Erdoğan ve Hitler arasında tüyler ürperten benzerlikler
Eğer Erdoğan’ın Hitler Almanya’sı örneğini tartışacaksanız, Weimar Cumhuriyeti’nin Hitler’e nasıl teslim olduğunu bilmemiz şarttır!
hangi siyasi, iktisadi ve toplumsal koşullar sonucu tüm yetkileri elinde toplayan bir diktatöre dönüştü?.
Bize benzerlikleri şaşırtıcıdır.
Daha ortada Hitler filan yoktu.
Cumhuriyet’e ve demokrasiye karşı çıkanların sayısı çok azdı.
Ama ülkede siyasi istikrarsızlık vardı.
6 Haziran 1920’de yapılan seçimlerde SPD oyları yüzde 21.7’ye ve DDP oyları yüzde 8.3’e düştü! Merkez Partisi oylarını korurken, DNVP yüzde 15.1’e, DVP yüzde 13.9’a
fırladı!
Sürekli koalisyon hükümetleri kurulup yıkılıyordu.
Ve ülkede ekonomik istikrarsızlık vardı.
Almanya’da siyasi istikrarsızlığın en birincil sebebi ekonomik kriz idi.
Ülkedeki hiper-enflasyonun boyutunu anlatmak için şu olay anlatılıyordu:
Hırsızlar kağıt para taşıyan el arabasını çalarlar; kağıt paraları bir köşeye atıp sadece el arabasını alıp kayıplara karışırlar! Yani…
Para o derece değersizdi. 30 kağıt fabrikası 150 matbaa firması sürekli para basıyordu. Bir tek örnek vereyim:
1 kg ekmek fiyatı; 1913’te 0.29 mark iken, 1923’te 428 milyar mark oldu!
Para o derece değer kaybediyordu ki; 5 bin marklık bir fincan kahve bitene kadar değeri 8 bin mark oluyordu!
Sonuçta korkunç bir insan sefaleti ortaya çıktı. İnsanın değeri bilgisiyle-görgüsüyle değil, servetinin gücüyle ölçülür oldu.
Bir dönem asla rüşvete-yolsuzluğa bulaşmayan Prusya devlet memurlarının yaptıkları ayyuka çıktı.
Hitler’in iktidara geldiği yıl işsiz sayısı 6.1 milyon kişiye ulaştı.
Savaşın ardından iş bulabilmek için kentlere akın edenler, iş yerine yeni siyasal kimlik edindiler, “Hitler’in müridi” oldular!
Kentlerde bir yanda yoksulluk varken diğer yandan -başta Berlin olmak üzere- gece hayatı hayli hareketliydi; barlar, sinema salonları doluydu. (Komedi filmleri hayli iş yapıyordu!) ABD’den ithal caz müzik moda’ydı.
Kuşak çatışması yaşanıyordu; “radyo kuşağı” doğuyordu. (Hitler’in propaganda bakanı Goebbels bunu iyi kullandı.)
İnsanlar zamanlarını alış veriş merkezlerinde dolaşarak geçiriyordu.
Tüketemeyenler suç işliyordu; fuhuş yapıyordu!
Suçun “altın çağ”ı yaşanıyordu. Cezaevleri tıklım tıklımdı.
Hitler’in talihi 1929 dünya büyük ekonomik kriziyle güldü.
Kriz, Hitler’in oksijeni oldu.
Ekonomiye güven kalmadı. Ticaret takasla yapılır hale geldi.
Alay edilen Hitler oy patlaması yaptı.
Hitler; Köln ve Düsseldorf gibi Almanya’nın batısındaki büyük şehirlerden çok az oy almasına rağmen, “acil önlem alınmazsa yok oluruz” korkusu içindeki köylü, esnaf ve zanaatkarların neredeyse tüm oylarını kazandı.
Hitler, bu kaygılı seçmenin endişesini kullanmak için siyasal cinayetlerine hız verdi.
Ve kapitalistler, komünistlere karşı “yedek güç” gördükleri Nazileri iktidara getirdi.
Muhalefet hâlâ siyaset konuşurken, Hitler rejimin biçimini düşünüyordu!
Sonuçta Hitler; terörü artırarak -başta ordu olmak üzere- iktidarı tamamen ele geçirerek; cumhuriyete ve demokrasiye son verip diktatör oldu.
