Eşim öldü bana sahip çıkacak birini arıyorum..

  • Kullanıcı Yabani
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Forum Meydanı
🕒 Konu sahibi 1 saat önce aktifti
5D37C04A-6688-4086-8373-CCBA66C2D5C3.jpegYalnızlık mı koydu bana yoksa ben mi yalnızlığa onun kavgasını yaşıyorum içimde..
 
Şaka mısın?
 
Şakaysa gerçekten komik ciddiyse gerçekten üzücü bir durum. Bunu yapan kadınları gördüm yargılamadım çaresiz kalmışlar dedim. Erkeği de yargılamıyorum artık.
 
Kendine birini bul. Kör topal seçme. Yaş ilerledikçe seçenek azalıyor. Manken arama artık.
 
Ben çocuk istemeyen avrat arıyorum
 
İnsan bireydir, kendine sahip çıkabilir.
Kimseden medet ummaya gerek yok.
 
Şakaysa gerçekten komik ciddiyse gerçekten üzücü bir durum. Bunu yapan kadınları gördüm yargılamadım çaresiz kalmışlar dedim. Erkeği de yargılamıyorum artık.
Yazın kurstan çıkmış durakta oturup minübüsü bekliyordum.
Yanıma yaşlı bir kadıncağız geldi. Elinde ilaç poşeti vardı. Konuşmaya başladık.
Tam karşıda hastahane vardı, ilaç yazdırmaya geldiğini, fakat 10-15 lira ücret alınabileceğini ve hiç parası olmadığını söyledi.
Temiz giyimli bayan bunları söylerken gözünden yaş geliyordu.
İlk eşi ölmüş, hiç çocuğu olmamış. Sahip çıksın diye ikinci kez evlenmiş. Yaşlı eşi hiç para vermiyormuş, sadece torunlarına ve kendine ayırıyormuş.
O kadar gücüne gidiyormuş ki. Onu ağlatan da buydu. Çaresizlik ve katlanmak zorunda kalmak.
İlaçlarını alması için bir miktar para verdim, almak istemedi ama o çaresizliği yaşayan teyze herkes olabilirdi.
Sonra hastahaneye yürüyüşünü izledim, bir ayağı aksıyordu. Ağır ağır o yüküyle ilerledi.
Hayatı ne yazık ki böyle yaşıyordu.
 
yananı görür allah
görür inşallah
 
Yazın kurstan çıkmış durakta oturup minübüsü bekliyordum.
Yanıma yaşlı bir kadıncağız geldi. Elinde ilaç poşeti vardı. Konuşmaya başladık.
Tam karşıda hastahane vardı, ilaç yazdırmaya geldiğini, fakat 10-15 lira ücret alınabileceğini ve hiç parası olmadığını söyledi.
Temiz giyimli bayan bunları söylerken gözünden yaş geliyordu.
İlk eşi ölmüş, hiç çocuğu olmamış. Sahip çıksın diye ikinci kez evlenmiş. Yaşlı eşi hiç para vermiyormuş, sadece torunlarına ve kendine ayırıyormuş.
O kadar gücüne gidiyormuş ki. Onu ağlatan da buydu. Çaresizlik ve katlanmak zorunda kalmak.
İlaçlarını alması için bir miktar para verdim, almak istemedi ama o çaresizliği yaşayan teyze herkes olabilirdi.
Sonra hastahaneye yürüyüşünü izledim, bir ayağı aksıyordu. Ağır ağır o yüküyle ilerledi.
Hayatı ne yazık ki böyle yaşıyordu.
Şuan o kadar üzüldüm ki bu yazdığına. Ben aşırı kötü günler yaşadım ve tam o durumda bana birileri "evlen benimle hayatın kurtulsun" dedi. Evlilik çare değil insan ayakta durmasını bilmeli. Nice eşi rahmetli olan kadınlar gördüm aslanlar gibi dimdik ayaktalar. Bir kız vardı o kızı hiç sevmezdim ama eşi ölünce çok ağladım kızın durumuna. Sonra öğrendim facede koca arıyor çaresizlikten. Niye yargılamadım biliyor musun? Eşi ölünce kaynanası attı evden kızı. Sen uğursuzsun oglum senle evlendi diye öldü dedi kadın. Baba evine geldi ama bu kez de abi dedi ki bu ev bana kalacak defop git evlen. Çaresizlik tam da buydu ve kız aşırı güzel olmasına rağmen koca bulamıyordu duldur diye. Facede sevgili buldu ama adam silah paylaşıyor hep. Kıza yazdım yapma etme diye bana küfür edip engelledi. Bir daha o kızdan haber alamadım. Ama hayatım boyunca o kızı yargılamadım. Kötü yola düşmektense beni ileride öldürecek kocayla evlenirim dedi ve sonu ne oldu bilmiyorum.
 
