ҡεŋđï ɧąℓïɱε ҡεŋđïɱƈε..

Konu sahibi son olarak 2929 gün önce görüldü
Konuştuklarımın cevabını alamaktan yoruldum belkide

Susmak daha cazip geliyor nedense..?

Ağlamak da kar etmiyor..

Ağlayamıyorum da


Tükendi göz yaşlarım el/ler de..

Gidenleri beklemenin de anlamı yok..!

Değerleri düştü gözümde..

Sadece kendi halime kendimce..

Soğuk ve Sessizliğime.

 
"Başucumda bir not buldum bu sabah.
Güneş uyurken yazılmıştı belliydi.
Çünkü bilirdim;
katiller gündüz vakti adam öldürmezdi.
Kelimeleri bıçaklamışsın
yara almış cümleler.
Parmak izlerin damlamış üzerine.

Dokunmadım,okumadım hala.
Bir sigara yaktım usulca.
Trenler geçti beynimin üzerinden.
Vagonlar intihar krokilerimi taşırken,
Tanrı'nın askeri beliriverdi suretimde.
İç savaş halindeydi organlarım.
Kim, nasıl ölecekti?
Önce hangisinin pimini çekecektim?

Mahşer yeri gibiydi hücrelerim.
Secdeye yönelmiş bazıları.
Beş vakit ölüme duruyorlar.
Güzel plan yapmıştı hepsi.
Ama,bilmedikleri bir şey vardı.
Tanrı planları hiç sevmezdi...

Tenim de gittikçe üşüyordu.
Eylül emri vermişti soğuğu doluyordu can kenarımdan içeri.
Zaman daralıyor ve ben hala nefes alıyordum.
Yaşama ters bir durumdu bu.
üstelik azrailinde sabrı tükenmişti.
Ruhumla sevişmek ona haz verecekti...

Başucumda bir not buldum bu sabah.
Gözlerimin kıyısından bakıp,
titrek ellerimi uzattım.
Akordu bozuldu bir ara kalbimin.
Boğuk bir pikap gibiydi.Üstelik şeritleri de çizikti.
Anlayamadığım bir şeyler mırıldanırken,
usulca açtım notu ve şöyle diyordu;
"Günaydın sevgilim.
Kahvaltı hazır,çayın her zamanki gibi açık ve ince belli kızda seni beklemekte..."

Başucumda bir not buldum bu sabah.
Dokundum,okudum...
İçinde bir sevgilim,
bir de açık çay vardı...
kanla karışık ekledim sonuna;
"Afiyet olsun sevgilim ben Tanrı'nın evindeyim,
oraya da beklerim..."

527106_221018924693125_919423863_n.jpg
 
“Efkâr mektubudur aşkın گözگüz okunur
YaŁan dünya dört mevگimde bir bahar oŁur...“

“...Varsın eŁŁer gönüŁ yarası kapanır sansın
Kabuğun aŁtında گevgiŁi sen kanayansın”
 
Senaryosunu beğenmediğim,oyunlarda oynadım birçok kez
Aynı sahnede kaç kez perdeler kapandı yüzüme hatırlamıyorum
Rolümdü;
Çok ağladım az güldüm
Belki eğlendiler,belki üzüldüler
Hiçbir seyircimi görmedim bilemiyorum
Ya alkış sesleri ?
Duymadım
duyacağım elbette
Bilirsiniz;
Ölünce alkışlayanınız çok olur


Bir palyaço oldum bazen
Suretimi astım
intihar saklanır mı?
Sakladım!
Bilmem kaç çocuk kahkahaları ardına
Yüzümden düşen bin parçaydı
Kalbimden düşenleri sayamadım
Çocukken de sevmezdim matematiği
Ama bölmeyi istemediğim halde öğretenler oldu
Bir insan kaça bölünürdü ve nasıl çıkardı kendinden ?
Bölündüm,böldüm çıktım kendimden ama toplayamadım


Bir kadın bir erkek olduğumda oldu
Sevilecek bir kadındım ya da öyle olduğumu düşünüyordum
Her kadın biraz beğenmiştir kendini
Biri saçını
Biri elini
Biri gözlerini
Biri vucut hatlarını
Ve diğer birileri başka yerlerini
Ben en çok ağzımı sevdim!
Küfürbazdı sırf bu yüzden düşkündüm ona
Ne besteler yaptık ıssız gecelerde,güftemiz okunmadı




