Eski evliliklerin uzun sürmesi

🟢 Konu yazarı şu anda aktif
Eski evliliklerin çoğunun uzun sürmesinin nedeni çiftlerin uyumundan değil, kadının çaresizliğinden kaynaklanmasıdır.
"Bir yastıkta kırk yıl" gibi romantik bir yanı yok bunun, evliliğini bitiremeyen dört duvar arasına sıkışmış kadının çaresizliği var.
Hiçbir eğitim almadan çocuk denecek yaşta evlendirilmiş, çoluk çocuğa karışmış, aile evine dönemeyen, mesleği ve geliri olmayan kadınlarımızın çaresizliği bu.
Bir kez olsun sevgiyle dokunulmamış, güzel söz işitmemiş, dişi olduğunu hissedememiş, beğenilmemiş, saçı okşanmamış, kendisi için yaşamamış annelerimizin, teyzelerimizin kavrulup gitmiş hayatlarının çaresizliği var, bu nokta koyulamamış evliliklerde.
"İçkisi yok, kumarı yok, evine bağlı" sözleriyle büyütülmüş evliliğin, çift olmanın bundan ibaret olduğunu düşünen ebeveynlerimiz.
Bu devir bitmiştir artık, güçlü bilinçli eğitimli kız çocukları yetiştirmek zorundayız, bir erkeğin insafına hayatını teslim etmesin, gerektiğinde istediği seçimi yapabilsin.
Aile kurumu kutsal değildir, kutsal olan insandır ve insanın insanca yaşama hakkı.09F1D960-0273-44CA-A1A5-EAA9712E02DB.jpeg
 
kapılı kapılar arkasında (istisnalar hariç) çok sıkıntılar vardır bilemeyiz mecburiyet ve çaresizlik başgöstergesi
 
Dünya ayıbından başka bir şey değil.. yani böyle derler
 
Eskiden kadınlar şiddeti, mobingi sineye çekiyordu. Kocam değil mi döver de sever de mottosuyla yaşıyordu. Ama artık kadınlar okuyor, sorguluyor, ekonomik bağımsızlığını ele almış durumda. Bütün bunlar da kadına özgüven veriyor.
 
Boşanmış kadınların rahatsız edildiği bir toplumda çoğu evli kadın da boşanmak yerine mutsuz evliliğini sürdürmeye çabalıyor.
Evlendikten sonra iş hayatından çekilmiş olmaları veya hiçbir zaman ekonomik özgürlüklerinin olmaması ya da çocuklara yansıtmak istememek de önemli bir etkendir.

Kadın üzerinde sahiplik iddia eden bir eş sorunu da kadınların boşanma kararı vermesine engel olmaktadır çünkü boşandıktan sonra bile eski eşine hesap vermek zorunda kalan kadınlar var. Kadın cinayetlerinin bir çoğu da ayrılmak istenilen eşler tarafından işleniyor.

İlişkiye sahip çıkılması ile karşı taraf üzerinde hak iddia edilmesi aynı anlama gelmez. İkili ilişkilerde en büyük sorun, tarafların birbirinin sahibi olduğununu zannetmesidir. Her ilişkinin bir sonu olabilir ve bu gerçeği baştan kabullenip ona göre yola çıkmak gerekiyor.
 
Bir çok kadın tanıyorum şiddet gördüğü halde mecburen evliliğine devam eden. Baba evine dönmesi hoş karsılanmayan toplumlar, tek başına ayaklarının üstünde duracak maddi gücün olmaması vb bir çok sebep var. Şimdi ki nesil daha güçlü bilinçli lakin sadakat yok çoğunda .
 
Çaresizlik değil. Eskiden kadın erkek birbirini severdi. Gerçekten de nikah da edilen yemin gibi hastalıkta ve sağlıkta hep bir yastıkta idi. Bunu kendi ailemden bizzat gördüm.
Şimdi millet eften püften sebeplerle kavga edip boşanabiliyor. Çünkü arada sevgi yok. Ben bile düşünüyorum. Onlarca sevgilim oldu, (adı üstünde sevgi-Lİ) ama içinde sevgi geçen ilişkim çok çok çok azdı.

