Eski Türk Ordusunun genel mahiyeti

Konu sahibi son olarak 4373 gün önce görüldü
Eski Türk Ordusunun genel mahiyeti

Savaşta askerler, komutanlarına yüzde yüz itaat etmek zorundaydılar. En küçük bir uygunsuzluk veya isyan hareketinin cezası ölümdü. Savaşa girecek er atının kuyruğunu bağlar veya keserdi ki, buna eski Türkler “tullama” diyorlardı. Kelimenin aslı bugün de Türkçemizde kullandığımız “dul” sözüyle ilgilidir. Atını da bir eş gibi gören Türk, çarpışma esnasında öldüğünde atının ve evdeşinin ersiz kalacağını bildiğinden, savaş öncesi böyle bir tören icra ediyordu. Yine bu süvarilerin en önemli özellikleri çok hızlı olmalarıydı ve hepsinin bir de yedek atları bulunuyordu. Adeta rüzgarla yarışıyorlardı.

13. asır Türkiye Selçuklu hükümdarlarından İzzeddin Keykavus hakkında bilgi veren İbn Bibi’de, bir sultanın erlerine nasıl davranması gerektiği hususunda da şunlara rastlıyoruz: “Askerlerini ara, onların hayvanlarının beslenmesine yardımcı ol. Çünkü asker mertlik ve yiğitlik kaynağı olup; devletin ve halkın koruyucusu, ülkenin kılıcı, padişahın mızrağı, şehirlerin ve beldelerin kalesidir. Onlar felaketleri önleyip, düşmanları uzaklaştırır. Açıklar onlarla kapatılır, işler düzene girer. Erin yoksulunu kolla ki, sırtın sağlam olsun. Başına bir iş gelmeden önce onları dene. Birşey buyurmadan evvel imtihana çek. Aralarındaki vefakâr, yiğit ve er meydanından kaçmayanları seçip, ödüllendir. Çünkü askerin fazlası değil, güçlü ve cesur olanı işe yarar. Şavaşta başarı gösterenlere bol bağışta bulun ve rütbesini yükselt. Birisi senin bayrağının altında şehit düşerse, çocuklarına kucak aç. Ailesine ve akrabalarına onun yokluğunu hissettirme ki, zor anlarında devletine ve sana yardım için canlarını vermek onlara kolay gelsin”. Yine Kitab-ı Diyarbekriyye’de; “hükümdarın askerinin, düşmanlarından ona bir zarar gelmemesi için efendisini gözetmesi gerekir. Emin olmalıdır ki onun hayatı, hükümdarın hayatına bağlıdır”, deniyor. Aynı şeyler bugün de her ordu için geçerlidir.

Silah konusunda Türkler Orta Çağda oldukça ileriydiler. Savaş esnasında çok cesur olan Türk milleti, aynı zamanda zengin maden yataklarına sahipti ve silah işçiliğinde de ustaydılar. Mesela Türk kabilelerinden Bayırkular, sadece at yetişitirciliğinde değil, demircilikte de maharetliydiler. Yine batıdaki On Ok Türkleri demir ticareti de yapmışlardır. Çin kaynakları, Kırgızlardan söz ederken; her yağmurdan sonra topraklarında demir çıkar ve bundan gayet keskin silahlar yaparlardı, diyor. Özellikle arkeolojik kazılar bize Sayan ve Altaylarda çelik üretildiğini, Tanrı Dağlarıyla, Kazakistan’nın güneyinde altın, gümüş, bakır ve demir bulunduğunu göstermektedir. Türk milleti açısından madenciliğin gelişmesi, Türk kaganlarının ordularını en iyi araç-gereçle silahlandırması, Çin kaynaklarında Börüler(Kurtlar) diye adlandırılan vurucu güce sahip zırhlı suvarilerin bulunması ayrı bir üstünlüktü. Savaş malzemeleri de dahil olmak üzere madenden imal edilen herşeyleri gayet mükemmeldi. Buna dair kalıntılar da elimizde oldukça fazladır.

Prof.Dr. Saadettin GÖMEÇ

Kaynakça:

-İbn Bibi, El Evamirü’l-Ala’iye Fi’l-Umuri’l-Alaiye / Selçukname (Çev.Mürsel Öztürk), Ankara 1996, C. I, s.150-151
-Ebu Bekri Tihrani, Kitab-ı Diyarbekriyye, (Çev.Mürsel Öztürk), Ankara 2001, s.97
-Nizamüddin Şamî, Zafernâme (Çev.Necati Lugal), Ankara 1949, s.67
-Yusuf Ziya, “Orta Asya’da Türk Boyları”, İlahiyat Fakültesi Mecmuası, 5/24, İstanbul 1932, s.46-47
-Wolfram Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, s.68-76
-Chia-Ling Chen, “A Study of Turkic Weapons”, Altaistic Studies, Konferenser 12, Stockholm 1985, s.32-33
-G. Klyaştornıy - T. Sultanov, Türkün Üçbin Yılı, Çev. A.Batur, İstanbul 2003, s.68
-Sergey Grigoreviç Agacanov, Oğuzlar, Çev. E.Necef-A.Annaberdiyev, 2. Baskı, İstanbul 2003, s.100-101
 
Geri