**
-Hitler'e göre "Yargı devlet hayatının efendisi olamaz, devlet politikasının hizmetkârı olmalıdır." Erdoğan bu konuyla ilgili 14 Ocak 2014'te, "Millete rağmen karar vermez veremez. Yargı milletin seçtiği hükümete, siyasete, Meclis'e, milli iradeye istikamet çizemez" demişti.
-Goebbels, "Rakibinin prestijini azaltıyorsa ve senin amacına destek veriyorsa, hasmın propaganda malzemesini de kullanabilirsin" diyor. Erdoğan faşizan uygulamalarını örtbas etmek için, kendisine yönelen "faşist" ithamlarını geri çevrimek için, CHP'nin ve diğer muhalif unsurların ne kadar faşist olduğunu anlatıyor. Tarihsel örneklerle her güncel olayı İsmet inönü'ye bağlıyor.
-Goebbels'e göre "Yaptığın propaganda sayesinde insanları ve olayları ayırt edici sloganlar ve ifadelerle yaftalamaksın!" Erdoğan'a göre Gezi direnişine katılanlar "çapulcu", Hopa'da kendisini protesto edenler "eşkıya", içki içen herkes "ayyaş"...
-Hitler taktiğine göre iç ve dış düşman yaratma çok önemidir. Hitler, Alman halkına sürekli Nazi Partisi'nin ve Almanya'nın yabancı ve iç düşmanlara (özellikle Yahudiler) karşı yaptığı mücadele hatırlatılırdı. Erdoğan'a göre kendisinin de bağlı olduğu emperyalist güçler ona ve tabii ki ülkeye komplo kuruyor, halkın tepkisi doğal değil, içeride kendi beslediği Cemaat güçleri artık paralel bir iç mihrak ve Gezi direnişçileri ise hain.
-Korkuya başvurma genel nüfusta korku yaratarak bir konuya destek saylamayı amaçlar. Örneğin, Joseph Göbbels, Teodore Kaufman'nın "Almanya yok olmalı" sözlerini sürekli kullanarak Müteffıklerin Alman halkını yok etmeyi amaçladığını iddia eder. Erdoğan'ın gazetesi Yeni Şafak'a göre "İsrail aşırı sağına ve Neocon ırkçılara çalışan Morton Abramovvitz, Eric Edelman ve Blaise Misztal, Türkiye'ye karşı çirkin bir kampanya başlattı." Bu çevreler Erdoğan'ı düşürüp Türkiye'yi İsrail safına çekip parçalayacak.
-Hitler'e göre "Söylediğiniz yalan ne kadar büyük olursa o kadar etkili olur ve insanların o yalana inanması o kadar kolaylaşır." Kabataş'ta taciz edilip, üzerine idrar yapılan bir kadın hikayesi "bu kadar da büyük yalan olmaz" mantığı ile pek çok kişi tarafından sorgulanmadan kabul edildi. Bu söylemle sokaklarda infial ve iç çatışma olmaması ise bir mucizeydi.
Almanya’da Hitler, 1933 seçiminde yüzde 34 ile hükümet kurduktan sonra Başbakanlık ile Cumhurbaşkanlığını birleştirmiş ve 1934 yılında referanduma sunmuştu. Türkiye’de Erdoğan, 2002 seçiminde yüzde 34 ile hükümet kurdu, bugün Hitler ile aynı yolun yolcusu.
Adolf Hitler Almanya’da nasıl tek adam oldu ve Almanya’yı nasıl yönettiyse Recep Tayyip Erdoğan da Türkiye’yi öyle yönetiyor.
* Örneğin, Almanya’da Hitler tek karar vericiydi, her şeyin en doğrusunu o biliyordu, en doğru kararı o veriyordu. Türkiye’de de her şeyin en doğrusunu Erdoğan biliyor, en doğru kararı tek başına da kalsa Erdoğan veriyor!
* Almanya’da Hitler’e führerlik yolunu savaş kahramanı Cumhurbaşkanı Hindenburg açmıştı. Alman sermayesinin tercihi de Hitler’den yanaydı. Türkiye’de Erdoğan’a reislik yolunu çok ama milliyetçi çok ülkücü Devlet Bahçeli açtı. Gerçi Devlet Bahçeli ne cumhurbaşkanı ne de savaş kahramanı, alelade bir faşist ama, olsun; Erdoğan’a reislik yolunu açtı ya, Hindenburg’tan da büyük adam demek ki.