Bu noktaya gelmiş bir toplumda sevgiden dolayısıyla evlilikten bahsedemezsin. Zaten evlenmeyi de düşünmüyorum.
 
Evlikliklerin uzun sürmesi, kadinin dayak yiyebilme potansiyeline bagli..diyorsunuz yani
Böyle bir sacmalik olabilir mi?Erkekleri yine ucube bir duruma sokmussunuz..tebrikler.
 
Çünkü kadın artık ekonomik üretimin bir parçası.

Eskiden kadınlar ekonomik üretimin bir parçası olmadığı ve ekonomik bağımsızlıkları olmadığı için, özgür hissedemiyorlardı kendilerini. Eşi tarafından her haksızlığa uğradıklarında yaptıkları muhasebede ayrılamamak her zaman baskın geliyordu. Ataerkil toplumda ekonomik bağımsızlığı olmayan kadınlar bilhassa çocukları için katlanmak zorunda kaldılar kaba saba erkeklere.

Sonra o ekonomik bağımsızlığı olmayan, evde eşi tarafından örselenen kadınlar, çocukları kendi yaşadıklarını yaşamasın diye kız çocuklarını okuttular, okutamasalar bile atölyelerde, fabrikalarda çalışması için destek oldular ve kadınlar ekonomik olarak üretken hale geldikçe, kaba saba herifleri çekmek zorunda olmama gücünü kendilerinde buldular.

Yani tamamen kadınların kendi öz başarılarıdır. Bir önceki kadın jenerasyonunun günümüz jenarasyonunu değiştirme iradesidir.

Erkekler burdan kendilerine pay çıkarmasınlar, kadınlar başardı. İyi ki de başardılar.
 
aklima geldi. benim yari turk-yari hollandali bir arkadasim bir donem tr'de universitede okudu. o donem uniden sevgilisi olmustu. sevgilisinin ailesi de baya hani elit mi dersiniz, ne dersiniz, dogru kelimeyi bulamiyorum, ama orada standartlarin ustunde yasayan insanlar bunlar, oyle diyeyim. bu cocuk kendi ailesindeki yasanmisliklari arkadasima anlatirken, "annem cok guclu bir kadin. babam onu aldatmisti, dovmustu, annem ustesinden geldi ve bosanmadilar." gibi gibi seyler anlatmisti. simdi cocuktaki mentalite bu. boyle goruyo durumu. bilmem anlatabildim mi. neyse. iyi ki cocuktan ayrildi, cunku ne bkluklar yasardi daha birlikteliklerinde, bilemeyiz, ama tahmin edebiliriz.

kendi ailemden de verebilecegim ornekler var aslinda. babam iyi ve muthis bir baba, ama cok kotu bir kocaydi. bu bir sure sonra kardeslerimi ve beni de etkiliyordu. eger kendisi gitmeseydi, buyuk ihtimalle annem onunla evli kalmaya devam edecekti. gitmesi gerekiyordu. gitmeseydi, kardeslerim ve ben buyuyerek belirli bkr yasa gelerek, bizim onlari ayirmamiz gerekecekti, ayri eve cikarak. o kadar kotuydu yani.

kadinlarin akillarina o kadar derinden bastirmislar ki bazi seyleri ve dusunceleri, bosanmayi dunyanin en kotu seyi saniyordular veya kisisel bir basarisizlik olarak algiliyordular veya klise dusunceyi "cocuklarimiz icin birlikteligimiz devam etmeli" dusuncelerinde oluyordular. bosandiktan sonra ekonomik durumlari iyi olabilecegi ihtimali cok yuksekken bile. calisan bir kadin olmalarina ragmen. boyleleri de var cunku. psikolojik baski durumlari.
 
aklima geldi. benim yari turk-yari hollandali bir arkadasim bir donem tr'de universitede okudu. o donem uniden sevgilisi olmustu. sevgilisinin ailesi de baya hani elit mi dersiniz, ne dersiniz, dogru kelimeyi bulamiyorum, ama orada standartlarin ustunde yasayan insanlar bunlar, oyle diyeyim. bu cocuk kendi ailesindeki yasanmisliklari arkadasima anlatirken, "annem cok guclu bir kadin. babam onu aldatmisti, dovmustu, annem ustesinden geldi ve bosanmadilar." gibi gibi seyler anlatmisti. simdi cocuktaki mentalite bu. boyle goruyo durumu. bilmem anlatabildim mi. neyse. iyi ki cocuktan ayrildi, cunku ne bkluklar yasardi daha birlikteliklerinde, bilemeyiz, ama tahmin edebiliriz.