 
Sen benim hüzün yanımsın.. Sensizken anlamını yitirdiğim hayatımsın. Bütün kelimelerime yüklediğim anlamsın. "Sen" diye başlayıp da bitiremediğim üç noktamsın. "Sen sen ille de sen" diye durup durup nefes aldığımsın. "Sen varsan ben varım" dedirtecek kadar kendimi hiçe saydığımsın. Kaderi kaderime yazılsın diye her gün Yaratıcıya yalvardığımsın. Aklımda yüreğimde ve duamda olansın.

imagehoj-1.png


Sen benim hüzün yanımsın.. Bakışına hasret kaldığım sesine özlemle bağlandığımsın. Özlemim hasretim bakmaya doyamadığımsın. Bahtıma doğanımsın. Olmazsa olmazsımsın. Nefretim öfkem kinim sevincim umudum düşümrüyam hayalim en çok da ağlayan en çok da ağlatan yanımsın...
Sen tarifi imkansız aşkımsın. Cansın... Candasın... Canımdan öte canımsin...
 
[YOUTUBE]md5sdP49ecs[/YOUTUBE]


Canım Sevgilim;

Gidişinin ardından aylar geçti, günleri yakalayamadım...
Haklıymışsın, senden sonra kimse aramadı...
Bir tek mesaj bile gelmedi..
Günaydın aşkımla başlayan... Gün sonunda iyi geceler meleğim diye biten...


Kimse demedi sıkı giyin hasta olursun, dikkat et kendine üşütme, yemeğini ye...
Üzüldüğümde, ağladığımda... Asma suratını diyen olmadı..
Kendi kendime avuttum işte kendimi...



Biri çıktı karşıma, sana çok benzeyen... sen gibi olmayan...
Yalvardım aşkım O'na...
Sen sandım..
O'na ağladım gel..!! diye
Dön...! diye
Canımı yaktı...!
Kızma... kimse sen olmaz ki...
Sana benziyordu yüzü, bakışı...
Ve tabi onun gülüşüşü alaylı bi ifade ile her defasında kovulmaktan beter etti beni.


Hatırlıyormusun seni ilk tanıdığım günü...
Hani radyo da çalan bir şarkı vardı... "Gel dedim..!" diyen ama sevgilisi gelmeyince ümidi kesen bir Sevgiliyi anlatıyordu.
İçten içe sitemler etsede, gidişine boyun eğiyordu...
İşte bende öle kestim ümidimi...

Ölüler, gelemez ki sevgilim...

Ölüler, sevemez ki...


Hayır...! Unutmadım seni...
Hala yanımdaymışsın gibi seni yaşıyorum soluksuz...
Bazen gözlerimi tavana dikip öylece seni hayal ediyorum...
Geçmişi düşünüyorum, Sonra geçmeyen yaralarım sızlıyor, tutamıyorum kendimi


´´Özür dilerim´´

Her gece gibi dün gecede sabaha kadar uyutmadı içimde ki sen öle bi içime dolmuş ki...

Seninle konuşuyorum...
Derdimi anlatıyorum sahiden dinliyormuşsun gibi...
Yanımdayken anlatamazdım, kendi derdimle seni üzmemek için.


Bir ses kulağımda, Aynı şiiri fısıldıyor...
Aşkım bana şiir oku dediğimde üşenmeden yatağından kalkıp, Sana yazdım diyerek okurdun,
Usuldan bir fon müzik hani o çok sevdiğin...
Okurdun tüm Mavi'li şiirleri...
Sen okurdun... Ben bırakmadan dinlemek isterdim...


´´Özledim´´
O uykusuzluk hala devam ediyor, uyku tutmuyor geceleri...
Başımı göğsüne yaslayıpta, "Aşkım az daha kal gitme" dediğim saatler geçmeseydi yada ozaman daha sıkı sarılsaydım da "Gitme" diyceğime...
"Gidemezsin" deseydim.


Kalbim acıyor sonra...
Elimi sol yanıma koyuyorum...
Bekliyorum...
Hissediyormusun Aşkım eskisi gibi seni düşündüğümü?
Seni çok Sevdiğimi?


