Günlerdir, erkeklerin kadınlar üzerine ahkam kesmesinden şikayetçi kimseler, kadın kadın kadın diye bağırıyor ya, sorun erkekte değil erk’te onu bir belirtelim. Erkek değil erk sahibi olduklarından öyle höykürüyorlar, yoksa erkek dediğimiz de senin benim gibi insan onu kabul edip, dimağmızı bi ferahlatıp öyle konuşalım erkekleri istiyorum. Erkeklik çalışmaları, sosyal bilimlerde alıp başını yürümek üzere, genelde eşcinseller üzerinden sorgulansa da “modern erkek”e dair, kadın olarak da söylenecek çok söz var.
Yine bir şekilde Marksist ekolün uzantısı olarak yürütülen toplumsal cinsiyet çalışmaları, hedefine neoliberalizmi ve sistemi koyup, erkeğin bugün nasıl çıkmazlara sürüklendiğinden sorumlu tutmaya bayılıyor.
Merkantilizmden önce hepimiz ana-erkildik zaten!
Bırakın gözünüzü seveyim, erkeğin toplumsal cinsiyetlendirilmesi de kadın kadar eski.
Kavramlar yeni olabilir, birisi çıktı sittin senedir içinde yaşadığımız gerçekliğe afilli bir isim buldu diye, yaşanan gerçeklik de yeni icat olunmadı ya!
Erkek-egemende artık erkek öyle bir noktada ki başarısız olması kabul edilemez.
Başarısı takım elbisesiyle ölçülüyor. Başarısı kazandığı parayla ölçülüyor. Kadından daha çok kazanacak, yoksa “kızımızı neyle geçindirecek?”, “erkek adam ağlamaz” ağlarsa kızadam olur, erkek dediğin fazla açık konuşmaz, yatağından geçenin haddi hesabı olmazsa, erkekliğinde bir şeyler eksiktir, hele bununla övünmezse ne biçim delikanlıdır?
Hadi daha kulelere bakalım, orta-üst sınıftansa, en son ne zaman terfi almıştır, o kadar dershanelere gönderdik çocuğumuzu, okudu diplomasını aldı, “biz mezun olduk iktisattan”, ah bu annelerin her şeyi kendi de yaptı saymacılığı ayrı yazı konusu, “askerliği aradan çıkarttı”, ah o askerlik zaten “aradan çıkar” öyle basittir ki, askerden sonra adam olur dedik bi haller edalar geldi bizim oğlana, neymiş depresyonmuş, o ne be oğlum, yediğin önünde yemediğin arkanda, işine baksana sen. İşe de döndü oh maşallah, geceyarılarına kadar çalışıp herkeslerden çok kazanırken, annesinin “torun” isyanıyla mı uğraşsın, kankasının “bu gece de mi çıkmıyosun oğlum iyice ot oldun” tribine katlanamayıp bir gecelik yorgun-argın eğlenmecilik mi oynasın, yoksa kız arkadaşının “nolucaz biz böyle berkecan askerden de geldin” baygınlığına mı katlansın? Hadi ittire kaktıra evlendirdik yüce normlarımızla kendisini, oh dünürler de bayılıyor zaten verdik kucaklarına torunları, geçmiş olsun, bir erkek daha, neyi sever, hayattan ne bekler hiç düşünmeden yuvasını yaptık!
Kadınların tek hayali vardır belli kafada; evlenmek, bu koşullanmayla sözüm ona bu hayalle büyürler, peki erkeklerin?
Erkeklerin ne hayali ne beklentisi vardır, onları herhangi bir şeye koşullandırmazlar bile, çünkü erkek dediğiniz, beklentisi olmaması gereken bir canlı türüdür. Hobisi çokmuş, yeteneği bolmuş, para etmiyorsa at gitsin… Erkekler hep başkalarının hayallerini gerçekleştirmek üzere yetiştirilir, kadınlara kendilerininmiş gibi en azından hayaller ihraç edilirken, erkekler kısır bir hayalsizlik içinde, hayırlı evlat, romantik eş, fedakar baba olmak üzere, kendilerini çoğu zaman hiç bulamadan, birilerinin hayallerindeki kahraman yada öküz olup giderler, sadece bir boşluğu doldururlar…
Erkek olmak, aslında birilerinin hayallerinin dublörü olmaktan öteye geçmez.
