'Ensar' ne ola 'muhacir' ne ola?

B
  • Kullanıcı BuYuCu
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Toplum ve Gündem
Göçmenler, mülteciler, kaçaklar... Herkesin dilinde bu kelimeler. 8 milyon göçmenden, mülteciden, yabancı kaçaktan bahsediliyor. Çoğu gettolaştı.


Siz "ensâr" deyin, "muhacir" deyin, "kardeşlik" deyin. Vakıa ortada. Hiçbir surette sizin kullandığınız kavramlarla örtüşmüyor. Unuttuğunuz veya hatırlamak istemediğiniz bir husus, Müslümanlar Mekke'den Medine'ye niçin gelmişlerdi ve Medineliler niçin muhacirlere kucak açmışlardı?


"Muhacir" göçenler, "Ensâr" yardım edenler. Bu iki kelimeye özel anlam yükleyen kelime ise "hicret" kelimesidir. Dolayısıyla üç kelime de İslâmî bağ ile birer "terim" olarak karşımıza çıkıyor.


Hicret: "Genel anlamı 'Bir yerin terk edilerek başka bir yere göç edilmesi'dir. Terim olarak gayrimüslim ülkeden (darülharp) İslâm ülkesine göç etmeyi, özelde ise Hz. Peygamber'in ve Mekkeli Müslümanların Medine'ye göçünü ifade eder. Medine'ye göç eden Müslümanlara muhâcir, Resûl-i Ekrem'e ve muhâcirlere yardım eden Medineli Müslümanlara da ensâr unvanı verilmiştir."


Hz. Peygamber ve ona tâbi olanlar, İslâmı yayarlarken karşılaşılan zorluklar, işkenceler ve öldürmeye varan taarruzlar yüzünden, Mekke'de kalmaları ve Medine'ye göçmeleri "hicret" olarak adlandırılmıştır. Özel mana buradan geliyor.


Hz. Peygamber'in, "Eğer hicret şerefi olmasaydı ben muhakkak ensârdan bir fert olmak isterdim." demesi, "hicret"in özel anlamını güçlendiriyor.


Medineli Müslümanların nasıl yardımcı olduklarını ve hatta iki evli olanın, bir karısını boşayıp muhacire vermek istediğini dün yazdık.


TDV İslâm Ansiklopedisi'nden aldığım şu bölümü okuyalım:


"Medineli Müslümanlar muhacirleri öz kardeşleri gibi kabul ettiler ve ellerindeki her imkânı onlarla paylaşmak istediler. Bu arada yardımlarını, muhacirleri kendi hurmalıklarına ve evlerine ortak etme noktasına kadar götürmek istemişlerse de Resûlullah'ın mülkiyet ortaklığına razı olmaması üzerine muhacirler ensara ait hurmalıklarda çalışarak emeklerine karşılık mahsulden pay almışlardır. Ayrıca başlangıçta kardeşler arasında miras câri iken Bedir Gazvesi'nden sonra nâzil olan Enfâl sûresinin 75. âyetiyle bu uygulamaya son verildi. İnsanlık tarihinde benzeri görülmeyen bu İslâm kardeşliği Kur'ân-ı Kerîm'de şu âyetle dile getirilmektedir: "İman edip hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad edenlerle bunları barındırıp yardım elini uzatanlar, işte onlar birbirlerinin gerçek dostlarıdır" (el-Enfâl 8/72) (Hüseyin Algül, "Ensar", TDV İslâm Ansiklopedisi, C. 11)


R. T. Erdoğan'ın, ikide bir "ensar"dan, "muhacir"den bahsederek gelmek istediği neticeyle, mevcut Türkiye'ye iltica edenleri ve bu ülkenin insanlarıyla ilişkilerini uyuşturabilir misiniz?


Yukarıda gettodan bahsettik. O meseleye de gireceğiz. Muhacirlikten Kureyşçiliğe geçişe de geleceğiz.


(Türkçe notu: Siyasîlerin dilinde "düzenli göçmen", "düzensiz göçmen"den geçilmiyor. Düzenli nasıl oluyor, düzensiz nasıl? Bir akıl yürütsünler... Bu tabirler yerini buluyor mu? Yabancı kaçaklardan, göçenlerden, sığınanlardan bahsedilebilir ancak. Birileri uyduruyor. Birileri de bu uyduruk kelimeleri kullanırlarsa statü kazanacaklarını hayal ediyor. "Bileşenler" kelimesi de öyle. Yazmıştım. Başta "birleşenler" diyorlar sanmıştım. "İttifak" veya "müttefik" yerine "bileşenler" kullanmak istiyorlar ama tutturamıyorlar. İttifak ve müttefik yerleşik kelimeler. "Bileşen"le ne kastedildiği belirsiz. "Öz Türkçe" mi kullanmak istiyorsunuz? Ona hiç girmeyelim, Türkiye'de kelime ırkçıları, etnikçiler ve enternasyonalistler, Türk'ten gayri herkese kucak açanlar. Gökalp'ın sözünü bir daha hatırlatayım: "'Yeni mefhumlar' asrın, 'ıstılahlar' ümmetin 'lügatler' milletin natıkasıdır.")
 