Sabaha karşı uykuya dalıyorum...
Hep aynı "rüya" uyanmak istemiyorum...
Yanındayım, öperek uyandırıyorsun beni yine...
Dudaklarım da ufak bir tebessüm...
Sen "Uyan Aşkım" dedikçe...
Ben NazLanıyorum...


Sonunu hatırlamak istemiyorum...!


Adı üstünde "Rüya" işte.
Hangi Aşk mutlu sonla bitmiş ki...


Şimdi okadar zaman sonra, sensizim demek istemiyorum
Çünkü; Yaşatıyorum seni,
Çünkü; Ben/Sen oldum,

Ama üzgünüm Aşkım,

Aşkımızın Cenazesine gelemedim...

Gidişinle öldürdüğün Aşk'ı

Hayal/MeyaL da olsa yaşatıyorum...

Bunları durduk yere bana neden yazıyorsun diyorsun kesin...


Seni Neden Sevdiğimi bilmediğim gibi, Bunları sana Neden yazdığımı da bilmiyorum diycem olmıcak...


"Özledim...!" daha net bir açıklaması olabilir mi?

Laura
 
tumblrm1wz.gif

‘‘Vicdanın benim için sızlasın biraz...’’

Bu tek cümlelik sitemimde geçen ‘‘biraz’’ kelimesi,
Umarım ki gönlüne ve ömrüne de sığmaz.
 
Bana dostlarımı soruyorlar,sırtımı dönüyorum.
İnsan dostlarına sırtını döner mi ?
Diyorlar.
Hayır,diyorum.
Ben sadece onlardan kalan yara izlerini gösteriyorum.
 
`Deme di, deme`` Ardından bıraktığın küllerimi savurdum her gece yüzüne...
``Ah..!`` etsen kimse alınmayacak üzerine...
Hala kokum teninde..
Sen Ne dersen de...
``Deme di, deme`` Bu saatten sonra, ellerin, bana bulandı mı bi kere...
Ne kadar sahte gülücük dağıtsan da nafile...
Senin yerin, benim sol göğsüm de...
 
Bayım.!
Sizi artık tanımıyorum..
Eğer bana Şizofreni bir hasta muamelesi yapmış olmasaydınız;
Gözlerinizin ne kadar güzel olduğunu, uğruna ömrümü vere bileceğimi söylerdim. Sesinizin büyüsüne kapılıp, teninize dokundum..
Kokusuyla kendimi avuttum diye..
Sokak kadını muamelesi yapıp.. Utanmam gerektiğini söylemenizde cabası..! Bayım..!
Şu kısacık zaman diliminde hergün size ``Seni Seviyorum`` diye haykırdım.. Dilimden adınızı düşürmediğim tek bir saat geçmedi.
Sizi; Sevdim.. Herşeye rağmen.
Size İnandım bayım.!
Sizin oldum diye utanıcak değilim..
Yazık ki; Beni nasıl gördüğünüz belli.
Bayım;
´´Aşk' insanın karşısına bir kere çıkar..
Ya, ona sahip çıkarsın..
Ya, kaybedersin.. ´´
Ben ``Kayıplardandım.``
Çok şey öğrendim sizden; Asla kimseyi ölürcesine sevmiyeceksin..!
Katmayacaksın geceni, gündüzüne..!
Ağlamayacaksın.!
Bayım.!
Ben size Taptım..!
Bedenimi değil.! Ruhumu teslim ettim size.
Sizse bunca şey yetmedi ``anor/mal`` dediniz. Sustum..!
Bayım.!
İnsan hayatta neler yaşayacağını kestiremiyor...
Şu ana kadar yaşadıklarım bunun ispatıdır.
Kusurlarımı yüzüme vurmanız, bunu bariz bir şekilde açıklıyor.
Bayım..!
Ben, sizin hiç bir açığınızı görmedim..!
Kör olmuştu gözlerim.
Boyunuz, Tipiniz bir çok özelliğinizi görmezden de geldim.
Oysa ki; Dünya'nın en yakışıklısı da değildiniz...!
Ama Bayım..! Bir zamanlar benim diniz.
Ben sizin çok kişilikli yüzünüzü, aramıza bir ´´Siz´´ kadar mesafe görünce fark ettim. Şeref; insanın yaşanmışlıklarında aranmaz, bunu iyi bilmelisiniz. Kimse kaderini elleri ile yazamaz. ´´Şerefsiz´´ dediniz.
Duymamazlıktan geldim.
Şeref; yürekten gelir.
Bayım; Benim yüreğim, yufkadır...!
Öyle ki; Sizin gibi birisini Hala seviyor...!
Ama, Bana acımasız olmayı öğrettiniz.!
Sevmenin ne zamandan beri adı ´´Utanmak´olarak geçiyordu Bayım..!
Size kendimi açtım, tüm açıklarımı anlattım.
Hatamı, yalanımı Bütün ayıplarımla...
Bayım..! Siz aciz bir insana, nasıl aşşalık insan gibi davranırsınız.?
Bilirim siz, insanlara;
Bakarsınız...
Seçersiniz...
Gülersiniz...
Geçersizniz...
Bayım...! Eğriye, doğruyu öğretemedikten sonra nerde kaldı insanlığınız...!
Halbuki ben sizi sevmiştim Bayım.!
Vicdan, soldadır...
Rabbim, yukarda...
Sizde bilirsiniz Bayım...!
Sizi Onlara Emanet ediyorum..!
Gidiyorum..!


