Follow along with the video below to see how to install our site as a web app on your home screen.
Not: This feature may not be available in some browsers.
Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Erdoğan: : “Buna mani bir durum yok. Milletvekili adayı olmalarına da mani bir durum yok. Merve Kavakçı’ya yapılan yasal değildir. Anayasamızda başörtüsünü yasaklayan bir düzenleme yok. Anayasayla gelmeyen yasak, anayasayla korunamaz.”
1) Turgut Özal Hükümeti Danıştay engelini aşamayıp, türban sorununu yasayla çözmeye karar verince 2547 sayılı Yükseköğretim Yasası’na ek 16. madde konulmuştur. Maddede, yükseköğretim kurumlarında “Dini inanç nedeniyle boyun ve saçların başörtüsü ya da türbanla örtülmesi serbesttir” düzenlemesine yer verilmiştir.
AYM bu kuralı, Anayasa’nın laiklik, demokratiklik, hukuk devleti, ulusal birlik ve eşitlik ilkelerine, yani “Anayasa’ya aykırı bulunarak” 1989 yılında iptal edilmiştir. (K.1989/12)
2) Bunun üzerine, 2547 sayılı Yükseköğretim Yasası’na ek 17. madde eklenerek, “Yasalara aykırı olmamak kaydıyla yükseköğretimde kılık kıyafet serbesttir” düzenlemesi yapılmıştır. Kuşkusuz anlamsız gibi görünen bu madde ile güdülen amaç, bir söz oyunuyla, türbanın üniversitelerde serbest bırakılmasının sağlanmasıdır.
Ne var ki Anayasa Mahkemesi bu oyuna gelmemiş açılan dava üzerine, 1991 yılında;
- “Kanunlara aykırı olmama” koşulundaki “kanunlar” sözcüğünün “Anayasa”yı da kapsadığını,
- Anayasa Mahkemesi’nin 1989 yılında verdiği kararında, yükseköğretimde türbanın Anayasa’ya aykırı olduğunun kabul edildiğini; yani türbanın anayasal kurallar tarafından yasaklandığını,
- Dolayısıyla ek 17. maddedeki “kanunlara aykırı olmamak” koşulunun, bırakın serbest bırakmayı, tam tersine yükseköğretimde türban yasağını sürdürdüğünü,
Karara bağlamıştır. (K.1991/8)
Bu karar, “yükseköğretim kurumlarında türbanı yasaklayan bir yasa kuralı yok” yalanına en güzel yanıttır. Çünkü Anayasa Mahkemesi’ne göre, bırakınız yasayı, türbanı Anayasa yasaklamaktadır.
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu da, bu karardan sonra, 1996 yılında, önüne gelen bir dava nedeniyle hukuksal durumu yorumlamış; Anayasa’nın başlangıcı, 2, 42, 174. maddeleri ve Anayasa Mahkemesi’nin yukarıdaki kararlarına dayanarak, “Anayasa’ya aykırılığı saptanmış olan”, boyun ve saçların başörtüsü ve türbanla kapatılmasının, “kılık kıyafet serbestisi dışında olduğuna” karar vermiştir.
3) Bu nedenle “Anayasal yasak” sürmektedir. Esasen yasak sürmese, yükseköğretimde türbanı serbest bırakmak için 2008 yılında Anayasa'nın 10 ve 42. maddeleri değiştirilip, özellikle 42. maddeye “Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğretim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez” kuralı konulmazdı.
Bilindiği gibi bu kural da, AYM’nce aynı yıl içinde, Anayasa'nın değiştirilemez laiklik ilkesini zedeleyici bulunarak iptal edilmiştir. (K.2008/116)
Yani AYM bir kez daha, siyasal İslam'ın simgesi olarak gördüğü türbanın yükseköğretimde yasak olduğunu tescil ve ilan etmiştir.
4) Öte yandan, AYM, Refah ve Fazilet partilerinin kapatılmasına ilişkin kararlarında, (sırasıyla 1998/1 ve 2001/2 sayılı kararlar)
- Siyasal bir simge olan türbanın, eylemli bir durum yaratılarak TBMM’ne taşıma girişimini,
laiklik ilkesine aykırı bularak kapatma nedeni saymıştır.
5) Yine AYM, kapatma davasında, AKP’nin “laik ve demokratik Cumhuriyet ilkesine aykırı eylemlerin odağı olduğuna” hükmederken, delil niteliğinde gördüğü türban konusundaki eylemlere yoğun biçimde dayanmıştır. Bu konu bir sonraki yazıda ele alınacaktır.
6) Son olarak, çok önemli gördüğümüz için belirtmek gerekir ki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de, öğrencilerin dinsel inançlarını açığa vurma özgürlükleri ile dinsel simgelerin ve törenlerin sergilenmesinin sınırlandırılabileceğini; türban yasağının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin din ve inanç özgürlüğü ile eğitim alma hakkına ilişkin düzenlemelerine aykırı olmadığını; tersine demokrasi ilkesi yönünden başkalarının hak ve özgürlükleri ile kamu düzeninin korunması amacıyla getirilen bu yasağın meşru olduğunu karara bağlamıştır.
Bütün bunlardan sonra, “Türban yasağı yok” söylemine inanmak olanaklı mıdır?
Hukuksuzluğun diz boyu olduğu; dinin siyasete bunca alet edildiği; Anayasa’nın, AYM kararlarının, hukuk devleti ilkesinin yok sayıldığı günümüz ortamında, “içimizin acısı” her geçen gün katlanarak artmaktadır.
