Erdoğan Atatürkçü mü oldu?

Konu sahibi son olarak 2413 gün önce görüldü

Erdoğan Atatürkçü mü oldu?

Erdoğan, "Cumhuriyetimizin tüm önemli tarihleri gibi 10 Kasım'ları da artık bu anlayışla değerlendirmeli, Atatürk'ü sadece anmakla kalmamalı, anlamaya da çalışmalıyız." ifadelerini kullandı.

"Milletimizin Gazi'ye hürmeti sonsuzdur. Milletimizin Mustafa'ya saygısında en küçük bir tereddüt yoktur. Milletimizin Kemal'le de en küçük bir sorunu bulunmuyordur. Milletimizin soyadı olarak kendisine verdiği Atatürk konusunda da hiçbir sıkıntısı olmadığını gayet iyi biliyoruz"

dedi.

Erdoğan Atatürkçü mü oldu?

Erdoğan’ın lafzen de olsa “Atatürkçü” kesilmesi ve AKP’yi de yapıvermesi insanları şaşırttı.

Sayılamayacak kadar çok sebeple, özellikle de öz yönetim yönünde sürekli yürüyen bir dünyaya ters gitmek sebebiyle çoğunluğu artık yitiren Erdoğan, Hz. Muhammed’in azınlık olduğu ilk dönemdeki taktiğini uyguluyor gibi.

Bu taktiklerden birisi de “Medine Vesikası” dır.

Bu sayede tekrar çoğunluk olabilirse, ikinci halife Hz. Ömer’in yaptığının Türkiye versiyonunu yapmaya devam edebilecek.

Medine vesikasındaki gibi halen Türkiyede güçsüz olan şeriat devleti taraftarlarını güçlü hale getirirdikten sonra büyük bir katliam ile şeriat devleti karşıtlarını yok edip 2023 tarihinde Türkiyede İslami şeriat devleti kurmayı planlamaktadır.

***

En yakını bir avuç Müslümanla (“Muhacirler”) 622’de Mekke’den ayrılmak zorunda kalan Hz. Muhammed’in “hicret” ettiği Yesrip’te (sonraki adıyla: Medine) üç grupla yaptığı ve tamamen eşitlik ve gönüllü katılım temeline dayanan yazılı bir sözleşmeden bahsediyordu makale: Medine Vesikası.

“Medine Vesikası” Kur’an’da, Hadislerde ve fıkıh kaynaklarında yer almıyor. Elimizde orijinali de yok. Şu andaki 47 maddelik metin de Batılı bilim adamlarından geliyor. Bununla birlikte, o günün koşullarını göz önüne aldığımızda böyle bir belgenin gerçek olduğunu düşünmek doğal.

“O günün koşulları” derken, 622’de Müslümanlar iyice azınlıkta. 10.000 nüfuslu Yesrip’de (Medine) bu üç grup ve sayıları şöyle: Putperest Araplar (“Müşrikler”) 4.500 kişi, Yahudiler 4.000 kişi, Müslümanlar (“Ensar”) 1.500 kişi.

Ama Yesrip, iki defa Habeşistan’a hicret denendikten sonra bu sefer dikkatle seçilmiş: 120 yıldır kan davalı Evs ve Hazreç kabilelerinin savaş ve düşmanlıklarından bitkin düşen şehir kaos içinde ve herkes artık bir kurtarıcı (“Mehdi”?) beklemekte.

Merkezî otorite ve ortak ideoloji yokluğu yüzünden çatışmaları her seferinde bir hakeme götürmekten başka çare üretememiş. Ama bunun da çözüm olmadığını görmüş.

Böyle bir ortama, şehir (ve kabileler) dışından, yani tarafsız biri geliyor. O zamana kadar da çok mutemet bir profil çizmiş: “Muhammed-ül Emin.”

Ama belki daha da önemlisi bu dışarlıklı kişi iyice azınlıkta, dolayısıyla da demokrat olmak durumunda.

Ezcümle “Yahudilerin dinleri kendilerine, mü’minlerin dinleri kendilerinedir. Buna gerek mevlâları ve gerekse bizzat kendileri dahildirler” (Md. 25) temelinde yazılmış olan Vesika, imzacılarını toplumsal huzura kavuşturuyor. Hz. Muhammed de inancını yayma sürecinde Medine’yi üs yapmaktan büyük kuvvet alıyor. Mezarı da orada zaten.

