Abaris
Elmas Üye
-
- Katılım
- Mayıs 24, 2016
-
- Mesajlar
- 37,867
-
- Tepkime puanı
- 3,894
-
- Puanları
- 353
Amerikalı bir köşe yazarı, komik bi teyze (idi). bi kaç yıl önce rahmetli oldu. hayata enteresan ve mücadeleci bakışıyla ve yazdığı komik köşe yazılarıyla ünlüdür. erken yaşta babasını kaybetmesine, acaip fakirlik içinde geçen çocukluğuna, 20 yaşına gelmeden teşhis edilmiş ciddi böbrek rahatsızlığına, fazla geçmeden böbreklerinin iflas edeceğinin söylenmiş olmasına rağmen "vücudumun hayatını yönetmesine izin vermem" konulu bir azim girişimiyle üniversiteyi bitirip gazeteci olmak için cırmalamış, bu arada evlenip bi kaç çocuk sahibi olmuş, 30 lu yaşlarının sonuna kadar da herhangi bi gazetede dikiş tutturamamış, işsiz kaldığı bi dönemde bi gazete sahibini azıcık bi paraya gazetesinde ev, annelik, günlük hayat vs konulu yazılar yayınlamaya razı etmiş,at wit’s end isimli ufak bi köşe yazmaya başlamış ve bu yazılarla birden bire patlamış acaip ironik bi bakış açısına ve sivri bi espri anlayışına sahip bi kadın.
sonrasında köşe patlayınca oraya buraya konuşmalar yapmaya çağrılmış, programlara çıkmış, bi sürü dergide vs yazı yazmış, sözleri orada burada yayınlanmış falan filan. bir fenomen haline gelmiş. sonra meme kanseri sebepli ameliyat olup iyileşti, ama taa 20 yaşında başına iş açacak denilen böbrekleri kanser tedavisi sonrası sonunda bekleneni yapınca böbrek nakline rağmen transplant sonrası sorunlar dolayısıyla öldü teyze. ölmeden önce ve öldükten sonra amerikanın her bi yerinden aldığı okur mektupları ayrı bi rekor imiş sanırım.
evlilik, annelik, hayat üzerine sözleri, neredeyse murphy kanunları gibi bilinir. çok da komik bulunur. muhtemelen biraz da kültürel farklılıktan. biz pek de yarılmayız sanırım sözlerine.
Dünyanın en basit, en sıkıcı, en klişe; en gerçek cümlesi. Sıkıntılar hiç bitmiyor. Azalıyor, hafifliyor, bir süre kendini unutturuyor; ama en olmadık zamanda yeniden ortaya çıkıyor. Yaşarken bitmesin istediğimiz, sırf bu yüzden uykudan kaçtığımız geceler de bitiyor; tüm sıkıntıları unutturacak güzellikteki güneşli günler de. Ve hiç bir “an”, hiçbir zaman geri gelmiyor.
Bugün, hayatınızın son günü olduğunu bilseydiniz ne yapardınız? Ya da şimdi size sayılı günleriniz kaldığını söyleselerdi, kalan zamanı nasıl değerlendirirdiniz? Bu soruların hepsi boş, çünkü tek bir gerçek var; o da bir gün gerçekten yaşamakta olduğunuz hayatın sona ereceği. O gün gelmeden, “an”ın kıymetini bilmek; kötü zamanlar gelmeden de yaşadığımız “an”a şükredebilmek dileğiyle.
Bu sözlerimiz, ünlü köşe yazarı Erma Bombeck’in ölmeden önce yazmış olduğu yazının yanında koca bir hiç. Amerikalı köşe yazarı Erma Bombeck, 22 Nisan 1996’da kanser yüzünden hayatını kaybetti. Kendisi, hayata karşı enteresan bakış açısı ve yazdığı komik yazılarla ünlüydü. Hiç de keyifli bir hayatı yoktu aslında; erken yaşta babasını kaybetmiş, fakirlik içinde büyümüş, hayatı boyunca da böbrek rahatsızlığıyla uğraşmıştı. Ama o, hiçbir zaman “hayatını vücudunun yönetmesine” izin vermedi. Çalıştı, çabaladı; gazeteci oldu; evlendi, anne oldu. İşsiz kaldığı zamanlarda bile umudunu kaybetmedi. Bir gazetenin küçük bir köşesinde günlük hayat, annelik gibi konular üzerine yazılar yazmaya başladı. Tatlı ve esprili dili sayesinde yazıları, anında dikkat çekti ve sonrasında da birçok dergide yayınlandı. Onun yazılarında yer verdiği evlilik, annelik ve hayat üzerine sözleri; o gün bugündür herkes tarafından bilinir.
Ve Erma Bombeck, kanserden ölmeden bir süre önce bir yazı kaleme aldı. Hayatı boyunca umudunu kaybetmeyen bir kadının son cümleleri bile pişmanlık doluydu. İşte kendi hayatınızdan çok fazla şey bulabileceğiniz o tüyler ürperten yazı.


Daha az konuşur ama daha çok dinlerdim. Yerler kirlense, masa örtüm lekelense bile daha çok arkadaşımı akşam yemeğine davet ederdim.

Bana gençliğini anlatmaya çalışan dedeme daha çok vakit ayırırdım. Kocamın sorumluluklarını daha çok paylaşırdım.

Eteğimin lekelenmesine aldırmadan çimlere otururdum. TV seyrederken daha az, hayata bakarken daha çok ağlar ve gülerdim. Ömür boyu garantilidir denilen hiçbir şeyi satın almazdım.