Laura.

tumblr_meh4ulB8xE1rb84xq.gif
 
Şimdi saat sensizliğin ertesi
Yıldız doğmuş gökyüzü ay-aydın
Avutulmuş çocuklar çoktan sustu
Bir ben kaldım tenhasında gecenin
Avutulmamış bir ben...
Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim
Ki bu yaşlar
Utangaç boynunun kolyesi olsun
Bu da benden sana
Ayrılığın hediyesi olsun...
Soytarılık etmeden güldürebilmek seni
Ekmek çalmadan doyurabilmek
Ve haksızlık etmeden doğan güneşe
Bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi
Mülteci isteklerim oldu ara sıra, biliyorsun...
Şimdi iyi niyetlerimi
Bir bir yargılayıp asıyorum
Bu son olsun be.. bu son olsun!
Buda benim sana
Ayrılırken muazeretim olsun!
Şimdi saat yokluğunun belası
Sensiz gelen sabaha günaydın!.
İşi-gücü olanlar çoktan gitti
Bir ben kaldım voltasında sensizliğin
Hiç uyumamış bir ben...
Şimdi dişlerimi sıkıp
Dudaklarıma kanamayı öğrettim
Ki bu kızıl damlalar
Körpe yanağında bir veda busesi olsun
Bu da benden sana
Heba edilmiş bir aşkın
Son nefesi olsun..
Kafamı duvara vurmadan
Tanıyabilmek seni
Beyninin içindekileri anlayabilmek
Ve yitirmeden, yüzündeki anlık tebessümü
Bütün saatleri öylece dondurabilmek için
Çıldırasıya paraladım kendimi
Lanet olsun!
Artık sigarayı üç pakete çıkardım günde
Olsun be! ne olacaksa olsun!
Bu da benim sana
Ayrılırken şikayetim olsun!

tumblr_m1s6c1FSFH1qbyehfo1_500.gif

 
Gece olunca üşüşür aklımın şehrine yalnızlıklar.
Sıraya geçer evsiz/barksız hüzünler..
Anılar..
Dans etmeye başlar bir kaç damla yaşlı hatıralar..
Açılır masaya bir büyük yar..!
Devrilir ya..vaş ya..vaş biten Aşklar.
Masaya vurur hırsını yar'sız duygular..
Arada meze olur radyoda çıkan şarkılar...
Astsolist olup nağme yapar sancılar.
Hıçkırığa boğulur sevgiliden kalma fotograflar..
Birbiri ardına yakılır sigaralar..
Uzaklara yolculuk yapan dumanlar;
Döner dolaşır göz bebeklerini yakar.
Dört bir yanı hayaller sarar.
Bir film sahnesi çeker o an vedalar..
Baş rolde yine tanıdık şahıs; Ayrılık.!
"Hoşca kal" diye... senaryoyu mırıldanmaya başlar.
Şerit kopar..
Kes.!
Ke..s..!
Kes bileklerimi K.es..!
Kim elleriyle gönderirdi başkalarına sevdiğini..?
Herşey vardı bu gece aklımın şehrinde..
İhanet caddesinde boy gösteren iblisler..
Kalp sokağında satılan aşklar..
Sevgi zabıtasından kaçan insanlar..
Bir tek sen yoktun olay yerinde..
Bir tek sen yoktun..!
Kim bilir şimdi hayalin kimlerin şehrinde..?
Güneş doğmaz kısacası; bu şehre, bu gece..!
Bir büyük yar da bitti..
Devirdim söve söve..
Bir sen daha ısmarladım sol köşeme..
Nasılsa; İçende ölücek.. İçmeyende..
Sarıp sarıp içtim seni nefesime.
Vurdukça, vurdum yokluğunun dibine..
Hadi Gel..!
Bir "hoşca kal" sık beynime..