kendi ailemden de verebilecegim ornekler var aslinda. babam iyi ve muthis bir baba, ama cok kotu bir kocaydi. eger kendisi gitmeseydi, buyuk ihtimalle annem onunla evli kalmaya devam edecekti. gitmesi gerekiyordu. gitmeseydi, kardeslerim ve ben buyuyerek belirli bkr yasa gelerek, bizim onlari ayirmamiz gerekecekti, ayri eve cikarak. o kadar kotuydu yani.

kadinlarin akillarina o kadar derinden bastirmislar ki bazi seyleri ve dusunceleri, bosanmayi dunyanin en kotu seyi saniyordular veya kisisel bir basarisizlik olarak algiliyordular veya klise dusunceyi "cocuklarimiz icin birlikteligimiz devam etmeli" dusuncelerinde oluyordular. bosandiktan sonra ekonomik durumlari iyi olabilecegi ihtimali cok yuksekken bile. calisan bir kadin olmalarina ragmen. boyleleri de var cunku. psikolojik baski durumlari.
Bu dediğiniz birçok Türk ailede vardı. Hollanda'da tanıdığım kız arkadaşlarım da oldu, başka başka insanlarda tanıdım. Avrupa'nın birçok yerinde. Amcam İngiltere vatandaşı olduğu için oradan da bazı insanları tanıma fırsatım oldu. Avrupa'da kadına şiddet emin olun Türkiye'de olanından çok çok daha fazladır. Bunun sebebi orada yıllardır uygulanan eşitlik kanunları. Kadın erkek eşittir mottosundan giderek, bir kız bir erkek eşit sayılmıştır ve biri diğerine vurduğunda diğerinin ona karşılık verme hakkı hep vardır. Bizde de var evet kadına şiddet. (Asla kadına şiddeti tasvip ettiğimi söylemiyorum.) Ama bizde de bunun arkasına sığınıp Femi-Nazilik yapan tipler var. Bizdeki kadın erkek ilişkilerinin dengesizliğinden ötürü, şiddet farklı boyutlara geliyor. Çünkü sağlıklı bir ilişki temeli yok.

Daha da açık konuşmak gerekirse, biz de bir erkeğin bir kızın tenine dokunması ya da saçlarını okşayıp onu sevip hissedebilmesi çok zor. Çünkü bizim ülkemizde kadınlarla nasıl iletişim kurulur ya da nasıl anlaşılır bilen yok. Tarzan-vari bir şekilde iletişim kurulduğunda, kız da doğal olarak reddediyor. Bu da zaten eziklik psikolojisinde olan karşı taraf (erkeğin) psikopatlaşıp manyaklaşmasına, sonrasında da şiddete yönelmesine sebep oluyor. Avrupa da bir genç erkek rahatlıkla kızlarla konuşup s..ks yapabiliyorken bu durum bizde tam tersi. Çünkü ne kız ne de erkek birbirlerine yaklaşmanın yolunu bilmiyorlar. Öğretilmemiş ki?

Bir erkek için de en doğal ihtiyaç olan öpüşmek ve sarılmak, aynı şekilde bir kız içinde ihtiyaç. Ama bizdekiler karşısındakinin bir kız olduğunu unutuyor. Sadece zevk objesi olarak görüyor. Çünkü yine diyorum, bu işin mantığını ve sistematiğini bilmiyor. Karşındaki kız. Onunda; İstekleri, arzuları, beklentileri, düşünceleri, duyguları, fikriyatı, karakteri, kişiliği var. O bir s.ks robotu değil ki?

Söylenecek çok şey var ama bahis uzar diye kısa kesiyorum. Bizdeki durumlar tamamen psikolojik ve kendini ifade edememe olarak tanımlanabilir. Hatta psikolojik olarak çöküklük ve depresyona meyillilik olarak da görülebilir.
 