Soma’da resmi rakamlara göre 301 işçi hayatını kaybederken, ülke tarihinin en büyük işçi katliamının altında yatan en büyük neden Erdoğan ve AKP hükümetinin maden patronlarına verdiği açık destek oldu. Yıllarca en ufak denetim yüzü görmeyen madenlerde işçiler hayatını kaybederken AKP ve patronlar kasalarını doldurmakla meşguldü.
**
İş güvenliğinin hiçe sayıldığı kaçak çalışan madenlerde bugüne kadar binlerce işçi hayatını kaybederken felaketin en büyüğü 13 Mayıs 2014 tarihinde Soma’da yaşandı. Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan olayı ‘olağan şeyler’ olarak nitelendirirken yüzlerce işçinin hayatını kaybettiği faciayı bu işlerin fıtratında var diyerek meşrulaştırma yoluna başvurmuştu. Olaydan sonra Soma’ya gelen Erdoğan ve ekibini protesto etmek isteyen vatandaşa yumruk atarken, Başbakanlık Özel Kalem Müdür Yardımcısı Yusuf Yerkel de vatandaşa attığı tekme ile hatırlanıyor.
**
Gezi Davaları’nda birçok yurttaş hukuksuz şekilde tutuklanarak cezaevine konuldu.
Berkin Elvan, Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Medeni Yıldırım ve Hasan Ferit Gedik... Haziran Direnişi’nde yaşanan ölümlere ilişkin konuşan Erdoğan “polis emri ben verdim” diyerek tüm bu cinayetleri sahiplenmişti.
Barış Ceylan, Hakan Yaman, Sarper Gürcan, Çağdaş Küçükbattal, Hülya Aslan, Murat Can Top ve Erdal Sarıkaya... Haziran Direnişi sırasında AKP’nin polisinin attığı gaz bombası ve plastik mermiler sonucu gözünü kaybeden onlarca yurttaştan sadece birkaçı. Yurttaşlarına acımasızca saldırılması talimatını veren Erdoğan.
**
AKP’nin 16 yıllık iktidarında “adalet sarayları” Erdoğan’ın ceza kurumlarına dönüştü. Erdoğan’ın karşısında kim yer aldıysa cezaevlerine dolduruldu. Bir dönem ittifak yaptığı cemaatle birlikte kendisine muhalefet eden herkesi cezaevine koydu.
**
Ergenekon, Balyoz, Odatv, Devrimci Karargah ve KCK operasyonlarıyla yüzlerce kişi tutuklandı. Sahteliği kanıtlanan üretilmiş “deliller”den ibaret davalarda birçok hukuk skandalı yaşandı. Bugünlerde bu operasyonlar sadece Cemaat’in üzerine yıkılmaya çalışırken, Erdoğan "davaların savcısıyım" diyordu.
**
AKP dönemi Türkiye tarihinin en büyük özelleştirmelerine tanık oldu. Halkın biriktirdiği bütün ortak değerler, birkaç yıllık karına, halk yararı gözetmeden usulsüz şekilde satıldı.
**
Erdoğan bir ülkenin egemenlik haklarını hiçe sayarak sınırları içine terör gruplarının sızmasını sağladı. Erdoğan ve hükümeti 900 km’lik bir sınıra sahip olduğu komşusu Suriye’ye yönelik İslamcı terör örgütlerinin geçişlerini sınırı açarak kolaylaştırdı. Türkiye üzerinden Suriye’ye giren on binlerce cihatçı terörist sayıları binlerle ifade edilen sivili katletti. Bu insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur.
**
Erdoğan ve iktidarının Suriye’ye savaş açılması provokasyon girişiminde bulunduğu da ortaya çıkmıştır. Bu da Erdoğan’ın uluslararası mahkemelerde sanık sandalyesine oturması için en önemli kanıtlardan biridir.
**
4 Temmuz 2003 günü Kuzey Irak'ın Süleymaniye kentinde 11 Türk askeri başlarına çuval geçirilip ABD ve Peşmerge tarafından gözaltına alınmıştı. Olay üzerine o zamanki muhalefet, dönemin başbakanı şimdiki Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a “ABD’ye neden nota verilmiyor” diye sormuş, Erdoğan ise şu açıklamayı yapmıştı:
“Öyle kalkıp nota verecek misiniz? Ne notası veriyorsun? Onu söyledim. Müzik notası mı?" dedi.
Daha sonra Erdoğan Reza Zarrab konusunda ABD'ye 2 kez nota verdi.
**
"Şimdi bağırıyorlar; 'Tayyip Hoca... Biliyor musun fakir niye fakirdir' diye? 'Asım abi niye fakirdir, söyle?' dedim. 'Fakir çalmasını iyi beceremediği için fakirdir' dedi. 'Asım abi El Hak doğrudur' dedim."
Erdoğan, 1994 yılında yaptığı açıklamada “İşte bütün servetim bu yüzük” demişti. Şimdi gelinen noktada milyarlarca dolarlık bir servetten bahsediliyor. Bu servetin nasıl elde edildiği tam olarak kimse tarafından bilinmiyor.
**
Erdoğan, Rize?den göç eden bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi... İş hayatına ilkokul çağlarında atıldı, kâğıtlı şeker, su ve simit sattı. Ekmek fırınından 5 kuruşa bayat simit alarak, evde annesinin ısıttığı simitleri 10 kuruşa satması, sokakla ve ticaretle tanışmasını sağladı. Yine aynı dönemde top sahalarında su satması, onu futbolla tanıştırdı.