* Almanya’da gerek referandum gerekse tüm iktidarı süresince Hitler bütün muhalefeti terörist ilan etmişti. Türkiye’de Erdoğan ve şerikleri referandumu son İstiklal Harbi olarak görüyor, ana muhalefet partisi dahil HAYIR oyu verecek tüm muhalefeti terörist ilan ediyor.
* İtalya’da rahmetli Benito’nun karagömleklileri, Almanya’da Hitler’in SA’ları SS’leri vardı. Türkiye’de Tayyip Erdoğan’ın eskiden “ne istediyse verdiği” FETÖ’sü, şimdilerde kefenlileri, eli palalı esnafı, SADAT’ı, Osmanlı Ocakları var.
* Hitler, führer olacağı referandumun hemen öncesinde 30 Haziran 1934’te yol arkadaşı SA’ları Uzun Bıçaklar Gecesi’nde kurşuna dizmişti. Türkiye’de Erdoğan, Uzun Çelik Kasalar ve tıka basa dolar dolu Ayakkabı Kutuları sabahından sonra yol arkadaşlarını kıymaya başladı; nihayet, 15 Temmuz’da “yol verilen” darbe girişimini “Allah’ın lütfu” saydı, eski yol arkadaşı FETÖ’yü tamamen defterden sildi.
* Hitler Almanya’sında Yahudilere, komünistlere ne gözle bakıldıysa, Erdoğan Türkiye’sinde Alevilere, Kürtlere, (affedersin!) gayrimüslim azınlıklara, komünistlere o gözle bakılıyor.
* Almanya’da Hitler, üniversitelerden akademisyenleri atıyordu; Erdoğan Türkiye’sinin üniversitelerinde ders verecek akademisyen kalmadı neredeyse. Güney Gönenç, “Karanlık Zamanların Şarkısı” adlı kitabında Hitler’in Almanya’dan kovduğu (Türkiye’ye iltica eden) akademisyenlerin öyküsünü anlatır. Erdoğan’ın üniversiteden kovduğu akademisyenlerin öyküsünü kim ne zaman yazar, kim bilir?
* Hitler Almanya’sında medya baskı altındaydı. Erdoğan Türkiye’sinde de medya baskı altında. Cezaevlerinde 100’den fazla gazeteci var, Erdoğan korkusuyla işten atılan gazeteci yazar sayısı binleri geçti. Patronlar bile rahat değil, telefonda Erdoğan’dan azar işiten medya patronu zırıl zırıl ağlıyor.
* Hitler Almanya’yı kararnamelerle yönetiyordu, Erdoğan Türkiye’yi fermanlarla yönetiyor.
* Hitler üstün ırktan söz ediyordu, Erdoğan’ın ‘ümmet-i hâkime’si var.
* Hitler sevgili üstün ırkının safiyeti ve ıslahı için üreme çiftlikleri kurmuştu; Erdoğan sevgili ümmetinin idamesi ve zaferi için her aileden en az üç (bazen beş) mü’min doğurmasını istiyor.
* Hitler üstün Alman ırkı için yaşam alanı istiyordu, Erdoğan Osmanlı hayalleri kuruyor.
* Hitler kendisi de ressam olmasına karşın, dünyanın sanat ve edebiyat mirasının önemli bir bölümünü “Entartete Kunst / Yoz Sanat” ilan etmiş, kimini yaktırmış, kimini yasaklamıştı. Erdoğan Hitler’den geri kalmadı; kitabı bombadan tehlikeli ilan etti, heykel sanatına düşmanlığını gizlemedi, halklar arasında kardeşleşme mesajı yüklü bir heykeli “ucube” diyerek yıktırdı. Daha neler neler!
https://artigercek.s3.amazonaws.com/uploads/1/7/tB71y6S2YP5UbRtLdNgAuZjaUCsd6hNo42nT9ZM6.jpeg
Daha pek çok benzerlik sıralanabilir. Kısacası Hitler Almanya’yı hangi zihniyetle ve nasıl yönettiyse Recep Tayyip Erdoğan da Türkiye’yi öyle yönetiyor.
Adolf Hitler Almanya’yı hangi zihniyetle ve nasıl yönettiyse Recep Tayyip Erdoğan da Türkiye’yi öyle yönetiyor.