Benim onam 16 yaşında evlenmiş.3 gelin kayınpeder filan aynı evde yaşıyorlar..o zaman babam ve abileri Avrupa’ya yeni gitmişlerdi.özellikle o dönemlerde gelin olan kızları 5-10 sene arası gelinliğini kanıtlasın diye kayınpederin evinde tutarlardı..onam derdi ki en ufak bir tartışmada dahi beni herkes dövebilme yetkisine sahipti.kayınpeder,kaynana görümceler,kocamanın abileri filan..eğer kızıp yada küsüp kendi evime gitseydim bu seferde annem-babam beni azarlardı geri git kocanın evine boynunu Eğmen lazım.yani o dönemlerde kadın olmak her haliyle zordu..şu dönemde ise artık herkes Avrupa’ya gitti eşitliği filan gördü,kendi parasını kazanmaya başladı.eskisi gibi tokat atmak yok hemen ertesi gün boşanmayı verir haklıda..
 
birkaç yönlü bakılması gereken bir konu bu. ilki birkaç postta da değinildiği gibi geçmişte kadının ekonomik anlamda bağımsız olamaması, daha az kadının ekonomik özgürlüğünü kazanmış olması. hayatını yeniden kuracak cesareti bulamaması. bu yüzden ayrılma kararı alamaması. kadın ya da erkeğe yerleştirilmiş toplumsal öğretiler. boşanmanın geçmişte ve belli çevrelerde anormal karşılanması. eskiden bunun evlenmek kadar normal olduğu yerleşmemişti toplumda. ya da eşlerin çok yanlış bir gerekçeyle, evliliklerini çocukları için sürdürmeleri. bu yüzden bazı insanlar, mutsuz evliliklerde ömürlerini tüketmişler. sadece kadınlar değil, biz kadınlar konusunda hassas olduğumuz için erkeklerin mutsuz ve yalnız olduğu evlilikleri kaçırıyoruz. böyle örnekler de vardır geçmişte ve bugün de öyle. neyse tüm bu sebeplerden insanlar mutsuz evliliklerde ömürlerini tüketebiliyorlar, belki de yeniden başkasıyla ya da yalnız olarak mutlu olma olasılığını ve fırsatını kaçırıyorlardı. yeni nesil, bu konuda daha bilinçli ve olanakları daha fazla. şükür ki öyle.

ikinci olarak şu yönden de ele alabiliriz; plesk’in de kısmen değindiği üzere sevgi, sadakat, vefa gibi bir ilişki için gerekli olan kavramların yüzeysel hale gelmesi. insanın kendisine bile tahammülünün kalmadığı ve alternatifin bu kadar bol olduğu bir çağda, birine emek vermek, sevmek, anlam yüklemek ve alışmak, sorumluluk hissi bazı insanlara fazla ve sıkıcı geliyor. bu yüzden günümüzde ilişkiler ve evlilikler daha hızlı sonlanabiliyor.
 
Son düzenleme:
eski kadınlar dizinin dibinde kocişini severken ekonomik özgürlükçüler boş evde kedi sever..
anna k.
 
Pubg de iki tarafında birbirinden habersiz evli çıkıp kaçması kadar şoka uğratmaz sanırım. Hızlı tüket hızlıca yanıl
 
artık insanların birbirine sevgisi, saygısı, tahammülü kalmamış. kadının çaresizliği ya da kendi ayakları üzerinde durmaya başlamasından da öte bu. çocuk oyuncağı gibi görülüyor artık evlilik, e yapamadık hadi ayrılalım… tabii ki geçim yoksa böyle olmalı ama bu kadar da basitleştirmeye gerek yok diye düşünüyorum.
 
merak etmeyin, ben evlendiğimde yeni ilişkilerdeki evliliğin uzun sürme sırları anlatıcam size… eskileri konuşmak zorunda kalmayacaksınız, biraz bekleticem sadece… :emoji_hugging:
 
birinci kırılım kadının ekonomik özgürlüğü - eğitim
ikinci kırılım sosyal medyanın vazgeçilemez hafifliği
bu sosyolojik olarak çok uzun bir konu o yüzden felsefi olarak düşüncesi bile sürmüyorken eyleme dökmenin de anlamı kalmıyor.
 
Geri