**

Yalnız, Medine Vesikası/Sözleşmesi tamamen dönemsel bir olgu/çözüm. Tarihi belli değil ama Bedir Muharebesi (624) öncesi döneme yani İslam’ın kendini Mekke’ye kabul ettirmeye çabaladığı zaman dilimine ait.

Çok kısa bir süre sonra Müslümanlar çoğunluk oluyorlar. Ve Hz. Ebu Bekir’in sadece 2 yıl süren döneminin ardından ikinci halife Hz. Ömer döneminde (634-644) dışarıya taşıyorlar. Ortadoğu coğrafyasına, Kudüs’e giriyorlar. Sasani ve Doğu Roma imparatorluklarına büyük fetih seferleri düzenliyorlar.

Fethettikleri bu yerlerdeki Müslüman olmayan nüfusa artık Medine Vesikası’ndaki gibi "sözleşmenin imzacıları" olarak değil, İslam’a baş eğme karşılığında canı ve malı koruma altına alınan, yani Millet-i Hakime olan Müslümanların “zimmet”ine giren nüfus olarak muamele etmeye başlıyorlar.

Diğer bir deyişle Müslümanlar başat unsur olunca eşitlik bitip hiyerarşi/otokrasi başlıyor. Müslüman olmayanlar, Müslümanlara tam biat etmek ve “cizye” vergisi ödemek karşılığında “emanname” ihsan edilerek yani “aman” verilerek “zimmi”ye dönüştürülüyor. Bu koruma olayı İslam’ın empoze ettiği şartlara uyulduğu ölçüde devam edecek.

**

Türklerin 70 yıl kadar süren kanlı bir tarihsel süreç ve savaşlar sonucunda Arap ordularına yenilerek kılıç zoruyla Müslümanlığı kabul etmek zorunda kaldıkları artık gizlenmesine gerek olmayan bir gerçekliktir. Müslüman Araplar kafir (!) Türkleri katlederek, mallarına mülklerine el koyarak, kadınları ve kızlarını köle ve cariye yaparak, Türk kentlerine Arap aileler yerleştirerek, Müslüman olmayanlara cizye vergisi ve çeşitli yaptırımlar uygulayarak Türkleri ite kaka Müslüman yapmayı başarmışlardır.

Her şeyden önce Türklerin bir peygamberi ve kutsal kitabı olmamasına rağmen Türk destanlarında, masallarında ve Anadolu’da yaşamakta olan bazı grupların (Yörükler, Türkmenler, Aleviler, Mevleviler vs) gelenek ve göreneklerinde Türk töresine özgü inançların izlerine hala rastlamak mümkündür. Türk töresi yüksek erdem, dürüstlük, mertlik, onur, kadına saygı ve sevgi, yaşlılara itibar ve hürmet ile hayvan ve doğa sevgisine dayanan bir yaşam birlikteliği olarak özetlenebilir. Kadın erkeğin yoldaşı, acundaşı, kutlu ailenin temel direğidir. Kadın ve erkek hep birlikte çoluk çocuk eğlenir, yemek yer, dans eder, saz çalar, şarkı söylerler.

Doğa, kırlar, dağlar, göller, ırmaklar, hayvanlar, insanlar ve onların tinleri (ruhları) hepsi birliktedir, birlikte yaşarlar. Acun ve insan uyum içindedir. Şaman, kam, ya da, ozan-büyücü (druide) toplumun tinsel (ruhsal) önderidir. Her şey, her zerre canlıdır, hayat doludur. İnsanlara can vermeden önce gökte kuşlar gibi yaşayan tin “soluk, nefes” anlamına da gelir. Ölüm soluğun kesilmesi, tinin tenden (bedenden) ayrılması olarak algılanır. İnsan tini genelde kuş simgesindedir.

