ağır idi ama ibret dolu idi ve inanılmaz bir toplumsal disiplin sağlıyordu.

Eski Türklerde zina kavramı yoktu.
Ünlü arap Gezgini İbn-i Fadlan'ın naklettiğine göre
Bir oğuz kadınını edep yerleri ile gördüğünde şaşırdığını,
Bu aç ve perişan kadının kendisini azarladığı meşhurdur!
Buna rağmen nasıl zina olmaz! der.
Türkler apaçık gezseler de zina olmayacaktı!
Çünkü cezası ölümdü!

Göktürk Han'ın ülkesinde zina yapan bir Çinli Prensesi bile bizzat kendi kılıcı ile öldürdüğünü aynı tarihler nakletmektedir. Çinlilere göre bu "vahşet" olsa bile müthiş bir toplum huzuru vardı.



Teşekkürler.
 
Kavram olarak öyle, uygulama olarak değil. Törenin aksine hareket etmek mümkün değildi ve yargılamalar töreye göre yapılırdı. Yani hukuki bir infaz esasında töreye göre infaz, bugünkü kazandığı mana ile töre cinayeti (cinayet ifadesi töreye katılmak istenen olumsuz manadır). Töre yargılaması da diyebiliriz.

Eski Türk Töresi'nde insan öldürmek yasak değildir. Eski Türk Devletleri hayli insan öldürmüştür zira.





Teşekkürler.

Bakın bunlar dönemin toplumunun Töresi'ne aykırı hareket edildiği için yapılan cezalandırmalardır o döneme göre. Töre biliyoruz ki o dönemde toplumun devamlılığı adına kabul edilen sözsüz yasalardır. Devletin resmi kanunudur. Töre sebepsiz yere kimseyi öldürmez.

Bugünkü olaylarla bakarak kıyas yapmak doğru olmaz. Bunlar cinayet kapsamında değildir. Suçlunun idamıdır. Bugün Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu'da kısıtlı kalan ve şuan Türkler tarafından uygulanmayan bir düşünceden bahsediyorsunuz. Buna bakarsak bugünkü töre anlayışına göre boşanmak da bir cinayet sebebidir ve fakat bin yıl öncesinde böyle bir adet bulunmamaktadır. İki dönem arasında ciddi farklar vardır.

Bu cezalandırmalar her ne olursa olsun kadınların değersiz olduğunu yansıtmamaktadır. Başka toplumlarda kadınlar bir eşya, cinsellik objesi görülürken burada bir fert olarak görülmektedir.
 


Bakın bunlar dönemin toplumunun Töresi'ne aykırı hareket edildiği için yapılan cezalandırmalardır o döneme göre. Töre biliyoruz ki o dönemde toplumun devamlılığı adına kabul edilen sözsüz yasalardır. Devletin resmi kanunudur. Töre sebepsiz yere kimseyi öldürmez.

Bugünkü olaylarla bakarak kıyas yapmak doğru olmaz. Bunlar cinayet kapsamında değildir. Suçlunun idamıdır. Bugün Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu'da kısıtlı kalan ve şuan Türkler tarafından uygulanmayan bir düşünceden bahsediyorsunuz. Buna bakarsak bugünkü töre anlayışına göre boşanmak da bir cinayet sebebidir ve fakat bin yıl öncesinde böyle bir adet bulunmamaktadır. İki dönem arasında ciddi farklar vardır.

Bu cezalandırmalar her ne olursa olsun kadınların değersiz olduğunu yansıtmamaktadır. Başka toplumlarda kadınlar bir eşya, cinsellik objesi görülürken burada bir fert olarak görülmektedir.

Törede yok dediniz. Lütfen.

Hayır, o düşünceden bahsetmedim. Hataya düştünüz ve iftira ediyorsunuz. Türk Töresi'nden bahsettiğim açık. Hatta Börte örneğini iliştirdim. Günümüz toplumunda herhangi birini uyguladığınızda ismi töre cinayeti olacaktır. Bunu anlattım.



İyi forumlar. Teşekkürler. Esen kalın. Daha bir sindirerek devam edin.
 
Törede yok dediniz. Lütfen.