Bunda kuşku olmasa gerek. Esasen Erdoğan, Hitler tipi başkanlık istediğini bizzat itiraf etmişti. Suudi Arabistan’a yaptığı bilmem kaçıncı ziyaretten dönüşünde havaalanında basın toplantısı düzenlemişti. Gazetecilerin başkanlık rejimiyle ilgili sorusu üzerine aynen şöyle konuşmuştu:
“Üniter devlette başkanlık sistemi yoktur diye bir şey yok. Şu anda bunun zaten dünyada örneği var. Yani Hitler Almanya’sına baktığınızda orada da bunu görürsünüz. Başka ülkelerde de görürsünüz.”
Yaptığı benzetmenin münasebetsizliğini fark edince de “Yeter ki bütün mesele başkanlık sisteminin uygulamasında halkı rahatsız eden bir yapı olmasın” diye eklemişti.
Benzetme münasebetsizdi ama, Erdoğan yol yorgunluğuyla boş bulunup böyle bir şeyden söz etmemişti. Erdoğan’ı böyle konuşturan, Hitler’i Almanya’da tek adam haline getiren süreç ile kendisini Türkiye’de tek adam haline getiren sürecin neredeyse tıpa tıp aynı olmasıydı.
Sonrası malumdur. Dua etmeli ki, akıbetleri benzemesin!
**
Elbette arada farklılıklar da var. Hitler ressamdı, çok etkileyici bir hatipti; dahası eli kalem tutuyordu. “MeinKampf / Kavgam” adıyla dünya siyasi düşünceler tarihine geçmiş bir kitaba imza atmıştı. Kitabın arkasında koskoca Alman felsefesi ve edebiyatı vardır.
Ancak Erdoğan'ın hiç bir özelliği yok, üniversite diploması dahi tartışmalı, Önünde yazılı bir metin olmadan etkili nutuk atamıyor.
Türkiye’de Erdoğan’a reislik yolunu çok milliyetçi çok ülkücü, Erdoğan için: “Erdoğan yalan anıtıdır, riyakarlık abidesidir. Erdoğan, artık tedaviye cevap vermeyecek klinik bir vakadır", diyen ” Devlet Bahçeli açtı. Gerçi Devlet Bahçeli ne cumhurbaşkanı ne de savaş kahramanı, alelade bir faşist ama, olsun; Erdoğan’a reislik yolunu açtı ya, Hindenburg’tan da büyük adam demek ki!
Eğer Erdoğan’ın Hitler Almanya’sı örneğini tartışacaksanız, Weimar Cumhuriyeti’nin Hitler’e nasıl teslim olduğunu bilmemiz şarttır!
hangi siyasi, iktisadi ve toplumsal koşullar sonucu tüm yetkileri elinde toplayan bir diktatöre dönüştü?.
Bize benzerlikleri şaşırtıcıdır.
Daha ortada Hitler filan yoktu.
Cumhuriyet’e ve demokrasiye karşı çıkanların sayısı çok azdı.
Ama ülkede siyasi istikrarsızlık vardı.
6 Haziran 1920’de yapılan seçimlerde SPD oyları yüzde 21.7’ye ve DDP oyları yüzde 8.3’e düştü! Merkez Partisi oylarını korurken, DNVP yüzde 15.1’e, DVP yüzde 13.9’a
fırladı!
Sürekli koalisyon hükümetleri kurulup yıkılıyordu.
Ve ülkede ekonomik istikrarsızlık vardı.
Almanya’da siyasi istikrarsızlığın en birincil sebebi ekonomik kriz idi.
Ülkedeki hiper-enflasyonun boyutunu anlatmak için şu olay anlatılıyordu:
Hırsızlar kağıt para taşıyan el arabasını çalarlar; kağıt paraları bir köşeye atıp sadece el arabasını alıp kayıplara karışırlar! Yani…
Para o derece değersizdi. 30 kağıt fabrikası 150 matbaa firması sürekli para basıyordu. Bir tek örnek vereyim:
1 kg ekmek fiyatı; 1913’te 0.29 mark iken, 1923’te 428 milyar mark oldu!
Para o derece değer kaybediyordu ki; 5 bin marklık bir fincan kahve bitene kadar değeri 8 bin mark oluyordu!
Sonuçta korkunç bir insan sefaleti ortaya çıktı. İnsanın değeri bilgisiyle-görgüsüyle değil, servetinin gücüyle ölçülür oldu.
Bir dönem asla rüşvete-yolsuzluğa bulaşmayan Prusya devlet memurlarının yaptıkları ayyuka çıktı.