Tin ortak, tenler farklıdır. Hayvan ruhları da insan ruhları gibi ölümsüzdür. Hayvanın ayrı, insanın ayrı evreni yoktur. Evren ve yaşam birliği vardır. Bu tümlük ve ortak acun düşüncesi, kaynağını “Kök Tengri” Gök Tanrı’dan alır. İnsan Gök’ün verdiği yaşam gücünü korumaya ve çoğaltmaya çalışır. Bu yaşam gücü veya yaşam ruhuna “Kut” denir. Kut, “uğurlu, kutsal, şanlı” anlamlarına da gelir. (Kutlu olsun deriz).
 
kimler olmadi ki
erdogan olmasin
 
Büyük adamlar çü olmaz. Küçük adamlar çü olur. Büyük adamlar kendileri zaten birer İdol. Bir büyük Türk adamı, bir başka büyük bir Türk adamı hakkında konuşmasında ne tür bir sakınca görülebilir ki ?
 
Burada sozu Ferhan Sensoy'a birakiyoruz!

"ulan "Ataturkcu"luk boyle herkesin benimseyebilcegi, o kadar salak bir ideoloji olamaz ki"
 
Yazı cok uzun goz gezdirdim bu yuzden. Oy kaygısı olabilir, ben olsam ben de bulunduğum yeri bırakmamak için ne gerekirse yaparım bence=)
 
Kimse okumamıs Mueddebcim.
Ama yorumlar ufff.
Hoş geldin bu arada.
 
Erdogan Ataturkcu mu oldu bilinmez ama bir kisim hukumet yandasinin gelen elektrik ve dogalgaz faturalari ile isyana bagladigi bir gercek.

- Haftanin ilk gununden onlara da Gunaydin, diyorum.
 
Sayılamayacak kadar çok sebeple, özellikle de öz yönetim yönünde sürekli yürüyen bir dünyaya ters gitmek sebebiyle çoğunluğu artık yitiren Erdoğan, Hz. Muhammed’in azınlık olduğu ilk dönemdeki taktiğini uyguluyor gibi.

Bu taktiklerden birisi de “Medine Vesikası” dır.

Bu sayede tekrar çoğunluk olabilirse, ikinci halife Hz. Ömer’in yaptığının Türkiye versiyonunu yapmaya devam edebilecek.


Makalenin yazarı kim bilmiyorum ama yukarıdaki alıntıda bildiğin saçmalamış.
Öncelikle tam 17 yıldır Erdoğan'ın güç kaybettiği, seçim kaybedeceği dillere pelesenk olmuştur ve Akp karşıtı güruha bu yönde fikirler empoze edilmiştir. Sonuca gelindiğinde ise hüsran üzerine hüsran yaşanmıştır.
Tam 17 yıldır saflarını koruyan ve gerek duyduğunda din, mağduriyet vsç gibi siyaseten en güçlü enstrümanlar ile saflarını sıkılaştıran bir liderden bahsediyoruz.

Kaldı ki Erdoğan , Atatürk'ü kullanarak taraf da kazanamaz. Çünkü Atatürkçüler , yani Cumhuriyet'in ilelebet yaşamasına taraf olanlar, Atatürk'ün ilke ve inkılaplarına her zaman sahip çıkmaktadırlar ve Atatürk'ün düşüncelerini şiar edinmişlerdir. Siyaseten ve etnik köken olarak bu kadar homojen bir coğrafyada taraf kazanmak zaten çok güç iken, Erdoğan tarafından Atatürkçü taraf kazanmak ancak hayalleri süsler.

Medine vesikasındaki gibi halen Türkiyede güçsüz olan şeriat devleti taraftarlarını güçlü hale getirirdikten sonra büyük bir katliam ile şeriat devleti karşıtlarını yok edip 2023 tarihinde Türkiyede İslami şeriat devleti kurmayı planlamaktadır.

Makaleyi yukarıdaki satıra kadar okudum. Çünkü 2023 gibi yakın bir tarihte şeriat devleti kurulmasını ön görmek de komedidir.
Olmaz demiyorum, olabilir fakat 2023 gibi tarih oldukça yakın bir tarih.
Hem şeriat devletinin 2023'te kurulamayacağı sadece tarihin yakınlığı ile de ilintili değil.
Şartların oluşması için yeterli zaman değil.
Ayrıca halihazırda pasta diliminin en büyüğünü götüren bir partinin şu an için buna ihtiyacı da yok.
 