Soran olursa..

Soran olursa..!

Eceliyle öldü de..

Eceliyle..

Eceliyle öldü de..

'ÖLDÜ'


[YOUTUBE]mDr4QkQ_Ne8[/YOUTUBE]​
 
“-susmak aşkımın dilidir- diyen sevgili
konuş şimdi, kelimelerine ihtiyacım var…”
Parça tesirli sancılar düşüyor kalbime…
düştükçe uçurum, sancıdıkça aşk…
ve aşklaştıkça kalp
daha çok parçalanıyor hayat
yaklaştıkça daha bir özlüyorum
kabul ediyorum,galibimsin
ve ben her şeyini savaş alanında bırakan
mağlup bir komutan gibiyim şimdilerde..
tüm zaferlerimi sende yitirmişim
kör bir şahinin gözleriyle yol arıyorum kendime
sana çıkmayacağını bildiğim yolları görmekten korkuyorum belki de kim bilir?..

çıkmaz sokaklarda kısır kalıyorum döngülere..
ve ben dönemezken kendime
labirentlerinde kaybolmuşken,
sağım sen, solum sen, yolum sen, yönüm sen olmuşken,
senden gayrısına yok,yokluğuna râm olmuşken,
susma ömrüm!…

yol kesil cehenneme…

keskin bir virajsın içimde bir türlü alamadığım..
ne zaman geçmeye kalksam senden,
ya bir uçurum boşluğu, ya bir şarampol oluyor sonum..
uzanan elleri tutmuyorum..
yüreğime taktığın alyans tutuyor içimi,
içini bırakmıyorum..
dul bir hasrete yâd/igar kalıyorum ötelerde
Yar dediğimi ağyar, yaban dediğimi yar sanıyorlar..
Sancılanıyorum sessizliğine
Tam vakti;
susturucu takılmışken yüreğime,
haykıramazken,
her kurşun içimi parçalarken,
infilak ederken isyanlarım sensizliğe,
ve akarken gözümden ırmak ırmak,
susma ömrüm!…

ateş kesil cehenneme…

tüm piyonlarım tükendi.
Elimde bir şah…
nereye koysam kendine mat çekiyor..
Cemreler ihanet ediyor adına,
Aslı hükümsüz..
kendini bile ısıtmıyor..
adım lâl kalıyor zemheri ayazlarına..
(d)üşüyorum..
muhaciri değilim gayrı bu Arafın..
ne cennet kokabiliyorum, ne cehennem yanabiliyorum..
kendimsiz bir kent kuruyorum yokluğunun sokağına..
baykuşlara sakinlik yapıyor kentimin ıssızlığı…
sesine parazit yapan bir sesle yıkılıyorum
uğraşma aşk..!
kaldıramazsın;
kumdan kaleler gibi bir rüzgarlık değil, bir cümlelik yıkımlarım..
bilmem ki hangi rihter ölçer sarsıntılarımı..
artçı sellere verirken sitemimi,
sana “sus”arken,
ölüme “su”sarken,
müptelâsıyken kahramanı bıçaklanmış masalların
aşk için aşıkları ezip geçmişken,
susma ömrüm!…

şehâdet getir cinnetime…

öznesi sen olan bir ömre verdim adını,
ki ölüm yar olana kadar tek yâr dediğim ol diye..
sana geldim, ölüme yâr etme diye.
Susma diye çırpınışlarımın tek müsebbibisin..
Biliyorum aldırmıyorsun
Dönmeyeyim istiyorsun sultanlığına
Ve aslında aşk’tan korkuyorsun
Zulmetin sırtımda yama olurken yar’alarıma

Hani olur da geldiğimde bir gün
kapanacaksa yüzüme şehrinin kapıları,
her lisanı lâl bırakan bakışlarım anlamını yitirecekse eğer
ve el elini tutacaksa ellerin,
Elimde değil yanacağım