Hayır, o düşünceden bahsetmedim. Hataya düştünüz ve iftira ediyorsunuz. Türk Töresi'nden bahsettiğim açık. Hatta Börte örneğini iliştirdim. Günümüz toplumunda herhangi birini uyguladığınızda ismi töre cinayeti olacaktır. Bunu anlattım.



İyi forumlar. Teşekkürler. Esen kalın. Daha bir sindirerek devam edin.

Evet Töre'de yok dedim. Yazdıklarınız o dönem için bir cezalandırmadır fakat siz namus cinayeti ile bir tutuyorsunuz.

İftira attığım yok. Bugünden bahsediyorsunuz ve bu haberlerin nereden çıktığı ortada. Bugün uygulanan bir Türk Töresi var mı ki? Börte Ujin ise tartışmalı ve aydınlanamamış bir konudur başka bir başlık altında incelenmesi daha sağlıklı olur.

Ayrıca böyle kahvehane üslubuyla yazmanıza hiç gerek yok. Üslubunuza dikkat edin.
 


Evet Töre'de yok dedim. Yazdıklarınız o dönem için bir cezalandırmadır fakat siz namus cinayeti ile bir tutuyorsunuz.

İftira attığım yok. Bugünden bahsediyorsunuz ve bu haberlerin nereden çıktığı ortada. Bugün uygulanan bir Türk Töresi var mı ki? Börte Ujin ise tartışmalı ve aydınlanamamış bir konudur başka bir başlık altında incelenmesi daha sağlıklı olur.

Ayrıca böyle kahvehane üslubuyla yazmanıza hiç gerek yok. Üslubunuza dikkat edin.

Kahvehane? İyi dileklerde bulundum. Daha fazla uyarlamaya ve özümsemeye ihtiyacınız olduğunu belirttim. Teessüf ederim. Kahvehanede çok başka bir dil kullanıyorum.

Bugünden bahsettiğime tek delil gösterin bakalım. Nerede bahsetmişim.
 
Kahvehane? İyi dileklerde bulundum. Daha fazla uyarlamaya ve özümsemeye ihtiyacınız olduğunu belirttim. Teessüf ederim. Kahvehanede çok başka bir dil kullanıyorum.

Bugünden bahsettiğime tek delil gösterin bakalım. Nerede bahsetmişim.

"Daha bir sindirerek devam edin." bu söz kahvehane ve sokak ağzına uygundur.

Daha ilk yorumunuzda bahsettiğiniz töre cinayetleri kavramı bugüne aittir. Yoksa bin yıl öncesinde böyle bir kavram yoktur. Varsa siz gösterin ben de var diyeyim.
 


"Daha bir sindirerek devam edin." bu söz kahvehane ve sokak ağzına uygundur.

Daha ilk yorumunuzda bahsettiğiniz töre cinayetleri kavramı bugüne aittir. Yoksa bin yıl öncesinde böyle bir kavram yoktur. Varsa siz gösterin ben de var diyeyim.


Bin yıl öncesindeki durumu orada anlatıyor, bugüne yansımasının kavram olarak, töreyi kötülemek maksatlı töre cinayeti olduğunu anlatıyorum orada. Olmamış.


Sindirmek ifadesini kahvehanede hiç duymadım. Öğreteceğim onlara. Bizim kahvehane jargonu geri kalmış.
 
Bin yıl öncesindeki durumu orada anlatıyor, bugüne yansımasının kavram olarak, töreyi kötülemek maksatlı töre cinayeti olduğunu anlatıyorum orada. Olmamış.


Sindirmek ifadesini kahvehanede hiç duymadım. Öğreteceğim onlara. Bizim kahvehane jargonu geri kalmış.

Töre kavramının anlamının kötülendiği ve değişim yaşadığı konusu doğru. Buna itirazım yok.

Ciddi ciddi konuşalım aksi halde konuşmanın anlamı yok. Söz oyunları yapmayın.
 


Töre kavramının anlamının kötülendiği ve değişim yaşadığı konusu doğru. Buna itirazım yok.

Ciddi ciddi konuşalım aksi halde konuşmanın anlamı yok. Söz oyunları yapmayın.


Ciddiyim.

Anlattığım da itiraz etmediğiniz kısımdan ibaretti. Bugünün töresinden hiç bahsetmedim efendim.
 
Geri