Atatürkçülük sadece bir kişi ya da zümrenin tekelinde mi?
Ya da kimlerin Atatürkçü olup olmayacağına sizler mi karar veriyorsunuz?
Atatürkçü olsa kabahat Erdoğan olmasa kabahat.
 
Makalenin yazarı kim bilmiyorum ama yukarıdaki alıntıda bildiğin saçmalamış.
Öncelikle tam 17 yıldır Erdoğan'ın güç kaybettiği, seçim kaybedeceği dillere pelesenk olmuştur ve Akp karşıtı güruha bu yönde fikirler empoze edilmiştir. Sonuca gelindiğinde ise hüsran üzerine hüsran yaşanmıştır.
Tam 17 yıldır saflarını koruyan ve gerek duyduğunda din, mağduriyet vsç gibi siyaseten en güçlü enstrümanlar ile saflarını sıkılaştıran bir liderden bahsediyoruz.

Kaldı ki Erdoğan , Atatürk'ü kullanarak taraf da kazanamaz. Çünkü Atatürkçüler , yani Cumhuriyet'in ilelebet yaşamasına taraf olanlar, Atatürk'ün ilke ve inkılaplarına her zaman sahip çıkmaktadırlar ve Atatürk'ün düşüncelerini şiar edinmişlerdir. Siyaseten ve etnik köken olarak bu kadar homojen bir coğrafyada taraf kazanmak zaten çok güç iken, Erdoğan tarafından Atatürkçü taraf kazanmak ancak hayalleri süsler.

Makaleyi yukarıdaki satıra kadar okudum. Çünkü 2023 gibi yakın bir tarihte şeriat devleti kurulmasını ön görmek de komedidir.
Olmaz demiyorum, olabilir fakat 2023 gibi tarih oldukça yakın bir tarih.
Hem şeriat devletinin 2023'te kurulamayacağı sadece tarihin yakınlığı ile de ilintili değil.
Şartların oluşması için yeterli zaman değil.
Ayrıca halihazırda pasta diliminin en büyüğünü götüren bir partinin şu an için buna ihtiyacı da yok.

yi bir lider, ne diyorsa odur ve kıyaslamanın ötesinde bir bütünlüğe sahiptir.

Lider, diğer kişiler tarafından her zaman doğruyu savunan, özü sözü bir, etik değerlere sahibi, güçlü prensipleri olan kişi olarak görülmektedir.

Liderin söyledikleri ile yaptıkları arasında fark yoktur.

Erdoğanda bunlar yok, birgün Türkiye Cumhuriyetinin kurucularına iki sarhoş derken ertesi gün tam tersini söylüyor, bir gün kardeşim Esad derken ertesi gün katil Esed diyor, bunlara benzer daha neler, neler.

16 senedir nasıl iktidarda kaldığı ayrı bir konudur, nasıl iktidarda kaldığını herkes biliyor ama kimse söyleyemiyor.
 
Lider: Bir örgütün en üst düzeyde yönetimiyle görevli, özellikle bir partinin başkanı olan kimse.

Öncelikle Lider kelimesinin ne demek olduğuna bak , sonra da benim lider kelimesini kullanım amacını bir düşün. Gerçi düşünmeye de gerek yok ama senin ihtiyacın olabilir.
O kadar şey yazdım, o kadar şey anlattım "lider" kelimesinden başka bir şey anlamadın mi? Kaldı ki onun da ne demek olduğunu bilmiyor, kendince tanımliyorsun.

Son olarak yeminli rte karşıtlarından da yandaşlarından da aynı seviyede tiksinen biriyim ben. Şu kafanizin içindeki kıvrımlı şeyi birazcık kullanın da insanları kategorize etmeden önce ne demek istediklerine , ne anlattıklarına kafa patlatin.
Yazdigin hilkat garibesi gibi zirvanin konu ile alakası nedir ya hu ? Lütfen sizin gibiler siyasete iştigal etmesin , çok rica ediyorum. Ediyorsanız da benden uzak durun.
 
Atatürkü anlayabilen herkes Atatürkcü olabilir. Temeli Tayyibi farketmez. Kilicdaroglu Atatürkcü oldugunu iddia ediyor ya, Fetö Atatürkcüyüm derse yadirganmamali.
 
Geri