Enginarın Kalbi

Konu sahibi son olarak 2451 gün önce görüldü
”Oysa ki siz bayım bir sebze bile olamazsınız. Çünkü enginarın bile bir kalbi vardır.”

Ne güzel demiş Amelie, sebzelerin bile bir kalbi varken kalbinin sesini dinlemeyi unutan insanlara…

Baktım herkesin bir sayfası var benim neden olmasın dedim kıskançlıktan açtım seni. İsim anan olarak sana kısaca eng diyeceğim. Arada laflar dertleşiriz, sıcak çay içeriz ince belliden. Ağlaşır güleriz, eski 45 likleri dinleriz birlikte, o da olmadı dedikodu falan yaparız ne bileyim. Alt komşuları çekiştiririz.
Haydi başlayalım o zaman, öptüm o minnoş kalbinden.
 
Parmak gökyüzünü gösterdiğinde sadece aptallar parmağa bakar.
 
“… ve melek haykırdı: üçüncü kanat!"

Hiçbir şey sona ermedi, ermez de. Geçmişe doğru süzülüp giden bir hikâyenin başladığı yere döndüm. Zamanın tozunda berraklığını yitiren ve sonra ansızın öyle bir anda tıpkı bir rüya gibi geri gelen hikâye."

"Sibirya, '56 yılının Aralık ayı. Dün, Jacob Levi'yi de getirdiler. Acı sonuna kadar , hep yanımda olan arkadaşım. Aynı yazgı... Leibzig'den gelen bu genç komünistler, o ve kız kardeşi 1938 yılında bir gece kamplardan kaçmak için Alman sınırını geçmişler.

O da benimle arkadaşlığının cezasını partiden kovularak çekti.'

Seninle konuşabilmek için sana yazıyorum. Mektuplarımın sana asla ulaşmayacağını biliyorum."

“… ve melek haykırdı: üçüncü kanat!

Hiçbir hüzün ve sevinmeler yaşandığı an kadar taze değil. Demek ki zamanın tozu, bütün yaşanmışlığın üzerine bir kefen gibi örtülüyor. Bir daha başımıza gelmeyeceğini bildiğimiz muhteşemlikler, o ihtişamı kavramlarda bulmaya itiyor bizi. Kimi var eşyaya sarılıyor, kimi var doğanın büyüsüne, kelimelere..

The Dust of Time (2008)

Yönetmen : Theo Angelopoulos
 
Ernest Hemingway 6 kelimelik hüzünlü bir kısa hikaye yazmıştı.

“Sahibinden satılık bebek ayakkabısı, hiç giyilmemiş”

Bundan daha acı öykü olamaz diye düşünüyor insan taa ki;

“Sahibinden satılık çocuk ayakkabısı, az giyilmiş” diye bir öykü duyana kadar.
 


Selam eng
Bak bu bizim 80 ler model milli paspasımız. İplerin rengi değişebilir ama model her evde aynıydı. Hey gidi günler bak efkarlandım yine.
 
- mucizelere inanır mısınız ?
+ bugün değil
 
Etimizden geçen zamanla içimizden geçen zaman aynı değil dostum
 
"Bir de Kuşlar Var Hakim Bey.
Her şeyin Başı Onlar...
Onlar Özgürlüğü Koyuyor İnsanların Kafasına...
Baksanıza,Terörist Terörist Uçuyorlar...".

Ahmed Arif
 
+ Feyzaaaaaaa
- eyyyyy
+ konser varmış gidip birlikte çıldıralım mı tatlı kıısss

Allahım neden normal bir kuzenim Yok benim
 


“Hayat şartları bizi ne kadar
Ciddi görünmeye zorlasa da,
Hepimiz çılgınlıklarımızı paylaşacak
Birini arıyoruz.”
( Can Yücel )
 
Hiç kimse mutlu bir insandan hoşlanmaz
Çünkü mutlu bir İnsan
Diğerlerinin egosunu incitir..
( Osho )

 
"Bir çocuğun ne denli duygusal olduğunu anımsıyor musun? Mutlak anımsıyorsun. İhtiyarlık diye bir olguya inanmıyorum çünkü gençliğe de inanmıyorum. Çocukken de, gençken de ihtiyarı içinde taşıyorsun, yaşlanırken de çocuğu.
Ancak yaşlandıkça duygusallaşma biçim değiştiriyor. Gençlik duygusallığı öfke, beklenti, başkaldırma, cesaret gibi duygularla iç içe, ama yaşlandıkça duygusallığa acımsı tatlar karışıyor, buruk.
Sanıyorum, algıladığım kadarıyla sözünü ettiğin duygusallık, bu buruk, acılı duygusallık."

Tezer Özlü, Ferit Edgü'ye yazdığı mektuplardan

 
"Bazı insanlar büyük bir ev, hızlı bir araba ve çok para isterler. Bazı insanlar da bu insanlardan uzakta, ağaçların arasında küçük bir kulübe..."

"Thoreau’da kemikleşmiş bir hesap takıntısı vardır. Sırf nitelik adına, ekonomik nicelik hesaplarını bir kenara atalım demez. Aksine hesaplamamızı, her zaman ölçüp tartmamızı savunur. Tam olarak ne kazanıyorum veya ne kaybediyorum? Daha çok para kazanmak adına sade bir yaşamdan neleri feda ediyorum? Zengin olmak zenginlere nelere mâl oluyor? Çalışmaya, endişelenmeye, hep tetikte olmaya ve hiçbir zaman oluruna bırakmamaya mı?
Thoreau bir çatıya, duvarlara, bir yatağa ve sandalyelere ihtiyacımız olduğunu kabul eder ama tam olarak hangi çatı, hangi eşyadır bunlar? Eğer yaldızlı kapı kolları olan çok büyük bir ev istiyorsanız, bunun için senelerce çalışmanız ve hava durumunu ya da gökyüzünün rengini unutmanız gerekir. Böylece kimseye faydası dokunmayacak epey kâr elde edersiniz.
Halbuki yalnızca sizi soğuktan koruyacak çatıya, sadece üç sandalyeye (birincisi oturmak, ikincisi arkadaşlık, üçüncüsü de topluluk için), bir yatağa ve üstünüze sereceğiniz sağlam bir battaniyeye sahip olmak çok para etmez, çok az emek ister (biraz el işçiliği, pirinçle takas etmek için fasulye yetiştirmek) ama getirisi çoktur: Kalan zamanda bedeninizi doyuracak uzun yürüyüşler yapabilir (günde üç, dört saat) ve doğanın ücretsiz gösterilerinin (hayvanlar, ormandaki ışık oyunları, göl yüzeyindeki mavi tonlar) tadına varabilirsiniz.
Hesap işte bu ve görüyoruz ki oldukça yorucu. Yaradılış haftasının aslında tam tersi: Sade bir yaşam için haftada bir gün çalışmak yeterli. Geriye kalan günlerde çalışmak işe yaramaz olanı, nafile olanı, lüks olanı kazanmak içindir ve ömür törpüsüdür. “Evim,” der kesin hesaplar yapan Thoreau, “bana 28 dolardan biraz fazlasına mâl olacaktır.”

Frederic Gros, Yürümenin Felsefesi

 
"Şu, şu alçak yaratıkların hiçbiri de ocağa kömür atmayı akıl edemez. Hava da öyle soğuk ki!"

Emily Brontë - Uğultulu Tepeler

 
Geri