Hitler’in iktidara geldiği yıl işsiz sayısı 6.1 milyon kişiye ulaştı.
Savaşın ardından iş bulabilmek için kentlere akın edenler, iş yerine yeni siyasal kimlik edindiler, “Hitler’in müridi” oldular!
Kentlerde bir yanda yoksulluk varken diğer yandan -başta Berlin olmak üzere- gece hayatı hayli hareketliydi; barlar, sinema salonları doluydu. (Komedi filmleri hayli iş yapıyordu!) ABD’den ithal caz müzik moda’ydı.
Kuşak çatışması yaşanıyordu; “radyo kuşağı” doğuyordu. (Hitler’in propaganda bakanı Goebbels bunu iyi kullandı.)
İnsanlar zamanlarını alış veriş merkezlerinde dolaşarak geçiriyordu.
Tüketemeyenler suç işliyordu; fuhuş yapıyordu!
Suçun “altın çağ”ı yaşanıyordu. Cezaevleri tıklım tıklımdı.
Hitler’in talihi 1929 dünya büyük ekonomik kriziyle güldü.
Kriz, Hitler’in oksijeni oldu.
Ekonomiye güven kalmadı. Ticaret takasla yapılır hale geldi.
Alay edilen Hitler oy patlaması yaptı.
Hitler; Köln ve Düsseldorf gibi Almanya’nın batısındaki büyük şehirlerden çok az oy almasına rağmen, “acil önlem alınmazsa yok oluruz” korkusu içindeki köylü, esnaf ve zanaatkarların neredeyse tüm oylarını kazandı.
Hitler, bu kaygılı seçmenin endişesini kullanmak için siyasal cinayetlerine hız verdi.
Ve kapitalistler, komünistlere karşı “yedek güç” gördükleri Nazileri iktidara getirdi.
Muhalefet hâlâ siyaset konuşurken, Hitler rejimin biçimini düşünüyordu!
Sonuçta Hitler; terörü artırarak -başta ordu olmak üzere- iktidarı tamamen ele geçirerek; cumhuriyete ve demokrasiye son verip diktatör oldu.
**
-Hitler'e göre "Yargı devlet hayatının efendisi olamaz, devlet politikasının hizmetkârı olmalıdır." Erdoğan bu konuyla ilgili 14 Ocak 2014'te, "Millete rağmen karar vermez veremez. Yargı milletin seçtiği hükümete, siyasete, Meclis'e, milli iradeye istikamet çizemez" demişti.
-Goebbels, "Rakibinin prestijini azaltıyorsa ve senin amacına destek veriyorsa, hasmın propaganda malzemesini de kullanabilirsin" diyor. Erdoğan faşizan uygulamalarını örtbas etmek için, kendisine yönelen "faşist" ithamlarını geri çevrimek için, CHP'nin ve diğer muhalif unsurların ne kadar faşist olduğunu anlatıyor. Tarihsel örneklerle her güncel olayı İsmet inönü'ye bağlıyor.
-Goebbels'e göre "Yaptığın propaganda sayesinde insanları ve olayları ayırt edici sloganlar ve ifadelerle yaftalamaksın!" Erdoğan'a göre Gezi direnişine katılanlar "çapulcu", Hopa'da kendisini protesto edenler "eşkıya", içki içen herkes "ayyaş"...
-Hitler taktiğine göre iç ve dış düşman yaratma çok önemidir. Hitler, Alman halkına sürekli Nazi Partisi'nin ve Almanya'nın yabancı ve iç düşmanlara (özellikle Yahudiler) karşı yaptığı mücadele hatırlatılırdı. Erdoğan'a göre kendisinin de bağlı olduğu emperyalist güçler ona ve tabii ki ülkeye komplo kuruyor, halkın tepkisi doğal değil, içeride kendi beslediği Cemaat güçleri artık paralel bir iç mihrak ve Gezi direnişçileri ise hain.
-Korkuya başvurma genel nüfusta korku yaratarak bir konuya destek saylamayı amaçlar. Örneğin, Joseph Göbbels, Teodore Kaufman'nın "Almanya yok olmalı" sözlerini sürekli kullanarak Müteffıklerin Alman halkını yok etmeyi amaçladığını iddia eder. Erdoğan'ın gazetesi Yeni Şafak'a göre "İsrail aşırı sağına ve Neocon ırkçılara çalışan Morton Abramovvitz, Eric Edelman ve Blaise Misztal, Türkiye'ye karşı çirkin bir kampanya başlattı." Bu çevreler Erdoğan'ı düşürüp Türkiye'yi İsrail safına çekip parçalayacak.