Bu o kadar nadir bir olay ki; mucize gibi bir şey…


Dikkatle bak, gerçekten gör… Yaşa; vazgeçme. Küçük şeyler için şikayet etmekten vazgeç.

sonrasında köşe patlayınca oraya buraya konuşmalar yapmaya çağrılmış, programlara çıkmış, bi sürü dergide vs yazı yazmış, sözleri orada burada yayınlanmış falan filan. bir fenomen haline gelmiş. sonra meme kanseri sebepli ameliyat olup iyileşti, ama taa 20 yaşında başına iş açacak denilen böbrekleri kanser tedavisi sonrası sonunda bekleneni yapınca böbrek nakline rağmen transplant sonrası sorunlar dolayısıyla öldü teyze. ölmeden önce ve öldükten sonra amerikanın her bi yerinden aldığı okur mektupları ayrı bi rekor imiş sanırım.
evlilik, annelik, hayat üzerine sözleri, neredeyse murphy kanunları gibi bilinir. çok da komik bulunur. muhtemelen biraz da kültürel farklılıktan. biz pek de yarılmayız sanırım sözlerine.
Kanserden Ölen Köşe Yazarı Erma Bombeck’in Son Yazısından Hayat Üzerine 12 Tokat Gibi Cümle
Dünyanın en basit, en sıkıcı, en klişe; en gerçek cümlesi. Sıkıntılar hiç bitmiyor. Azalıyor, hafifliyor, bir süre kendini unutturuyor; ama en olmadık zamanda yeniden ortaya çıkıyor. Yaşarken bitmesin istediğimiz, sırf bu yüzden uykudan kaçtığımız geceler de bitiyor; tüm sıkıntıları unutturacak güzellikteki güneşli günler de. Ve hiç bir “an”, hiçbir zaman geri gelmiyor. Bugün, hayatınızın son günü olduğunu bilseydiniz ne yapardınız? Ya da şimdi size sayılı günleriniz kaldığını söyleselerdi, kalan zamanı nasıl değerlendirirdiniz? Bu soruların hepsi boş, çünkü tek bir gerçek var; o da bir gün gerçekten yaşamakta olduğunuz hayatın sona ereceği. O gün gelmeden, “an”ın kıymetini bilmek; kötü zamanlar gelmeden de yaşadığımız “an”a şükredebilmek dileğiyle.
Bu sözlerimiz, ünlü köşe yazarı Erma Bombeck’in ölmeden önce yazmış olduğu yazının yanında koca bir hiç. Amerikalı köşe yazarı Erma Bombeck, 22 Nisan 1996’da kanser yüzünden hayatını kaybetti. Kendisi, hayata karşı enteresan bakış açısı ve yazdığı komik yazılarla ünlüydü. Hiç de keyifli bir hayatı yoktu aslında; erken yaşta babasını kaybetmiş, fakirlik içinde büyümüş, hayatı boyunca da böbrek rahatsızlığıyla uğraşmıştı. Ama o, hiçbir zaman “hayatını vücudunun yönetmesine” izin vermedi. Çalıştı, çabaladı; gazeteci oldu; evlendi, anne oldu. İşsiz kaldığı zamanlarda bile umudunu kaybetmedi. Bir gazetenin küçük bir köşesinde günlük hayat, annelik gibi konular üzerine yazılar yazmaya başladı. Tatlı ve esprili dili sayesinde yazıları, anında dikkat çekti ve sonrasında da birçok dergide yayınlandı. Onun yazılarında yer verdiği evlilik, annelik ve hayat üzerine sözleri; o gün bugündür herkes tarafından bilinir.
Ve Erma Bombeck, kanserden ölmeden bir süre önce bir yazı kaleme aldı. Hayatı boyunca umudunu kaybetmeyen bir kadının son cümleleri bile pişmanlık doluydu. İşte kendi hayatınızdan çok fazla şey bulabileceğiniz o tüyler ürperten yazı.
Hayatımı yeniden yaşayabilseydim eğer; hastayken yatağa girer dinlenirdim. Ben olmadığım zaman her şey kötüye gidecek diye düşünmezdim…

Gül şeklindeki pembe mumu saklamaz yakardım.

Daha az konuşur ama daha çok dinlerdim. Yerler kirlense, masa örtüm lekelense bile daha çok arkadaşımı akşam yemeğine davet ederdim.
Oturma odasında TV seyrederken patlamış mısır yer; yerler leke olacak diye korkmazdım…

Bana gençliğini anlatmaya çalışan dedeme daha çok vakit ayırırdım. Kocamın sorumluluklarını daha çok paylaşırdım.
Saçım bozulmasın diye, arabanın camının açılmasını önlemezdim…

Eteğimin lekelenmesine aldırmadan çimlere otururdum. TV seyrederken daha az, hayata bakarken daha çok ağlar ve gülerdim. Ömür boyu garantilidir denilen hiçbir şeyi satın almazdım.
Hamileliğimin bir an önce sona erip doğum yapmayı dilemek yerine; hamile olduğum her anın tadını çıkarır ve içimde bir canlı yaratmanın ne kadar harika olduğunu fark ederdim…

Bu o kadar nadir bir olay ki; mucize gibi bir şey…
Çocuklarım beni öpmek istediklerinde, asla “Önce git ellerini yüzünü yıka” demezdim. Onlara daha çok “Seni seviyorum” ; ondan da daha çok “Özür dilerim” derdim.

Ama başka bir hayat verilseydi en çok yapacağım şey, her dakikasını değerlendirmek olurdu.

Dikkatle bak, gerçekten gör… Yaşa; vazgeçme. Küçük şeyler için şikayet etmekten vazgeç.
Bana benzemeyenler, benden daha çok şeye sahip olanlar ve kimin ne yaptığı beni ilgilendirmezdi…
Bunun yerine, ilişkilerimi güçlendirmeye çalışırdımSahip olduğunuz ruhsal, fiziksel ve duygusal her şey için şükredin…