R.T. Erdoğan, bir gidiyor bir geliyor, bir gidiyor bir geliyor...


Önceki gün bir daha "muhacir" dedi, bir daha "ensâr" dedi. Bir daha "Briket evlerimiz var; yerleştireceğiz." dedi.


"Ensâr"ın "yardım edenler" manasına geldiğini açıklamıştım. "Muhâcir" ise "göç eden" demektir. Dolayısıyla "göçmen". "Hicret"le aynı köktendir. Hicrette gönüllülük vardır. Aynı kökten gelen "tehcîr" farklı; göçte bir mecburiyet söz konusu. "Sürgün" de denebilir.


Orta Asya'nın derinliklerinden Anadolu'ya konup göçe geldik. Vuruşa vuruşa geldiğimiz için her konduğumuz yeri vatan edindik. Hazıra konmadık. Neyle kıyaslayacağınızı size bırakıyorum!


Göçmenleri gönderebilmek için, Suriye'de etki alanımızı genişletmemiz gerekir. Suriye'nin iflâh olması mümkün değil. Beşşâr'ın ipleri başkalarının elinde. Mezhep taassubu, radikal grupların tedhişi ideolojilerinin ana unsuru görmeleri, Türkiye'deki göçmenleri ister istemez düşündürüyor. Rahatlığı bulmuşken, neden gidip yeni bir hayat için mücadele etsinler? Kim bilir onları nasıl tehlike bekliyordur.


R. T. Erdoğan'ın yine "muhacir", yine "ensâr" dediğini belirtmiştik. Şu zamanda dinî referansın bir anlamı olmadığını bilmelisiniz. R. T. Erdoğan'ın sözleri:


"Ülkemize hicret eden ama Suriye ama Afganistan ama Irak, İran, fark etmiyor. Biz muhacirlik ve ensâr olma kabiliyetinin ne olduğunu en iyi bilen bir kültürün mensuplarıyız. Muhacir nedir, ensâr nedir bunu anlamayan, bunu bilmeyenlerle bizim işimiz yok. Suriye'den savaştan çıkıp ülkemize sığınan bu kardeşlerimize sonuna kadar sahip çıkacağız." (9 Mayıs 2022)


"Muhacir"in, "Ensâr"ın ne olduğunu dün anlatmaya başlamıştık. Şimdi neticenin nereye vardığının üzerinde duracağız.


Saray iletişimcisi Prof. Dr. Fahrettin Altun, geçmiş makalelerine göz attım. İyi araştırıcı. Atıfları güçlü. Değerlendirmelerine diyecek yok. Keşke, ensar-muhacir meselesine müdahale etseydi. R. T. Erdoğan'ın prompterına yerleştirdikleri metinleri daha ihtiyatlı yazmaları gerekir.


Ensar Medineli, muhacir ise Mekkeli. İslâm Mekke'de zuhur etti. Hz. Peygamber, güçlü bir kabileden, Kureyş'ten. İbn Haldun, Mukaddime'sinde Hz. Peygamber'in Kureyş'ten olmasının ne manaya geldiğinin altını çizer.


Medine'ye göçle İslâm devletinin temeli de atılmış oluyor. Hz. Peygamber, "İslâmın tebliği ve uygulanması için ihtiyaç duyduğu pek çok imkâna, insan ve yurt unsurlarını Ensâr'ın sağladığı bu devlet sayesinde" ulaşıyor.


Ensâr, muhacirlere yardımda sınırsızdır. Ne oluyor biliyor musunuz? Okuyalım:


"Hz. Peygamber Medîne'de Sa'd b. Rebî' ve Abdurrahman b. Avf'ı kardeş kılmıştır.


Ensar'dan olan Sa'd b. Rebî' maddi olarak zengin olup iki kadınla evliydi. Bunun üzerine Sa'd kardeşi kılınan [Muhacir] İbn Avf'la malını bölüşmeyi ve hanımlarından birini boşayıp kendisiyle evlendirmeyi teklif etmiştir. Ancak Abdurrahman b. Avf bunlardan hiçbirisini kabul etmeyip ondan ticaret yapmak üzere pazarın yolunu tarif etmesini istemiştir. Sa'd'ın eşlerinden birisini boşayıp İbn Avf'la evlendirme önerisi zihinlerde birtakım soru ve şüphelere yol açmıştır. Ancak söz konusu rivayet tahkik edildiğinde hem sened hem de metin açısından sahih olduğu söylenebilir. Ayrıca Hz. Peygamber'in muâhât [kardeşlik] sistemiyle birçok sahabiyi kardeş kılması ve o dönemde çok evliliğin var olması rivayetin sıhhatini güçlendiren faktörlerdendir. (...) Sa'd b. Rebî'in bu teklifi insanın fıtratına ağır geldiği bilinen bir gerçektir." (Fikret Özçelik, "Ensar-Muhacir Kardeşliğinde Evlilik Meselesi: Sa'd b. Rebî' ve Abdurrahman b. Avf İle İlgili Rivayetin Tahlili", B.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, S. 14 (2019).