çok uzun yazıyosunuz okumaya üşeniyorum xd
 
Şuan o kadar üzüldüm ki bu yazdığına. Ben aşırı kötü günler yaşadım ve tam o durumda bana birileri "evlen benimle hayatın kurtulsun" dedi. Evlilik çare değil insan ayakta durmasını bilmeli. Nice eşi rahmetli olan kadınlar gördüm aslanlar gibi dimdik ayaktalar. Bir kız vardı o kızı hiç sevmezdim ama eşi ölünce çok ağladım kızın durumuna. Sonra öğrendim facede koca arıyor çaresizlikten. Niye yargılamadım biliyor musun? Eşi ölünce kaynanası attı evden kızı. Sen uğursuzsun oglum senle evlendi diye öldü dedi kadın. Baba evine geldi ama bu kez de abi dedi ki bu ev bana kalacak defop git evlen. Çaresizlik tam da buydu ve kız aşırı güzel olmasına rağmen koca bulamıyordu duldur diye. Facede sevgili buldu ama adam silah paylaşıyor hep. Kıza yazdım yapma etme diye bana küfür edip engelledi. Bir daha o kızdan haber alamadım. Ama hayatım boyunca o kızı yargılamadım. Kötü yola düşmektense beni ileride öldürecek kocayla evlenirim dedi ve sonu ne oldu bilmiyorum.
Çok üzücü. Allah yardımcıları olsun.
Kenan Işık'ın ''Anne'' adlı bir yazısı vardı. Onu okuduğumda çok etkilenmiştim.
Nice kadınlarımız var ki isimsiz kahraman.