Şimdi bi durun, onlarca beklentiyle baktığınız sevgilinize, kardeşinize, babanıza, kuzeninize bir sorun belki çok isteyip de yapamadıkları bir şey vardır, çok anlatmak isteyip de anlatamadıkları, gitmek isteyip de gidemedikleri bir yer vardır, biraz yüklerini paylaşın olur mu?
ps. yanlış eksik gedik yazmış olabilirim, bir kadın olarak şimdilik bu kadarına basıyor kafam ama tanıdığım bütün erkeklere, bana kendilerini tanıma fırsatı verdikleri için bu vesileyle teşekkür ederim, iyi ki arkadaşım, iyi ki kardeşim, iyi ki sevdiğim, iyi ki kalbimin bir köşesi olmuşsunuz…
Yine bir şekilde Marksist ekolün uzantısı olarak yürütülen toplumsal cinsiyet çalışmaları, hedefine neoliberalizmi ve sistemi koyup, erkeğin bugün nasıl çıkmazlara sürüklendiğinden sorumlu tutmaya bayılıyor.
Merkantilizmden önce hepimiz ana-erkildik zaten!
Bırakın gözünüzü seveyim, erkeğin toplumsal cinsiyetlendirilmesi de kadın kadar eski.
Kavramlar yeni olabilir, birisi çıktı sittin senedir içinde yaşadığımız gerçekliğe afilli bir isim buldu diye, yaşanan gerçeklik de yeni icat olunmadı ya!
Erkek-egemende artık erkek öyle bir noktada ki başarısız olması kabul edilemez.
Başarısı takım elbisesiyle ölçülüyor. Başarısı kazandığı parayla ölçülüyor. Kadından daha çok kazanacak, yoksa “kızımızı neyle geçindirecek?”, “erkek adam ağlamaz” ağlarsa kızadam olur, erkek dediğin fazla açık konuşmaz, yatağından geçenin haddi hesabı olmazsa, erkekliğinde bir şeyler eksiktir, hele bununla övünmezse ne biçim delikanlıdır?
Hadi daha kulelere bakalım, orta-üst sınıftansa, en son ne zaman terfi almıştır, o kadar dershanelere gönderdik çocuğumuzu, okudu diplomasını aldı, “biz mezun olduk iktisattan”, ah bu annelerin her şeyi kendi de yaptı saymacılığı ayrı yazı konusu, “askerliği aradan çıkarttı”, ah o askerlik zaten “aradan çıkar” öyle basittir ki, askerden sonra adam olur dedik bi haller edalar geldi bizim oğlana, neymiş depresyonmuş, o ne be oğlum, yediğin önünde yemediğin arkanda, işine baksana sen. İşe de döndü oh maşallah, geceyarılarına kadar çalışıp herkeslerden çok kazanırken, annesinin “torun” isyanıyla mı uğraşsın, kankasının “bu gece de mi çıkmıyosun oğlum iyice ot oldun” tribine katlanamayıp bir gecelik yorgun-argın eğlenmecilik mi oynasın, yoksa kız arkadaşının “nolucaz biz böyle berkecan askerden de geldin” baygınlığına mı katlansın? Hadi ittire kaktıra evlendirdik yüce normlarımızla kendisini, oh dünürler de bayılıyor zaten verdik kucaklarına torunları, geçmiş olsun, bir erkek daha, neyi sever, hayattan ne bekler hiç düşünmeden yuvasını yaptık!
Kadınların tek hayali vardır belli kafada; evlenmek, bu koşullanmayla sözüm ona bu hayalle büyürler, peki erkeklerin?
Erkeklerin ne hayali ne beklentisi vardır, onları herhangi bir şeye koşullandırmazlar bile, çünkü erkek dediğiniz, beklentisi olmaması gereken bir canlı türüdür. Hobisi çokmuş, yeteneği bolmuş, para etmiyorsa at gitsin… Erkekler hep başkalarının hayallerini gerçekleştirmek üzere yetiştirilir, kadınlara kendilerininmiş gibi en azından hayaller ihraç edilirken, erkekler kısır bir hayalsizlik içinde, hayırlı evlat, romantik eş, fedakar baba olmak üzere, kendilerini çoğu zaman hiç bulamadan, birilerinin hayallerindeki kahraman yada öküz olup giderler, sadece bir boşluğu doldururlar…
Erkek olmak, aslında birilerinin hayallerinin dublörü olmaktan öteye geçmez.
Şimdi bi durun, onlarca beklentiyle baktığınız sevgilinize, kardeşinize, babanıza, kuzeninize bir sorun belki çok isteyip de yapamadıkları bir şey vardır, çok anlatmak isteyip de anlatamadıkları, gitmek isteyip de gidemedikleri bir yer vardır, biraz yüklerini paylaşın olur mu?
ps. yanlış eksik gedik yazmış olabilirim, bir kadın olarak şimdilik bu kadarına basıyor kafam ama tanıdığım bütün erkeklere, bana kendilerini tanıma fırsatı verdikleri için bu vesileyle teşekkür ederim, iyi ki arkadaşım, iyi ki kardeşim, iyi ki sevdiğim, iyi ki kalbimin bir köşesi olmuşsunuz…