"Muhacir-ensâr" kavramlarının zaman içinde örselendiğini görüyoruz. Kabileciliğe dönülüyor. Bunları da yazacağız.
 
R. T. Erdoğan, kendisini "ensâr" görür, "muhacir"i baş tacı eder. Demek istediği şu: Biz muhacirleri, bize sığınanları, bizim toprağımıza hicret edenleri barındırıyoruz, sevaba giriyoruz. Kimse mültecilere ses çıkarmasın, bizi de sevabımızdan etmesin!


Daha önce de "Nas var nas!" demiş, faizi indirmeyen Merkez Bankası başkanlarına dersini vermiş, Türkiye'yi daha da fakirleştirmişti. Olsun. "Nas!" dedi, faize karşı kararlı duruş sergiledi, kendisini rahatlattı ya... Yeter. (Ne derece sevaba girmiştir; o tartışılır!). Şimdi "Biz ensârız!" dedikçe, halk arasında hoşnutsuzluk artıyor ama ne fark eder. İnsanlarımız gün gelecek, Reis Bey'i anlayacak, nasıl bir sevaba nail olduklarını idrak edecek!


R. T. Erdoğan'ın her sözünü dinî referans gören nice kişi var. ("Referans" yerine "ayet" yazmıştım. "Sümme hâşâ!" dedim, tövbe istiğfar getirdim, hemen "ayet"i silip "referans" yazdım!)


"Ensâr" derken asıl kastedilen nedir?


Ensâr kelimesi, "yardım etmek" anlamındaki nasr kökünden türemiştir. "Yardım edenler" demektir.


"Ensâr", İslâm literatüründe, Hz. Peygamber'i ve muhacirleri barındırmak ve korumak suretiyle onlara büyük yardımda bulunan Evs ve Hazrec kabilelerine mensup Medineli Müslümanlar için kullanılmıştır.


"Ensâr" ve "muhacir" kelimeleri iki ayette birlikte geçer:


1-"Muhâcirlerin ve ensârın ilkleri ile onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur, onlar da O'ndan razıdırlar. Onlara, sonsuza dek hep içinde kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Büyük bahtiyarlık işte budur." (Tevbe, 9/100)


2-"Şu bir gerçek ki Allah, peygambere ve o sıkıntılı zamanda, içlerinden bir grubun moralleri bozulmaya yüz tuttuktan sonra bile ona bağlılıklarını koruyan muhacirlere ve ensâra lütfuyla muamele etti ve sonra da tövbelerini kabul etti. Allah onlara karşı çok şefkatli ve merhametlidir." (Tevbe, 9/117)


Birinci ayetin tefsiri: "İslâmî terminolojide muhâcirûn kelimesiyle, Allah'a ve Hz. Muhammed'in O'nun peygamberi olduğuna iman ettikleri ve müslümanca yaşamak istedikleri için Mekkeli müşriklerce çeşitli eziyetlere uğratılan ve yurtlarından çıkmaya mecbur edilen kimseler kastedilir. Bu baskılar karşısında gerçekleşen ilk hicret, peygamberliğin beş ve altıncı yıllarında az sayıda müslümanın Habeşistan'a göç etmesi şeklinde olmuştur. Asıl büyük hicret ise peygamberliğin on üçüncü yılında Resûlullah'ın da katıldığı Medine'ye yapılan göçtür. Ensâr, İslâmî bir terim olarak Resûlullah'ı ve Mekke'den göç eden müminlere kucak açan Medineli müslümanları ifade eder."


İkinci ayetin tefsiri: "Allah Teâlâ Hz. Peygamber'e Tebük Seferi'nin meşakkatlerine katlanıp bu seferi başarıyla tamamlamayı, büyük sevap ve müslümanlar için hayırlı neticeler elde etmeyi nasip etmiş, önceki durumuna göre onu daha mütekâmil bir duruma getirmiştir. Resûlullah'a bağlılıklarını koruyan muhacir ve ensâra da bu zorlu sınav ile kusurlarından daha bir arınma ve ilâhî rızâya daha fazla yaklaşma fırsatı sağlamıştır. Moralleri bozulmaya yüz tutanlara, yani Hz. Peygamber'in sefer kararını birtakım tereddüt ve olumsuz düşüncelerle karşılayan veya sefer sırasındaki güçlüklerden ötürü geri dönmeyi akıllarından geçirmeye başlayanlara gelince, bağışlamak suretiyle onları bu aşağı mertebeden kurtarıp durumlarını iyileştirmiştir."


Kendilerinden görmediklerini asla kaale almadıkları, âdeta düşmanlaştırdıkları için bu meal ve tefsirleri, bir itiraz olmasın diye Saray'ın uzantısı Diyanet'in "Kur'an Yolu Tefsiri"nden aldım.


Bu tefsirlerde tartışılacak noktalara girmeyeceğim. O tartışmalar asıl meselemizde tali kalıyor.
 
Geri