-Hitler'e göre "Söylediğiniz yalan ne kadar büyük olursa o kadar etkili olur ve insanların o yalana inanması o kadar kolaylaşır." Kabataş'ta taciz edilip, üzerine idrar yapılan bir kadın hikayesi "bu kadar da büyük yalan olmaz" mantığı ile pek çok kişi tarafından sorgulanmadan kabul edildi. Bu söylemle sokaklarda infial ve iç çatışma olmaması ise bir mucizeydi.
Almanya’da Hitler, 1933 seçiminde yüzde 34 ile hükümet kurduktan sonra Başbakanlık ile Cumhurbaşkanlığını birleştirmiş ve 1934 yılında referanduma sunmuştu. Türkiye’de Erdoğan, 2002 seçiminde yüzde 34 ile hükümet kurdu, bugün Hitler ile aynı yolun yolcusu.
Adolf Hitler Almanya’da nasıl tek adam oldu ve Almanya’yı nasıl yönettiyse Recep Tayyip Erdoğan da Türkiye’yi öyle yönetiyor.
* Örneğin, Almanya’da Hitler tek karar vericiydi, her şeyin en doğrusunu o biliyordu, en doğru kararı o veriyordu. Türkiye’de de her şeyin en doğrusunu Erdoğan biliyor, en doğru kararı tek başına da kalsa Erdoğan veriyor!
* Almanya’da Hitler’e führerlik yolunu savaş kahramanı Cumhurbaşkanı Hindenburg açmıştı. Alman sermayesinin tercihi de Hitler’den yanaydı. Türkiye’de Erdoğan’a reislik yolunu çok ama milliyetçi çok ülkücü Devlet Bahçeli açtı. Gerçi Devlet Bahçeli ne cumhurbaşkanı ne de savaş kahramanı, alelade bir faşist ama, olsun; Erdoğan’a reislik yolunu açtı ya, Hindenburg’tan da büyük adam demek ki.
* Almanya’da gerek referandum gerekse tüm iktidarı süresince Hitler bütün muhalefeti terörist ilan etmişti. Türkiye’de Erdoğan ve şerikleri referandumu son İstiklal Harbi olarak görüyor, ana muhalefet partisi dahil HAYIR oyu verecek tüm muhalefeti terörist ilan ediyor.
* İtalya’da rahmetli Benito’nun karagömleklileri, Almanya’da Hitler’in SA’ları SS’leri vardı. Türkiye’de Tayyip Erdoğan’ın eskiden “ne istediyse verdiği” FETÖ’sü, şimdilerde kefenlileri, eli palalı esnafı, SADAT’ı, Osmanlı Ocakları var.
* Hitler, führer olacağı referandumun hemen öncesinde 30 Haziran 1934’te yol arkadaşı SA’ları Uzun Bıçaklar Gecesi’nde kurşuna dizmişti. Türkiye’de Erdoğan, Uzun Çelik Kasalar ve tıka basa dolar dolu Ayakkabı Kutuları sabahından sonra yol arkadaşlarını kıymaya başladı; nihayet, 15 Temmuz’da “yol verilen” darbe girişimini “Allah’ın lütfu” saydı, eski yol arkadaşı FETÖ’yü tamamen defterden sildi.
* Hitler Almanya’sında Yahudilere, komünistlere ne gözle bakıldıysa, Erdoğan Türkiye’sinde Alevilere, Kürtlere, (affedersin!) gayrimüslim azınlıklara, komünistlere o gözle bakılıyor.
* Almanya’da Hitler, üniversitelerden akademisyenleri atıyordu; Erdoğan Türkiye’sinin üniversitelerinde ders verecek akademisyen kalmadı neredeyse. Güney Gönenç, “Karanlık Zamanların Şarkısı” adlı kitabında Hitler’in Almanya’dan kovduğu (Türkiye’ye iltica eden) akademisyenlerin öyküsünü anlatır. Erdoğan’ın üniversiteden kovduğu akademisyenlerin öyküsünü kim ne zaman yazar, kim bilir?