O vakit gülüp geçeceksen yangınlarıma,
Sarmayacaksan,
Benimle kınanıp, benimle yanmayacaksan,
Cennetten kovulmayı göze almayacaksan,
Bir sözüne çölde vaha gibi susarken
öyle umarsız susacaksan…
sen de sus ömrüm!…

Sus!..
Sus ki, ölüm bana yâr,
ben ölüme Yâr olayım…
sen toprak kesil cesedime…


tumblr_lo2mmiN2qx1qkffrlo1_500.gif
 
ellerim üşürdü, üşürdüm.
şehrin vitrinlerinden kayardı düşlerim
seni düşünürdüm.
sense, bir başka mevsimde sağanak halinde yağardın
başka ülkelere sımsıcak.
ellerim üşürdü.
nikotin kokan ellerim üşürdü ve...
bir sigara daha yakardım.
şehir ıslanırdı duman duman.
çocuklar uyanmış olurdu
düşlerini kaybetmeden uykularından
benimse kabuslarım kese kağıdı buruşukluğunda
asılı kalırdı gündoğumlarına.
ellerim üşürdü
ellerim üşürdü, donardı.
donardım teninin yokluğuna değince ve
bıçak ağzı bir yalnızlık ikiye bölerdi her şeyi.
bir yarısı sen olurdun her şeyin, bir yarısı ben olurdum
hiçbir şeyin.

ellerim üşürdü, üşürdüm.
bir bardak çay ve taze bir simit gibi kokardı rutubetli
geçmişim.
küçük bir saçak altı kahvesinde güneşi soğuturdum. sonra
denize karşı
kimsesiz bir adam gibi dalgalar hıçkırıklarımı boğardı.
Varlığına açken, muhtaçken bir lahza görmeye seni.
ellerim üşürdü, üşürdüm ve doyardım yokluğuna.
donardım. martılar göç ederdi,
demirlerdi tüm gemiler limana boşalırdı deniz
yürüyüp çıkardı balıklar tuzlu bir yaşamın soluk aralarından.
seni düşünürdüm. su olurdum, toprak olurdum, kus olurdum ama
yasam olmayı beceremezdim. sensizliğinde acemi bir ölümü
karşılardım.
beceremezdim ölmeyi.

ellerim üşürdü,üşürdüm.
tanıdık bir adam sesine karışırdı hüzünlerim.
kapanan bir kapı sesine kilitlenirdim.
duvar, duvar karanlık büyürdü içimde yollar,
ne bir köşe başı, ne bir viraj ne dur ne durak
adımlarım soluklarını arardı kayıp yollar da
sonra, bir kadın çığlığı kayardı yıldız yıldız.
önce ilk bahar defnedilirdi karınca ayazında
sonra bir pervane yanardı.
gözlerimin sırılsıklam aydınlığında
kanatlarına islerdi yaşanmamış bir yaz kelebeklerin.
sonbahar geçerdi, kar yağardı.
ellerim üşürdü üşürdüm
ve şubatla biterdi bir masalın son cümlesi
seni düşünürdüm..​
 
Artık ben de sıkıldım güçlü görünmekten,
İçim düğüm düğümken başka düğümleri çözmekten...
Herkese yetişmekten ama hep kendime geç kalmaktan...?
Eskiden olsa bir şekilde yakasından tutardım hayatın,
Ama şimdi tutunduğum her hayat elimde kalıyor...
Ya benim gücüm tükenmiş, ya da hayatın karşıma çıkardığı yürekler çok acımasız...
Haketmeyenler en konforlu kalplerde sefalarını sürerken,
Nedense ben hep iyi halden tahliye ediliyorum yüreklerden...


tumblr_mi05qwweae1s3rws8o1_500.gif
 
Bütün dünyadaki suçları ben işlemişim gibi hissettim bir an..
Aslı astarı olmayan tüm cesetlerin katiliydim ben.
Ve bütün yasakları delip geçmiştim..
Hükümsüzdüm.

Avuçlarımda yokluğunun ateşi;
Tüm hataları kör gözle işleyendim.
Sevmiştim çünkü, varlığımla..
Yok olurcasına.
Kalbimde bitmek bilmeyen atış talimleri
Gün ve gün ölen, varlığınla her sabah dirilendim.
Gelecektin...!
Gelecektin, söz vermiştin.