Kenan Işık’ın Annesine Mektubu​

kenan-isikin-annesine-mektubu-770x400.jpg
Olur olmaz her şeye ağlayan anne, kocasının ölüm haberini aldığında evi badana ediyordu…
Elinde badana fırçası, olduğu yere çöktü kaldı…
Ağlamadı. Konuşmadı da. Günlerce konuşmadı…
Demir yolunda çalışan kocası bir tren kazasında ölmüş, beş çocukla dul kalmıştı. Büyük kızı evliydi, bir sonraki kızı hukuk fakültesine gidiyordu. 40-50 bin nüfuslu bir doğu kentinde, kızını ta Ankara’lara, hukuk fakültesine göndermek kolay bir iş değildi o dönemde. Hısım akrabanın, konu komşunun fiskoslarına aldırmamış okumaya göndermişti kızını…
Büyük oğlu lisede, ortanca oğlu ortaokulda, en küçük oğlu ise ilkokulda okuyordu. Çocukken gönderildiği Kuran Kursunda Arapça ve Osmanlıca öğrenmişti. Türkçe okuyup, yazmayı çocukları ilkokula başladıktan sonra, onlara ders çalıştırmak için öğrendi…
Bu sayede tanıştı dış dünya ile. Kocasının her akşam eve getirdiği gazeteleri okuyarak… Akıllıydı… ‘Reis’ derdi kocası ona… Her türlü ev işinden başka tarla, bahçe işleri ile de o ilgilenirdi. Buna rağmen çok severdi kocasını. Hala da çok sever. Arada bir rüyasında görür onu. Gördüğü rüyayı unutmasın diye gecenin bir yarısı çocuklarını uyandırıp anlatır… Çocuklarını büyütüp, yetiştirmesi ise uzun hikaye…
Kocasının ölüm haberini aldıktan üç gün sonra ağzını ilk kez açtığında söylediği ilk cümle “Gideceğiz buradan.” oldu.
Bu karara karşı çıkan hısım akrabaya “Çocuklar…” diyerek direndi. “Onların okuması lazım.” Tanıdık berberlerin, terzilerin, iyi niyetli çırak alma tekliflerini kulak arkası etti. O güne dek saygıda kusur etmediği kaynanasının; “O…. olmaya mı gidiyorsun Ankara’ya?” sözünü ise tınmadı bile. Yıllar sonra “O da haklıydı.” demişti. “Genç yaşta yitirdiği tek oğlunun yanı sıra bir de onun yadigarlarından, torunlarından ayrı düşmenin acısı ile söyledi o sözü.”
Yapılırken kerpicini, harcını sırtında taşıdığı evini kiraya vererek, tası tarağı toplayıp bir vagona yükledi. Çocukları ile beraber bir kompartımana doluşup Ankara’ya gitti… Bütün okullara yakın olmasına dikkat ederek bir ev kiraladı.
Çocuklarını yürüme mesafesindeki okullara kaydettirdi. Okul tatillerinde memleketine gidip yıllık erzağını yaptı ama yinede zordu hayat. Kira, okul masrafları ağır gelmeye başladı. Oğullarına kıyamıyordu ama ablaya nazının geçeceğini biliyordu. Fedakarlığı ondan istedi. Abla hukuk öğrenimini bırakıp, demir yollarında işe girdi. Çocuklar, ne yaşanılan hayatın zorluğunu fark etti, ne de babasızlığı. Hepsi okudu. Büyük oğlu devletin açtığı sınavları kazanarak gittiği Almanya’dan yedi yıl sonra doktorasını yaparak döndü. Kısa sürede profesör oldu. Ortanca oğlunun küçüklüğünden bu yana merak sardığı tiyatrodan vazgeçmeyeceğini anlayınca ancak bir üniversite bitirmesi ve daha da önemlisi yedek subay olarak askerliğini yapması koşulu ile tiyatrocu olmasına izin verdi.
Şimdilerde onu sahnede, TV ekranlarında görüp, kocasının ölüm haberini aldığı zaman tuttuğu gözyaşlarını esirgemiyor. Söylemeyi unuttum; o, yani anne sadece mutluluk duyduğunda ya da duygulandığında ağlar… Küçük oğlu da en büyük ağabeyin izinden giderek akademik kariyerini tamamladı. Profesör oldu… Yaşı bilinmiyor annenin. En az 85’indedir diye tahminler yapılıyor. Belki de 90!.. Üç büyük ameliyat geçirdi. Tansiyonu ancak ilaçlarla dengede duruyor. Romatizma ve yaşlılık bir zamanlar taşı sıksa suyunu çıkaracak kadar güçlü olan adalelerini bitirip, tüketti. Yatağa bağlandı. Tekerlekli yürütecinin yardımı ile tuvalete gidebiliyor ancak.Ve buna şükrediyor… Her zaman ilgi duyduğu dış dünya ile tek bağlantısı katarakt ameliyatına rağmen okumakta zorlandığı gazeteler. İşitme cihazı ise hiç işe yaramıyor. Dudak okuyarak anlaşıyor etrafı ile…Yine de mutlu. Tek pişmanlığı son seçimlerde Ecevit’in partisine verdiği oy. Tek dileği ise kimselere, özellikle de yatağa bağlandıktan sonra kendisine çiçekler gibi bakan çileli kızına; ablaya daha fazla yük olmadan sessizce ölmek… Ölüp cennete gitmek ve orada henüz otuz beş yaşındayken yitirdiği kocası ile buluşarak adamına; çocuklarını vatana, millete hayırlı birer evlat olarak yetiştirdiğini ve kendilerini kurtardığı müjdesini vermek…
Anneler gününde annem geldi aklıma… Şöyle ya da böyle Anadolu’daki yüz binlerce anneye olduğu kadar sizin de annenize benzeyen kendi annem… Ne desem bilmem ki!..
Ne desek!..
 
Geri