* Hitler Almanya’sında medya baskı altındaydı. Erdoğan Türkiye’sinde de medya baskı altında. Cezaevlerinde 100’den fazla gazeteci var, Erdoğan korkusuyla işten atılan gazeteci yazar sayısı binleri geçti. Patronlar bile rahat değil, telefonda Erdoğan’dan azar işiten medya patronu zırıl zırıl ağlıyor.
* Hitler Almanya’yı kararnamelerle yönetiyordu, Erdoğan Türkiye’yi fermanlarla yönetiyor.
* Hitler üstün ırktan söz ediyordu, Erdoğan’ın ‘ümmet-i hâkime’si var.
* Hitler sevgili üstün ırkının safiyeti ve ıslahı için üreme çiftlikleri kurmuştu; Erdoğan sevgili ümmetinin idamesi ve zaferi için her aileden en az üç (bazen beş) mü’min doğurmasını istiyor.
* Hitler üstün Alman ırkı için yaşam alanı istiyordu, Erdoğan Osmanlı hayalleri kuruyor.
* Hitler kendisi de ressam olmasına karşın, dünyanın sanat ve edebiyat mirasının önemli bir bölümünü “Entartete Kunst / Yoz Sanat” ilan etmiş, kimini yaktırmış, kimini yasaklamıştı. Erdoğan Hitler’den geri kalmadı; kitabı bombadan tehlikeli ilan etti, heykel sanatına düşmanlığını gizlemedi, halklar arasında kardeşleşme mesajı yüklü bir heykeli “ucube” diyerek yıktırdı. Daha neler neler!
https://artigercek.s3.amazonaws.com/uploads/1/7/tB71y6S2YP5UbRtLdNgAuZjaUCsd6hNo42nT9ZM6.jpeg
Daha pek çok benzerlik sıralanabilir. Kısacası Hitler Almanya’yı hangi zihniyetle ve nasıl yönettiyse Recep Tayyip Erdoğan da Türkiye’yi öyle yönetiyor.
Adolf Hitler Almanya’yı hangi zihniyetle ve nasıl yönettiyse Recep Tayyip Erdoğan da Türkiye’yi öyle yönetiyor.
Bunda kuşku olmasa gerek. Esasen Erdoğan, Hitler tipi başkanlık istediğini bizzat itiraf etmişti. Suudi Arabistan’a yaptığı bilmem kaçıncı ziyaretten dönüşünde havaalanında basın toplantısı düzenlemişti. Gazetecilerin başkanlık rejimiyle ilgili sorusu üzerine aynen şöyle konuşmuştu:
“Üniter devlette başkanlık sistemi yoktur diye bir şey yok. Şu anda bunun zaten dünyada örneği var. Yani Hitler Almanya’sına baktığınızda orada da bunu görürsünüz. Başka ülkelerde de görürsünüz.”
Yaptığı benzetmenin münasebetsizliğini fark edince de “Yeter ki bütün mesele başkanlık sisteminin uygulamasında halkı rahatsız eden bir yapı olmasın” diye eklemişti.
Benzetme münasebetsizdi ama, Erdoğan yol yorgunluğuyla boş bulunup böyle bir şeyden söz etmemişti. Erdoğan’ı böyle konuşturan, Hitler’i Almanya’da tek adam haline getiren süreç ile kendisini Türkiye’de tek adam haline getiren sürecin neredeyse tıpa tıp aynı olmasıydı.
Sonrası malumdur. Dua etmeli ki, akıbetleri benzemesin!
**
Elbette arada farklılıklar da var. Hitler ressamdı, çok etkileyici bir hatipti; dahası eli kalem tutuyordu. “MeinKampf / Kavgam” adıyla dünya siyasi düşünceler tarihine geçmiş bir kitaba imza atmıştı. Kitabın arkasında koskoca Alman felsefesi ve edebiyatı vardır.
Ancak Erdoğan'ın hiç bir özelliği yok, üniversite diploması dahi tartışmalı, Önünde yazılı bir metin olmadan etkili nutuk atamıyor.
Türkiye’de Erdoğan’a reislik yolunu çok milliyetçi çok ülkücü, Erdoğan için: “Erdoğan yalan anıtıdır, riyakarlık abidesidir. Erdoğan, artık tedaviye cevap vermeyecek klinik bir vakadır", diyen ” Devlet Bahçeli açtı. Gerçi Devlet Bahçeli ne cumhurbaşkanı ne de savaş kahramanı, alelade bir faşist ama, olsun; Erdoğan’a reislik yolunu açtı ya, Hindenburg’tan da büyük adam demek ki!