Gözlerimlerimde tutmadığın sözlerin fırtınası
Bütün suçları işleyendim.
Hırsızdım..
Gölgeni yanımdan ayırmayan.
Katildim.. Kelimelerimle hayalini ölüdürüp, dirilten..
Bütün faili mechul cinayetlerin sebebiydim..
Adını bile bilediğim..


Gelmedin..
Kendimi suçlu gibi hissedişim bu yüzden..
Yüzsüzlüğümün sebebiydin sen..
Yazılan ayrılık şarkılarının nakaratında geçen...
Dilime şirk getiren.


Gözlerim boşlukta..
Başım yerde ise..
Katre-i matemimin nedeni yine sen.

Laura.
 
Saatlerce dinledim kendimi.Varabildiğim tek yer masanın üzerinde duran sigara paketiydi.
Bir defa da anlamayabilirdi insan. Sonra bir sigara yaktım ve başladım tekrar anlatmaya. Oda bir hayli rutubetli,şarkılar nemli ve sevdiğim adam küf kokuyor. Birazdan küfürler savuracak ve cümleler tarafından gözaltına alınacağım. Olsun,her zanlının savunması hazırdır. Bir yere ve bir şeylere ait olmak istiyordum. Hep,elbet bir gün tesellisinden yoruldum. Zamana bırakmaktan da öyle. Korkuyorum,kapımın çalınmasından ve kapıyı sonuna kadar açmaktan. Ben etsem,organlarım kabul etmiyor artık misafir. Geçenlerde sol göğüs kafesimi açmıştım birine. Giderken,açık bırakmış kapakcıkları. Bi hayli üşüttüm. Hâlâ hastayım. Üstelik nefesimde kırılmıştı uzun bir zaman önce. Parmaklarım yeni bir tene dokunamayacak kadar hassas,dudaklarım bitâp ve boynum yetimhanedeki çocuğun gözleri kadar ıslak. Oysa,banyoya girdiğimde musluktan akan su bile ıslatmıyordu bedenimi. Bütün bunların sebebi vardı elbette. Bağlanmak... Nasıl ürperdim söylerken. Defalarca uyarıma rağmen bunu hep yapıyordum. Bir mavi gördüğümde gökyüzüne,bir kuş gördüğümde özgürlüğe,bir renk gördüğümde gökkuşağına,bir yeşil gördüğümde ağaçlara,bir şarkı duyduğumda notalara,ucu boyalı bir fırça gördüğümde ressamlara,bir park gördüğümde çocuklara,bir yağmur gördüğümde bulutlara,bir kar gördüğümde kurtlara! Bir ateş gördüğümde küle,bir toprak gördüğümde ölülere ve bir sevgi gördüğümde insalara bağlandım! Bağlanmak... Kendimi her şeyden soyutlayıp,başka bir şeye adamak... İnsanın kendine yapabileceği en kötü şeydi bu. Hepsi,seninle vakit geçirmeyi,ruhundaki huzuru,heyecanı seviyor. Yanındayken dünyanın en mutlu insanı gibi davranıyor ve farklı olduğunu hissettiriyor. İşte o noktada başkalaşıyor,kendinden ödünler veriyorsun. Misal,rakı sevmiyorsun ama içeceksin,dans etmeyi bilmiyorsun ama öğreneceksin. Zaten,o şarkıyı da hiç sevmiyordun ama dinleyeceksin. Neden? Çünkü o seviyor...

Ne diyordu şair?
Bağlanmayacaksın öyle,körü körüne....



Bağlanmayacaksın..


Çünkü her giden senden bir parçanı daha alır götürür, her giden bir parçasını bırakır senden sana bir avuç can kırığı kalır..




Laura.
[YOUTUBE]-NV_TlYGzfc[/YOUTUBE]
 
Bu gece yıldızları saymadım senin için.


Uykusuzları saydım; sevdasından,

derdinden, dermanından yada bilemediğim türlü imtihanından dolayı gözlerini
kapatamayanları saydım bu gece....




Etrafında pervanelerin seyrü seferini,

gördüğüm ne kadar şule-feşan varsa, sana yaktım....




Zordu inan, tüm ışıklarını

söndürmüşken bana;




debdebesiyle tir tir titrediğim ateşler yakmak sana.

Bu imkansızlık hüznünün dehlizlerinde kaybolarak, içimdeki bitimsiz korkuyla
bağırarak dökmüyorum sahipsiz benliğimi Yaradana...




Hafî bir zincirle

düğümlüyorum dilimi...




Çözülürse yanacağım sanki, eriyecek ve biteceksin sen

de, taşıdığım can gibi....



Haliyle sakinleşmiş, kâl ehlince vazgeçmiş lakin hâl ehlince sabr-ı sukûna
ermiş bir aşığın gördüğüdür gözlerim....




Şimdi, ne bilecek bakıp da görmeyen

ehl-i kibir, sevgilinin gamzesiyle gamzede aşığın halini...





Sevgili katında yaş tüketmek demek;


demirden havanlarda sabırdan nehir

kenarlarında dövülmek, yumuşamak ve dahi temizlenmek demek...





Her gündoğumunda

Yusuf'u kaybedip ve her gün batımında yeniden bulmak lakin ne feryad edip
ağlamak ne de sevinçten çılgına dönmek demek....




O belde-i mukaddeste bulunmak demek,


her çark edişinde yalan dünyanın, asude bir meşk-i hayale dalıp;


ruhu bedenden ayırmak,


seyreylemek hikmet deryasına çağlayan nehirleri ve dahi

kaybolmak sularında ama asla boğulmamak demek....
Ahir zaman aşkları....
Yaşadıklarını üç harften ibaret görenler, çözemezler gizini....




Bilmezler ki

Ayn'ın içi Cennet, Şîn'in içi Cehennem ve Kaf'ın içi de Âraftır....




Cennete gönüllü sürgün,


metrelerce kuyrukla girenler,


sıra aşkın Cehennemine

geldiğinde koşarak kaçarlar. ...




Lutuf penceresini açamadan yola koyulurlar....


Ve

Araf....
Ah araf! Ah kaf dağının gizi ve zümrüd-ü ankanın varisi....




ne tatlı dil,


ne sert bakış....


Ne gerçek ne yalan..


Ne var ne yok...


Âraf gözlerin gibi,


benim

ârafım senin adın...


19559d1335470513-ask-resimleri-genel-baslik-tumblr_lwox1igwy21qcrza7o1_500jpg
 
Kayıplarıma karşılık seni aldım hayatıma...
Alnıma konduracağın bir buse uğruna kendimi kaybettim.
Önce umutlarımı gönderdim,
Sonra bitmek bilmeyen göz yaşlarımı tükettim...
Senin olduğun sol tarafa biraz da nefret kattım.
Soluğumu kestim..
Solumdan oldum.
Ardına dönüp bakan sana haykırandan eser bırakmadım...
Sen gittin, kendimi yıkıntı bir kentin arasında buldum...
Yığın yığın taş parçaların arasında kayboldum...
Değil adını anmak, kendi adımı hatırlayamaz oldum..
Çığlıklarımı ne ben duydum, ne de başkasına duyurdum...
Yitik bir kentte, yitikliğinle yok oldum.
Çalıntı bir Mavim de kalmadı, çalınan hicaz makamındda bir şarkımda...
Kader cizgisinde ne yazıyorsa ona kurban oldum...


İçki şişelerinin arasında aramadım kendimi, dalıp dalıp sende boğuldum...
Gece bilmedim... Gündüz, görmedim...
İki yamalı küfürde ölüm oldum..
``Aşk`` denen üç harf nelere kadirse...
Kendimi öylece, sende katlettim.
Ve sen; Her gün bir parçamı kaybettiğim, unutulmuşların arasına istiflediğim...
Hangi Aşk cukuruna kendini mimledinde böylesine hain oldun...?


Anlaşılmayan bir dilde, keşfedilmemiş bir ülkede yaşamışım, infaz edilmeden önce.. Anlattıkca, anlattıklarıma anlam veremedin...
Boş boş bakıp sırıttın...
``Aşk`` denilen üç harf uğruna ölmek değimiydi?
Ben gözü kapalı sana gelirken dilinden dökülen iki allı, pullu kelimeyemi kandım... Bu adına aşk dediğim katil nasıl da kurbanını pusuya yatırıyormuş...

Ona aldandım...

Laura





541331_136576989807015_1124039203_n.jpg
 
Geri